1- Çocukluk Dönemim

Babamın beni ramazan ayında teravih namazı kılmak için mahalledeki camiye götürdüğü günleri hâlâ hatırlıyorum. On yaşını doldurmamıştım ki, o beni namaz kılanlara tanıtıyor, onlar da beni seviyor ve bana muhabbet gösteriyorlardı.

Kur’ân hocamızın, birkaç gün önceden benim iki üç gece cemaatle teravih namazını kılmam için gerekli programları hazırladığını biliyordum. Diğer günler ben de mahallenin çocuklarıyla birlikte cemaatle teravih namazını kılmayı ve imamın Kur’ân’ın ikinci yarısına, yani Meryem Suresi’ne gelmesini beklemeyi âdet etmiştim.

Babam, benim Kur’ân öğrenimime özel bir özen gösteriyordu; bu yüzden beni Kur’ân okuluna göndermiş ve bir yandan da akrabalarımızdan gözleri görmeyen ve Kur’ân hafızı olan camii imamının geceleri evde verdiği Kur’ân derslerine katılmamı sağlamıştı. Böylece ben küçük yaştan itibaren Kur’ân’ın yarısını ezberlemiş bulunuyordum.

Kur’ân hocamız halka teravih namazını kıldırmamı sağ-larken, Kur’ân öğretimi hususundaki başarısını göstermeye çalışıyordu; bu yüzden Kur’ân’ın gerekli tecvit kurallarını bana öğretmişti ve iyice emin olmak için beni birkaç kez de imtihan etmişti…

İmtihanı babam ve hocamın benden bekledikleri gibi üstün bir başarıyla vermem, orada bulunan tüm halkın muhabbet ve övgüsünü kazanmama sebep oldu. Onlar hocamı, beni bu şekilde yetiştirdiğinden dolayı övdüler. Daha sonra da babamı tebrik ettiler. Hep birlikte yüce İslâm dininden ve Şeyh’in bereketinden ötürü Allah’a şükrettiler.

Bu hadiseden sonra, hatırası hayalimden kolay kolay silinmeyecek günler yaşadım. Artık şöhretim tüm şehre yayılmıştı.

O ramazan gecelerinin dinî eğilimlerim açısından hayatımdaki etkisi, çok güçlü ve kalıcı oldu. Bu etki şu ana kadar da devam etmektedir.

Hayatın akışı içerisinde ne zaman bir çıkmazla karşı karşıya gelip şaşkınlık içinde kaldıysam, kuvvetli bir gücün beni doğru yola sevk ettiğini hissediyordum. Ruhumda zaaf yahut hayatımda bir tatsızlık hissettiğimde, geçmiş günlerimi hatırlamak ruhumu yükseltiyor, sorumluluğa taham-mül gücümü artırıyor ve içimdeki iman ateşini alevlendiriyor.

Babamın ve daha doğrusu hocamın genç yaşta halka imamlık etmeme vesile olmalarıyla benim omuzlarıma yük-ledikleri mesuliyet, devamlı mevcut durumumla arzu ettiğim seviye arasında büyük bir uçurumun olduğunu ve bunun sorumluluğunun da bana ait olduğunu hissetmeme sebep olmuştu.

Böylece çocukluk ve gençlik dönemim taklitçilikten ve inkişaf yolundaki abes uğraşılardan uzak olmamasına rağmen, sükunet içinde bulunmama ve büyük günahlara bulaşmama sebep olan ve böylece beni kardeşlerimin arasında seçkin kılan ilâhî bir lütfun devamlı benimle birlikte olduğunu hissediyorum.

Aynı şekilde annemin hayatındaki etkisi de yön verici ve kalıcı oldu. Gözlerimi açtığımdan beri Kur’ân’ın kısa surelerini, namazı ve tahareti bana öğretmeye başlamıştı.

Annemin ilk oğlu olmam ve bir de babamın annemden yıllar önce evlendiği hanımından çocuklarının bulunması, bunların büyümüş olmaları ve ailede mevki kazanmaları, onun benim eğitimime özel bir önem vermesine sebep oluyordu.

O, beni terbiye etmekle teselli buluyordu sanki; o, bu yolla kendi kuması ve kocasının diğer çocukları ile yaşıyordu.

Annemin bana koyduğu Ticanî isminin “Ticanî Tarikatı’na” bağlı Semavî âilesi nezdinde özel bir yeri vardı. Bu ailenin Ticanî Tarikatı’na bağlanmaları Şeyh Ahmed Ticanî’nin çocuklarından birinin Semavî Ailesi’nin konuğu olarak Cezayir’den Kafse’ye gelmesiyle başlamış ve o günden itibaren, o şehrin halkının çoğu, özellikle kültürlü ve zengin aileler bu Sûfî tarikatına girmişlerdir…

Bu yüzden yirmiden fazla aileden müteşekkil Semavîler ve diğer Ticanî Tarikatı’na mensup aileler arasında özel bir sevgi kazanmıştım. Namaz kılan ihtiyarlardan bir çoğu ramazan gecelerinde benim elimden, başımdan öpüyor, babamı tebrik ediyor ve: “Bu çocuk şeyhimiz Ahmed Ticanî’nin bereketlerindendir.” diyorlardı.

Ticanî Tarikatı; Fas, Cezayir, Tunus, Libya, Sudan ve Mısır’da yaygındır. Bu tarikatın mensupları kendi tarikatlarını özel bir taassupla savunurlar. Bu yüzden Şeyh Ahmed Ticanî’nin haricinde başka hiçbir velinin ziyaretine gitmezler. Çünkü onlar evliyaların hepsinin ilimlerini birbirlerinden öğrendiğine, yalnız Şeyh Ticanî’nin, Peygamber’le arasında 13 asırlık bir zaman farkı olmasına rağmen, ilmini doğrudan Peygamber’den (s.a.a) aldığına inanıyorlar. Rivayete göre Şeyh Ahmed Ticanî diyormuş ki: “Peygamber (s.a.a) uykuda değil, uyanık olduğum hâlde benim yanıma geldi.”

Yine şeyhlerinin öğrettiği kamil namazın, kırk Kur’ân hatminden daha üstün olduğuna inanıyorlar.

Sözü bu konuda uzatmamak için Ticanî Tarikatı hakkında bu kadarıyla yetiniyorum. İnşallah ileride yine bu konuya değineceğim.

Ben de bu şehrin diğer gençleri gibi bu inançla büyümüştüm ve bizden sorana, Allah’a hamd olsun ki hepimiz Müslüman’ız ve Ehlisünnet ve’l-Cemaat’teniz ve İmam Malik İbn Enes’in mezhebine bağlıyız diyordum.

Elbette kuzey Afrika’da geniş bir şekilde yayılmış bulunan tasavvuf tarikatları, bizi değişik fırkalara bölmüştür. Mesela yalnız Kafsa şehrinde, Ticanî, Kadirî, Rahmanî, Selâmî, İsavî gibi değişik tarikatlar vardır ve her birinin ayrı ayrı izleyicileri mevcuttur ve her birinin şiirlerini, dualarını, zikirlerini ezberleyip düğün, sünnet ve diğer şenlik ve adak törenlerinde okuyanları vardır.

Bu tarikatlar, menfi etkilerine rağmen bölgede dinî gelenekleri korumak ve evliyalara karşı hürmeti güçlendirmek yönünde inkâr edilmez role sahiptirler.

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*