12- Yusuf Suresi

(Mekke’de inmiştir; 111 ayettir. Ancak İbn Abbas’tan ilk üç ayeti ile 7. ayetinin Medi­ne’de inmiş olduğu rivayet edilmiştir.)

(İmam Sadık (a.s)’dan şöyle nakledilmiştir: “Kim Yusuf Suresi’ni her gündüz veya her gece okursa, Allah onu kıyamet günü Yusuf gibi bir cemal ve güzellikle haşreder. İnsanların (kıyamette) uğradıkları korku ve dehşete tutulmaz ve komşuları salih kullardan olur.” Sonra şöyle dedi: “Yusuf, Allah’ın salih kullarından idi. Ayrıca bu kimse dünyada zina ve fuhşa bulaşmaktan güvende kalır.” (bk. Ayyaşî Tefsiri.) Bu surede Hz. Yusuf’un kıssası anlatıldığı için Yusuf adını almıştır.)

Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla

1. Elif. Lâm. Ra. İşte budur açıklayan kitabın ayetleri.

2. Biz, anlayasınız diye onu Arapça bir Kur’an olarak indirdik.

3. Biz, bu Kur’an’ı sana vahyederek en güzel anlatımla sana kıssaları anlatırız. Kuşkusuz bundan önce sen (bunlardan) habersizlerdendin.

4. Hani Yusuf babasına, “Ey baba! Ben on bir yıldızın, güneş ve ayın bana secde ettiklerini gördüm.” demişti.

(bk. Açıklamalar Bölümü: 97)

5. (Babası,) “Yavrucuğum! Rüyanı kardeşlerine anlatma; sonra sana karşı bir tuzak kurarlar. Kuşkusuz, şeytan insanın apaçık bir düşmanıdır.” dedi.

İmam Sadık ve İmam Zeynelabidin (a.s)’dan rivayet edildiğine göre, Hz. Yakub’un bu belayla karşılaşmasına, kestiği bir koyundan ümmetinden bir muhtaca vermemesi sebep olmuştur. Bu olaydan sonra her öğlenvakti Yakup adına biri, “Oruca niyetli olmayan Yakub’un öğle yemeğine gelsin.” ve her akşam vakti de, “Oruca niyetli olan Yakub’un akşam yemeğine buyursun.” diye duyuruda bulunurdu. (bk. Ayyaşî Tefsiri.)

6. “Rabbin böylece seni seçerek sözlerin (rüyaların) tabirini sana öğretir ve babaların İbrahim’e ve İshak’a nimetini tamamladığı gibi sana ve Yakub’un soyuna da nimetini tamamlar. Kuşkusuz, Rabbin bilendir ve hikmet sahibidir.”

7. Kuşkusuz, Yusuf ve kardeşlerinde, soranlar için ayetler vardır.

Rivayete göre, Yahudiler müşriklerin büyüklerine, “Hz. Muhammed’e Yahudilerin niçin Şam’dan Mısır’a göçtüğünü ve Yusuf’un kıssasını sorun.” demişlerdir. Bunun üzerine Hz. Muhammed (s.a.a), kimseden olayı duymadan ve bir kitap okumdan (Kur’an’dan inen vahiy ile) kıssayı anlatmıştır. (bk. Cevamu’l-Cami Tefsiri.)

8. Hani (Yusuf’un kardeşleri) dediler ki: “Yusuf ve kardeşi, babamızın yanında, güçlü bir topluluk olan bizden daha sevimlidir. Babamız apaçık bir yanılgı içindedir.”

9. “Yusuf’u öldürün ya da (ıssız) bir yere atın ki, babanızın ilgisi size kalsın. Ondan sonra iyi bir topluluk olursunuz.”

10. Onlardan biri şöyle dedi: “Yusuf’u öldürmeyin; fakat bir şey yapmak istiyorsanız, onu kuyunun derinliklerine atın ki kervanlardan onu alan olur.”

11. Dediler ki: “Baba! Neden Yusuf hakkında bize güvenmiyorsun? Oysa biz onun iyiliğini istiyoruz.”

12. “Onu yarın bizimle gönder, gezsin ve oynasın; kuşkusuz biz onu koruruz.”

13. “Onu götürmeniz beni üzer. Haberiniz olmadan kurdun onu yemesinden korkuyorum.” dedi.

14. “Biz güçlü bir topluluk iken kurt onu yiyecek olursa, o zaman biz gerçekten hüsran içinde olan (hiçbir işe yaramaz) kimseleriz.” dediler.

15. Onu kendileriyle götürüp kuyunun derinliğine bırakmayı kararlaştırdılar. Biz de ona vahyettik ki, onların farkında olmayacakları bir zamanda bu işlerini onlara bildireceksin.

16. Akşamleyin ağlayarak babalarına geldiler.

17. “Biz yarışmaya gittik, Yusuf’u da eşyamızın yanında bıraktık, bu sırada kurt onu yedi. Biz doğru söylesek de sen bize inanacak değilsin.” dediler.

18. Bir de yalan olarak üzerine kan sürülmüş olan gömleğini getirdiler. (Yakup) dedi ki: “(Dediğiniz gibi değil.) Hayır! Nefsiniz size (kötü) bir işi süslemiş, güzel göstermiştir. Artık güzelce sabır etmem gerekir. Anlattıklarınız hakkında yardım dilenilecek, yalnız Allah’tır.

19. Ve bir kervan geldi. Su görevlisini gönderdiler; o, kovasını saldı ve, “Müjde! Bu bir erkek çocuğu!” dedi. Onu ticaret malı olarak sakladılar. Allah onların yapmakta olduklarını biliyordu.

20. Onu düşük bir pahaya, bir kaç dirheme sattılar. Zaten ona karşı meyilsiz idiler.

21. Onu satın alan Mısırlı kişi, karısına, “Ona iyi bak; belki bize bir faydası olur veyahut da onu evlat ediniriz.” dedi. Ona sözlerin (rüyaların) tabirini öğretelim diye işte böylece Yusuf’u o yerde yerleştirdik ve güçlendirdik. Allah kendi işine hâkimdir. Fakat insanların çoğu bilmezler.

22. Erginlik çağına erişince de, ona hikmet ve ilim verdik. İşte iyileri biz böyle mükâfatlandırırız.

23. Yusuf’un evinde bulunduğu kadın, onu kendisine çağırdı. Kapıları kapayarak, “Gelsene!” dedi. Yusuf, “Allah’a sığınırım. O benim Rabbimdir. Bana güzel bir yer vermiştir. Kuşkusuz, zalimler kurtuluşa ermezler.” dedi.

24. Gerçekten o kadın Yusuf’a meyletti. Yusuf da Rabbinin açık delilini görmeseydi ona meylederdi. İşte böyle ondan kötülük ve rezilliği uzaklaştırmak istedik. O bizim ihlasa eriştirilmiş kullarımızdandır.

Bu ayetle ilgili olarak bazı tefsirler, Hz. Yusuf’un masumluk makamına yakışmayan birtakım yorumlara ve rivayetlere yer vermişlerdir. Ama Ehl-i Beyt İmamları’ndan gelen çeşitli hadislerde, bu rivayetlerin yalan olduğu ve Hz. Yusuf’un masum bir peygamber olarak kötülüğe asla meyletmediği açıklanmıştır. (bk. Uyun-u Ahbari’r-Rıza, Ayyaşî Tefsiri ve es-Safî Tefsiri.)

25. İkisi de kapıya koştular. Kadın, Yusuf’un gömleğini arkadan yırttı. Kapının önünde kadının kocasıyla karşılaştılar. Kadın, “Senin ailen hakkında kötülük düşünenin cezası, hapis veya acı işkenceden başka ne olabilir?” dedi.

26-27. Yusuf, “O beni kendisine çağırdı.” dedi. Kadının ailesinden bir şahit, “Yusuf’un gömleği önden yırtılmışsa, kadın doğru söylemiş ve o yalancıdır Fakat gömleği arkadan yırtılmışsa, kadın yalan söylemiş ve o doğrulardandır.” diye şahitlik etti.

28. Gömleğinin arkadan yırtılmış olduğunu görünce, “Kuşkusuz, bu siz kadınların oyunlarındandır. Sizin oyunlarınız pek büyüktür.” dedi.

29. “Ey Yusuf, bundan (bu olaydan) vazgeç (onu unut) ve (ey kadın,) sen de günahının bağışlanmasını dile. Kuşkusuz, sen günahkârlardan oldun.”

30. Şehrin bazı kadınları, “Aziz’in karısı kendi kölesiyle birlikte olmak istiyor. Onun sevdasına tutulmuştur. Biz onun açık bir sapıklıkta olduğunu görüyoruz.” dediler.

31. (Aziz’in karısı) onların (aleyhteki söz ve) düzenlerini duyunca, (davet için) yanlarına birini gönderdi. Bir meclis düzenleyerek her birinin eline bir bıçak verdi. (Yusuf’a,) “Yanlarına çık.” dedi. Onu görünce şaşkınlığa uğradılar ve ellerini kestiler. “Allah’ı tenzih ederiz. Bu, bir beşer değildir; bu ancak, değerli bir melektir.” dediler.

32. Dedi ki: “İşte hakkında beni kınadığınız budur. Ben onunla ilişki kurmak istedim, ama o kendisini korudu. Eğer verdiğim emri yerine getirmezse, kuşkusuz hapse atılacaktır ve aşağılananlardan olacaktır.”

33. (Yusuf,) “Rabbim! Hapis, bunların beni davet ettikleri işten daha iyidir. Eğer onların düzenlerini benden uzaklaştırmazsan, onlara meyleder ve cahillerden olurum.”

34. Rabbi, duasını kabul etti ve onların düzenini ondan uzaklaştırdı. Kuşkusuz O, işitendir ve bilendir.

İmam Rıza (a.s)’dan şöyle nakledilmiştir: “Hapishanenin gardiyanı Hz. Yusuf’a, ‘Seni seviyorum.’ dedi. Hz. Yusuf, ‘Başıma ne geldiyse, işte bu sevgiden geldi. Halam beni sevdiği için çalıp götürdü. Babam beni sevdiğinden kardeşlerim beni kıskandılar. Aziz’in hanımı beni sevdiğinden hapse attırdı.’ dedi.” (bk. Ayyaşî ve Kummî Tefsirleri)

35. Sonra onlar, delilleri gördükleri hâlde onu bir süreye kadar hapse atmayı uygun buldular.

36. Onunla birlikte iki genç de hapse girdi. Onlardan biri, “Ben (rüyamda şaraplık) üzüm sıktığımı gördüm.” dedi. Diğeri ise, “Ben (rüyamda) başımın üzerinde ekmek taşıdığımı ve kuşların ondan yediğini gördüm.” dedi. “Bize bunun yorumunu bildir. Biz senin iyilerden olduğunu görüyoruz.”

37. (Yusuf) dedi ki: “Yiyeceğiniz yemek size getirilmeden önce ben bu rüyaların yorumunu size bildireceğim. Bu, Rabbimin bana öğrettiği şeylerdendir. Kuşkusuz, ben Allah’a iman etmeyen ve ahireti inkâr eden bir kavmin dinini bıraktım.”

38. “Atalarım İbrahim, İshak ve Yaku­b’un dinine uydum. Bize bir şeyi Allah’a ortak koşmak yaraşmaz. Bu, Allah’ın bize ve insanlara olan lütfudur. Ama insanların çoğu şükretmezler.”

39. “Ey hapis arkadaşlarım! Çeşitli Rab­ler mi iyidir, yoksa tek ve her şeye egemen olan Allah mı?”

40. “Sizin O’nu bırakıp taptığınız şeyler, sizin ve babalarınızın uydurduğu birtakım isimlerden başka bir şey değildir. Allah, onların doğruluğu hakkında hiçbir delil indirmemiştir. Hüküm yalnız Allah’ındır. O’ndan başka kimseye ibadet etmemenizi emretti. İşte doğru din budur. Fakat insanların çoğu bilmezler.”

41. “Ey hapis arkadaşlarım! Biriniz efendisine şarap sunacak. Diğeriniz ise asılacak ve kuşlar onun başından yiyecek. Öğrenmek istediğiniz konu böylece kesinleşmiştir.”

42. “Kurtulacağını sandığı kişiye (Yusuf) dedi ki: “Efendinin yanında beni an.” Fakat Şeytan efendisine hatırlatmayı o adama unutturdu. Bu yüzden birkaç yıl hapiste kaldı.

İmam Sadık (a.s)’dan şöyle nakledilmiştir: “Süre dolduğunda ve Allah kendisine kurtulu şu için dua etmesine izin verdiğinde Hz. Yusuf yüzünü yere koyarak şöyle dua etti: ‘Allah’ım! Eğer günahlarım yüzümü senin katında değersiz ve yıpranmış kılmışsa, salih babalarım İbrahim, İsmail, İshak ve Yakup hürmetine sana yöneliyorum.’ Bu dua üzerine Allah onu kurtardı.” İmam’a, “Biz de bu dua ile dua edelim mi?” diye sorduklarında İmam, “Bunun benzeri ile dua edin ve şöyle deyin: ‘Allah’ım! Günahlarım yüzümü senin katında değersiz kılmışsa, rahmet peygamberi olan nebin Muhammed’in ve Ali, Hasan Hüseyin ve İmamlar’ın hakkına senin kapına geldim.’ deyin.” buyurdu. (bk. Mecma’ul-Beyan ve Ayyaşî Tefsirleri.)

43. Hükümdar, “Ben (rüyamda) yedi zayıf ineğin yediği, yedi semiz inek ve yedi yeşil başak ile yedi kurumuş başak görüyorum. Ey büyükler! Eğer rüya tabir ediyorsanız, rüyam hakkındaki görüşünüzü bildirin.” dedi.

44. Onlar, “Bunlar karışık rüyalardır. Biz karışık rüyaların tabirini bilmeyiz.” dediler.

45. Hapisteki iki kişiden kurtulan ve uzun bir süreden sonra Yusuf’u hatırlayan kişi, “Ben size onun tabirini bildireceğim. Beni (hapishaneye) gönderin.” dedi.

46. “Ey Yusuf! Ey doğru konuşan kişi! Yedi zayıf ineğin yediği, yedi semiz inek ve yedi yeşil başak ile yedi kuru başak hakkında görüşünü bize bildir. Umarım, halka dönerim de onlar (bu rüyanın tabirini) öğrenirler.”

47. Dedi ki: “Peş peşe yedi yıl ekin ekersiniz. Yiyeceğiniz azıcık kısmı hariç, biç­tiklerinizi kendi başağında bırakın kalsın.”

48. “Ondan sonra yedi kurak yıl gelir,  (tohumluk olarak) koruduğunuz az bir kısmı hariç- o yıllar için önceden hazırladıklarınızın hepsini yiyip bitirir.”

49. “Sonra bunun ardından halka bol yağmurun yağacağı ve (meyve suyu) sıkacakları yıl gelir.”

50. Hükümdar, “Onu bana getirin.” dedi. Yusuf’a elçi geldiğinde, “Efendinin yanına dön ve, ‘Ellerini kesen kadınların durumu neydi?’ diye sor. Kuşkusuz, benim Rabbim onların tuzaklarını bilir.” dedi.

51. Hükümdar, “Yusuf’la ilişki kurmak istediğiniz de sizin durumunuz neydi?” dedi. “Allah’ı tenzih ederiz, biz onda bir fenalık bulmadık.” dediler. Aziz’in hanımı, “Şimdi hak ortaya çıktı. Ben onunla ilişki kurmak istedim. O, doğru konuşanlardandır.” dedi.

52. (Yusuf dedi ki:) “Bu (isteğim), benim (Aziz’in) yokluğunda ona hıyanet etmediğimi bilmesi içindir. Kuşkusuz, Allah hıyanet edenlerin düzenini bir sonuca vardırmaz.”

53. “Ben kendi nefsimi temize çıkarmı­yorum. Hiç şüphesiz, Rabbimin merhamet ettiği dışında, nefis sürekli kötülüğü emreder. Kuşkusuz, Rabbim affeden ve merhamet edendir.”

54. Hükümdar, “Onu benim yanıma getirin ki onu özel adamlarımdan kılayım.” dedi. Yusuf’la konuşunca da, “Sen bizim yanımızda bugün üstün mevki sahibi, güvenilir bir kişisin.” dedi.

55. Yusuf, “Bu toprakların hazinelerinin (maliye) yetkisini bana ver; ben koruyucu ve bilen birisiyim.” dedi.

56. Böylece Yusuf’a o topraklarda güç verdik. Dilediği yere yerleşebiliyordu. Biz dilediğimize rahmetimizi ulaştırırız ve iyilerin mükâfatını zayi etmeyiz.

57. Elbette ahiret mükâfatı iman edip sakınmakta olanlar için daha iyidir.

58. Yusuf’un kardeşleri gelip huzuruna çıktılar. Onlar onu tanımadıkları hâlde o onları tanıdı.

59. Yüklerini hazırlayınca onlara, “Sizin baba bir kardeşinizi (ikinci gelişinizde) bana getirin. Ölçeği tam olarak verdiğimi ve benim en iyi misafir ağırlayan olduğumu görmüyor musunuz?” dedi.

60. “Onu getirmeyecek olursanız, artık benim yanımda size verilecek bir ölçek yoktur ve bir daha da bana yaklaşmayın.”

61. Dediler ki: “Onu babasından ayırmaya çalışacağız. Mutlaka bu işi yapacağız.”

62. Hizmetçilerine, “Bedel olarak getirdikleri mallarını yüklerinin içerisine bırakın, belki ailelerine dönünce onu fark ederler de tekrar dönerler.”

63. Babalarının yanına geri dönünce, “Ey baba! Bize yiyecek verilmesi yasaklandı. Kardeşimizi bizimle gönder de yiyecek alalım. Kuşkusuz, biz onu koruyacağız.” dediler.

64. Dedi ki: “Önceden kardeşi hakkında size güvendiğim gibi mi onun hakkında size güveneyim?! Allah en iyi koruyucudur. O, merhamet edenlerin en iyisidir.”

65. Kendi yüklerini açınca bedel olarak götürdükleri mallarının kendilerine geri verildiğini gördüler. “Ey baba!” dediler, “Ne istiyoruz?! İşte bedel olarak götürdüğümüz malımız, bize geri verilmiş. Ailemiz için bir geçimlik getiririz ve kardeşimizi de koruruz. (Onu götürmekle) bir deve yükü de fazla alırız. Bu, az bir ölçektir.”

66. Dedi ki: “Kuşatılıp tutuklanmanız dışında onu bana geri getireceğinize dair Allah adına bana bir güven vermediğiniz sürece onu asla sizinle göndermem.” Onlar güvence verdikten sonra, “Allah bu söylediklerimizin vekilidir.” dedi.

67. Dedi ki: “Ey oğullarım! Bir kapıdan değil, ayrı ayrı kapılardan (şehre) girin. Allah tarafından size gelecek olan bir şeyi önleyemem. Hâkimiyet yalnız Allah’ındır, O’na tevekkül ettim, tevekkül edenler de O’na tevekkül etsinler.”

68. Babalarının emrettiği yerden girdiklerinde, bu, Allah tarafından gelecek olan bir şeyi onlardan önleyemezdi. Sadece Yakub’un dile getirdiği içindeki bir isteği yerine getirmiş oldular. Kuşkusuz o, kendisine öğrettiğimiz şeyi iyice bilen biri idi. Fakat insanların çoğu (bunu) bilmezler.

69. Yusuf’un huzuruna çıktıklarında, o, kardeşine yanında yer verdi ve, “Ben senin kardeşinim; artık onların yaptıklarına üzülme.” dedi.

70. Onların yüklerini yükletirken su kabını kardeşinin yüküne koydu. Sonra bir münadi, “Ey kafile! Siz hırsızsınız.” diye seslendi.

71. Onlara dönerek, “Ne kaybettiniz?” dediler.

72. Onlar, “Hükümdar’ın su kabını kaybettik.” dediler. (Yusuf dedi ki:) “Kim onu getirirse, ona bir deve yükü (mükâfat) var ve ben buna kefilim.”

73. “Allah’a yemin ederiz ki, bu topraklarda fesat çıkarmak için gelmediğimizi ve hırsız da olmadığımızı siz iyice biliyorsunuz.” dediler.

74. “Yalan söylemiş olursanız, bu işin cezası nedir?” dediler.

75. “Cezası, (su kabı) kimin yükünde bulunursa, onun kendisi bunun cezasıdır. (Bu işinin cezası olarak hürriyetini kaybeder ve köle olur.) Biz zalimleri böyle cezalandırırız.” dediler.

76. Kardeşinin yükünden önce onların yüklerini aramaya başladı. Sonra onu kardeşinin yükünden çıkardı. İşte Yusuf’a böyle tedbir öğrettik. Allah’ın dilemesi olmasaydı, Hükümdar’ın kanununa göre kardeşini alıkoyamazdı. Biz, dilediğimizi derecelerle yükseltiriz. Her bilgi sahibinden daha üstün bir bilen vardır.

77. Kardeşleri, “Eğer o çalmışsa, ondan önce kardeşi de çalmıştı.” dediler. Yusuf, bunu içine attı ve açığa vurmadı. “Sizin durumunuz çok kötüdür. Allah sizin anlattığınızı daha iyi bilir.” dedi.

78. Kardeşleri dediler ki: “Ey vezir! Onun çok yaşlı ihtiyar bir babası var. Birimizi onun yerine al. Biz senin iyilerden olduğunu görüyoruz.”

79. Dedi ki: “Eşyamızı yanında bulduğumuz kişiden başkasını almaktan Allah’a sığınırız. Yoksa kuşkusuz zalim oluruz.”

80. Ondan ümitlerini kesince, bir kenara çekilip sessizce konuşmaya başladılar. Büyükleri, “Babanızın sizden Allah adına güvence aldığını ve önceden de Yusuf hakkındaki ihmalkârlığınızı bilmiyor musunuz? Babam izin verinceye ya da Allah benim hakkımda bir hüküm verinceye kadar ben bu yerden ayrılmam. Allah hükmedenlerin en iyisidir.” dedi.

81. “Babanızın yanına dönün, deyin ki: “Ey babamız! Oğlun hırsızlık etti. Biz sadece bildiğimiz şeye şahitlik ediyoruz. Biz gaybın bekçisi (gözeticisi) değildik.”

82. “Bulunduğumuz şehre (gittiğimiz şehrin halkına) ve beraberinde geldiğimiz kervana da sor. Kuşkusuz, biz doğru söylüyoruz.”

83. (Babaları) dedi ki: “Hayır, nefsiniz size bir şeyi süsledi. Artık (bana) güzelce sabretmek gerekir. Belki Allah onların hepsini birlikte bana getirir. O, bilendir ve hikmet sahibidir.”

(bk. Açıklamalar Bölümü: 98)

84. Onlardan yüz çevirdi ve dedi ki: “Vah Yusuf! Gözleri üzüntüden ağardı ve o üzüntüsünü hep yutmaktaydı.”

85. “Allah’a yemin ederiz ki, Yusuf’u hep hatırlayarak ya ağır şekilde hastalanacak veya helak olacaksın.” dediler.

86. “Ben, tasa ve üzüntümü Allah’a şi­kâyet ederim ve Allah katından sizin bilmediğiniz şeyi bilirim.” dedi.

87. “Ey oğullarım! Gidin ve Yusuf ile kardeşini arayın. Allah’ın rahmetinden ümidinizi kesmeyin. Kâfir topluluktan başkası Allah’ın rahmetinden ümidini kesmez.”

88. Yusuf’un yanına geldiklerinde, “Ey vezir! Biz ve ailemiz sıkıntıya uğradık ve pek az bir malla geldik; bize ölçeği tam ver ve bize tasadduk eyle; kuşkusuz, Allah sadaka verenlere karşılık verir.” dediler.

89. (Yusuf,) “Cahil iken Yusuf’a ve kardeşine ne yaptığınızı biliyor musunuz?” dedi.

90. “Yoksa sen Yusuf musun?!” dediler. “Ben Yusuf’um, bu da kardeşimdir. Allah bize büyük nimet verdi. Kuşkusuz, kim takvalı olur ve sabrederse, (bilmelidir ki,) Allah iyilerin mükâfatını zayi etmez.” dedi.

91. “Allah’a yemin ederiz ki, O seni bize yeğlemiştir. Kuşkusuz, biz hata edenlerden idik.” dediler.

92. Dedi ki: “Bugün size bir kınama yok. Allah sizi bağışlar. O, merhamet edenlerin en merhametlisidir.”

93. “Bu gömleğimi götürün, babamın yüzüne koyun, yeniden görmeye başlar ve tüm ailenizle bana gelin.” dedi.

94. Kervan (memleketlerine dönmek için) ayrılınca Yakup, “Bana bunak demezseniz, ben Yusuf’un kokusunu alıyorum.” dedi.

95. “Allah’a yemin ederiz ki, sen hâlâ eski şaşkınlığındasın.” dediler.

96. Müjdeci gelip gömleği Yakub’un yüzüne koyunca görmeğe başladı ve dedi ki: “Size, ‘Allah katından bilmediğiniz şeyi ben bilirim.’ demedim mi?!”

97. “Ey babamız! Günahlarımızın bağışlanmasını dile. Kuşkusuz, biz günah işledik.” dediler.

98. (Yakup,) “Rabbimden sizin bağışlanmanızı dileyeceğim. Kuşkusuz, O çok bağışlayandır ve sürekli merhamet edendir.” dedi.

İmam Sadık (a.s)’dan şöyle nakledilmiştir: “Resulullah (s.a.a) şöyle buyurdu: ‘Duanız için en iyi zaman seherlerdir.’ Sonra bu ayeti okudu ve dedi ki: Onlara dua etmeyi seher vaktine erteledi.” (bk. el-Kâfî, es-Safî’den naklen.)

99. Yusuf’un yanına vardıklarında anne ve babasını kucakladı ve dedi ki: “Allah’ın dileği ile güvenlik içinde Mısır’a girin.”

100. Anne ve babasını tahtın üzerinde oturttu ve onların hep­si onun karşısında secdeye kapandılar. Yusuf, “Babacığım!

Önceden gördüğüm rüyanın yorumu işte budur. Rabbim onu gerçek kıldı ve Şeytan benimle kardeşlerimin arasını açtıktan sonra beni hapishaneden çıkararak ve sizi çölden buraya getirerek bana lütufta bulundu. Kuşkusuz, Rabbim dilediğine lütfedendir. Kuşkusuz, O bilendir ve hikmet sahibidir.” dedi.

101. “Ey Rabbim! Bana hükümranlık verdin ve sözleri yorumlamayı bana öğrettin. Ey gökleri ve yeri yoktan var eden! Dünya ve ahirette benim sahibim sensin. Beni Müslüman olarak öldür ve beni iyilere kat.”

102. Bu, sana vahyettiğimiz gayba ait haberlerdendir. Onlar sözbirliği yapıp tuzak kurduklarında sen onların yanında değildin.

103. Ama sen ne kadar istesen de, insanların çoğu iman etmezler.

104. Sen bunun için onlardan bir karşılık da istemiyorsun. Bu (Kur’an), sadece âlemlere bir öğüttür.

105. Göklerde ve yerde nice ayetler vardır ki, onların yanından yüzlerini çevirerek geçerler.

106. Onların çoğu, ancak ortak koşarak Allah’a iman ederler.

Bu ayet hakkında İmam Sadık (a.s)’dan şöyle nakledilmiştir: “Bu; kişinin, ‘Falan adam olmasaydı ben helak olurdum, falan olmasaydı benim başıma şu bela gelirdi, şu olmasaydı malım elimden çıkardı.’ demesidir. Böyle söyleyen kimsenin, bir başkasını, elde ettiği rızk veya elinden çıkardığı mal hususunda Allah’a ortak kılmış olduğunu görmez misin?!” İmam’a, “Allah, falancayı bana lütfetmeseydi ben helak olurdum, demek nasıldır?” diye sordum. İmam, “Bunun bir sakıncası yoktur.” dedi. (bk. Ayyaşî Tefsiri.)

107. Acaba onlar, Allah’ın kuşatıcı bir azabının onlara gelmesinden veya bilmedikleri bir sırada o kıyamet saatinin ansızın gelmesinden güvende midirler?!

108. De ki: “Bu benim yolumdur. Ben ve bana uyan kimseler, bilinçle Allah’a doğru çağırırız. Allah (her türlü eksiklikten) münezzehtir ve ben müşriklerden değilim.”

109. Senden önce de, ancak şehirlerin halkından kendilerine vahyettiğimiz birtakım kişileri gönderdik. Yeryüzünde gezmediler mi ki kendilerinden önce olanların akıbetlerinin nasıl olduğunu görsünler?! Ahiret yurdu, takvalı olanlar için daha iyidir. Aklınızı kullanmıyor musunuz?!

110. Nihayet peygamberler ümitsizliğe düşünce ve (halk) kendilerine yalan söylendiğini sanınca, onlara yardımımız geldi de dilediğimiz kurtuldu. Suçlu olan kavimden ise azabımız asla geri çevrilmez.

(bk. Açıklamalar Bölümü: 99)

111. Onların kıssalarında akıl sahipleri için ibret vardır. Bu (Kur’an) uydurulan bir söz değildir. Önünde bulunanı (önceki kitapları) tasdik eden, her şeyi açıklayan ve iman eden topluluk için hidayet ve rahmet olan bir kitaptır.

Meal: Murtaza Turabi

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*