11- Hud Suresi

(Mekke’de inmiştir; 123 ayettir. Bazılarına göre, 114. ayeti Medine’de inmiştir.)

(İmam Muhammed Bâkır (a.s)’ın şöyle dediği nakledilmiştir: “Kim Hud Suresi’ni haftada bir defa okursa, Allah onu peygamberler topluluğuyla birlikte mahşere getirir ve kıyamet günü amelleri içerisindeki günahlarını ona göstermez.” (bk. Sevabu’l-A’mal, es-Safî Tefsiri’nden naklen.) Bu surenin 50-60. ayetlerinde Hz. Hud (a.s)’dan bahsedildiği için bu adla anılmıştır.)

Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla

1. Elif, Lâm, Ra. Bu, hikmet sahibi ve her şeyden haberdar olan (Allah) tarafından (indirilmiş,) ayetleri sağlamlaştırılmış ve sonra açıklanmış bir kitaptır.

2. Ki Allah’tan başka bir şeye tapmayın. Kuşkusuz, ben size, O’nun tarafından (gönderilmiş) bir uyarıcı ve müjdeciyim.

3. Ve Rabbinizden af dileyin, sonra tövbe ederek O’na dönün ki, belirlen-miş bir süreye kadar sizi en güzel şekilde yaşatsın ve her üstünlük sahibine hak ettiği üstünlüğü versin. Eğer yüz çevirirseniz, ben sizin için büyük bir günün azabından korkarım.

4. Dönüşünüz Allah’adır. O’nun her şeye gücü yeter.

5. Bilin ki onlar, ondan saklanmak için göğüslerini büküyorlar. Bilin ki onlar, elbiselerini üzerlerine çekerken (Al­lah) onların gizlediklerini de, açığa vurduklarını da bilir. Kuşkusuz O, kalplerin özünü bilendir.

6. Yeryüzündeki her canlının rızkı Allah’a aittir. Her nefsin asıl yurdunu ve geçici barınağını (O) bilir. Tüm bunlar, açıklayıcı bir kitaptadır.

Hz. Ali (a.s)’ın şöyle buyurmuştur: “Allah onların rızklarını bölmüş; bıraktıkları eserleri, yaptıkları işleri, nefeslerinin sayısını, hain bakışlarını, yüreklerinde gizlediklerini, asıl yurtlarını ve geçici barınaklarını, her şeyi önceden sayıp bilmiştir.” (bk. Nehcü’l-Belağa)

7. Davranış yönünden hanginizin da-ha iyi olduğu hususunda sizi denemek için, gökleri ve yeri altı günde yaratan O’dur. Ve Arş’ı suyun üzerinde idi. Eğer (onlara), “Öldükten sonra mutlaka dirileceksiniz.” desen, kuşkusuz küfre sapanlar, “Bu ancak apaçık bir büyüdür.” derler.

(bk. Açıklamalar Bölümü: 92)

 8. Eğer sayılı bir topluluk gelinceye kadar azabı onlardan ertelesek, mutlaka, “O azabın gelişini ne önlüyor?” derler. Bilin ki, azap onlara geldiği gün onlardan geri çevrilmez ve alay ettikleri (azap) onları kuşatır.

(bk. Açıklamalar Bölümü: 93)

9. Katımızdan insana bir rahmet tattırsak, sonra o rahmeti ondan çekip alsak, umutsuzluğa düşüp nankör olur.

10. Eğer ona dokunan bir rahatsızlıktan sonra kendisine bir nimet tattırsak, “Kötülükler benden uzaklaştı.” der, sevinir ve övünmeye başlar.

11. Sadece sabredip direnenler ve iyi işler yapanlar hariç. İşte onlar için bağışlanma ve büyük bir mükâfat vardır.

12. “Niçin ona bir hazine indirilmedi veya onunla birlikte bir melek gelmedi?” demelerinden ötürü belki de sana vahyolunanın bir kısmını terk edecek oluyorsun (iletmesini geciktiriyorsun) ve bundan dolayı gönlünü sıkıyorsun. (Bu vahiyleri ilet ve gönlünü sıkma; çünkü) sen sadece bir uyarıcısın. Allah her şeye vekildir.

Zeyd b. Erkam’dan rivayet edildiğine göre, bu ayet Peygamber’in Allah tarafından Ali’yi kendisinden sonra imamet ve önderlik makamına atamakla görevlendirilmesi üzerine inmiştir. Peygamber bu emri alınca, münafıkların ve inkârcıların tepkilerini düşünerek gönlü sıkılmış ve bu emri nasıl yerine getireceği üzerine sahabenin seçkin bir grubuyla istişare etmiştir. Bunun üzerine bu ayet inmiştir. (bk. el-Ayyaşî Tefsiri)

13. Yoksa “Onu (Kur’an’ı) uydurdu” mu diyorlar? De ki: “Doğru söylüyorsanız, siz de ona benzer on uydurulmuş sure getirin ve Allah’tan başka gücünüz yettiği herkesi (yardıma) çağırın.”

14. Eğer (yardımcılarınız) size cevap vermezlerse, bilin ki o (Kur’an), ancak Al­lah’ın bilgisi ile indirilmiştir ve O’ndan başka ilah yoktur. Artık (Allah’a) boyun eğer misiniz?

15. Dünya hayatını ve süsünü isteyenlere, dünyada işlerinin karşılığını tam olarak veririz ve orada (dünyada) hiçbir eksikliğe uğratılmazlar.

16. Bunlara ahirette ateşten başka bir şey yoktur ve dünyada yaptıkları işler boşa gitmiştir. Yapmakta oldukları işler zaten batıl idi.

17. Rabbi tarafından apaçık bir delili bulunan ve kendisinden olan bir şahidin takip ettiği, öncesinde de (şahit olarak) bir önder ve rahmet olan Musa’nın kitabının bulunduğu kimse (bu gibi delilleri olmayan birisiyle aynı mıdır)?! Bunlar, ona (Kur’an’a) iman ederler. Topluluklardan kim onu inkâr ederse, yeri kesinlikle ateştir. O hâlde onun hakkında sakın şüphede olma! Kuşkusuz o, Rabbinden gelen haktır. Fakat insanların çoğu iman etmezler.

İmam Muhammed Bâkır (a.s)’dan şöyle nakledilmiştir: “Rabbi tarafından verilen apaçık bir delili olan, Hz. Resulullah’tır ve ondan sonra onu takip eden şahit de, Emirü’l-Müminin Ali ve Peygamber’in birbiri ardınca gelen vasileridir. (bk. el-Ayyaşî Tefsiri)

18. Yalan uydurup Allah’a isnat eden kimseden daha zalim kim vardır? Onlar, Rablerinin huzuruna getirilecekler ve şahitler, “Rablerine yalan isnat edenler, işte bunlardır!” diyeceklerdir. Bilin ki, Allah’ın laneti zalimleredir.

19. Onlar, (insanları) Allah’ın yolundan alıkoyarlar ve o yolu eğriltmek isterler; ahireti inkâr edenler de işte onlardır.

20. Onlar, yeryüzünde (Allah’ı kendilerini cezalandırmaktan) âciz bırakacak değillerdir. Allah’tan başka dostları ve koruyucuları da yoktur. Onlar için azap iki kat artırılır. (Çünkü) onların (hakkı) duymaya tahammülleri yoktu ve (hakkı) görmezlerdi.

21. İşte onlar, kendi benliklerini (varlık sermayelerini) ziyan etmiş kimselerdir ve uydurdukları şey de (putlar da) onlardan ayrılarak kaybolup gitmiştir.

22. Kaçınılmaz olarak, kuşkusuz onlar, ahirette en çok ziyana uğrayan kimselerdir.

23. Kuşkusuz, iman edip iyi işler yapan ve Rablerine gönülden boyun eğenler, işte onlar, cennetliktirler; orada sürekli kalırlar.

24. Bu iki kesimin örneği, kör ve sağır kimse ile gören ve işiten kimse gibidir. Örnek olarak bunlar hiç eşit olur mu?! Öğüt almaz mısınız?!

25. Andolsun, Nuh’u kavmine gönderdik. ( Şöyle dedi:) “Ben size gönderilmiş apaçık bir uyarıcıyım.”

26. “Allah’tan başka hiçbir şeye ibadet etmeyin. Doğrusu ben, üzerinize inecek acı bir günün azabından korkarım.”

27. Kavminin inkârcı ileri gelenleri, “Biz senin ancak bizim gibi bir beşer olduğunu görüyoruz ve sana basit görüşlü ayak takımlarımızın dışında kimsenin uyduğunu görmüyoruz. Sizin bize karşı bir üstünlüğünüzün olduğuna inanmıyoruz. Aksine, sizin yalancı olduğunuzu sanıyoruz.” dediler.

28. (Nuh) dedi ki: “Ey kavmim! Eğer Rabbimden olan apaçık bir delil üzere olursam ve bana kendi katından bir rahmet vermiş olur da bu sizden gizli tutulmuş olursa, size göre, istemediğiniz hâlde sizi bunu kabul etmeye mi zorlayacağız?!”

29. “Ey kavmim! Buna karşılık sizden bir mal istemiyorum. Benim ücretim Allah’a aittir. Ben, iman eden kimseleri de kendimden uzaklaştıramam. Kuşkusuz, onlar Rablerinin huzuruna çıkacaklar. Fakat ben sizi cahilliğe duçar olmuş bir topluluk olarak görüyorum.”

30. “Ey kavmim! Onları kendimden uzaklaştıracak olursam, Allah’ın azabına karşı beni kim savunur?! Öğüt almaz mısınız?!”

31. “Size, ‘Allah’ın hazineleri benim yanımdadır.’ demiyorum; gaybı da bilmem. ‘Ben bir meleğim.’ de demiyorum. ‘Sizin küçük gördüğünüz kimselere Allah bir iyilik vermez.’ de demiyorum. Allah onların içlerinde olanı daha iyi bilir. Yoksa, kuşkusuz zalimlerden olurum.”

32. “Ey Nuh! Bizimle tartışıp durdun ve çok fazla tartıştın. Eğer doğru konuşanlardan isen, vadettiğin şeyi (azabı) bize getir.” dediler.

33. Dedi ki: “O azabı, dilerse ancak Allah size getirir ve siz de O’nu âciz bırakamazsınız.”

34. “Allah sizi rahmetinden uzaklaştırmak ve saptırmak isterse, size öğüt vermek istesem de, öğüdüm size bir fayda vermez. O, sizin Rabbinizdir ve O’na döndürüleceksiniz.”

35. Yoksa “Onu (Kur’an’ı) uydurdu” mu diyorlar?! De ki: “Eğer uydurmuş olsam, bunun suçu bana aittir, ben de sizin işlediğiniz suçlardan uzağım.”

36. Nuh’a, “Kavminden iman etmiş olanların dışında başkası iman etmeyecektir. Onların yaptıkları işe artık üzülme!” diye vahyedildi.

37. “Bizim gözetimimizde ve vahyimizle gemiyi yap ve zulmeden kimseler hakkında benimle konuşma (onlar için af dileme). Çünkü onlar boğulacaklardır.”

38. Gemiyi yapmaya koyulmuştu ve kavminin ileri gelenleri yanından geçerken, onunla alay ediyorlardı. O şöyle diyordu: “Bizimle alay ediyorsanız, ama (bilin ki,) bizimle alay ettiğiniz gibi, biz de sizinle alay edeceğiz.”

İmam Muhammed Bâkır (a.s)’dan şöyle nakledilmiştir: “Hz. Nuh (ağaç elde etmek için) tohumları ektiğinde kavmi ona uğrayıp, ‘Artık çiftçi olmuştur’ diye gülüp alay ediyorlardı. Sonra o tohumlar büyüyüp kocaman ağaçlar olunca onları kesip yontunca ‘Artık marangoz olmuştur” diyorlardı. Onları birbirine ekleyip gemi yapınca, ‘Kuru çölde gemici olmuştur’ diye gülüp alay ediyorlardı. Geminin yapımını bitirince Hz. Nuh onlara, Bizimle alay ediyorsunuz ama, (şunu bilin ki) bizimle alay ettiğiniz gibi biz de sizinle alay edeceğiz.” dedi.” (bk. el-Kâfî)

39. “Alçaltıcı azabın kime geleceğini ve kimin kalıcı azap içinde yer alacağını bileceksiniz!”

40. Emrimiz gelip tandır kaynayınca, “Her cinsten iki eşi, (bir erkek, bir dişiyi,) önceden helak olacağını açıkladığımız hariç kendi aileni ve iman edenleri o gemiye al.” dedik. Onunla beraber iman edenler pek azdı.

41. Dedi ki: “Bu gemiye binin; gidişi de, durması da Allah’ın adıyladır. Kuşkusuz, Rabbim bağışlayandır ve sürekli merhamet edendir.”

42. Gemi, onları dağ gibi dalgalar arasında götürürken Nuh bir kenarda bulunan oğluna, “Yavrum! Bizimle birlikte (gemiye) bin, inkârcılarla birlikte olma.” diye seslendi.

43. (Oğlu,) “Beni sudan koruyacak bir dağa sığınacağım.” dedi. (Nuh,) “Bugün Allah’ın merhamet ettiği kimseler dışında (hiç kimseyi) O’nun emrinden koruyacak yoktur.” dedi. Ve aralarına dalga girdi, o da boğulanlardan oldu.

44. “Ey yer, suyu yut! Ve ey gök, (yağdırmayı) durdur!” denildi. Su çekildi ve emir gerçekleşti; gemi de Cudi’ye oturdu ve, “Uzak olsun zalim topluluk (Allah’ın rahmetinden)!” denildi.

45. Nuh Rabbini çağırarak, “Ey Rabbim! Oğlum, benim ailemdendir ve hiç şüphesiz senin sözün haktır ve sen hükmedenlerin en iyi hükmedenisin.” dedi.

46. Dedi ki: “Ey Nuh! O, senin ailenden değildir; o, kötü iş sahibidir. O hâlde bilgin olmadığı bir şeyi benden isteme. Cahillerden olmayasın diye sana öğüt veriyorum.”

47. Dedi ki: “Rabbim! Bilgim olmayan bir şeyi senden istemekten sana sığınırım. Beni affetmezsen ve bağışlamazsan, ziyana uğrayanlardan olurum.”

48. “Ey Nuh!” denildi, “Sana ve seninle birlikte olan ümmetlere bizden esenlik ve kutluluklar ile (gemiden) in. Birtakım ümmetler de var ki, onları bir süre (dünya nimetlerinden) yararlandıracağız, sonra onlara bizden acı bir azap dokunacaktır.”

49. Bu, sana vahyettiğimiz gayba ait haberlerdendir. Bunları sen ve senin kavmin bundan önce bilmiyordunuz. Artık sabret; kuşkusuz, sonuç takvalı olanlarındır.

50. Ad kavmine de kardeşleri Hud’u gönderdik. Dedi ki: “Ey kavmim! Al­lah’a ibadet edin, sizin O’ndan başka ilahınız yoktur. Siz sadece yalan uyduruyorsunuz. (Yalan ile başka şeyleri Allah’a ortak koşuyorsunuz.)”

51. “Ey kavmim! Bunun (davetim) için sizden bir ücret istemiyorum. Benim ücretim, beni yoktan var edene düşer. Siz hiç düşünmez misiniz?!”

52. “Ey kavmim! Rabbinizden bağışlanma dileyin, sonra O’na tövbe edin ki, gökten size bol yağmur indirsin ve gücünüze güç katsın. Suç ve azgınlıkla (haktan) yüz çevirmeyin.”

53. Dediler ki: “Ey Hud! Bize açık bir delil getirmiş değilsin. Biz senin sözüne uyarak ilahlarımızı bırakacak değiliz ve biz sana iman edecek değiliz.”

54–55. “Biz sadece şunu diyebiliriz ki: Seni bizim bazı ilahlarımız çarpmıştır.” (Hud) dedi ki: “Ben Allah’ı şahit tutuyorum ve siz de şahit olun ki ben sizin O’nu bırakıp ortak koştuğunuz şeylerden uzağım. Bu durumda topluca bana tuzak kurun ve mühlet de vermeyin.”

56. “Ben, hem benim ve hem de sizin Rabbiniz olan Allah’a tevekkül ettim. O, her canlının perçeminden tutmuştur. Kuşkusuz, Rabbim doğru yoldadır.”

57. “Eğer yüz çevirirseniz, (şunu bilin ki) ben size iletmek için taşıdığım mesajı ilettim. Allah, sizden başka bir kavmi yerinize geçirir ve siz O’na hiçbir zarar veremezsiniz. Şüphesiz Rabbim her şeyi hakkıyla koruyup gözetendir.”

58. (Helak edilmeleri hakkındaki) buyruğumuz gelince, kendi rahmetimizle Hud ve onunla birlikte iman edenleri kurtardık. Onları şiddetli bir azaptan kurtardık.

59. İşte bu Ad kavmi, Rablerinin ayetlerini yalanladılar, elçilerine karşı geldiler ve her inatçı zorbanın emrine uydular.

60. Bu dünyada da, kıyamet gününde de lanete uğradılar. Bilin ki Ad kavmi, Rablerini inkâr ettiler. Hud’un kavmi Ad, Allah’ın rahmetinden uzak olsun!

61. Semud kavmine de kardeşleri Salih’i gönderdik. Dedi ki: “Ey kavmim! Allah’a ibadet edin, O’ndan başka ilahınız yoktur. Sizi yerden meydana getiren ve orada yaşatan O’dur. O’ndan bağışlanma dileyin, sonra ona tövbe edin. Kuşkusuz, Rabbim yakındır, (dualara) icabet edendir.”

62. Dediler ki: “Ey Salih! Bundan önce sen aramızda kendisine umut beslenen biriydin. Babalarımızın taptıkları şeylere tapmaktan mı bizi sakındırıyorsun?! Biz, çağırdığın şey (din) hakkında tam bir kuşku içindeyiz.”

63. Dedi ki: “Ey kavmim! Rabbim tarafından apaçık bir delil üzere gönderilmiş ve O bana kendi katından bir rahmet vermişse, bu durumda eğer Allah’a karşı gelirsem, kim bana yardım eder?! Siz benim zararımı artırmaktan başka bir şey sağlayamazsınız.”

64. “Ey kavmim! Bu, bir ayet olarak size verilmiş Allah’ın devesidir. Bırakın Allah’ın toprağında otlasın. Sakın ona bir zarar vermeyin. Yoksa kısa sürede bir azaba uğrarsınız.”

65. Sonunda o deveyi keserek devirdiler. Bunun üzerine Salih dedi ki: “Üç gün evinizde yaşayın. (Bundan sonra ilahî azap sizi yakalayacaktır.) Bu, yalanı olmayan bir vaattir.”

66. Bizim (azaba ilişkin) emrimiz gelince, Salih’i ve onunla beraber iman edenleri kendi merhametimizle o günün zilletinden kurtardık. Şüphesiz, senin Rabbin güçlüdür ve üstündür.”

67. Zulmedenleri o (öldürücü) ses yakaladı, yurtlarında diz üstü çöküp kaldılar.

68. Sanki orada hiç yaşamamışlardı. Bilin ki Semud kavmi, Rablerini inkâr ettiler. Semud kavmi Allah’ın rahmetinden uzak olsun!

69. Elçilerimiz, İbrahim’e müjde getirdiler. “Selam sana.” dediler. O da, “Size selam olsun.” dedi. Fazla beklemeden kızartılmış bir buzağı getirdi.

70. Ellerinin o yemeğe uzanmadığını görünce, onları yadırgadı ve onlardan korku hissetmeye başladı. “Korkma! Biz Lut kavmine gönderildik.” dediler.

71. İbrahim’in o sırada ayakta duran hanımı güldü. Biz ona İshak’ı ve İshak’tan sonra da Yakub’u müjdeledik.

Bazı rivayet ve tefsirlere göre, ayette geçen “zahiket”, “âdet oldu” anlamındadır. (bk. es-Safî Tefsiri)

72. “Eyvah! Ben yaşlı bir kadın, kocam da ihtiyar bir erkek olduğu hâlde çocuk mu doğuracağım?! Gerçekten bu şaşılacak bir şeydir!” dedi.

73. Dediler ki: “Allah’ın işine mi şaşıyorsun?! Allah’ın rahmet ve bereketleri siz ev halkının üzerine olsun. Kuşkusuz O, övgüye layık ve yücedir.”

74. İbrahim’in korkusu gidince ve kendisine müjde ulaşınca, bizimle Lut kavmi hakkında tartışmaya koyuldu.

75. Gerçekten İbrahim, halim, şefkatli ve Allah’a yönelen biri idi.

Halim, tahammüllü ve yumuşak huylu anlamındadır.

76. Ey İbrahim! Bundan vazgeç. Gerçekten Rabbinin kesin emri gelmiştir. Kuşku yok, onlara geri çevrilmeyen bir azap gelecektir.

77. Elçilerimiz Lut’un yanına gelince, (Lut) onlar yüzünden sıkıldı ve içi daraldı. “Bu, çetin bir gündür.” dedi.

78. Kavmi koşarak onun yanına geldiler. Önceden onlar kötü işler yaparlardı. Lut, (kavminin kızlarını göstererek) “Bunlar benim kızlarımdır; onlar sizin için daha temizdirler. (Bunlarla evlenerek kötü işlerden sakının.) Allah’tan korkun ve misafirlerime karşı beni küçültmeyin. Acaba aranızda aklı başında bir adam yok mu?!” dedi.

(bk. Açıklamalar Bölümü: 94)

79. Dediler ki: “Senin kızlarında bizim bir hakkımız olmadığını biliyorsun. Sen bizim ne istediğimizi de iyice bilmektesin.”

80. Lut, “Keşke size karşı bir gücüm olsa veya sağlam bir dayanağa sığınabilsem!” dedi.

81. (Melekler,) “Ey Lut! Biz Rabbinin elçileriyiz. Onlar sana asla dokunamazlar. Aileni yanına alarak gecenin bir bölümünde yola çık. Hanımın dışında sizden kimse geride kalmasın. Kuşkusuz, onların uğrayacağı azaba o da uğrayacaktır. Onlara vadedilen zaman, sabahtır. Sabah yakın değil midir?!” dediler.

(Ayette geçen “layeltefit” kelimesinin anlamı hakkında üç ihtimal zikredilmiştir: 1- Dönüp arkasına bakmasın, 2- Geride bıraktığı malına bakmasın, onları düşünmesin 3- Geride kalmasın. Tercümede de tercih edilen bu üçüncü ihtimal, İbn Abbas’tan rivayet edilmiştir. bk. Mecmau’l-Beyan Tefsiri)

82. Bizim emrimiz gelince, oranın altını üstüne getirdik ve üzerlerine balçıktan pişirilmiş taşlar yağdırdık.

83. Rabbinin katında işaretlenmiş taşlar. Bu (azap), zalimlerden pek uzak değildir.

84. Medyen’e de kardeşleri Şuayb’i gönderdik. Dedi ki: “Ey kavmim! Allah’a ibadet edin, sizin O’ndan başka ilahınız yoktur. Ölçü ve tartıyı eksik tutmayın. Ben sizin nimet içinde olduğunuzu görüyorum. Ben kuşatıcı bir günün azabına uğramanızdan korkarım.”

85. “Ey kavmim! (Alış-verişte) adaleti gözeterek ölçü ve tartıyı tam verin. İnsanların haklarını azaltmayın ve yeryüzünde fesat çıkarmaya kalkışmayın.”

86. “Eğer iman etmiş iseniz, Allah’ın geri bıraktığı sizin için daha iyidir. Ben sizi koruyucu değilim.”

İmam Muhammed Bâkır (a.s)’dan şöyle nakledilmiştir: “İmam Mehdi kıyam ettiğinde ilk söyleyeceği şu ayettir: “Eğer iman etmişseniz, Allah’ın geri bıraktığı sizin için daha iyidir.” Sonra şöyle der: “Ben Allah’ın sizin için geri bıraktığı hücceti ve halifesiyim…” (bk. es-Safî’ İkmalu’d-Din’ den naklen.)

87. Onlar, “Ey Şuayb! Namazın mı babalarımızın ibadet ettiği şeyleri bırakmamızı veya mallarımızı istediğimiz şekilde kullanmamamızı sana emrediyor?! Sen halim ve aklı başında birisin.” dediler.

88. (Şuayb,) “Ey kavmim! Rabbimden gelen apaçık bir delilim varsa ve O, katından bana güzel bir rızk vermişse, buna ne dersiniz?! Ben, sizi sakındırdığım şeylerde aykırı davranmak istemiyorum. Ben, sadece gücüm yettiği kadar ıslah etmek istiyorum. Başarım da Allah’tandır, O’na tevekkül ettim ve O’na yöneliyorum.” dedi.

89. “Ey kavmim! Sakın bana karşı çıkışınız, Nuh kavminin, Hud kavminin veya Salih kavminin uğradığı azap gibi bir azaba uğramanıza sebep olmasın! Lut kavmi sizden pek uzak da değildir.”

90. “Rabbinizden bağışlanma dileyin, sonra ona tövbe edin. Kuşkusuz, Rabbim sürekli merhamet edendir ve çok sevendir.”

91. Dediler ki: “Ey Şuayb! Biz senin söylediklerinin çoğunu anlamıyoruz. Eğer kabilen olmasaydı, mutlaka seni taşlardık. Sen bizim yanımızda değerli birisi değilsin.”

92. (Şuayb,) “Ey kavmim! Benim kabilem size göre Allah’tan daha mı değerlidir?! O’nu arkanıza attınız (Allah’ı unuttunuz). Kuşkusuz, Rabbim yaptığınız işleri kuşatmıştır.” dedi.

93. “Ey kavmim! Konumunuzun gereğini yapın. Ben de (görevimi) yapacağım. Alçaltıcı azabın kime geleceğini ve kimin yalancı olduğunu bilecekseniz. Gözletleyin, ben de sizinle beraber gözetliyorum.”

94. Emrimiz gelince, Şuayb’i ve onunla beraber iman edenleri merhametimizle kurtardık. Zulmedenleri ise, çığlık (öldürücü ses) yakalayıverdi de evlerinde diz üstü çöküp öldüler.

95. Sanki hiç orada yaşamamışlardı! Kahrolsun Medyen halkı, Semud’un helak olduğu gibi.

96. Kuşkusuz, Musa’yı da ayetlerimiz ve apaçık delille gönderdik,

97. Firavun’a ve onun ileri gelen adamlarına. Ama onlar, Firavun’un emrine uydular. Oysa Firavun’un emri doğruluğa iletici değildi.

98. Kıyamet günü kavmine öncülük eder ve onları ateşe sokar. Ne kötü varılacak yerdir orası!

99. Bu dünyada ve kıyamet günü lanetle uğurlanırlar . Ne kötüdür onlara verilen hibe!

100. Bu, o beldelerin haberlerindendir. Biz onu sana anlatıyoruz. O beldelerden bazısı duruyor, bazısı ise biçilmiştir (altüst olmuştur).

101. Onlara biz zulmetmedik; onların kendileri kendilerine zulmettiler. Rabbinin emri gelince, Allah’tan başka çağırdıkları ilahları, onlara bir yarar sağlamadılar; sadece onların ziyan ve zararlarını artırdılar.

102. İşte Rabbin, memleketleri zulme saptıklarında yakalayınca, böyle yakalar. Şüphe yok ki, O’nun yakalaması acı ve şiddetlidir.

103. Ahiret azabından korkanlar için bunda bir ayet (ibret) vardır. O gün, insanların bir araya getirilecekleri gündür. O gün, (herkes tarafından) gözlemlenecek bir gündür.

104. Biz onu (o günü) sadece belirli bir süreye kadar erteliyoruz.

105. O gün geldiğinde hiçbir nefis O’nun izni olmadan konuşamaz. Onlardan bir kısmı bedbaht ve bir kısmı ise mutlu olur.

106. Bedbaht olanlar, ateşte yer alırlar; orada onların bir inilti ve bağırışları vardır.

107. Gökler ve yer var oldukça, Rabbinin dilediği dışında, orada sürekli kalırlar. Kuşkusuz, Rabbin her istediğini yapandır.

108. Mutlu olanlar ise, cennette yer alırlar; gökler ve yer var oldukça, Rabbinin dilediği dışında, kesintisiz bir bağış olarak orada sürekli kalırlar.

109. Öyleyse onların taptıkları şeyler hakkında kuşku içinde olma. Onlar sadece önceden babalarının taptıkları gibi (bu putlara) tapmaktadırlar. Biz onların paylarını eksiksiz kendilerine vereceğiz.

110. Kuşkusuz, biz Musa’ya kitap verdik de onun hakkında ayrılığa düşüldü. Eğer Rabbin tarafından önceden geçerli kılınmış bir söz olmasaydı, aralarında hüküm verilirdi. Onlar, onun hakkında derin bir kuşku içindedirler.

111. Gerçekten Rabbin her birinin yap­tıklarını(n karşılığını) tam olarak kendilerine verecektir. Çünkü O, onların yapmakta olduklarından haberdardır.

112. Emrolunduğun gibi dayan, seninle birlikte tövbe edenler de (böyle yapsınlar.) ve haddi aşmayın; kuşkusuz O, yapmakta olduklarınızı görmektedir.

İbn Abbas’tan şöyle nakledilmiştir: “Resulul­lah’a (s.a.a) bu ayetten daha ağır ve çetin gelen bir ayet inmemiştir. Resulullah (s.a.a), “Hud, Vakıa, ve benzeri sureler saçımı ağarttılar.” diye buyururdu.” (bk. Cevamu’l-Cami ve es-Safî Tefsirleri.)

113. Zulmedenlere yaslanmayın, yoksa ateş size de dokunur; sizin Allah’tan başka dostlarınız yoktur; sonra size yardım da edilmez.

(bk. Açıklamalar Bölümü: 95)

114. Gündüzün iki ucunda ve gecenin ilk saatlerinde hakkıyla namazı kıl. Kuşkusuz, iyilikler kötülükleri giderir. İşte bu, öğüt alanlar için bir öğüttür.

(bk. Açıklamalar Bölümü: 96)

115. Sabret; Allah iyilerin mükâfatını boşa çıkarmaz.

116. Sizden önceki nesiller arasında içlerinden kurtardığımız az bir topluluk dışında, (halkı) bozgunculuktan sakındıracak akıl sahibi kimselerin bulunması gerekmez miydi?! Zulmedenler, içinde bulundukları keyif ve refaha daldılar ve onlar suçlu idiler.

117. Rabbin, halkı ıslah edici olan beldeleri haksız yere helak etmez.

Peygamber (s.a.a)’den rivayet edildiğine göre, ıslah edici olmaktan maksat, insanların birbirlerine karşı insaflı davranmalarıdır. (bk. Mecmau’l-Beyan)

118. Rabbin dileseydi, insanları tek bir ümmet yapardı. Fakat onlar sürekli ayrılık içindedirler.

119. Rabbinin merhamet ettiği kimseler bunun dışındadır. İşte bunun için de onları yaratmıştır. Rabbinin, “Kuşkusuz, cehennemi tüm cinler ve insanlarla dolduracağım.” sözü yerine geldi.

120. Peygamberlerin öykülerinden, kendisiyle kalbini pekiştirdiğimiz her öyküyü sana anlatıyoruz. Bu anlattıklarımızda sana hak, müminlere de öğüt ve hatırlatma gelmiştir.

121. İman etmeyenlere de ki: “Konumunuz gereği çalışın, biz de çalışıyoruz.”

122. “Ve bekleyin, biz de bekliyoruz.”

123. Göklerin ve yerin gaybı Allah’a aittir. Tüm işler O’na döner. Buna göre O’na ibadet et ve O’na tevekkül et. Rabbin, sizin yapmakta olduklarınızdan habersiz değildir. 

Meal:Murtaza Turabi

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*