16- Nahl Suresi

(Baştan 40 ayeti Mekke’de, ondan sonrası ise Medine’de inmiştir. Bazıları göre de sondan 3 ayeti dışında surenin tümü Mekke’de inmiştir. 128 ayettir.)

(Bu sure, adını 68. ve 69. ayetlerinden alır. Bu ayetlerde “Nahl”den (arı) söz edilmiştir. Muhammed b. Müslim, İmam Muhammed Bâkır (a.s)’dan şöyle dediğini nakleder: “Kim her ay Nahl Suresi’ni okursa, Allah dünyada ziyanı ve yetmiş türlü belayı ondan uzaklaştırır. Bu belaların en Küçüğü delilik, cüzam ve alaca hastalığıdır ve yeri de Adn cenneti olur.” İmam Sadık (a.s)’dan rivayet edildiğine göre, Adn cenneti, cennetlerin ortasıdır. (bk. Ayyaşî Tefsiri))

Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla

1. Allah’ın emri geldi, artık çabuklaşmasını istemeyin. O, her eksiklikten uzaktır ve ortak koştukları şeylerden yücedir

2. “Benden başka hiçbir ilah yoktur, öyleyse benden korkun.” diye (halkı) uyarmaları için melekleri, emri üzere ruh ile kullarından dilediğine indirir.

(bk. Açıklamalar Bölümü: 105)

3. Gökleri ve yeri hak üzere yarattı. O, ortak koştukları şeylerden yücedir.

4. İnsanı bir nutfeden yarattı. Ancak o (yaratıcısına) apaçık bir düşman kesildi.

5. Hayvanları da yarattı. Onlarda sizin için ısıtıcı şeyler ve çeşitli yararlar vardır ve onlardan bir kısmını da yiyorsunuz.

6. Akşamleyin (meradan) getirirken ve sabahleyin salıverirken onlarda sizin için bir güzellik vardır.

7. Ancak ağır meşakkatlerle varabileceğiniz şehirlere onlar sizin yüklerinizi taşırlar. Gerçekten Rabbiniz şefkatli ve sürekli merhamet edendir.

8. Atları, katırları ve merkepleri de binmeniz için ve süs olarak (yarattı). Bilmediğiniz nice şeyleri de yaratır.

9. Hak yolu açıklamak Allah’a düşer. Yolların bazısı da eğridir. O dileseydi, hepinizi hidayete erdirirdi.

10. Gökten su indiren O’dur. İçeceğiniz ondandır ve hayvanlarınızı otlattığınız bitkiler de ondandır.

11. Onunla size ekin, zeytin, hurma ağacı, üzüm ve her çeşit ürün yetiştirir. İşte bunda düşünen topluluk için bir ayet vardır.

12. Geceyi, gündüzü, güneşi ve ayı size boyun eğdirdi. Yıldızlar da O’nun emriyle ram olmuş durumdalar. İşte bunda düşünen topluluk için ayetler vardır.

13. Yeryüzünde çeşitli renklerle sizin için var ettiği şeyleri de (hizmetinize verdi). İşte bunda öğüt alan topluluk için bir ayet vardır.

14. Denizden taze et yemeniz ve giyeceğiniz süsler çıkarmanız için onu size boyun eğdiren O’dur. Gemilerin denizin suyunu yararak hareket ettiğini görürsün. Bu, O’nun lütfundan bir şey aramanız içindir. Olur ki şükredersiniz.

15. Sizi sarsmasın diye yeryüzünde sağlam dağlar yerleştirdi. Yolunuzu bulasınız diye ırmaklar ve yollar var etti.

16. Ve diğer nice alametler de (var etti). Onlar, yıldızla da yolu bulurlar.

Bu ayette geçen yıldızdan Kutup yıldızı kastedilmiştir. Çünkü onun yeri değişmediği için kara ve denizde olanlar, onunla yollarını bulurlar. Bu, ayetin zahiri anlamının tefsiridir. Ama ayetin daha derin anlamı da vardır. Ehl-i Beyt’ten gelen birçok hadiste, alametlerden maksadın Ehl-i Beyt İmamları ve yıldızdan maksadın da Resulullah (s.a.a) olduğu açıklanmıştır. bk. es-Safî Tefsiri, el-Kâfî ve Mecmau’l-Beyan’dan naklen.) Bu tefsir ışığında şu noktayı hatırlatmak yerinde olur: Allah bu madde âlemini, bu âlemden daha yüce olan âlemlere, örneğin melekut ve mana âlemine bir örnek kılmıştır. Burada olan gerçeklerle, o âlemdeki gerçekleri de anlamak mümkündür. Buna göre, bu âlemde bir hedefe varmak için insan, işaretlere ihtiyaç duyduğu gibi, mana âleminde de o yüce hakikatlere varmak için birtakım alametler vardır. Bu yüzden yukarıdaki ayetteki açıklanan gerçek, her iki âlem için geçerlidir.

17. Yaratan, yaratmayan gibi olur mu?! Öğüt almaz mısınız?!

18. Allah’ın nimetlerini sayacak olsanız, onları sayıp bitiremezsiniz. Gerçekten Allah bağışlayan ve sürekli merhamet edendir.

19. Allah, gizlediğinizi de, açığa vurduğunuzu da bilir.

20. Allah’ı bırakıp da çağırdıkları (putlar), bir şey yaratamazlar. Zaten kendileri yaratılmışlardır.

21. Onlar diri değil, ölüdürler ve ne zaman diriltileceklerini de bilmezler.

22. Sizin ilahınız (mabudunuz), tek ilahtır. Ahirete inanmayan kimselerin kalpleri inkârcıdır ve onlar böbürlenirler.

23. Kuşkusuz, Allah gizlediklerini de bilir, açığa vurduklarını da. Kuşkusuz, O böbürlenenleri sevmez.

24. Onlara, “Rabbiniz ne indirdi?” denilince, “(Bunlar) öncekilerin masallarıdır.” derler.

25. Sonuçta, kıyamette kendi günahlarını tam olarak ve bilgisizlikle saptırdıkları kimselerin günahlarından bir kısmını taşırlar. Haberiniz olsun, onların taşıdıkları yük ne de kötüdür!

26. Onlardan öncekiler düzen kurdular. Allah da onların yapılarını temelden çökertti de tavanları üzerlerine çöktü ve fark etmedikleri yerden azap onlara ulaştı.

27. Sonra, kıyamet günü de onları alçaltır ve, “Haklarında mücadele ettiğiniz ortaklarım nerededir?” der. Kendilerine ilim verilenler, “Kuşkusuz, bugün aşağılık ve kötülük kâfirlerindir.” derler.

28. Melekler, kendilerine zulmedenler olarak onların canlarını alırlar; onlar da teslim olup, “Biz kötü bir iş yapmıyorduk.” derler. Hayır! Allah, sizin yaptıklarınızı iyice biliyor.

29. O hâlde ebedi kalacağınız cehennemin kapılarından girin. Kibirlenenlerin yeri ne kötüdür!

30. Takvalı kimselere, “Rabbiniz ne indirdi?” denir; “İyilik.” derler. İyilik edenlere bu dünyada iyilik vardır. Ahiret yurdu ise daha hayırlıdır. Takvalıların yurdu gerçekten güzeldir!

31. Onların girecekleri ve altından ırmaklar akan Adn cennetleridir Orada diledikleri her şey vardır. İşte Allah, takva sahiplerini böyle mükâfatlandırır.

32. Melekler, tertemiz ve arınmış kimseler olarak onların canlarını alırlar; “Selam olsun size. Yaptığınız amellerin karşılığı olarak girin cennete.” derler.

33. Onlar (kâfirler), meleklerin gelmesinden veya Rabbinin emrinin (azabının) gelmesinden başka bir şey mi beklerler?! Onlardan öncekiler de böyle yapmışlardı. Allah onlara zulmetmedi; fakat onlar kendilerine zulmediyorlardı.

34. Yaptıklarının kötülükleri onlara ulaştı ve alay ettikleri şey (Allah’ın azabı) onları sardı.

35. Allah’a ortak koşanlar, “Allah dileseydi, ne biz, ne de babalarımız O’ndan başka hiçbir şeye tapmazdık ve O’nun emri olmadan bir şeyi haram kılmazdık.” dediler. Onlardan öncekiler de böyle yapmışlardı. Peygamberlere düşen, apaçık tebliğden başka nedir?

36. Her ümmette, “Allah’a ibadet edin ve tağuttan kaçının.” diye bir peygamber gönderdik. Onlardan bazılarını Allah hidayete erdirdi ve bazıları da sapıklığı hak ettiler. Öyleyse yeryüzünde gezin ve yalanlayanların sonunun nasıl olduğunu görün.

37. Onların hidayetine düşkün isen, (şunu bilmelisin ki) Allah, saptırdığını hidayete kavuşturmaz ve onların yardımcıları da olmaz.

38. En kuvvetli yeminleriyle, Allah’ın öleni bir daha diriltmeyeceğine dair Allah’a yemin ettiler. Hayır! (Kıyamet günü diriltme) hak bir sözdür; ancak insanların çoğu bilmezler.

39. Hakkında ihtilaf ettikleri şeyi onlara bildirmesi ve kâfirlerin yalancı olduklarını bilmeleri için (onları diriltecek).

40. Bir şeyi irade ettiğimiz zaman, bizim ona sözümüz, sadece “Ol” demektir; o da hemen olur.

41. Zulme uğradıktan sonra Allah yo­lunda hicret edenleri, bu dünyada güzel bir şekilde yerleştiririz; ahiretin mükâfatı ise, bilseler, bundan daha büyüktür.

42. Onlar, sabredip Rablerine tevekkül ederler.

43. Senden önce, ancak kendilerine vahyettiğimiz erkekleri (peygamber olarak) gönderdik. Bilmiyorsanız, zikir ehline sorun.

Ehl-i Beyt’ten gelen onlarca hadiste, zikir ehlinden maksadın, Ehl-i Beyt İmamları olduğu açıklanmıştır. Buna göre zikirden maksat, Resulullah (s.a.a)’dir.

Nitekim Talâk Suresi’nin onuncu ayetinde Resulullah (s.a.a) zikir vasfı ile anılmıştır ya da zikirden maksat, Kur’an’dır. Nitekim birçok ayetlerde Kur’an’a zikir denilmiştir. Bu ayetlerden biri de, bundan bir sonraki ayettir. Bu konudaki hadisler için bkz. el-Kâfî, Ayyaşî Tefsiri, Kummî Tefsiri, Uyun-u Ahbari’r-Rıza. Bazıları, zikir ehlinden maksadın, kitap ehli (Hıristiyan ve Yahudi bilginleri) olduklarını iddia etmişlerdir.

44. Onları apaçık deliller ve kitaplar ile (gönderdik). İnsanlara, kendilerine indirilmiş olanı açıklayasın ve belki öğüt alırlar diye sana da Zikr’i (Kur’an’ı) indirdik.

45. Kötü düzenler hazırlayanlar, Al­lah’ın kendilerini yere batırmayacağından veya farkında olmadıkları bir yerden kendilerine azap gelmeyeceğinden emin mi oldular?!

46. Ya da (Allah’ın) dolaştıkları sırada kendilerini yakalamayacağından (emin mi oldular)?! Onlar, Allah’ı âciz bırakacak değiller.

47. Ya da (Allah’ın) onları korkutarak yakalamayacağından (emin mi oldular)?! Gerçekten Rabbiniz affedici ve sürekli merhamet edicidir.

48. Allah’ın yarattığı her şeyin gölgesinin boyun eğerek Allah’a secde eder vaziyette sağdan ve soldan çekildiğini görmediler mi?

49. Göklerde ve yerde olan canlılar ve bütün melekler büyüklük taslamadan Allah’a secde ederler.

50. Üzerlerinde olan (onlara egemen olan) Rablerinden korkarlar ve emrolundukları şeyi yerine getirirler.

51. Allah, ” İki ilah edinmeyin; O, bir tek ilahtır. O hâlde yalnız benden korkun.” dedi.

52. Göklerde ve yerde olan her şey O’nundur ve kalıcı din de O’nundur. Siz Allah’tan başkasından mı korkuyorsunuz?!

53. Sizde olan her nimet Allah’tandır. Sonra size bir sıkıntı dokundu mu (yine) yalnız O’nu çağırısınız.

54. Sonra sizden sıkıntıyı giderince, sizden bir grup, yine Rablerine ortak koşarlar.

55. Kendilerine verdiğimiz nimetlere karşı nankörlük etsinler diye (böyle yaparlar). Şimdilik eğlenin; yakında bileceksiniz.

56. Kendilerine verdiğimiz rızktan bilmedikleri şeylere (putlara) bir pay ayırırlar. Allah’a ant olsun ki, uydurduğunuz şeyler hakkında sorguya çekileceksiniz.

57. Allah’ın kızları olduğunu ileri sürerler. O, her eksiklikten uzaktır. Beğendikleri (erkek çocukları) ise kendileri içindir!

58. Oysa onlardan birine kız çocuğu müjdesi verildiğinde (buna darılır,) içi öfkeyle dolarak yüzü simsiyah kesilir.

59. Kendisine verilen müjdenin kötü etkisinden kavminden gizlenir. “Onu aşağılık ve zillet içinde korusun mu, yoksa toprağa mı gömsün?” (diye kara kara düşünür.) Bakın, verdikleri hüküm ne kötüdür!

60. Kötü sıfat, ahirete iman etmeyenlerindir. En yüce sıfat ise, Allah’a aittir. O, üstün ve hikmet sahibidir.

61. Eğer Allah, insanları zulümleri yüzünden cezalandıracak olsaydı, yeryüzünde bir canlı bırakmazdı. Ancak belirli bir müddete kadar onlara süre tanır. Müddetleri gelince, ne kısa bir süre geciktirilirler, ne de öne alınırlar.

62. Kendilerinin hoşlanmadıkları şeyleri Allah’a isnat ederler. Dilleri de yalan olarak en iyi sonucun kendilerine ait olduğunu söyler. Kuşkusuz, ateş onlar içindir ve onlar herkesten önce ateşe girerler.

63. Allah’a ant olsun ki, senden önceki ümmetlere de (elçiler) gönderdik. Ama Şeytan onların işlerini kendilerine süsledi. Şeytan bugün de onların velisidir ve acı azap onlaradır.

64. Sana kitabı ancak hakkında ihtilafa düştükleri şeyleri onlara açıklaman ve iman eden topluluk için hidayet ve rahmet kaynağı olarak gönderdik.

65. Allah gökten su indirdi ve onunla yeryüzünü ölümünden sonra diriltti. İşte bunda dinleyen bir toplum için ayetler vardır.

66. Sizler için hayvanlarda bir ibret vardır. Onların karınlarındaki pislik ve kan arasında oluşan, içenlerin kolayca yudumladığı halis sütten size içiriyoruz.

67. Hurma ve üzüm ağaçlarının meyvelerinden sarhoş edici içki ve güzel rızk elde ediyorsunuz. İşte bunda düşünen bir topluluk için bir ayet vardır.

68. Rabbin, bal arısına, “Dağlardan, ağaçtan ve insanların yaptıkları şeylerden kendine evler edin.” diye vahyetti.

69. “Sonra her çeşit meyveden ye, ardından emre boyun eğerek Rabbinin yollarını kat et.” Onun karnından çeşitli renklerde bir içecek çıkar ki, onda insanlar için şifa vardır. İşte bunda düşünen bir topluluk için bir ayet vardır.

İmam Ali (a.s)’dan şöyle nakledilmiştir: “Bal yalamak, her derde şifadır.” (bk. es-Safî, el-Kâfî ve el-Hısal’den naklen.)

70. Allah sizi yarattı. Sonra canınızı alır. İçinizden bazıları da ömrün en aşağılık dönemine döndürülür ki, bilgili olduktan sonra artık hiçbir şeyi bilmez olur. Allah bilendir, güçlüdür.

71. Allah, kiminizi kiminizden rızk yönünden üstün kıldı. Üstün kılınanlar rızkta eşit olmaları için kendi rızklarını kölelerine vermezler. Onlar, Allah’ın nimetini inkâr mı ediyorlar?!

72. Allah size kendi nefislerinizden eşler var etti ve eşlerinizden sizler için çocuklar ve torunlar var etti ve size güzel ve temiz rızklar verdi. O hâlde onlar, batıla inanıyor ve Allah’ın nimetini inkâr mı ediyorlar?!

73. Allah’ı bırakıp da göklerde ve yerde kendilerine verecek bir rızkları olmayan ve buna güçleri de yetmeyen şeylere tapıyorlar.

74. Öyleyse Allah’a örnek vermeyin. Çünkü Allah biliyor ve siz bilmiyorsunuz.

75. Allah, hiçbir şeye gücü yetmeyen, başkasının malı olmuş bir köle ile katımızdan kendisine verdiğimiz güzel rızktan gizli ve açık olarak Allah yolunda harcayan kimseyi örnek veriyor. Bunlar eşit olurlar mı?! Hamd, Allah içindir. Ancak onların çoğu bilmezler.

76. Allah iki kişiyi örnek veriyor: Onlardan biri dilsizdir, hiçbir şeye gücü yetmez ve efendisine yüktür; onu nereye gönderse bir hayır getirmez. Bu adamla, doğru yolda yürüyerek adaleti emreden kimse eşit olur mu?!

77. Göklerin ve yerin gaybı Allah’a aittir. Kıyametin kopması, sadece bir göz açıp kapama gibidir; hatta bundan daha çabuk gerçekleşir. Allah’ın gücü her şeye yeter.

78. Allah, hiçbir şey bilmediğiniz hâlde sizi annelerinizin karnından çıkardı ve belki şükredersiniz diye size kulak, göz ve kalp verdi.

79. Gök boşluğunda emre boyun eğdirilmiş olan kuşları görmediler mi? Onları ancak Allah orada tutar. İşte bunda iman eden bir topluluk için ayetler vardır.

80. Allah, evlerinizin bir bölümünü sizler için oturma ve dinlenme yeri yaptı. Hayvanların derilerinden de, göç ve konaklama döneminde kolayca kullanabileceğiniz hafif evler meydana getirdi. Ayrıca onların yünlerinden, kürklerinden ve kıllarından size belirli süreye kadar kullanacağınız ev eşyası ve ticaret malı var etti.

81. Allah, yaratığı şeylerden size gölgeler var etti; dağlardan size sığınaklar yarattı ve sizi sıcaktan koruyacak giysiler ile savaşlarınızda sizi koruyacak zırhlar var etti. İşte size yönelik nimetini böyle tamamlar. Olur ki (emrine) boyun eğersiniz.

82. Onlar yüz çevirirlerse, (buna üzülme; çünkü) sana düşen, sadece mesajı apaçık iletmektir.

83. Allah’ın nimetini tanıyor, sonra in­kâr ediyorlar. Onların çoğu kâfirdirler.

84. O gün her ümmetten bir şahit getiririz ve küfre sapanlara izin verilmez ve onlardan özür dilemeleri de istenmez.

85. Zulmedenler azabı gördüklerinde, artık onlara (azap) hafifletilmez ve onlara mühlet de verilmez.

86. (Allah’a) ortak koşanlar, ortak koştukları şeyleri görünce derler ki: “Ey Rabbimiz! Bunlar, seni bırakıp da çağırdığımız ortaklardır.” Onlar da, “Siz yalan söylüyorsunuz.” diye cevap verirler.

87. O gün hepsi Allah’a teslim olurlar ve uydurdukları şeyler nazarlarından kaybolup gider.

88. Küfre düşenlerin ve halkı Allah’ın yolundan alıkoyanların azaplarını, bozgunculuk çıkardıkları için kat kat artırırız.

89. O gün her ümmete kendilerinden olan bir şahit getiririz ve seni de onlar üzerine şahit olarak getiririz. Kitabı sana, her şey için açıklama ve Müslümanlar için hidayet, rahmet ve müjde olarak indirdik.

90. Kuşkusuz, Allah adaleti, iyiliği, yakınlara bağışta bulunmayı emreder; çirkin işleri, beğenilmeyen tutumları ve azgınlığı yasaklar; hatırlayıp öğüt alasınız diye size öğüt verir.

Resulullah (s.a.a)’in şöyle dediği nakledilmiştir: “Bu ayet takvanın temellerini bir arada içermektedir.” (bk. es-Safî, Ravzatu’l-Vaizin’den naklen.)

 91. Söz verdiğinizde, Allah’a verdiğiniz söze vefa gösterin. Allah’ı üzerinize kefil kılmış olduğunuz hâlde pekiştirdikten sonra yeminlerinizi bozmayın. Allah yapmakta olduğunuz işleri bilir.

92. Bir topluluk diğerinden fazla (ve güçlü) olduğu için yeminlerinizi aranızda bir aldatma vesilesi yaparak ipliğini sağlamca eğirdikten sonra çözen kadın gibi olmayın. Kuşkusuz, Allah bu yolla sizi imtihan etmektedir. Hakkında ihtilaf ettiğiniz şeyi mutlaka kıyamet günü size açıklayacaktır.

93. Eğer Allah dileseydi, sizi tek bir ümmet yapardı. Ancak O, dilediğini saptırır ve dilediğini doğru yola iletir. Yapmakta olduklarınız hakkında mutlaka sorguya çekileceksiniz.

94. Yeminlerinizi aranızda aldatma ve hile vesilesi kılmayın; sonra sebata erdikten sonra adımlarınız kayar ve Al­lah’ın yolundan alıkoyduğunuz için kötülüğü (dünyada) tadarsınız, (ahirette de) sizin için büyük bir azap vardır.

95. Allah’a verdiğiniz sözü az bir değer karşılığında satmayın. Eğer bilseniz, Allah’ın katında olan (mükâfat), sizin için daha hayırlıdır.

96. Sizin yanınıza olan tükenir; ama Allah’ın yanında olan kalıcıdır. Sabreden kimseleri, yaptıkları amellerin en güzeli ile mükâfatlandırırız.

97. Erkek veya kadın, kim mümin olarak iyi iş yaparsa, onu temiz ve güzel bir hayatla yaşatırız ve yaptıkları amellerin en iyisi ile mükâfatlandırırız.

İmam Sadık (a.s)’dan şöyle nakledilmiştir: “Kim Kur’an okur da Allah’a karşı tevazu etmez, kalbi yumuşamaz ve içinde hüzün ve korku oluşmazsa, Allah Teala’nın yüce azametini küçük saymış ve apaçık bir ziyan etmiştir. Kur’an okuyan, şu üç şeye ihtiyaç duyar: Mütevazı bir kalbe, uğraşılardan uzaklaşmış bir bedene ve kimsenin bulunmadığı bir yere. Kalbi huşu içinde oldu mu şeytan ondan kaçar. Yüce Allah şöyle buyurur: “Kur’an okuduğun zaman kovulmuş Şeytan’dan Allah’a sığın.” Kendini sebeplere teveccüh etmekten uzaklaştırdı mı kalbi kıraat için hazırlanır ve onu Kur’an’ın nurunun bereket ve faydalarından alıkoyacak bir şeyle karşılaşmaz. İki özelliği, yani kalbin tevazusu ve bedenin iştigallerden uzaklaşmasını yerine getirdikten sonra tenha bir yer seçerse, ruhu ve kalbinin derinliği Allah ile menus olur ve Allah’ın salih kullarına olan hitaplarının lezzetini anlar, Allah’ın onlara olan lütfunu bilir, onlara tahsis ettiği çeşitli kerametlerini ve özgün işaretlerini anlar. Bu içecekten bir bardak içen kimse, artık bu hâlini hiçbir halle değişmez ve hiçbir vaktini bu vakte tercih etmez. Bunu her itaat ve ibadette tercih eder. Çünkü bu işte Rab ile aracısız münacat etme gerçekleşir.” (es-Safî Tefsiri, 11. Mukaddime; Misbahuş’Şaria, s.29.) 98. Kur’an okuduğun zaman kovulmuş Şeytan’dan Allah’a sığın.

99. Kuşkusuz, onun iman edip Rablerine tevekkül eden kimseler üzerinde bir egemenliği yoktur.

100. Onun egemenliği, sadece onu kendilerine dost ve koruyucu edinenlere ve Allah’a ortak koşanlaradır.

101. Bir ayeti diğer bir ayetin yerine getirdiğimizde -ki Allah (tedricen) indirdiği şeyi daha iyi bilir- derler ki: “Sen ancak bir yalan uydurucusun.” Hayır; onların çoğu bilmezler.

102. De ki: “Onu, iman edenleri sağlamlaştırmak için ve Müslümanlara bir hidayet ve bir müjde olsun diye Ruhu’l-Kudüs hak üzere Rabbinden indirdi.”

103. Şüphesiz, biz onların, “Ona (Pey­gamber’e) ancak bir beşer öğretiyor.” dediklerini biliyoruz. Yalan olarak işaret ettikleri kişinin dili yabancıdır. Bu (Kur’an) ise, apaçık bir Arapçadır.

104. Allah’ın ayetlerine iman etmeyen kimseleri, Allah hidayete erdirmez ve on­lara acı bir azap vardır.

105. Ancak Allah’ın ayetlerine iman etmeyenler, yalan uydururlar. İşte onlar, yalancıdırlar.

106. Kalbi iman ile mutmain olduğu hâlde (inkâra) zorlanan kimse müstesna, iman ettikten sonra Allah’ı inkâr edenler ve gönüllerini küfre açanlar var ya, Allah’tan gelen bir gazap bunlaradır ve bunlar için büyük bir azap vardır.

Bu ayet, ashaptan zor ve işkenceyle İslam’dan dönmeye ve kâfirlerin istediği şekilde onların putlarını övmeye zorlanan Suheyb, Bilal, Ammar ve Ammar’ın anne ve babası hakkında nazil olmuştur. Ammar’ın anne ve babası (Sümeyye ve Yasir) kâfirlerin isteğine karşı direnmiş, şehit olmuşlardır. Ama Ammar onların istediği sözleri diliyle söylemiş ve kurtulmuştur. Halk, Resulullah (s.a.a)’e, “Ammar kâfir oldu.” diye haber getirince, Resulullah, “Ammar tepeden tırnağa kadar iman ile doludur. İman, onun kan ve etine karışmıştır.” diye cevap vermiş sonra ağlayarak gelen Ammar’ın gözyaşlarını silmiş, “Tekrar sana karşı aynı işi yapsalar, yine aynı şeyleri söyle.” diyerek onun işini tasvip etmiştir ve bu olay üzerine bu ayet inmiştir. Bu ayet, Ehl-i Beyt’en gelen hadislerde takiyyenin meşru olduğunun delili olarak zikredilmiştir. (bk. Mecmau’l-Beyan ve Ayyaşî Tefsiri.) Buna göre mümin kişi, zalimler tarafından tehlikeyle karşılaştığında imanını kalbinde gizleyerek takiyye edebilir ve onları razı edecek şekilde konuşabilir. Burada ölçü, karşıdaki kişinin zulmetmesidir ve kendisine karşı takiyye yapılan kimsenin Müslüman veya kâfir olması bir şeyi değiştirmez. Çünkü burada hüküm ile mevzu arasındaki münasebet göz önüne alındığında, ölçünün haksız zorlamaya karşı kendini korumak olduğu ve diğer unsurların bir etkisinin olmadığı anlaşılır. Buna göre, tehlikeden kurtulmak için dinin temelini dilde inkâr etmenin bir sakıncası olmadığına göre, dinin ikinci sıradaki temellerini takiyye icabı inkâr etmenin hiçbir sakıncası olmaz. (bk. Âl-i İmran: 28)

107. Bu, onların dünya hayatını ahirete tercih etmelerinden ve Allah’ın kâfir olan topluluğu hidayete erdirmemesinden dolayıdır.

108. Onlar, Allah’ın kalplerini, kulaklarını ve gözlerini mühürlediği kimselerdir. İşte onlar, gerçek gafillerdir.

109. Kuşkusuz onlar, ahirette ziyana uğrayanların ta kendileridir.

110. Sonra Rabbin, işkence edildikten sonra hicret eden, sonra cihad edip sabredenler için, elbette bütün bunlardan sonra, Rabbin onlar için bağışlayandır ve merhamet edendir.

111. O gün herkes gelip kendisini kurtarmaya uğraşır ve kimseye zulmedilmeden yaptığı işlerin karşılığı tam olarak verilir.

112. Allah, asayiş ve güvenlik içinde olan ve rızkı her yandan bol bol gelen bir şehri örnek verdi. (Bu şehrin halkı) Allah’ın nimetlerine nankörlük ettiler de Allah yaptıkları işlerden dolayı oraya açlık ve korku elbisesini (acısını) tattırdı.

113. Oysa onlara, kendilerinden olan bir elçi gelmişti. Ama onlar, onu yalanladılar. Bu yüzden zalim oldukları hâlde azap onları yakaladı.

114. Allah’ın size verdiği rızktan helal ve temiz olarak yiyin ve eğer yalnız O’na ibadet ediyorsanız, Allah’ın nimetlerine şükredin.

115. O, sadece ölü hayvanı, kanı, domuz etini ve Allah’tan başkasının ismi anılarak kesilen hayvanı size haram kılmıştır. Ama bir kimse, zulmetmeden ve haddi aşmadan bunları yemeye mecbur kalırsa, (ona bir günah yoktur;) şüphesiz, Allah bağışlayandır ve sürekli merhamet edendir.

116. Dilinizden çıkan yalana dayanarak, “Bu helaldir ve bu haramdır.” demeyin. Böylece Allah’a yalan isnat etmiş olursunuz. Kuşkusuz, Allah’a yalan isnat edenler, kurtuluşa ermezler.

117. (Onların elde ettikleri) az bir yararlanmadır. Onlara acı bir azap vardır.

118. Yahudilere, daha önce sana anlattıklarımızı haram kıldık. Biz onlara zulmetmedik; ancak onlar kendilerine zulmediyorlardı.

119. Sonra Rabbin, cahillikle günah işleyen ve sonra bunun ardından tövbe eden ve kendilerini düzelten kimseleri, elbette Rabbin, ondan sonra bağışlayandır ve merhamet edendir.

120. Gerçekten İbrahim, Allah’a boyun eğen, hakka yönelen bir ümmet idi ve müşriklerden değildi.

121. Allah’ın nimetlerine şükreden birisiydi. Allah onu seçti ve doğru yola iletti.

122. Ona dünyada iyilik verdik ve şüphesiz o, ahirette de salihlerdendir.

123. Sonra sana, “Hakka yönelerek İbra­him’in dinine uy. O, müşriklerden değildi.” diye vahyettik.

124. Cumartesinin (tatil olması) hükmü, onun hakkında ayrılığa düşenlere farz kılınmıştı. Kuşkusuz, kıyamet günü Rabbin, onların ayrılığa düştükleri şey hakkında aralarında hükmedecektir.

125. Rabbinin yoluna hikmet ve güzel öğütle çağır ve en güzel yöntem ile onlarla tartış. Gerçekten Rabbin, yolundan sapanları en iyi bilendir ve O, hidayete erenleri de en iyi bilendir.

126. Eğer ceza verirseniz, size yapılan eziyetin misli ile ceza verin. Ama sabrederseniz, ( bilin ki) bu, sabredenler için daha iyidir.

127. Sabret; sabrın ancak Allah’ın yardımı iledir. Onlara üzülme ve yaptıkları hile ve tertiplerden dolayı gönlünü sıkma.

128. Kuşkusuz, Allah takvalılarla ve iyilerle beraberdir.

Meal:Murtaza Turabi

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*