10- Yunus Suresi

(Mekke’de inmiştir; 109 ayettir. Ancak bazılarına göre, 93-96. ayetleri Medine’de inmiştir. Bazılarına göre ise, 40. ayeti de Medine’de inmiştir.)

(İmam Sadık (a.s)’dan şöyle nakledilmiştir: “Kim her iki veya üç ayda bir Yunus Suresi’ni okursa, onun cahillerden olmasından korkulmaz ve kıyamet günü de Allah Teala isterse, mukarreblerden olur.” (bk. es-Safî, Sevabu’l-Amal’dan naklen.) Bu surede Yunus Peygamber’in adı geçtiği ve kavminin bağışlandığı bildirildiği için ‘Yunus Suresi’ adıyla anılmıştır.)

Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla

1. Elif, Lâm, Râ. İşte bunlar, hikmetli kitabın ayetleridir.

2. İçlerinden bir adama, “İnsanları uyar ve iman edenlere Allah katında kendileri için bir doğruluk makamı olduğunu müjdele.” diye vahyetmemiz, insanlar için şaşılacak bir şey mi?! Kâfirler, “Kuşkusuz, bu apaçık bir büyücüdür.” dediler.

3. Kuşkusuz Rabbiniz, gökleri ve yeri altı günde yaratan ve sonra Arş’a egemen olup işleri düzene koyan Allah’tır. O’nun izni olmadan bir şefaatçi bulunmaz. İşte Rabbiniz, o Allah’tır; O’na ibadet edin. Acaba öğüt almıyor musunuz?!

4. Hepinizin dönüşü O’nadır. Bu, Al­lah’ın hak olan bir sözüdür. Gerçekten O, iman edenleri adalet üzere mükâ­fatlandırmak için yaratılışı başlatır, sonra onu geri çevirir. Kâfirlere ise, inkâr ettikleri için kaynar sudan bir içecek ve acı bir azap vardır.

5. Güneşi ışık (kaynağı), ayı aydınlık kılan yılların sayısını ve hesabı bilesiniz diye ona (aya) menziller belirleyen O’dur. Allah bunları ancak hak üzere yaratmıştır. O, bilen bir toplum için ayetlerini genişçe açıklar.

6. Gece ve gündüzün (birbiri ardınca) gidip gelişinde, Allah’ın göklerde ve yerde yarattığı şeylerde takvalı olan bir topluluk için ayetler vardır.

7. Bizimle buluşmayı ummayan, dünya hayatıyla memnun olan, ona güvenen ve bizim ayetlerimizden gafil olan kimseler var ya!

8. Onların barınağı, kazandıkları kötülüklerden dolayı ateştir.

9. Kuşkusuz, iman edip iyi işler yapanları, Rableri imanları sebebiyle hidayete erdirir. Nimetlerle dolu cennetlerde onların (saraylarının) altından ırmaklar akar.

10. Bunların orada (Allah’ı) çağırması, “Her eksiklikten uzaksın sen Ey Allah!” demektir; iltifatları “selam”dır; son çağrıları da, “Âlemlerin Rabbine hamd olsun.” demektir.

11. İnsanların hayra ulaşmakta acele ettikleri gibi Allah şerrin onlara ulaşmasını çabuklaştırsaydı, kuşkusuz süreleri sona ererdi. Böylece bizimle buluşmayı ummayanları taşkınlıkları içinde şaşkın hâlde bırakırız.

12. İnsana bir rahatsızlık dokundu mu yan üzere yatarken, otururken veya ayakta iken bizi çağırır; ancak rahatsızlığı ondan giderdiğimizde sanki kendisine dokunan bir rahatsızlık için bizi çağırmamış gibi geçer gider. İşte haddi aşanlara, yaptıkları işler böyle süslü kılınmıştır. (Yaptıkları işlerin kötülüğünü fark etmezler.)

13. Kuşkusuz, sizden önceki nesilleri zulmettikleri zaman yok ettik. Oysa peygamberleri apaçık delilleri onlara getirmişlerdi. Ancak onlar iman edecek değillerdi. İşte biz, suçlular topluluğunu böyle cezalandırırız.

14. Sonra onların ardından, nasıl davranacağınızı görelim diye sizi yeryüzünde öncekilerin yerine geçirdik.

15. Ayetlerimiz kendilerine apaçık şekilde okununca, bizimle buluşacaklarını ummayan kimseler, “Bize bundan başka bir Kur’an getir veya bunu değiştir.” derler. De ki: “Kendi yanımdan onu değiştirmek benim hakkım değildir. Ben sadece vahyedilene uymaktayım. Eğer Rabbime karşı gelirsem, büyük bir günün azabından korkarım.”

16. De ki: “Eğer Allah dileseydi, ben onu size okumazdım ve Allah da onu size bildirmezdi. Bundan önce uzun bir süre sizin aranızda yaşadım. Acaba düşünmüyor musunuz?!

“Bundan önce” yani Kur’an’ın inişinden önce.

17. Allah’a yalan isnat eden veya O’nun ayetlerini yalanlayan kimseden daha zalim kim var? Kuşkusuz, suçlular kurtuluşa ermezler.

18. Allah’ı bırakıp kendilerine ne bir zarar veren ve ne de bir yarar sağlayan şeylere tapıyorlar ve “İşte bunlar, Allah katında bizim şefaatçilerimizdir.” diyorlar. De ki: “Siz Allah’a, göklerde ve yerde (bulunup) O’nun bilmediği bir şeyi mi haber veriyorsunuz?! O, onların ortak koştukları şeyden uzaktır ve yücedir!

19. İnsanlar tek bir ümmet idiler, sonra ihtilafa düştüler. Rabbin tarafından (imtihan için azabın gecikeceği hakkında) önceden bir söz geçmiş olmasaydı, ihtilaf ettikleri hususlarda aralarında (derhal) hüküm verilirdi.

20. “Niçin ona Rabbinden bir ayet (mucize) indirilmemiş?” diyorlar. De ki: “Gayb sadece Allah’a aittir. Bu durumda bekleyin, ben de sizinle bekliyorum.”

21. Kendilerine dokunan bir sıkıntıdan sonra insanlara bir rahmet tattırdığımızda, hemen bizim ayetlerimize karşı tuzak kurmaya koyulurlar. De ki: “Allah’ın tuzağı daha çabuktur. Kuşkusuz elçilerimiz, kurmakta olduğunuz tuzakları yazmaktadırlar.”

22. Kara ve denizde sizi gezdiren O’dur. Gemilerde bulunduğunuz ve gemiler hoş bir rüzgârla onları dolaştırdığı, onların da bununla sevindiği bir sırada sert bir fırtına gelip çatar ve her yerden dalgalar onları sarar da artık çepeçevre kuşatıldıklarına inanınca, Allah için dinlerini (her türlü şirkten) arındırarak, “Bizi bundan kurtarırsan, mutlaka şükredenlerden oluruz.” diye yalvarırlar.

23. Fakat onları kurtarınca, hemen haksız yere yeryüzünde zulüm ve azgınlık yapmaya koyulurlar. Ey İnsanlar! (Bilin ki) zulüm ve azgınlığınız sadece kendi aleyhinizedir. Bu, dünya hayatının geçici bir zevkidir. Sonra dönüşünüz bizedir ve biz de yaptığınız işleri size bildireceğiz.

İmam Sadık (a.s)’ın şöyle dediği nakledilmiştir: “Üç şey(in zararı) sahibine döner: Ahdi çiğnemek, zulmetmek ve tuzak kurmak. Yüce Allah şöyle buyurmuştur: Ey İnsanlar! (Bilin ki) zulüm ve azgınlığınız, sadece kendi aleyhinizedir.” (bk. Ayyaşî Tefsiri)

24. Dünya hayatının örneği, gökten indirdiğimiz bir suya benzer ki, insanların ve hayvanların yediği yeryüzünün bitkileri onunla gürleşip birbirine karışır. Nihayet yer süsünü takınıp güzelleştiği ve yeryüzündekiler ondan yararlanma gücüne sahip olduklarını sandıkları sırada, gece veya gündüz ansızın emrimiz gelip çatar ve o yeri sanki orada önceden bir şey yokmuş gibi biçilmiş hâle getirir. Ayetlerimizi, düşünen topluluk için böyle genişçe açıklarız.

25. Allah, esenlik (selam) yurduna çağırır ve dilediğini doğru yola iletir.

İmam Muhammed Bâkır (a.s)’ın şöyle dediği nakledilmiştir: “Selam Allah’tır ve kullarına ve dostlarına yaratmış olduğu yurdu ise cennettir. O, dilediğini cennetin yolu olan doğru yola muvaffak kılarak (bu yurda) hidayet eder.” (bk. es-Safî Meani’l-Ahbar’dan naklen.)

26. İyi işler yapanlara iyilik ve daha fazlası (mükâfat olarak) vardır. Yüzlerini ne kara bir toz ve ne de zillet sarar. İşte onlar cennetliktirler ve orada ebedi kalırlar.

el-Kaddah şöyle nakleder: İmam Muhammed Bâkır (a.s) bana, …Yunus Suresini oku dedi. Ben sureyi okuyarak, “İyi işler yapanlara iyilik ve daha fazlası (mükâfat olarak) vardır. Yüzlerini ne kara bir toz ve ne de zillet sarar. İşte onlar cennetliktirler ve orada

ebedi kalırlar.” ayetine geldim. İmam, “Yeter!” dedi. Sonra şöyle buyurdu: “Resulullah şöyle buyurmuştur: Ben Kur’an okuduğumda niçin yaşlanmadığıma şaşırıyorum.” (el-Kâfî, c.2, s.633; Ayyaşî Tefsiri, c.2, s.120)

27. Kötülük kazananlara gelince, her kötülüğe ancak misliyle karşılık verilir. Onları zillet sarar. Allah’a karşı onları koruyacak kimse bulunmaz. Sanki yüzlerini karanlık geceden parçalar örtmüştür. Onlar ateş adamlarıdırlar ve onlar orada ebedi ka-lırlar.

28. Hatırla o günü ki, onların tümünü diriltip bir araya toplarız. Sonra ortak koşanlara, “Siz ve ortaklarınız yerlerinizde kalın.” deriz. Ardından onların aralarını açarız. Ortakları, “Siz bize tapmıyordunuz.” derler.

29. “Allah bizimle sizin aranızda şahit olarak yeter. Kuşkusuz, biz sizin (bize) tapınmanızdan habersizdik.”

30. İşte orada herkes önceden yapmış olduğu işleri yoklayacaktır. Onlar gerçek sahipleri olan Allah’a döndürülecekler ve uydurdukları yalanlar kendilerinden kaybolup gidecektir.

31. De ki: “Size gökten ve yerden kim rızk veriyor? Veya işitme ve görme hislerine kim egemendir? Diriyi ölüden ve ölüyü de diriden kim çıkarır? İşleri kim düzene koyar?” “Allah.” diyecekler. De ki: “Öyleyse (Allah’a karşı gelmekten) sakınmıyor musunuz?”

32. İşte sizin hak Rabbiniz, o Allah’tır. Hakkın ötesinde sapıklıktan başka bir şey mi var?! Öyleyse nasıl (haktan) döndürülüyorsunuz?!

33. Böylece Rabbinin, emre boyun eğmeyenler hakkındaki, “Artık onlar iman etmezler.” sözü kesinlik kazandı.

34. De ki: “Sizin (Allah’a koştuğunuz) ortaklarınızdan yaratılışı başlatıp sonra onu geri döndürecek olan bir kimse var mı?” De ki: “Allah’tır yaratılışı başlatıp onu geri döndürecek olan. Öyleyse nasıl (haktan) çevriliyorsunuz?!”

35. De ki: “Ortaklarınız arasında hakka götüren biri var mı?” De ki: “Allah hakka götürür. Acaba hakka götüren mi uyulmaya daha layıktır, yoksa hidayete erdirilmedikçe (kendisi bile) hidayete ermeyen mi? Size ne oluyor, nasıl hükmediyorsunuz?!”

36. Onların çoğu sadece zanna uyar. Oysa zan, hak konusunda (insana) asla yetmez. (Kişiyi hakka ulaştırmaz ve gerçek ilmin yerini doldurmaz). Allah onların yaptıklarını iyice bilmektedir.

37. Bu Kur’an, Allah’tan başkası tarafından uydurulmuş değildir. Ancak kendinden öncekilerin doğrulayıcısı ve (Levh-i Mahfuz’da olan) kitabın açıklamasıdır. Onda bir kuşku yoktur; âlemlerin Rabbi tarafından gelmiştir.

38. Yoksa “Onu uydurdu” mu diyorlar?! De ki: “Eğer doğru söylüyorsanız, siz de onun gibi bir sure getirin ve (bu iş için) Allah’tan başka gücünüz yettiği herkesi yardıma çağırın.”

39. Hayır; onlar bilgisini kavrayamadıkları ve kendilerine tevili gelmemiş olan bir şeyi yalanladılar. Onlardan öncekiler de böyle yalanlamışlardı. Bak, zulmedenlerin sonu nasıl oldu?

(bk. Açıklamalar Bölümü: 89)

40. İçlerinden bazıları ona iman ederler, bazıları da ona iman etmezler. Rabbin, bozgunculuk yapanları (herkesten) daha iyi bilir.

41. Eğer seni yalanlarlarsa, de ki: “Benim yaptıklarım bana ve sizin yaptıklarınız size aittir. Siz benim yaptıklarımdan uzaksınız, ben de sizin yaptıklarınızdan uzağım.”

42. Onlardan sana kulak asanlar da vardır. Anlamasalar da yine sağırlara söz işittirebilir misin?!

43. Onlardan sana bakanlar da vardır. Görmeseler de körleri doğru yola iletebilir misin?!

44. Kuşkusuz, Allah insanlara hiçbir şekilde zulmetmez. Fakat insanlar ken­dilerine zulmederler.

İmam Muhammed Bâkır (a.s)’dan şöyle nakledilmiştir: “Hikmet sahibi ve her şeyi bilen Allah, sadece hoşnutluğunu kabul etmeyenlere gazap eder; sadece bahşişini kabul etmeyenlere merhametini esirger ve yalnız hidayetini kabul etmeyenleri saptırır.” (bk. es-Safî Tefsiri, el-Kâfî’den naklen.)

45. Onları dirilteceği gün sanki ancak birbirleriyle tanışmayla geçirdikleri günün bir bölümü kadar (dünyada) kalmışlardır. Allah’ın huzuruna varmayı yalanlayanlar, gerçekten ziyana uğramışlar ve hidayete ermemişlerdir.

46. Onlara vadettiklerimizden (cezalardan) bazılarını sana göstersek veya seni vefat ettirsek, her halükârda onların hepsinin dönüşü bizedir, sonra Allah onların yaptıklarına şahittir.

47. Her ümmetin bir peygamberi vardır. Peygamberleri onlara geldiklerinde aralarında adaletle hükmedilir ve onlara zulmedilmez.

48. “Eğer doğru söylüyorsanız, bu (azap) vaadi ne zaman gerçekleşecektir?” derler.

49. De ki: “Allah’ın dilemesi dışında ben, kendime bir zarar veya bir yarar verme yetkisine sahip değilim. Her topluluğun bir süresi (eceli) vardır. Süreleri dolunca ne bir saat geri kalırlar ve ne de ileri geçerler.”

50. De ki: “Sizce, Allah’ın azabı geceleyin veya gündüzün size gelecek olursa, suçlular o azabın neyini çabuk isterler?!”

51. Onlara, “Sonra o azap gerçekle-şince mi ona iman ettiniz?! Şimdi mi?! Oysa önceden bunun çabuk gelmesini istiyordunuz?!” denir.

52. Sonra zulmeden kimselere, “Kalıcı azabı tadın! Kendi yaptıklarınızdan başka bir şeyle mi cezalandırılıyorsunuz?” denir.

53. Senden, “O (kıyamet azabı) hak mıdır?” diye bilgi almak istiyorlar. De ki: “Evet; Rabbime yemin ederim ki o haktır ve siz (Allah’ı) âciz kılacak değilsiniz.”

54. Eğer zulmetmiş olan her bir kimse yeryüzünde bulunan her şeye sahip olsa, (azaptan kurtulmak için) onu bedel olarak verir. Onlar azabı görünce pişmanlıklarını gizlerler ve aralarında adaletle hükmedilir; onlara zulmedilmez.

55. Bilesiniz ki, yerde ve gökte ne varsa Allah’ındır. Bilesiniz ki, Allah’ın vaadi haktır. Ama onların çoğu bilmezler.

56. O diriltir ve öldürür ve ancak O’na döndürüleceksiniz.

57. Ey insanlar! Rabbiniz tarafından size öğüt, yüreklerde olan hastalıklara şifa ve müminler için hidayet ve rahmet gelmiştir.

58. De ki: “Sadece Allah’ın lütfu ve merhametiyle, evet sadece bununla sevinsinler.” Bu, onların topladıklarından daha iyidir.

Hz. Peygamber ve Ehl-i Beyt İmamları’ndan gelen hadislerde, Allah’ın lütfundan maksat Peygamber’in gönderilişi ve rahmetinden maksat da Ali’nin velayeti olduğu açıklanmıştır. (bk. es-Safî Tefsiri, Mecalisu’l-Müminin ve Ayyaşî Tefsiri’nden naklen.)

59. De ki: “Allah’ın sizin için indirdiği ve sizin (bir delil olmadan) bir kısmını helal ve bir kısmını da haram kıldığınız rızk hakkında ne dersiniz?” De ki: “Allah mı size izin verdi, yoksa Allah’a yalan mı isnat ediyorsunuz?”

(bk. Açıklamalar Bölümü: 90)

60. Allah’a yalan isnat edenlerin kıyamet günü (hakkındaki) düşünceleri nedir? Allah’ın insanlara lütuf ve merhameti çoktur; ama insanların çoğu şükretmezler.

61. Hiç bir durumda olmazsın, O’nun vahyettiği Kur’an’dan hiçbir bölüm okumazsın ve hiç bir iş yapmazsınız, ki o işe giriştiğinizde biz sizi görmeyelim. Yerde ve gökte zerre ağırlığınca hiçbir şey Rabbine gizli kalmaz. Ondan (zerreden) daha küçük veya daha büyük hiçbir şey yoktur ki, apaçık bir kitapta (kayıtlı) olmasın.

İmam Sadık (a.s)’dan şöyle nakledilmiştir: “Resulullah (s.a.a) bu ayeti okuduğunda şiddetle ağlardı.” (bk. Mecmau’l-Beyan Tefsiri.)

62. Bilin ki, Allah’ın dostlarına ne bir korku var ve ne de onlar üzülürler.

İmam Sadık (a.s)’dan şöyle dediği nakledilmiştir: Resulullah (s.a.a) şöyle buyurmuştur: “Kim Allah’ı tanır ve onun azametine inanırsa, ağzını konuşmaktan ve karnını yemekten sakındırır, oruca ve ibadete yönelir.” Halk, “Babamız ve annemiz sana feda olsun, bunlar Allah’ın velileridir (dostlarıdır.)” dediler. Resulullah şöyle buyurdu: “Allah’ın velileri, sustuklarında susmaları zikir; baktıklarında bakmaları ibret; konuştuklarında konuşmaları hikmet ve yürüdüklerinde yürümeleri insanlar arasında bereket kaynağıdır. Eğer Allah’ın onlar için yazdığı ecel olmasaydı, Ruhları azabın korkusu ve mükâfatın iştiyakından bedenlerinde durmazdı.” (bk. es-Safî Tefsiri, el-Kâfî’den naklen)

63. Onlar, iman etmiş takvalı kimselerdir.

64. Onlar için dünya hayatında ve ahirette (Allah tarafından) müjde vardır. Allah’ın sözlerinde (vaatlerinde) bir değişme yoktur. İşte bu büyük bir başarıdır.

65. Onların sözü seni üzmesin. Kuşkusuz izzet (güç ve onur) tümüyle Allah’a aittir. O, işitendir ve bilendir.

66. Bilin ki, göklerde olan herkes ve yerde olan herkes Allah’ındır. Allah’tan başka ortaklar çağıranlar neye uymaktalar?! Doğrusu onlar, sadece kuruntu ve zanna uyuyorlar ve sadece tahmin yürütüyorlar.

67. Geceyi içinde huzur bulmanız için yaratan ve gündüzü aydın kılan O’dur. Kuşkusuz, bunda işiten bir topluluk için ayetler vardır.

68. (Müşrikler,) “Allah kendine çocuk edinmiştir.” dediler. (Oysa) Allah (tüm eksikliklerden) münezzehtir; O mutlak ganidir; göklerde olan her şey ve yerde olan her şey O’nundur. (Ey müşrikler! Sizin) buna (bu iddianıza dair) bir deliliniz yoktur. Allah hakkında bilmediğiniz bir şeyi mi söylüyorsunuz?!

69. De ki: “Allah hakkında yalan uyduranlar kurtuluşa ermezler.”

70. (Onlar için) dünyada (kısa süreli) bir yararlanma ve zevk vardır. Sonra dönüşleri bizedir. Sonra da inkâr etmekte olduklarına karşılık onlara şiddetli azabı tattıracağız.

71. Nuh’un haberini onlara oku. Hani o, kendi kavmine şöyle demişti: “Ey kavmim! Eğer sizin aranızda bulunmam ve Allah’ın ayetlerini hatırlatmam size ağır geliyorsa, (şunu bilin ki,) ben Allah’a tevekkül ettim. Siz de Allah’a koştuğunuz ortaklarla birlikte tavrınızı kesinleştirin, artık işiniz size örtülü kalmasın. Sonra benim hakkımda yapacağınızı yapın ve bana göz açtırmayın.”

72. “Eğer yüz çevirseniz, (şunu bilin ki,) ben sizden bir karşılık istemiyorum. Beni mükâfatlandırmak Allah’a düşer ve bana, Allah’a teslim olanlardan olmam emredilmiştir.”

73. Ama onlar onu yalanladılar. Biz de onu ve gemide beraberinde bulunanları kurtardık ve onları (öncekilerin) halefi kıldık. Ayetlerimizi yalanlayanları ise suda boğduk. Bak, uyarılanların sonu nasıl oldu?!

74. Sonra onun arkasından birçok peygamberi kavimlerine gönderdik. Onlara apaçık deliller getirdiler. Fakat onlar önceden yalanladıkları şeye inanacak değillerdi. İşte haddi aşanların kalplerini böyle mühürleriz.

75. Sonra onların arkasından Musa ve Harun’u Firavun’a ve yanındaki seçkinlere apaçık delillerle gönderdik. Ancak onlar büyüklük tasladılar. Onlar suç işleyen bir topluluk idiler.

76. Katımızdan onlara hak geldiğinde dediler ki: “Kuşkusuz, bu apaçık bir büyüdür.”

77. Musa, “Hak size geldiğinde onun hakkında böyle mi diyorsunuz?!” Büyü müdür bu?! Oysa büyücüler kurtuluşa ermezler.” dedi.

78. Dediler ki: “Sen bizi babalarımızın takip ettiği yoldan çevirmek ve bu topraklarda yüceliğin siz ikinize ait olması için mi bize geldin? Biz siz ikinize inanacak değiliz.”

79. Firavun, “Bütün bilgili sihirbazları benim huzuruma getirin.” dedi.

80. Sihirbazlar gelince Musa, “(Büyü için) atacağınız ne varsa atın.” dedi.

81. Onlar (sihir araçlarını) atınca Musa, “Sizin ortaya koyduğunuz şey sihirdir. Kuşkusuz, Allah onu geçersiz kılacaktır. Allah, bozguncuların işini düzeltmez.” dedi.

82. Allah, suçlular istemeseler de hakkı kendi sözleriyle (emirleri ve ayetleriyle) geçerli kılar.

83. Firavun ve adamlarının kendilerine işkence etmesinden korktukları için Musa’ya kendi kavminden olan (genç) bir kuşaktan başka kimse inanmadı. Kuşkusuz, Firavun o topraklarda ululanan biriydi ve kuşkusuz o, haddi aşan kimselerdendi.

84. Musa, “Ey kavmim! Eğer Allah’a iman etmişseniz, O’na tevekkül edin; eğer (gerçekten O’na) teslim olanlar iseniz.” dedi.”

85. Dediler ki: “Biz Allah’a tevekkül ettik. Ey Rabbimiz! Bizi zalimlerin fitnesine (işkencelerine) maruz bırakma.”

86. “Ve kendi rahmetinle bizi kâfirler topluluğundan kurtar.”

87. Musa ve kardeşine, “Mısır’da kavminize evler hazırlayın, evlerinizi birbirlerinin karşısında kurun, namazı hakkıyla kılın ve müminleri müjdele.” diye vahyettik.

88. Musa şöyle dedi: “Ey Rabbimiz! Sen Firavun’a ve kavminin ileri gelenlerine dünya hayatında ziynet ve mallar verdin. Ey Rabbimiz! (Kullarını) senin yolundan saptırsınlar diye. Ey Rabbimiz! Onların mallarını yok et ve kalplerini katılaştır ki, acı azabı görmedikçe iman etmezler.

89. Allah, “İkinizin duası kabul olundu. Direnin ve bilgisiz kimselerin yoluna uymayın.” dedi.

90. Ve İsrailoğulları’nı denizden geçirdik. Firavun ve askerleri, haksızlık ve saldırganlık ile peşlerine düştüler. Nihayet boğulma eşiğine gelince (Firavun), “İs­railoğulları’nın iman ettiği ilahtan başka bir ilahın olmadığına iman ettim; ben (hakka) teslim olanlardanım.” dedi.

91. Şimdi mi?! Oysa önceden (Allah’ın emirlerine) karşı gelmiştin ve bozgunculardan idin.

92. Senden sonra gelenlere bir ayet (belirti) olasın diye bugün senin cesedini sahile atacağız. Doğrusu insanların birçoğu ayetlerimizden habersizdir.

93. İsrailoğulları’nı sağlam ve doğru bir mevkie yerleştirdik ve temiz şeylerden onlara rızk verdik. İhtilafa düşmeleri de ancak kendilerine bilgi geldikten sonra oldu. Kuşkusuz, Rabbin kıyamet günü ayrılığa düştükleri konular hakkında aralarında hüküm verecektir.

94. Eğer sana indirdiğimiz hakkında şüphede isen, senden önce kitabı oku­yanlara sor. Kuşkusuz, Rabbinden sana hak gelmiştir. Sakın şüphe edenlerden olma.

(bk. Açıklamalar Bölümü: 91)

95. Ve sakın Allah’ın ayetlerini yalanlayanlardan olma, yoksa zarar edenlerden olursun.

96-97. Rabbinin sözü (azap vaadi) haklarında kesinleşenler, acı azabı görene kadar kendilerine her türlü ayet gelse bile, iman etmezler.

98. Niçin Yunus’un kavmi dışında hiçbir beldenin halkı kendilerine yarar sağlayacak şekilde iman etmediler (iman etmeyi kendilerine yarar sağlamayacak kadar geciktirdiler)?! Yunus’un kavmi iman ettiği zaman, dünya hayatındaki zillet azabını onlardan kaldırdık ve onları belli bir süreye kadar (dünya hayatından) yararlandırdık.

99. Rabbin isteseydi, yeryüzünde olan herkes iman ederdi. Bu durumda sen insanları iman etsinler diye mi zorluyorsun?!

100. Allah’ın izni olmadıkça hiç kimse iman etmez. Allah, pisliği akıl etmeyenlere yükler.

101. De ki: “Göklerde ve yerde ne olduğuna bir bakın!” Ayetler ve uyarmalar, iman etmeyen bir topluluğa fayda etmez.

102. Kendilerinden önce gelip geçenlerin geçirdiği günlerden farklı bir şeyi mi beklerler?! De ki: “Bekleyin, ben de sizinle birlikte bekliyorum.”

103. Sonra biz, kendi elçilerimizi ve iman edenleri kurtarırız. İşte üzerimize düşen bir hak olarak iman edenleri böyle kurtarırız.

İmam Sadık (a.s)’ın şöyle dediği nakledilmiştir: “İçinizden bu inanç (Ehl-i Beyt’in masum olduğu inancı) üzere ölenlerin cennet ehli olduklarına dair şahitlik etmenize ne engel oluyor?! Oysa Allah Teala buyuruyor ki: ‘İşte üzerimize düşen bir hak olarak iman edenleri böyle kurtarırız.'” (es-Safı)

104. De ki: “Ey insanlar! Eğer Dinim hakkında kuşkuda iseniz, (şunu bilin ki) ben, Allah’tan başka taptığınız şeylere tapmam. Ben, ancak sizin canınızı alan Allah’a ibadet ederim. Bana, iman edenlerden olmam emrolundu.”

105. “Ve hakka yönelerek yüzünü dine doğru yönelt ve asla Allah’a ortak koşanlardan olma!” (diye buyuruldu.)

106. “Ve Allah’ı bırakıp da sana yarar ve zarar vermeyen şeyleri çağırma. Eğer böyle yaparsan, zalimlerden olursun.” (denildi.)

107. Allah sana bir sıkıntı dokundurursa, onu O’ndan başka kimse gideremez; sana bir iyilik ulaştırmayı dilerse de, O’nun lütfunu geri çevirecek kimse olmaz. Lütfunu kullarından dilediğine ulaştırır. O, bağışlayandır ve sürekli merhamet edendir.

108. Ey insanlar! Rabbinizden size gerçek geldi. O hâlde, kim hidayet bulursa, kuşkusuz kendi yararına hidayet bulmuş olur; kim de sapıklığa düşerse, kuşkusuz kendi zararına sapıklığa düşmüş olur. Ben size vekil (koruyucu) değilim.

109. Sana vahyedilene uy ve Allah hükmünü verinceye kadar sabret. O, hüküm verenlerin en iyisidir.

Meal: Murtaza Turabi

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*