14- Kur’ân-ı Kerim’in Sahabe Hakkındaki Görüşü

Her şeyden önce şunu söylemeliyim ki, Allah (c.c.) kitabının çeşitli yerlerinde Resulullah’a (s.a.a) dünya mal ve makamına ulaşmak için değil, Allah’ın ve Resulünün rızasını umarak uyup itaat eden sahabeyi övmüştür. Allah’ın onlardan, onların da Allah’tan razı olduğunu beyan buyurmuştur.

Müslümanlar bu tür sahabeyi Resulullah’a karşı itaatkar davranışlarından ve diğer çeşitli tutumlarından tanımış bulunmakta ve onlara saygı göstermekte, onları hürmet ve büyüklükle anmaktalar.

Bahsim, Şia ve Ehlisünnet’in birlikte hürmet ettiği bu tür sahabe hakkında değildir. Aynı şekilde Şia ve Ehlisünnet’in birlikte nefret ve lânet ettikleri münafıklarla da ilgili değildir. Bu arada söz konusu ettiğim sahabe, Müslümanların haklarında ihtilâf ettikleri ve Kur’ân-ı Kerim’in ve Re-sulullah’ın kendilerini bazı işlerinden dolayı kınamış olduğu ve diğerlerini onlardan sakındırdığı kimselerdir.

Şia ve Ehlisünnet’in arasındaki ihtilâf, bu tür sahabe hakkındadır; çünkü bu tür sahabenin adaleti hakkında Şia şüphe etmekte ve onların söz ve davranışların tenkit etmek-tedir; ama Ehlisünnet bu tür sahabenin yaptığı işleri kendi kitaplarında yazmış olmasına bakmayarak onların hepsini adil bilmektedir. Bu incelemeden maksadım bu hususta hakkı ortaya koymaktır. Bu hususlara değinmekteki maksadım şudur: Bazıları benim sahabeyi öven ayetleri bırakıp yalnız onları tenkit eden ayetleri tuttuğumu sanmasın. Hatta ben araştırmamın sonucunda bazı övgü ayetlerinin yergiyi ve yergi ayetlerinin de övgüyü içine aldığını gördüm.

Burada ben üç yıllık araştırmam boyunca elde ettiğim bilgileri ve ulaştığım sonuçların hepsini nakletmek istemi-yorum. Sadece bazı ayetleri numune olarak zikretmekle yetineceğim.

Daha geniş bilgi edinmek isteyenler ise araştırma ve incelemenin zorluklarına katlanmalıdır. Bu yolla insan ken-di zahmetinin sonucunda hidayete kavuşmuş olur. Allah Te-ala’nın her insandan istediği de zaten budur. Bir kişi kendi fikrî araştırma ve çabası sonucunda hakikati bulursa, kendi vicdanının feryadına müspet cevap verdiği için hakkı tereddütsüz kabul eder ve hidayete kavuşması çok kolay olur. Ama dış etkenlerin neticesinde kişinin hakla karşılaşması, çoğu zaman onun hidayete varmasına sebep olmaz. Bir de insan, eğer doğru yolu içten doğan bir kanaat ile ele geçirirse, bu inanç, his ve duygular sebebiyle ele geçirilen inançtan kat kat üstün ve kalıcı olur.

Allah Teala, Peygamber’ini överek buyuruyor ki:

Seni, hakikati aradığında buldu da yol gösterdi sana.[1]

Ve diğer bir başka yerde buyuruyor ki:

Bizim için cihat edenleri biz yollarımıza sevk ederiz ve şüphe yok ki Allah elbette iyilik edenlerle beraberdir.[2]

1- İslâm’dan Dönme İle İlgili Ayet

Allah Teala Aziz kitabında buyuruyor ki:

Muhammed ancak bir peygamberdir; ondan önce nice peygamberler geldi geçti; ölürse yahut öldürülürse geriye mi döneceksiniz? Kim dönerse bilsin ki, Allah’a hiçbir surette zarar vermez; Allah şükredenlerin mükâfatını yakında verecektir.[3]

Bu ayet, Resulullah’ın (s.a.a) hayatında Müslümanlara hitap ederek apaçık bir şekilde bildiriyor ki, sahabe Peygamber’in vefatından sonra hemen dinden dönme ile karşı karşıya gelecektir ve sadece onlardan çok az bir kısmı inandıklarında sabit kalacaklardır. Bu grup, yani dinde sabit kalanları Allah bu ayette şükredenler olarak vasıflandırmıştır. Şükredenler de çok azdır; çünkü Allah Teala diğer bir ayette: “Ve kullarımdan pek azı şükreder.” diye buyurmaktadır.

Resulullah’tan (s.a.a) naklolunan hadis-i şerifler, bu a-yette zikredilen dinden dönme meselesini açıklamıştır. Son-raki bölümde bu hadislerden birkaç tanesini nakledeceğiz.

Eğer bu ayet-i kerimede Allah Teala İslâm’dan dönüp mürtet olanların cezalarını zikretmemiş ve yalnız Allah’a şükredenlerin iyi mükâfatlara lâyık olduklarını zikretmişse İslâm’dan dönenlerin asla Allah’ın mükâfat ve bağışına ulaşamayacakları herkes tarafından bilindiği içindir. Resulul-lah (s.a.a) bu hususu birkaç hadisinde açıklamıştır.

Biz de eğer Allah dilerse bu kitabımızda onlardan bazılarını nakledeceğiz.

Sahabenin saygınlığını korumak için, söz konusu ayetten yalnız Talihe, Seccah ve Esvedi’l-Ânesî’nin kastedildiğini söylemek doğru değildir; çünkü bunlar, Hz. Resul-i Ekrem’in kendi hayatında dinden dönüp Peygamberlik iddia ettiler. Hatta Resulullah onlarla savaştı ve onları mağlup etti. Yine bu ayet Malik İbn Nuveyre ve taraftarlarına da yorumlanmaz. Çünkü onlar makul bazı sebepler yüzünden zekâtlarını Ebubekir’e vermediler. Evvela halife seçimi mevzusunu inceleyip meselenin aslını öğrenmek istiyorlar-dı. Çünkü onlar Haccetu’l-Veda da Resulullah (s.a.a) ile birlikte hacca gitmişlerdi ve Gadir-i Hum denilen yerde Hz. Resulullah’ın Ali’yi (a.s) kendisinden sonra halife tayin etmesine bizzat şahit olmuş ve orada diğer Müslümanlar gibi Hz. Ali’ye biat etmişlerdi. Hatta Ebubekir’in bile orada Hz. Ali’ye biat ettiğine şahit olmuşlardı.

Bu yüzden bunlar yeni halifenin gönderdiği elçilerin, Resulullah’ın ölüm haberini getirip Ebubekir’in adına zekât talep etmeleriyle karşılaşınca şaşırdılar.

Tarih, bu olayın hakikatine inmek istememiş onu üstü kapalı tutmaya çalışmıştır. Çünkü bu olay iyice incelenirse bazı sahabelerin makamına gölge düşebilir. Burada şu noktaya işaret etmek gerekir ki, Malik İbn Nuveyre ve onun taraftarları Ömer ve Ebubekir’in de itiraf ettikleri gibi Müslüman idiler; çünkü Ebubekir ve Ömer de dahil olmak üzere sahabeden bir çoğu Malik İbn Nuveyre’in Halid İbn Ve-lid tarafından öldürülmesine itiraz ettiler ve Ebubekir Beytülmalden Malik’in kan parasını (diyetini) onun kardeşine vermiş ve özür dilemiştir.

Demek ki Malik ve taraftarları dinden çıkmış değildi. Çünkü İslâm’dan çıkıp mürted olan kişinin katli farz olur ve artık onun için Beytülmalden diyet vermek söz konusu olamaz ve onun öldürülmesinden dolayı onun vasilerinden özür dilenmez. O hâlde, “İslâm’dan dönmekle ilgili ayet” Resulullah ile Medine’de birlikte olan ve onun vefatından sonra İslâm’dan dönen sahabelere aittir. Bu konu Resu-lullah’tan nakledilen hadislerde de iyice açıklandığına göre artık bu hususta şüphe ve tereddüde yer kalmıyor. İnşaallah yakında o hadisleri de zikredeceğiz.

Bunların haricinde tarihin kendisi de Peygamber’den sonra İslâm’dan dönenler hususunda en iyi şahittir. Resu-lullah’ın (s.a.a) vefatından sonra sahabenin arasında vuku bulan hadiseleri inceleyen görür ki, sahabelerden çok azı hariç hak yolda sebat gösteren kalmadı.

2- Cihad Ayeti

Allah Teala buyuruyor ki:

Ey iman edenler, size ne oldu da Allah yolunda savaşa çıkın dendiği zaman olduğunuz yer(iniz)de ağırlaşıp kaldınız; ahireti bırakıp da dünya yaşamına mı razı oldunuz! Fakat dünya hayatının faydası, âhirete göre pek azdır. Hep birden savaşa çıkmazsanız sizi acıklı bir azapla azaplandırır ve yerinize sizden başka topluluk getirir ve siz ona hiçbir zarar veremezsiniz ve Allah’ın her şeye gücü yeter.[4]

Bu ayet, apaçık olarak sahabenin savaştan kaçıp ona yanaşmadıklarını ve dünya hayatına bağlandıklarını bildiriyor. Allah Teala onları bu işlerinden dolayı kınamakta ve başka bir toplumu kendilerini yerlerine geçirmekle tehdit etmektedir. Bu tehdit çeşitli ayetlerde zikrolunmuştur. Ve bu, onların defalarca savaştan kaçtıklarının apaçık delilidir.

Örneğin bir ayette buyurmaktadır ki:

Eğer dinden yüz çevirirseniz, yerinize bir başka topluluğu getirir; sonra görürsünüz ki onlar size benzememektedirler.[5]

Ve başka bir yerde de şöyle buyurmaktadır:

Ey iman edenler, içinizden kim dininden dönerse, Allah da (yerine) kendisinin onları sevdiği, onların da kendini sevdiği müminlere karşı alçak gönüllü kâfirlere karşı ise güçlü ve onurlu Allah yolunda cihad eden ve kınayıcının kınamasından korkmayan bir topluluk getirir. Bu Allah’ın bir lütfu ve ihsanıdır onu dilediğine verir…[6]

Eğer bu hususu tekit eden ve açıkça Şia’nın sahabeyi üç kısma ayırmasındaki haklılığını ispat eden ayetlerin hep-sini burada zikrederek açıklamak istesem, bu kendi başına bir kitap olur. Kur’ân-ı Kerim bu hususu en kısa ve en mükemmel tabirle şöyle açıklamıştır:

İçinizden öyle kişiler bulunmalı ki onlar sizi hayıra çağırsın, size iyiliği emretsin, kötülükten a-lıkoymaya çalışsın ve onlardın kurtuluşa ve muradına erenler. Kendilerine apaçık deliller getirdikten sonra da yine bölük bölük olanlara, yine ayrılığa düşenlere benzemeyin ki, onlaradır büyük azap. O gün öyle bir gündür ki bazı yüzler ağarır ve bazı yüzler kararır, Yüzleri kararanlara şöyle denir: İnandıktan ora kâfir mi oldunuz? Kâ-fir olmanıza karşılık tadın azabı. Yüzleri ağaranlara gelince; onlar Allah’ın rahmetindedir. Onlar o rahmette ebedî olarak kalırlar.[7]

Hiçbir araştırmacıya gizli kalmayacağı gibi bu ayetlerin muhatabı sahabedir.

Bu ayetler, onları, apaçık delilleri gördükten sonra tefrikadan sakındırmakta ve azap vaatleriyle tehdit etmektedir; ve sahabeyi iki gruba ayırmaktadır, bir grup kıyamet günü beyaz yüzlü olarak mahşere gelecek, Bunlar Allah’a şükreden ve onun rahmetine lâyık olanlardır. Öteki grup ise siyah yüzlü olarak haşredilecek. Bunlar ise Müslüman olduktan sonra İslâm’dan dönenlerdir. Ve Allah Teala onlara azap vaat etmiştir.

Herkes bilmektedir ki sahabe Peygamber’den sonra ihtilâfa düşmüş ve fitnelere kapılmıştır. Hatta iş, o noktaya varmıştır ki, birbirleriyle kanlı savaşlara girişmişlerdir.

Yukarıda zikrettiğimiz ayetleri, tevil yoluyla zahirî mâ-nâlardan çıkarmak doğru değildir.

3- Huşu İle İlgili Ayet

Allah Teala buyuruyor ki:

Müminlerin, Allah ve Kur’ân’dan inen ayetler anıldığı vakit, korkup itaat etmelerinin vakti gelmedi mi? Ki önceden kendilerine kitap verilenlere benzemesinler; onların peygamberiyle araları uzayıp açıldıkça kalpleri katılaştı ve onların çoğu emirden çıkanlardı.[8]

Suyûtî, ed-Dürrü’l-Mensûr adlı tefsirinde şöyle naklet-miştir:

Sahabîler, Mekke’de çektikleri zorluklara rağmen Medine’de refaha kavuştular. Bu refah, onları biraz soğuttu, bu nedenle bazı şeylerde gevşediler. Bu yüzden şu ayet-i kerime indi:

Müminlerin Allah ve Kur’ân’dan inen ayetler anıldığı vakit…

Bir başka hadise göre Resulullah (s.a.a) buyurmuştur:

Allah muhacirlerin kalplerinin Kur’ân’ın inişinden on yedi yıl sonra gevşediğini görünce bu ayeti indirdi.

Sahabe, Ehlisünnet’in dediği gibi insanların en iyisi olsaydı, onların kalpleri on yedi yıllık bir zaman sonunda katılaşmaya başlamaz ve Allah onları bu durumlarından ötürü kınamazdı. Bu birkaç ayet, sahabeden bir kısmının adil olmadığına delalet ediyor.

Eğer Peygamber’in hadislerini de inceleyecek olursak daha birçok delil bulabiliriz. Ben konuyu uzatmak istemediğimden dolayı o hadislerden sadece bazılarına değineceğim. Konuyu etraflıca inceleyen kimse bu hususta birçok hadisin kaynaklarda nakledildiğini görecektir.


[1]– Duhâ, 7

[2]– Ankebût, 13

[3]– Âl-i İmrân, 144

[4]– Tevbe, 38-39

[5]– Muhammed, 38

[6]– Mâide, 54

[7]– Âl-i İmrân, 104-105-106

[8]– Hadîd, 16

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*