13- Rad Suresi

(İbn Abbas ve bazılarından rivayet edildiğine göre Mekke’de inmiştir, yalnız son ayeti Medine’de inmiştir. Ama Hasan, İkrime ve Katade, Medine’de nazil olduğu, yalnız 30. ve 31. ayetlerinin Mek­ke’de indiği görüşündedirler. 43 ayettir.)

(Bu surenin 13. ayetinde gökgürültüsünün Allah’ı tenzih ettiğinden bahsedildiği için gökgürültüsü anlamına gelen “Ra’d” adıyla adlandırılmıştır. Sevabu’l-A’mal kitabında İmam Cafer Sadık’tan şöyle dediği nakledilmiştir: “Kim Ra’d Suresi’ni çok okursa, Nasıbî (Ehl-i Beyt düşmanı) bile olsa, Allah, yıldırımın ona çarpmasına izin vermez. Eğer okuyan kişi mümin olursa, hesapsız cennete girer ve tanıdığı aile fertleri ve arkadaşlarının tümü hakkında şefaati kabul olur.” (bk. es-Safî Tefsiri))

Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla

1. Elif, Lâm, Mîm, Ra. Bunlar, kitabın ayetleridir. Rabbinden sana indirilen haktır; fakat insanların çoğu iman etmezler.

2. Allah, gökleri görmeyeceğiniz direklerle yükseltti. Sonra Arş’a egemen oldu. Güneşi ve ayı emrine boyun eğdirdi. Her biri, belirlenen bir süreye kadar akışını sürdürmektedir. O, her şeyi düzenler ve ayetlerini ayrıntılarıyla açıklar. Olur ki Rabbinizle buluşmaya yakin edersiniz (kesin inanırsınız).

3. Yeri döşeyen ve onda sarp dağlar ve nehirler var eden ve her türlü meyveden iki çift var eden, gece ile gündüzü örten O’dur. İşte bunda düşünen bir topluluk için ayetler vardır.

4. Yeryüzünde birbirine yakın alanlar vardır. Üzüm bahçeleri, ekinler ve bir kökten ve çeşitli köklerden hurma ağaçları vardır. Hepsi de bir sudan sulanırlar. Fakat onlardan bir kısmını yemişleri açısından diğer bir kısmından üstün kılarız. İşte bunda düşünen bir topluluk için ayetler vardır.

5. Eğer (bir şeye) şaşıyorsan, asıl onların, “Biz toprak olduğumuz zaman yeni bir yaradılışa mı gireceğiz?!” demelerine şaşmak gerekir. Onlar, Rablerini inkâr eden kimselerdir. Onların boyunlarına zincir halkaları vurulmuştur. Onlar, cehennemliktirler ve orada ebedi kalırlar.

6. İyilikten önce senden kötülüğü getirmeni isterler. Hâlbuki bundan önce ibret verici azaplar gelip geçmiştir. Kuşkusuz, insanların zulümlerine rağmen Allah insanları bağışlayandır; ve kuşkusuz, Rabbinin azabı çetindir.

7. Küfre düşenler derler ki: “Ona Rabbinden bir ayet (mucize) indirilseydi ya!” Sen ancak bir uyarıcısın. Her topluluğun bir de hidayet edeni var.

Taberî, İbn Abbas’tan şöyle nakletmiştir: “Bu ayet nazil olunca Resulullah (s.a.a) elini göğsüne koyarak, ‘Ben korkutucuyum.’ dedi. Sonra eliyle Ali’nin omzuna vurarak, ‘Ey Ali! Sen hidayet edensin; benden sonra hidayete erenler seninle hidayete ererler.’ dedi.” (bk. et-Tibyan Tefsiri.) Yine el-Kâfî’de nakledilen bir hadise göre İmam Muhammed Bâkır (a.s) şöyle buyurdular: “Resulullah (s.a.a) korkutucudur ve her dönem için bizden halkı Peygamber’in getirdiğine hidayet eden bir hidayetçi vardır. Resulullah’tan sonra hidayetçiler, Ali ve ondan sonra bir biri ardınca gelen vasilerdir.” (bk. es-Safî Tefsiri, el-Kâfî’den naklen.)

8. Allah her dişinin neyi taşıdığını ve rahimlerin neyi azaltıp neyi artıracağını bilir. O’nun katında her şey bir ölçü iledir.

9. O, gizli ve açığı bilir; büyük ve yücedir.

10. Sözünü gizleyen ile onu açığa vuran, gece gizlenen ile gündüz açıkça dolaşan kimse (O’nun yanında) birdir.

11. Onun (her insan) için Allah’ın emriyle önünden ve arkasından koruyan nöbetçi melekler vardır. Kuşkusuz, Allah hiçbir toplumun durumunu, onlar kendilerinde olan durumu

değiştirmedikçe değiştirmez. Allah bir toplum için bir kötülük istediğinde, artık bunun dönüşü olmaz ve onların O’ndan başka bir koruyucuları da olmaz.

(bk. Açıklamalar Bölümü: 100)

12. Şimşeği korku ve ümit kaynağı olarak size gösteren ve yağmur yüklü bulutları oluşturan O’dur.

13. O’nun korkusundan gök gürlemesi ve melekler hamd ederek O’nu tenzih ederler. O, yıldırımları göndererek onunla dilediğini çarpar. Onlar ise Allah hakkında tartışıp dururlar. Oysa O’nun yakalaması pek çetindir.

14. Hak çağrı yalnız O’na aittir. O’ndan başkasını çağıranlara (çağırdıkları şeyler) asla cevap vermezler. Tıpkı su ağzına ulaşsın diye iki avucunu suya doğru açan kimse gibi. Oysa su ağzına ulaşmamaktadır. Kâfirlerin çağrısı boşunadır.

15. Göklerde ve yerde bulunan herkes ve onların gölgeleri, ister istemez sabah ve akşam O’na secde ederler.

16. De ki: “Göklerin ve yerin Rabbi kimdir?” De ki: “Allah’tır.” De ki: “(Öyle ise) O’nun yerine kendileri için bir yarar ve zarar vermeyecek veliler (dostlar) mi edindiniz?!” De ki: “Kör ile gören bir olur mu?! Veya karanlıklarla aydınlık bir midir?!” Yoksa Allah’a, O’nun yarattığı gibi yaratan ortaklar koştular da (bu iki) yaratmayı birbirine mi karıştırdılar?! De ki: “Her şeyi yaratan Allah’tır. O tektir, her şeye egemendir.”

17. Gökten su indirdi, her vadi kendi ölçüsü kadar aktı. Sel, üzerindeki köpüğü yüklenip taşıdı. Süs veya eşya yapmak için ateşte erittiğiniz şeylerde de buna benzer köpük oluşur. İşte Allah hak ve batıla böyle örnek verir. Köpük bir kenara atılır, yok olup gider; ancak insanlara yararlı olan şey yeryüzünde kalır. İşte Allah örnekleri böyle açıklar.

18. Rablerinin çağrısını kabul edenler için en güzel mükâfat vardır. O’nun çağrısını kabul etmeyenler ise, eğer yeryüzünde olan her şey ve onun bir misli de onların olsa, onu kendilerini kurtarmak için verirler. İşte onlar için zor bir hesap vardır ve barınakları cehennemdir. Orası ne kötü bir yerdir!

19. Rabbinden sana indirilenin  hak olduğunu bilen kimse, kör kimse gibi olur mu?! Sadece akıl sahipleri öğüt alırlar.

20. Onlar, Allah’ın ahdine vefa gösterirler ve antlaşmalarını bozmazlar.

21. Onlar, Allah’ın korunmasını istediği ilişkileri korurlar, Rablerinden sakınırlar ve kötü hesaptan korkarlar.

22. Onlar, Rablerinin hoşnutluğu için sabrederler, namazı kılarlar, kendilerine verdiğimiz rızktan gizlice ve açıkça harcarlar ve kötülüğü iyilikle giderirler. İşte (dünya) yurdun(un) (güzel) sonu onlar içindir.

23. (O güzel son, onların yerleşeceği) Adn cennetleridir. Onlar, onların salih olan babaları, eşleri ve soylarıyla oraya girerler. Melekler her kapıdan onların yanına vararak (derler ki):

24. “Sabrınız karşılığında size selam olsun! Yurdun sonu ne güzeldir!”

İmam Sadık (a.s)’dan şöyle nakledilmiştir: “Biz çok sabredeniz, fakat Şiamız bizden daha sabırlıdırlar. Çünkü biz bilgi üzere (yani düşmanlarımızın akıbetinin nasıl olacağı ve ahiret âleminde mükâfatın nasıl olacağı hakkında geniş bilgiye sahip olarak) sabrederiz; Şiamız ise bilmedikleri bir şey için sabredeler.” (bk. Kummî Tefsiri)

25. Allah’ın ahdini kesinleştirdikten sonra bozanlar, Allah’ın korunmasını emrettiği bağı koparanlar ve yeryüzünde bozgunculuk çıkaranlar var ya, lanet onlaradır ve yurdun kötü sonu onlarındır.

26. Allah, dilediği kimseye rızkı genişletir de, daraltır da. Onlar dünya hayatına sevinirler, oysa dünya hayatı ahiret karşısında (az) bir yararlanmadan başka bir şey değildir.

27. Kâfirler, “Niçin Rabbinden ona bir ayet indirilmemiştir?” derler. De ki: “Allah dilediğini saptırır ve kendisine yöneleni de kendi yoluna iletir.”

28. Onlar, iman eden ve kalpleri Allah’ı anmakla güvene kavuşan kimselerdir. Bilin ki, Allah’ı anmakla kalpler güvene kavuşur.

29. İman edip salih ameller işleyenlere ne mutlu! Güzel sonuç onlarındır.

Ayette geçen “tûba” kelimesini “Ne mutlu” olarak tercüme ettik. Tûba; güzel ve iyi anlamında olan tayyib kökünden mastardır. Ehl-i Beyt’ten gelen bazı hadislerde, Tûba’nın cennette bir ağacın adı olduğu açıklanmıştır. Bu ağacın kökü hadislere göre, Hz. Muhammed (s.a.a)’in evinde bulunmaktadır ve bu ağacın dal ve budakları cennette bulunan tüm müminlerin evine sarkar. Herkesin isteğine göre bu ağaç ona meyve verir. Birtakım hadisler de bu ağacın kökünün Hz. Ali’nin evinde olduğunu bildirmiştir. Peygamber (s.a.a) bir hadisinde bunu, “Benim ve Ali’nin evi cennette aynı yerdedir.” diye açıklamıştır. (bk. Mecmau’l-Beyan, Ayyaşî, Kummî ve es-Safî Tefsirleri, el-Kâfî, el-Hısal ve el-İhticac kitapları.)

30. Seni, kendilerinden önce birçok ümmetlerin gelip geçtiği bir ümmet içerisinde gönderdik ki, sana vahyedileni onlara okuyasın. Fakat onlar Rahman’ı inkâr ederler. De ki: “O benim Rabbimdir, O’ndan başka hiçbir ilah yoktur, O’na tevekkül ettim, dönüşüm de O’nadır.”

31. Eğer dağları yürüten, yeri parçalayan veya ölüleri konuşturan bir Kur’an olsaydı (o mutlaka bu Kur’an olurdu‌). Gerçek şu ki, bütün işler Allah’a aittir. İman edenler bilmediler mi ki, Allah dilerse insanların tümünü hidayete erdirir. Kâfirlere, yaptıkları işlerden dolayı Allah’ın sözü gelip çatıncaya kadar sürekli bir bela gelir veya o bela evlerinin yakınına iner. Gerçekten Allah sözünden asla dönmez.

parantez içerisindeki ibare şu da olabilir: onlar yine de iman etmezlerdi.

32. Kuşkusuz, senden önceki peygam­berlerle de alay edildi. Ben de inkâr­cılara mühlet verdim, sonra onları yakaladım. Benim azabım nasılmış! (Bir görseydin!)

33. Her nefsin üzerinde durup kazanımlarını gözeten Allah (hiçbir şeyden haberi olmayan birisi gibi olur mu)?! Allah’a ortaklar koştular. De ki: “Onların isimlerini söyleyin.” De ki: “O’nun yeryüzünde bilmediği bir şeyi mi (var olmayan ortakları mı) O’na haber vermek istiyorsunuz yoksa boş bir söz mü söylüyorsunuz?! Hayır! Kâfir olanlara hileleri güzel gösterildi de hak yoldan alıkonuldular. Allah kimi saptırırsa, artık onu hidayete erdiren olmaz.

34. Onlara dünya hayatında azap vardır, ahiret azabı ise daha çetindir. Onları Allah’a karşı koruyacak biri de yoktur.

35. Takvalılara vaat edilen cennetin vasfı (şöyledir): Onun altından ırmaklar akar, yiyecekleri ve gölgesi de süreklidir. İşte takvalı olanların sonu budur. Kâfirlerin sonu ise ateştir.

36. Kendilerine kitap verdiğimiz kimseler, sana indirilene sevinirler ve (karşı) topluluklardan bazıları onun bir kısmını inkâr ederler. De ki: “Bana, Allah’a ibadet etmem ve O’na ortak koşmamam emredildi. O’na çağırıyorum ve dönüşüm O’nadır.”

37. İşte böylece biz Arapça bir hüküm olarak onu sana indirdik. Eğer sana gelen bilgiden sonra onların heva ve heveslerine uyacak olursan, artık Allah’a karşı senin bir dostun ve koruyucun olmaz.

38. Senden önce de peygamberler gönderdik ve onlara eşler ve çocuklar verdik. Hiçbir peygamber Allah’ın izni dışında bir ayet getiremez. Her sürenin bir yazısı vardır.

39. Allah dilediğini siler, dilediğini de sabit bırakır. Ana kitap O’nun katındadır.

İmam Sadık (a.s), Resulullah (s.a.a)’den şöyle nakletmiştir: “Ömründen sadece üç yıl kalmış olan bir adam akrabasına iyilik eder, Allah bu yüzden onun ömrünü otuz üç yıl uzatır ve ömründen otuz üç yıl kalmış bir kişi de akrabalık ilişkilerini keser, Allah bu yüzden onun ömrünü üç yıl veya daha aza indirir.” Sonra İmam Sadık yukarıdaki ayeti okudular. (bk. Ayyaşî Tefsiri.)

40. Onlara vadetmekte olduklarımızdan bazısını sana göstersek veya seni (bunları göstermeden) öldürsek de sana yalnız tebliğ etmek düşer, hesap ise bize aittir.

41. Bizim yeryüzüne gelip onu etrafından azalttığımızı görmediler mi? Allah hükmeder, O’nun hükmünü geriye çeviren olmaz. O, çabuk hesap görendir.

42. Kuşkusuz, onlardan öncekiler de tuzak kurdular. Fakat tüm tuzaklar (tedbirler) Allah’a aittir. O, herkesin ne elde ettiğini bilir. Kâfirler, yakında yurdun sonunun kimin olacağını bilecekler.

43. İnkâr edenler, “Sen peygamber değilsin.” derler. De ki: “Benimle sizin aranızda Allah ve yanında kitap ilmi bulunan kimse şahit olarak yeter.”

Ehl-i Beyt İmamları’ndan gelen birçok hadise göre, yanında kitap ilmi bulunan kimseden maksat, İmam Ali (a.s)’dır. (bk. Ayyaşî Tefsiri.)

Meal:Murtaza Turabi

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*