17- İsra Suresi

(Mekke’de inmiştir; ancak 26, 32, 56, ve 78. ayetleri Medine’de inmiştir. “73. ayetten 80. ayete kadar Medi­ne’de inmiştir.” diyenler de vardır. 111 ayettir.)

(Bu sure adını Peygamber’in miracıyla ilgili olarak 1. ayette geçen “geceleyin götürme, geceleyin gezdirme” anlamına gelen “İsra” kelimesinden almaktadır. İmam Sadık (a.s)’dan şöyle nakledilmiştir: “Kim Benî İsrail (İsra) Suresi’ni her cuma gecesi okursa, Hz. Mehdi’yi görmeden ve onun ashabından olmadan ölmez.” (bk. Mecmau’l-Beyan Tefsiri.))

Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla

1. Ayetlerimizden bir kısmını kendisine gösterelim diye kulunu geceleyin Mescid-i Haram’dan çevresini kutlu kıldığımız Mescid-i Aksa’ya götüren (Allah), her eksiklikten uzaktır. O işitendir, görendir.

2. Musa’ya kitabı verdik ve onu İsrailoğulları için bir yol gösterici kıldık, “Sakın benden başka kendinize bir vekil edinmeyin.” diye.

3. Ey Nuh ile birlikte (gemide) taşıdığımız kimselerin soyu! Kuşkusuz o, çok şükreden bir kul idi.

4. İsrailoğulları’na kitapta şunu kesin olarak bildirdik ki: “İki defa yeryüzünde fesat çıkaracaksınız ve aşırı bir üstünlük ve tasallut kuracaksınız.”

5. “Onlardan ilkinin vakti gelince, üzerinize, kullarımızdan çok güçlü ve savaşçı olan bir grubu göndeririz, evlerin içlerine (kadar) girerler. Bu, gerçekleşecek kesin bir vaattir.”

6. “Sonra onlara karşı sizi tekrar galip getiririz. Sizi mal ve evlatlarla destekleriz ve sayınızı çoğaltacağız.”

7. “İyilik ederseniz, kendinize iyilik etmiş olursunuz; kötülük ederseniz de, yine kendinize. Sonuncunun vakti gelince de, (üzerinize, yine kullarımızdan bir grubu göndeririz de) yüzlerinizde üzüntü ve keder oluştururlar, ilk defa girdikleri gibi yine Mescid’e girerler ve ele geçirdikleri her şeyi yok ederler.”

8. Umulur ki Rabbiniz size merhamet eder. Fakat siz (suç işlemeye) dönerseniz, biz de (cezalandırmaya) döneriz. Biz cehennemi kâfirlere bir zindan yaptık.

9-10. Kuşkusuz bu Kur’an, en doğru olan yola iletir; iyi işler yapan müminlere, kendileri için büyük bir mükâfat olduğunu; ahirete iman etmeyenlere ise, kendileri için acı bir azap hazırladığımızı müjdeler.

İmam Zeynelabidin (a.s)’dan şöyle nakledilmiştir: “Bizlerden olan imam, ancak masum olur. Masumluk ise, tanınmayı sağlayacak şekilde dış yaratılışta var olan bir özellik değildir. Buna göre imam, sadece nass ile belirlenir.” İmam’a, “Masumun anlamı nedir?” diye sordular, şöyle buyurdu: “Masum, Allah’ın ipine sarılan kimsedir. Allah’ın ipi ise Kur’an’dır. Kur’an, insanlara, İmam’a doğru kılavuzluk eder. İşte Allah Teala bunu şöyle açıklamıştır: Kuşkusuz bu Kur’an…” (bk. es-Safî, Meani’l-Ahbar’dan naklen.)

 11. İnsan, hayır için dua ettiği gibi kötülük için de dua eder (hayrı istediği gibi kötülüğü de ister). Gerçekten insan pek acelecidir!

12. Biz, gece ve gündüzü birer ayet yaptık. Rabbinizin ihsanını aramanız ve yılların sayısını ve hesabını bilmeniz için gece ayetini sildik (karanlık yaptık), gündüz ayetini ise, aydınlatıcı yaptık. Biz, her şeyi ayrıntılarıyla açıkladık.

13. Her insanın kaderini (amellerinin sonucunu) boynuna taktık. Bir de insan için kıyamet günü, açılmış bulacağı bir kitap çıkaracağız.

14. “Oku kitabını! Bugün sen hesap görücü olarak kendine yetersin.”

15. Kim hidayet bulursa, kendisi için hidayet bulur. Kim de doğru yoldan saparsa, kendi zararına sapar. Hiçbir günahkâr, başkasının günah yükünü taşımaz. Biz, bir peygamber göndermedikçe azap edecek değiliz.

16. Biz bir şehri yok etmek istediğimizde, oranın müreffeh zenginlerine emrederiz, orada günah işlerler; böylece azap vaadi onlara hak olur ve biz orayı darmadağın ederiz.

17. Nuh’tan sonra nice kuşakları helak ettik. Kullarının günahlarını bilen ve gören olarak Rabbin yeter.

18. Kim çabuk elde edileni (dünya nimetini) isterse, dilediğimiz kişiye, istediğimiz şeyi orada hemen veririz; sonra kınanmış ve kovulmuş olarak gireceği cehenneme girmesini kararlaştırırız.

19. Kim de ahireti ister ve mümin olduğu hâlde oraya yaraşır şekilde çalışırsa, işte bunların çabalarına mükâfat verilir.

20. Hepsine; onlara da, bunlara da, Rab­binin bağışıyla yardım ulaştırırız. Rabbinin bağışı asla kısıtlı değildir.

21. Bak, nasıl onların bir kısmını diğer kısmından üstün kıldık. Kuşku yok, ahiretin dereceleri daha büyük ve üstünlükleri daha fazladır.

22. Allah’la birlikte bir ilah edinme! Yoksa kınanmış ve kimsesiz olarak oturup kalırsın.

23. Rabbin, kendinden başka kimseye ibadet etmemenize, anne ve babaya iyilik etmenize hükmetti. Onlardan biri veya her ikisi senin yanında yaşlılık dönemine ulaşırsa, onlara “Of!” bile deme; onları azarlama ve onlara güzel söz söyle.

24. Şefkatle onlara tevazu kanadını ger ve, “Rabbim! Çocukken beni yetiştirdik­leri gibi sen de onlara merhamet et.” de.

25. Rabbiniz, kalplerinizdekini iyice bilir. Eğer salih insanlar olursanız, (bilin ki) kuşkusuz O, tövbe edenleri affedendir.

26. Akrabana hakkını ver; yoksula ve yolda kalmış olana da. Savurganlık etme.

Ali b. Esbat, İmam Musa Kâzım (a.s)’dan şöyle nakleder: İmam Musa Kâzım, Abbasî halifesi Mehdi’nin yanına vardığında onun halkın hakkını geri ödediğini gördü. İmam, “Emir, bizim hakkımızı niçin geri ödemiyor? dedi. O, “Sizin hakkınız nedir?” dedi. İmam şöyle buyurdu: “Allah Teala, Peygamberi (s.a.a) için Fedek’i ve çevresini at ve deve sürmeden (savaşsız) fethedince Peygamber’ine, “Akrabana hakkını ver.” ayetini indirdi. Resulullah (s.a.a) bu akrabanın kim olduğunu bilemedi. Bu hususta Cebrail’e başvurdu. Cebaril de Rabbine müracaat etti. Bunun üzerine Allah Teala, Peygamber’e şöyle vahyetti: “Fatıma’ya Fedek’i ver.” Peygamber (s.a.a), “Fatıma’yı çağrdı, “Ey Fatıma! Allah, Fedek’i sana vermemi emretti.” dedi. Fatıma (s.a) da, “Allah’tan ve senden kabul ettim.” dedi. Böylece Fatıma’nın işçileri Peygamber’in hayatı döneminde Fedek’te çalışıyorlardı. Ebu Bekir iş başına geçince Fatıma’nın işçilerini oradan çıkardı…” (el-Kâfî, c.1, s.543.)

 27. Şüphesiz, savurganlar Şeytan’ın kardeşleridir. Şeytan ise, Rabbine karşı çok nankördür.

28. Rabbinden gelecek bir rahmeti umduğun için onlardan yüz çevirecek olursan (onlara verecek bir şeyin olmazsa), onlara yumuşak bir söz söyle.

29. Elini boynuna zincirlenmiş gibi bağlama (cimrilik etme); büsbütün açıp yayma da; yoksa kınanır ve çaresiz olarak oturup kalırsın.

İmam Sadık (a.s)’dan şöyle nakledilmiştir: “Resulullah (s.a.a), kendisinden dünyalık olarak istenilen her şeyi verirdi. Bir kadın, oğlunu göndererek ondan bir şey istemesini söyledi ve, “Eğer ‘Yanımızda bir şey yoktur.’ derse, ‘Gömleğini ver.’ de.” dedi. O da gelip, Resulullah (s.a.a)’in gömleğini istedi ve Peygamber verdi. Bunun üzerine Allah, Peygamberine, bağışta ölçülü davranmayı öğütledi.” (bk. es-Safî, el-Kâfî’den naklen.)

30. Rabbin, kullarından dilediğine rızkı yayar, dilediğine de kısar. O, kullarından haberdardır ve onları iyice görür.

(bk. Açıklamalar Bölümü: 106)

 31. Yoksulluk korkusundan çocuklarınızı öldürmeyin. Biz onlara da, size de rızk veririz. Onları öldürmek, büyük bir günahtır.

32. Zinaya da yaklaşmayın. Çünkü o, pek iğrençtir ve kötü bir yoldur.

(bk. Açıklamalar Bölümü: 107)

33. Allah’ın öldürülmesini haram kıldığı nefsi haklı bir sebep olmadıkça öldürmeyin. Kim mazlum olarak öldürülürse, biz onun velisine bir yetki (kısas yetkisi) vermişiz. O hâlde öldürmede aşırı gitmesin; kuşkusuz ona, yardım edilmiştir.

34. Yetimin malına, olgunluk çağına erişinceye kadar, en güzel yöntem dışında, yaklaşmayın. Ahde vefa gösterin; çünkü ahit sorulacaktır.

35. Bir şeyi ölçerken ölçeği tam tutun ve doğru bir teraziyle tartın. Bu, daha hayırlı ve sonuç olarak daha güzeldir.

36. Bilmediğin bir şeyin ardına düşme; çünkü kulak, göz ve kalp, bunların hepsi sorguya çekilecekler.

(bk. Açıklamalar Bölümü: 108)

 37. Yeryüzünde böbürlenerek yürüme; çünkü sen yeri yaramazsın ve boyun da dağlara ulaşmaz.

38. Bütün bunların kötü olanı, Rabbinin katında beğenilmezdir.

39. Bunlar, Rabbinin sana vahyettiği hikmetlerdendir (sağlam bilgilerdendir.) Allah’ın yanı sıra kendine başka bir ilah edinme; yoksa kınanmış ve kovulmuş olarak cehenneme atılırsın.

40. Rabbiniz, erkek çocuklarla sizi seçkin kıldı da, kendisi meleklerden kız çocuklar mı edindi?! Siz, çok büyük bir söz söylüyorsunuz!

41. Biz, öğüt alsınlar diye bu Kur’an’da (gerçekleri) çeşitli şekillerde açıkladık. Fakat bu, ancak onların nefretini artırıyor.

42. De ki: “Eğer dedikleri gibi O’nunla birlikte ilahlar olsaydı, o zaman Arş’ın sahibine (Allah’a) ulaşmak için bir yol ararlardı.”

43. Allah, onların söylediklerinden mü­nezzehtir ve çok yücedir.

44. Yedi gök, yer ve onlarda bulunanlar, O’nu tenzih ederler. O’nu övgü ile tenzih etmeyen hiçbir şey yoktur. Fakat siz onların tenzih etmelerini anlamıyorsunuz. O, halimdir, bağışlayandır.

Halim, çok tahammüllü ve yumuşak huylu anlamındadır.

45. Sen Kur’an okuduğun zaman, seninle ahirete inanmayan kimseler arasında gizli bir perde oluştururuz.

46. O’nu anlamamaları için kalplerinin üzerine perdeler çekeriz. Kulaklarına da bir ağırlık veririz. Kur’an’da Rabbinin tek olduğunu anınca, nefretle yüz çevirip giderler.

47. Onların seni dinlerken ne için dinlediklerini ve kendi aralarında gizlice konuşurlarken de zalimlerin, “Siz ancak büyülenmiş birine uymaktasınız.” dediklerini çok iyi biliyoruz.

48. Bak, senin hakkında nasıl örnekler verip de saptılar! Artık yolu bulmazlar.

49. Bir de onlar, “Biz kemik ve toprak olunca, yeni bir yaratılışla diriltileceğiz mi?!” dediler.

50. De ki: “(Öldükten sonra) ister taş olun, ister demir.”

51. “Ya da gönlünüzde (gözünüzde) büyüyen (başka) bir yaratık olun (yine de dirileceksiniz).” Onlar, “Kim bizi geri döndürecektir?” diyeceklerdir. De ki: “İlk defa sizi var eden kimse.” O zaman sana başlarını sallayacak ve, “Bu ne zaman olacak?” diyeceklerdir. De ki: “Yakın olması umulur.”

52. “Sizi çağıracağı gün, O’na hamd ederek çağrısına cevap verirsiniz ve ancak az bir süre (dünyada) kaldığınızı sanırsınız.”

53. Kullarıma de ki: “En güzel olanı söylesinler.” Çünkü Şeytan aralarını bozar. Şeytan, insanın apaçık düşmanıdır.

54. Rabbiniz sizi en iyi bilendir. Dilerse size merhamet eder veya dilerse sizi cezalandırır. Biz, seni onlara bekçi olarak göndermedik.

55. Rabbin, göklerde ve yerde olan herkesi en iyi bilendir. Biz, peygamberlerden bir kısmını bir kısmından üstün kıldık ve Davud’a Zebur’u verdik.

56. De ki: “O’ndan başka (ilah) zannettiklerinizi çağırın. Onlar, sizden ne bir sıkıntıyı giderebilirler, ne de onu değiştirebilirler.”

57. Onların yalvardıkları varlıklar, gerçekte kendi Rablerine ulaşmak için -hangisi (O’na) daha yakındır diye- bir vesile (aracı) ararlar, O’nun rahmetini umarlar ve O’nun azabından korkarlar. Gerçekten Rabbinin azabı, korkulacak bir azaptır.

58. Biz, mutlaka her şehri kıyamet gününden önce ya helak edecek veya en şiddetli bir azapla azaplandıracağız. Bu, (ilahî) kitapta yazılmıştır.

59. Bizi, ayetler (mucizeler) göndermekten alıkoyan şey, sadece öncekilerin bunları yalanlamasıdır. Semud kavmine dişi deveyi açık bir ayet olarak verdik. Onlar ise (onu boğazlayarak) ona zulmettiler. Biz, ayetleri ancak korkutmak için göndeririz.

60. Sana, “Kuşkusuz Rabbin insanları kuşatmıştır.” demiştik. Sana gösterdiğimiz rüyayı ve Kur’an’da lanetlenmiş olan ağacı (soyu) da sadece insanlar için ağır bir sınama kıldık. Onları korkutuyoruz, ama bu onlara, büyük bir azgınlıktan başka bir şey artırmıyor.

Ehl-i Beyt’ten gelen birçok hadise göre, Resulullah (s.a.a) rüyada birtakım maymunların minberine çıktıklarını görmüş ve bu rüya Resulullah (s.a.a)’i çok üzmüştür. Ayet, işte bu uykuya işarettir. Yine hadislere göre ayette lanetlenen ağaçtan maksat, Ümeyyeoğulları’dır. Ayette açıklandığı üzere, Ümeyyeoğulları gibi İslam düşmanlarının kılık değiştirerek Peygamber’in çıktığı minberi işgal etmeleri, insanlar için bir imtihan vesilesidir. Yine hadislere göre bu rüyadan sonra inen Kadir Suresi, Resulullah’a bir müjde niteliğini taşımakta-dır. Bu sure, Ümeyyeoğulları’nın hâkimiyet süresi olan bin geceye bedel, kadir gecesinin Peygamber’e ve Ehl-i Beyt’ine verildiğini müjdelemiştir.

 61. Hani meleklere, “Âdem’e secde edin.” demiştik. İblis dışında hepsi secde etti. O, “Ben çamur olarak yarattığın bir şeye mi secde edeyim?!” dedi.

62. “Söyler misin, bana üstün kıldığın bu mu?! Ant olsun, eğer kıyamet gününe kadar bana süre tanırsan, pek azı dışında onun soyuna gem vuracağım.” dedi.

63. (Allah) dedi ki: “Git, onlardan kim sana uyarsa, cezanız kesinlikle cehennemdir; o, tam bir karşılıktır.”

64. “Sesinle onlardan gücünün yettiğini yerinden oynat, süvarilerin ve piyadelerinle üzerlerine bağır, mallarında ve evlatlarında onlara ortak ol ve onlara vaatte bulun.” Fakat Şeytan onlara aldatmadan başka bir şey vadetmez.

65. “Kuşkusuz, benim kullarım üzerinde senin bir egemenliğin yoktur.” Vekil (koruyucu) olarak Rabbin yeter.

66. Rabbiniz, lütfundan nasip arayasınız diye gemileri sizin için denizde yüzdürür. O, size sürekli merhamet edendir.

67. Denizde bir musibete uğradığınızda, O’ndan başka bütün çağırdıklarınız kaybolup gider. Fakat (Allah) sizi kurtarıp karaya çıkardığında, yüz çevirirsiniz. İnsan çok nankördür!

68. Sizi kara tarafında yere batırmayacağından veya başınıza taş yağdıran bir kasırga göndermeyeceğinden emin misiniz? Sonra kendiniz için bir koruyucu da bulamazsınız.

69. Ya da tekrar sizi oraya geri döndürüp size güçlü bir fırtına göndererek, küfre saptığınız için sizi boğmayacağından emin misiniz? Sonra sizin adınıza bunu takip edip bizden soracak birisini de bulamazsınız.

70. Gerçekten biz, Âdemoğullarını onurlu kıldık. Onları, karada ve denizde taşıdık ve temiz olan şeylerden onlara rızk verdik ve onları yarattıklarımızın birçoğundan üstün kıldık.

71. O gün (kıyamet günü) insanlardan her topuluğu kendi imamlarıyla çağırırız. Kimin kitabı (amel defteri) sağ eline verilirse, işte onlar, kitaplarını okurlar ve en küçük bir haksızlığa uğramazlar.

72. Kim de bu dünyada kör olursa, o ahirette de kör olur ve yolunu daha fazla şaşırır.

73. Neredeyse, sana vahyettiğimizden başka bir şeyi bize isnat etmen için seni ondan saptıracaklardı. İşte o zaman seni dost edinirlerdi.

74. Eğer sana sebat vermeseydik, neredeyse onlara birazcık yaslanacaktın.

75. Bu durumda, sana hayatın da, ölümün de (azabını) kat kat tattırırdık. Sonra bize karşı kendine bir yardımcı da bulamazdın.

76. Bu topraklardan seni çıkarmak için neredeyse seni yerinden oynatacaklardı. Bu durumda, senden sonra ancak az bir süre kalabilirlerdi.

77. Bu, senden önce gönderdiğimiz peygamberlerin hakkında geçerli olan bir sünnettir (uygulamadır). Bizim sünnetimizde bir değişiklik bulamazsın.

78. Güneşin kaymasından (zevalden) gecenin karanlığına kadar namazı hakkıyla kıl ve sabah Kur’an’ını (namazını) da (hakkıyla yerine getir). Gerçekten sabah Kur’an’ı (sabah namazı) izleniyordur.

(bk. Açıklamalar Bölümü: 109)

79. Gecenin bir miktarında da, sana mahsus bir fazlalık olarak, ibadet için uykudan kalk. Olur ki Rabbin, seni beğenilen bir makama ulaştırır.

(bk. Açıklamalar Bölümü: 110)

 80. De ki: “Ey Rabbim! Doğruluk ve selametle (bir yere veya işe) girmemi sağla ve doğruluk ve selametle (bir yerden veya işten) çıkmamı sağla ve katından bana yardım edecek bir destek ver.”

 (bk. Açıklamalar Bölümü: 111)

 81. Ve de ki: “Hak geldi, batıl yok olup gitti. Gerçekten batıl yok olmaya mah­kûmdur.”

82. Kur’an’dan müminlere şifa ve rahmet kaynağı olan ayetler indiririz. Zalimlerin ise sadece zararını artırır.

(bk. Açıklamalar Bölümü: 112)

 83. İnsana bir nimet verdiğimizde yüz çevirip uzaklaşır. Ona bir kötülük dokununca da umutsuz olur.

84. De ki: “Herkes kendi yapısına göre davranır. Rabbiniz, kimin en doğru yolda olduğunu daha iyi bilir.”

(bk. Açıklamalar Bölümü: 113)

85. Sana ruh hakkında soruyorlar. De ki: “Ruh, Rabbimin emrindendir. Size ilimden pek az bir şey verilmiştir.”

(bk. Açıklamalar Bölümü: 114)

 86-87. Eğer dilersek, sana vahyettiğimizi alıp götürürüz. Sonra Rabbinden olan bir rahmet dışında, bu hususta bize karşı kendin için bir destek ve koruyucu da bulamazsın. Kuşkusuz, O’nun sana olan lütfu çok büyüktür.

88. De ki: “İnsanlar ve cinler, bu Kur’an’ın benzerini getirmek için bir araya gelseler, birbirlerine destek olsalar bile, onun benzerini getiremezler.”

Allah’ın varlığına inanmayan dehrilerin (tabiatın her şeyi yarattığına inananların) başlarından olan İbn Ebi’l-Avca, üç arkadaşıyla birlikte Mekke’de bir araya gelerek, her biri Kur’an’ın dörtte birini inceleyerek kendi zanlarınca o bölüme karşı koymayı ve bir yıl sonra hazırladıklarını bir araya getirmeyi kararlaştırdılar. Sonraki yıl Makam-ı İbrahim’de (Kâbe’nin yanında) bir araya geldiler. Onlardan biri, “Ben, ??? ????? ??????? … ?????? ??????? ayetini görünce, artık Kur’an’a karşı koymak fikrinden vazgeçtim.” dedi. Diğeri, “Ben, ???????? ????????????? ???????? ???????? ayetine gelince, Kur’an’a karşı koymaktan ye’se düştüm.” dedi… Kendi aralarında gizlice bunu konuşurlarken yanlarından geçmekte olan İmam Sadık (a.s) şu ayeti okudu: “De ki: İnsanlar ve cinler, bu Kur’an’ın benzerini getirmek için bir araya gelseler, birbirlerine destek olsalar bile, onun benzerini getiremezler.” Bunu duyunca şaşkına uğradılar.

89. Gerçekten bu Kur’an’da insanlar için her örneği defalarca açıkladık. Fakat insanların çoğu, inkârcılıktan başka bir şeye razı olmadılar.

90-93. Dediler ki: “Bizim için yerden bir kaynak fışkırtmadıkça, veya senin bir hurma ve bir üzüm bağın olup da aralarından ırmaklar akıtmadıkça, ya da ileri sürdüğün gibi göğü parça parça üzerimize indirmedikçe, veya Allah’ı ve melekleri açıkça karşımıza getirmedikçe, ya da altından bir evin olmadıkça, veya göğe çıkmadıkça asla sana iman etmeyiz. Bize okuyacağımız bir kitap indirmedikçe göğe çıkmana da asla inanmayız.” De ki: “Rabbim her eksiklikten uzaktır. Ben, sadece peygamber olan bir beşerden başka bir şey miyim?!”

94. İnsanlara hidayet geldiğinde, onları iman etmekten alıkoyan şey, hep, “Allah, peygamber olarak bir beşeri mi gönderdi?!” demeleri olmuştur.

95. De ki: “Eğer yeryüzünde güven içinde dolaşan melekler olsaydı, onlara gökten peygamber olarak bir melek indirirdik.”

96. De ki: “Benimle sizin aranızda şahit olarak Allah yeter. Gerçekten O, kullarından iyice haberdardır ve onları görmektedir.”

97. Allah’ın hidayete erdirdiği kimse hidayete erişir. Saptırdığı kimseler için ise, O’ndan başka bir dost ve koruyucu bulunmaz. Kıyamet günü de onları yüzüstü, kör, dilsiz ve sağır olarak haşrederiz. Onların barınağı cehennemdir; ateşi dindikçe alevini artırırız.

98. İşte bu, onların cezasıdır. Çünkü onlar bizim ayetlerimizi yalanladılar ve, “Kemik ve ufalanmış toprak olduktan sonra mı yeni bir yaratılışla dirileceğiz?!” dediler.

99. Gökleri ve yeri yaratan Allah’ın kendileri gibilerini yaratmaya gücünün yettiğini görmediler mi?! Onlar için kuşkusu olmayan bir süre belirlemiştir. Fakat zalimler inkârcılıktan başka bir şeye razı olmadılar.

100. De ki: “Eğer siz Rabbimin rahmet hazinelerine sahip olsaydınız, harcamaktan korkarak tutardınız. Gerçekten insan çok cimridir.

101. Gerçekten Musa’ya apaçık dokuz ayet verdik. İsrailoğulları’na Musa’nın onlara geldiği zamanı sor. Firavun ona, “Gerçekten ben seni büyülenmiş sanıyorum, ey Musa!” demişti.

Dokuz mucizenin çekirge, kene ve kurbağa saldırısı, kan ve su baskını, denizin yarılması, taş, asa ve parlak el olduğu İmam Muhammed Bâkır ve İmam Cafer Sadık (a.s)’dan nakledilmiştir. Hz. Musa (a.s)’ın bundan başka Tur dağını kavminin başının üzerine kaldırmak, kudret helvası, bıldırcın ve Firavun ailesinin Musa’nın duasıyla yok oluşu gibi diğer mucizeleri de vardı. Ayette zikredilen dokuz mucize, diğer mucizelere göre daha önemli ve daha belirgin mucizeler olduğundan özellikle vurgulanmışlardır.

102. Musa, “Ant olsun sen, bunları apaçık kanıtlar olarak göklerin ve yerin Rabbinin indirdiğini iyice biliyorsun. Gerçekten ben seni helak olmuş sanıyorum, ey Firavun!” dedi.

103. Firavun onları o topraklardan sürüp çıkarmak istedi. Biz de onu ve onunla birlikte olanları, hepsini suda boğduk.

104. Ondan sonra İsrailoğulları’na, “Bu topraklara yerleşin. Ahiret vaadi gelince hepinizi bir araya toplayacağız.”

105. Onu hak olarak indirdik ve o da hak olarak indi. Seni de sadece müjdeleyici ve uyarıcı olarak gönderdik.

106. İnsanlara ağır ağır okuyasın diye, onu, bölümlere ayrılmış bir Kur’an olarak indirdik. Biz, onu tedricen indirdik.

107. De ki: “Siz, ister ona iman edin, ister iman etmeyin; bundan önce kendilerine ilim verilen kimselere (bu kitap) okununca, yüzüstü secdeye kapanırlar.”

108. Derler ki: “Rabbimiz her eksiklikten uzaktır. Kuşkusuz, Rabbimizin sözü kesinlikle gerçekleşir.”

109. Yüzüstü yere kapanıp ağlarlar ve bu onların huşularını artırır.

110. De ki: “Allah diye çağırın veya Rahman diye çağırın; hangisini çağı-

rırsanız çağırın, güzel isimler O’nun içindir.” Namazını yüksek sesle kılma; sesini çok da kısma; bu ikisi arasında bir yol tut.

111. “Hamd, kendisine bir çocuk edinmeyen, saltanatında bir ortağı olmayan, zilletten dolayı dost ve koruyucusu olmayan Allah içindir.” de ve (tekbir getirerek) O’nu layıkıyla yücelt.

(bk. Açıklamalar Bölümü: 115)

Meal:Murtaza Turabi

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*