18- Kehf Suresi

(Mekke’de inmiştir. İbn Abbas’a göre, 28. ayeti Medine’de inmiştir. 110 ayettir).

(İçinde mağaraya sığınan kişilerin kıssası bulunduğundan mağara anlamına gelen “Kehf” adıyla adlanmıştır. İmam Sadık (a.s)’dan şöyle nakledilmiştir: “Kim her cuma gecesi Kehf Suresi’ni okursa, mutlaka şehit olarak ölür, Allah onu şehitlerle birlikte haşreder ve kıyamet günü şehitlerin safında yer alır.” (bk. Ayyaşî ve es-Safî Tefsirleri.))

Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla

1. Hamd, kuluna kitabı indiren ve onda bir eğrilik bırakmayan Allah’a aittir.

2. Kendi katından gelecek şiddetli bir azaba karşı (halkı) uyarması ve salih işler yapan müminlere kendileri için güzel bir mükâfat (cennet) olduğunu müjdelemesi için onu dosdoğru (bir kitap) olarak indirdi.

3. Onlar orada sürekli kalacaklar.

4. Ve “Allah çocuk edindi” diyen kimseleri uyarması için (onu indirdi).

5. Ne onların, ne de babalarının buna dair bir bilgileri yoktur. Ağızlarından çıkan ne büyük bir sözdür! Onlar sadece yalan söylerler.

6. Bu söze iman etmezlerse, onların peşinden üzüntüden neredeyse kendini helak edeceksin.

7. Biz, onlardan hangisinin daha güzel işler yaptığını sınayalım diye yeryüzü üzerinde olanları orası için bir süs kıldık.

8. Biz onun üzerinde olanı (yok edip) kupkuru bir toprak yapacağız.

9. Yoksa sen, Mağara ve Rakim (Kitabe) Adamları’nı (Ashab-ı Kehf’i) bizim şaşılacak ayetlerimizden mi sandın?!

10. Hani o gençler mağaraya sığındılar ve, “Rabbimiz! Bize kendi katından bir rahmet ver ve bize işimizden bir kurtuluş yolu hazırla.” dediler.

11. Biz de bunun üzerine, sayılı yıllar boyunca onların kulaklarına perde vurduk.

12. Sonra iki topluluktan hangisinin onların bekleme süresini daha iyi hesapladığını bilmek için onları dirilttik.

13. Biz sana, hak olarak onların kıssalarını anlatıyoruz. Gerçekten onlar, Rablerine iman etmiş gençler idiler; biz de onların hidayetlerini artırdık.

14. Onların kalplerine sebat verdik; (hükümdarın karşısında) ayağa kalkarak dediler ki: “Rabbimiz, göklerin ve yerin Rabbidir. Biz, O’ndan başka bir ilaha tapmayız. Yoksa batıl sözler söylemiş oluruz..”

İmam Sadık (a.s)’dan şöyle nakledilmiştir: “Ebu Talib’in örneği, ashab-ı kehf örneğidir. Onlar, imanı gizleyip küfrü açıkladılar, Allah da onların mükâfatlarını iki kat verdi.” (bk. es-Safî, el-Kâfî’den naklen.)

15. “Şu bizim kavmimiz, Allah’ı bırakıp yerine başka ilahlar edindiler. Onların hakkında açık bir delil getirselerdi ya! Yalan uydurup Allah’a isnat edenden daha zalim kim var?”

İmam Sadık (a.s)’dan rivayet edildiğine göre, onların diriltilmesi olayı, halkın ölümden sonra dirilmeyi inkâr ettikleri ve birtakım insanların da dirilişin nasıl olacağı hakkında yalnız ruhla mı, yoksa bedenle birlikte mi olacağı hakkında tartıştıkları bir dönemde gerçekleşmiştir. Allah, onları diriltmekte ölüleri bedenle birlikte diriltmeye kadir olduğunu gösterdi. (bk. es-Safî ve el-İhticac.)

16. (İçlerinden biri dedi ki:) “Onlardan ve onların Allah’tan başka taptıkları şeylerden uzaklaştığınızda mağaraya sığının ki, Rabbiniz rahmetini size yaysın ve işinizde size bir kolaylık sağlasın.”

17. Güneşi görürsün ki, doğduğu zaman mağaralarının sağ tarafına meyleder; batınca da sol taraftan çekilip gider. Onlar da mağaranın geniş bir yerinde yer almışlar. Bu, Allah’ın ayetlerindendir. Allah kimi hidayete erdirirse, o, doğru yolu bulmuştur. Kimi de saptırırsa, ona doğru yolu gösterecek bir dost ve koruyucu bulamazsın.

18. Onları uyanık sanırsın, oysa onlar uyu­muşlardır. Onları sağa ve sola çeviririz. Köpekleri de ön ayaklarını mağaranın girişinde yere uzatmıştır. Eğer onları görseydin, dönüp kaçardın ve onlar yüzünden, için korku ile dolardı.

19. Böylece kendi aralarında birbirlerine sormaları için onları uyandırdık. Onlardan biri, “Ne kadar kaldınız?” dedi. (Bazıları,) “Bir gün veya bir günün bir bölümü.” dediler. (Bazıları da,) “Ne kadar kaldığınızı Rabbiniz daha iyi bilir. İçinizden birini bu paranızla şehre gönderin de baksın, kimin yiyeceği daha temiz ise ondan size yiyecek getirsin. Çok dikkatli davransın ve kimseye sizi sezdirmesin.” dediler.

20. “Çünkü onlar sizi ele geçirecek olsalar, sizi taşlayarak öldürürler veya sizi kendi dinlerine geri döndürürler. O zaman da asla kurtuluşa ermezsiniz.”

21. Böylece Allah’ın sözünün hak olduğunu ve kıyametin kopacağında bir şüphe olmadığını bilmeleri için (insanları) onların durumundan haberdar kıldık. O sırada kendi aralarında onların durumu hakkında tartışıyorlardı. Dediler ki: “Üzerlerine bir bina yapın. Rableri onların durumunu daha iyi bilir.” Onların durumu hakkında galip gelenler (haklı çıkanlar), “Onların üzerine kesinlikle bir mescit yapacağız.” dediler.

22. “Onlar üç kişidirler, dördüncüleri köpekleridir.” diyeceklerdir. “Beş kişidirler, altıncıları köpekleridir.” derler. Karanlığa taş atarcasına (sadece tahmin yürütürler). “Yedi kişidirler, sekizincileri köpekleridir.” derler. De ki: “Onların sayısını Rabbim daha iyi bilir. Pek az kişiden başka kimse onları bilmez.” Bu yüzden apaçık tartışma dışında onlar hakkında tartışma ve onlar hakkında onların hiç birinden bir görüş isteme.

23-24. Hiçbir şey için, “Allah dilerse” demeden, “Ben bunu yarın yapacağım.” deme. Unuttuğun zaman Rabbini an ve, “Olur ki Rabbim beni, doğruya bundan daha yakın olana eriştirir.” de.

25. Onlar, mağaralarında üç yüz yıl kaldılar; dokuz yıl da artırmışlardır.

26. De ki: “Allah, onların ne kadar kaldığını daha iyi bilir. Göklerin ve yerin gaybı O’na aittir. O, ne güzel görendir ve ne güzel işitendir! Onların O’ndan başka bir dost ve koruyucuları yoktur. O, hükümranlığına kimseyi ortak etmez.”

27. Rabbinin kitabından sana vahyedileni oku. O’nun kelimelerini değiştirecek olmaz ve O’ndan başka bir sığınılacak da bulamazsın.

28. Sabah ve akşam Rablerine yalvaran, yalnız O’nun rızasını dileyen kimselerle birlikte sabredip sebat göster. Dünyanın süsüne meylederek gözlerini onlardan çevirme. Kalbini bizi hatırlamaktan gafil kıldığımız, heva ve hevesine uyan ve işi aşırılık olan kimseye boyun eğme.

29. De ki: “Bu hak (söz), Rabbinizdendir. İsteyen iman etsin, isteyen inkâr etsin. Biz, zalimlere çeperleri kendilerini kuşatan bir ateş hazırladık. İmdat dileyecek olsalar, yüzleri kavuran erimiş bakıra benzer bir su ile imdatlarına koşulur. Ne kötü bir içecek ve ne kötü bir dinlenme yeridir!

30. İman edip salih amel işleyenler, (bilsinler ki) biz, iyi işler yapanların mükâfatını zayi etmeyiz.

31. Altından ırmaklar akan Adn cennetleri onlar içindir. Orada tahtlar üzerine kurulup yaslanarak altın bileziklerle süslenirler; ince ve kalın ipekten yeşil elbiseler giyerler. Ne güzel bir mükâfat ve ne güzel bir dinlenme yeridir!

32. Onlara şu iki adamı örnek ver: Onlardan birine iki üzüm bağı verdik, her iki bağı da hurma ağaçları ile çevirdik ve ikisinin arasında bir ekin bitirdik.

33. Her iki bağ ürününü verdi ve ondan hiçbir şey eksiltmedi. O ikisinin arasından da bir ırmak akıttık.

34. Onun (bol) meyvesi vardı. Arkadaşıyla konuştuğu sırada ona şöyle dedi: “Ben mal bakımından senden daha zengin ve sayı bakımından da senden daha güçlüyüm.”

35. (Böylece) kendine zulmederek bağına girdi ve, “Bunun yok olacağını asla sanmam.” dedi.

36. “Kıyametin de kopacağını sanmıyorum. Şayet Rabbime döndürülürsem, bu bağdan daha iyi bir dönüş yeri bulurum.” dedi.

37. Kendisiyle konuşan arkadaşı ona şöyle dedi: “Seni topraktan, sonra nutfeden yaratan, sonra seni bir adam biçimine getiren Allah’ı inkâr mı ediyorsun?

38. “Fakat ben, “O Allah, benim Rabbimdir ve ben Rabbime hiçbir kimseyi ortak koşmam.” (diyorum.)”

39. “Bağına girdiğin sırada, “Allah’ın dilediği olur. Allah’ın yardımından başka hiçbir güç yoktur.” deseydin ya! Eğer beni mal ve evlat yönünden kendinden geride görüyorsan, (bil ki,)”

40. “Olur ki Rabbim bana senin bağından daha iyisini verir ve senin bağının üzerine gökten bir bela gönderir de orası düz bir çöle döner.”

41. “Ya da onun suyu yerin dibine çekilir, artık onu bulman mümkün olmaz.”

42. Derken ürünleri kuşatılıp yok edildi. Oraya yaptığı masraflarından ötürü elini ovuşturmaya başladı. Bağ, çardakları üzerine yıkılmıştı. “Keşke Rabbime kimseyi ortak koşmasaydım!” diyordu.

43. Allah’tan başka ona yardım edecek bir topluluk yoktu; kendisi de kendini kurtaracak değildi.

44. İşte orada velayet, hak olan Allah’a aittir. O’nun mükâfat vermesi daha iyi ve sonuçlandırması daha güzeldir.

45. Onlara dünya hayatı için şu örneği ver: Dünya hayatı gökten indirdiğimiz bir suya benzer; yerin bitkileri o suyla karışıp yeşerir; sonra (o bitkiler) rüzgârların savurduğu çerçöpe döner. Allah’ın her şeye gücü yeter.

46. Mal ve oğullar, dünya hayatının süsüdür. Kalıcı olan salih işler, Rabbinin katında mükâfatça daha iyi ve ümit besleme yönünden daha güzeldir.

(bk. Açıklamalar Bölümü: 116)

 47. Dağları yürüteceğimiz ve yeryüzünü belirgin ve düz olarak göreceğin günü hatırla. Onların tümünü bir araya getirir ve hiçbirini geride bırakmayız.

48. Onlar, tek saf hâlinde Rablerinin huzuruna çıkarılırlar. “Gerçekten sizi ilk defa yarattığımız gibi bize geldiniz. Hayır! Size bir buluşma zamanı belirleyeceğimizi düşünmüyordunuz.”

49. Kitap ortaya konur. Suçluların onda olan şeylerden dolayı tedirgin olduklarını görürsün. “Yazıklar olsun bize!” derler, “Bu nasıl bir kitapmış, küçük veya büyük hiçbir şeyi ihmal etmeden saymış!” Böylece yaptıkları her işi karşılarında hazır bulurlar. Rabbin, kimseye zulmetmez.

İmam Sadık (a.s)’dan şöyle nakledilmiştir: “Kıyamet günü olduğunda kişinin amel defteri kendisine verilir ve “Oku.” denir. O da okuyup (yaptıklarını) hatırlar. Her bakışını, söylediği her sözü ve attığı her adımı o an yapmış gibi hatırlar. İşte bu yüzden, “Yazıklar olsun bize! Bu nasıl bir kitapmış, küçük veya büyük hiçbir şeyi ihmal etmeden saymış!” der.” (bk. Ayyaşî Tefsiri.)

 50. Hani Meleklere, “Âdem’e secde edin” demiştik. İblis’ten başka hepsi secde etti. O, cinlerden idi de Rabbinin emrinden çıktı. Şimdi siz, beni bırakıp da onu ve onun soyunu mu kendinize dost ve koruyucu ediniyorsunuz?! Oysa onlar sizin düşmanınızdır. Zalimler için ne kötü bir tercihtir bu!

Yani Allah’ı bir yana bırakarak elde ettikleri şey zalimler için ne kötüdür!

51. Göklerin ve yerin yaratılışını da, kendi yaratılışlarını da onlara göstermedim. Ben, sapıkları kendime destek edinecek değilim.

52. Hatırla o günü ki (Allah), “Bana ortak sandığınız şeyleri çağırın.” der. Onları çağırırlar, ama onlar kendilerine cevap vermezler. Biz, aralarında bir uçurum meydana getirmişiz.

53. Suçlular, ateşi görür ve ona düşeceklerini anlarlar; ondan bir kurtuluş yolu da bulamazlar.

54. Gerçekten bu Kur’an’da insanlar için her örneği defalarca açıkladık. Tartışmaya en düşkün varlık insandır.

55. Kendilerine hidayet gelince insanları iman etmekten ve Rablerinden af dilemekten alı koyan şey, sadece, öncekiler hakkında geçerli olan kanunun kendileri hakkında da uygulanmasını veya görecekleri şekilde azabın kendilerine gelmesini istemeleridir.

56. Biz peygamberleri, ancak müjdeciler ve korkutucular olarak göndeririz. Küfre düşenler, hakkı sindirmek için batıl sözler ile tartışırlar. Onlar, ayetlerimi ve uyarıldıkları şeyi alaya aldılar.

57. Kendisine Rabbinin ayetleri hatırlatıldığı hâlde onlardan yüz çeviren ve kendi eliyle yapmış olduğu işleri unutan kimseden daha zalim kim vardır? Biz, onu anlamamaları için onların kalplerinin üzerinde perdeler oluşturduk, kulaklarına da ağırlık verdik. Artık onları hidayete çağırsan da asla hidayet bulmazlar.

58. Rabbin bağışlayandır, merhamet sahibidir. Eğer yaptıkları işler yüzünden onları cezalandıracak olsaydı, kuşkusuz onlara azap etmeyi çabuklaştırırdı. Fakat onlar için belirlenmiş bir zaman vardır ki, asla ondan kurtuluş yolu bulamazlar.

59. İşte o şehirleri, zulümleri yüzünden helak ettik. Onları helak etmek için belli bir zaman koymuştuk.

60. Hani Musa genç talebesine şöyle demişti: “İki denizin birleştiği yere ulaşıncaya kadar durmayacağım ya da yıllarca yürüyeceğim.”

Hz. Musa (a.s)’a Tevrat verildiğinde, kendisinden daha bilgin birisinin yeryüzünde bulunmadığı kalbinden geçti. Bunun üzerine Allah ona, “Senden daha bilgilisi, denizlerin birleştiği yerde bulunan kulumuzdur.” diye vahyetti. Musa’nın yanında bulunan genç de, onun vasisi Yuşa b. Nun’dur. (bk. es-Safî Tefsiri.)

61. İki denizin birleştiği yere ulaşınca balıklarını unuttular, balık denizde yolunu tutup gitti.

62. Orayı geçince genç talebesine, “Yemeğimizi getir; gerçekten bu yolculuğumuz bizi çok yorgun düşürdü.” dedi.

63. (Genç,) “Gördün mü, kayaya sığındığımızda ben balığı unuttum! Muhakkak Şeytan onu bana unutturdu ki, ondan (sana) söz etmeyeyim. O, şaşılacak bir şekilde denizde yolunu tutup gitti.” dedi.

64. (Musa,) “İşte aradığımız o idi.” dedi. Ayak izlerini takip edip geri döndüler.

65. (Orada) kullarımızdan bir kul buldular ki, ona katımızdan bir rahmet vermiştik ve tarafımızdan bir ilim öğretmiştik.

Bu ayetler ışığında Allah’ın dilediği kuluna gayb ilminden bir kısmını bildirdiği gerçeği anlaşılır. Burada kastedilen kulun, Hz. Hızır olduğu çeşitli hadislerde yer almıştır.

66. Musa ona (Hızır’a), “Sana öğretilen olgunluktan bana da öğretmen için sana tâbi olabilir miyim?” dedi.

67. O, “Sen benimle beraberliğe asla sabredemezsin?” dedi.

68. “Hakikatini kavramadığın bir şeye nasıl sabredersin?!”

69. (Musa,) “Allah dilerse, beni sabreden biri olarak bulursun ve senin hiçbir emrinden çıkmam.” dedi.

70. (Hızır), “Bana uyacak olursan, ben söz açmadıkça hiçbir şey hakkında bana soru sorma.” dedi.

71. Yürümeye başladılar. Nihayet gemiye bindiklerinde gemiyi deldi. (Musa,) “Gemide bulunanları suda boğmak için mi gemiyi deldin?! Gerçekten sen tehlikeli bir iş yaptın.” dedi.

72. (Hızır,) “Sen benimle beraberliğe sabredemezsin, demedim mi?” dedi.

73. (Musa,) “Unuttuğum bir şey için beni suçlama ve işimde bana zorluk çıkarma.” dedi.

74. Yine yürüdüler. Derken bir erkek çocuğa rastladılar. (Hızır) hemen onu öldürdü. (Musa,) “Başkasını öldürmemiş olan suçsuz bir kimseyi mi öldürdün?! Gerçekten sen kötü bir iş yaptın.” dedi.

75. (Hızır,) “Sen benimle beraberliğe sabredemezsin, demedim mi?” dedi.

76. (Musa,) “Eğer bundan sonra sana bir şey soracak olursam, artık benimle arkadaşlık etme. Benim tarafımdan eline kesin bir mazeret geçmiştir.” dedi.

77. Yine yürüdüler. Nihayet bir köye varıp halkından yiyecek istediler. Fakat köy halkı onları misafir etmekten kaçındılar. Bu arada orada yıkılmak üzere olan bir duvar buldular. (Hızır) onu doğrulttu. (Musa,) “İsteseydin, buna karşılık bir ücret alabilirdin.” dedi.

78. (Hızır,) “Artık bu, benimle senin aranda ayrılma zamanıdır. Şimdi sabredemediğin şeylerin tevilini sana bildireceğim.” dedi.

79. “Gemi, denizde çalışan birkaç takım zavallıya aitti. Ben onda bir kusur meydana getirmek istedim. Çünkü onların arkasında her (sağlam) gemiyi gasp eden bir sultan vardı.”

80. “O erkek çocuğa gelince, onun anne ve babası mümin idiler. Biz çocuğun onları azgınlık ve inkârcılığa sürüklemesinden korktuk.”

81. “Rablerinin onun yerine kendilerine ondan daha temiz ve daha merhametli bir çocuk vermesini istedik.”

82. “O duvar ise, şehirdeki iki yetim çocuğa aitti. Altında ikisine ait bir hazine vardı. Babaları da salih bir kimse idi. Rabbin, onların erginlik çağına erişmelerini ve Rabbinden bir rahmet olarak hazinelerini çıkarmalarını istedi. Ben bu işleri kendi başıma yapmadım. İşte senin sabretmeye dayanamadığın şeylerin tevili budur.”

İmam Sadık (a.s)’dan şöyle nakledilmiştir: “O hazine üzerinde şu cümleler yazılı bulunan altın bir levha idi: Bismillahirrahmanirrahim, La ilahe illallah, Muhammed resulullah. Ölümün hak olduğunu bilen nasıl sevinir?! Kaderin hak olduğunu bilen nasıl endişe eder?! Cehennemi hatırlayan nasıl gülebilir?! Dünyayı görüp onun ehline karşı gerçekleştirdiği tasarruflarını gören kimse nasıl ona güvenir?!” (bk. Nuru’s-Sakaleyn, Kummî ve Ayyaşî Tefsirleri.

83. Sana, Zülkarneyn hakkında soru soruyorlar. De ki: “Şimdi size onuna ilgili bir açıklama okuyacağım.”

İmam Ali (a.s)’dan rivayet edildiğine göre, Zülkarneyn, (peygamber değil,) Allah’ın sevip sevdirdiği, Allah’ın dini için çalışan salih bir kul idi. (bk. Mecmau’l-Beyan Tefsiri) Buna göre, onun güç ve iktidar sahibi, fetihler yapan, Allah’ın bir velisi olduğu anlaşılır.

84. Biz onu yeryüzünde güç (ve iktidar) sahibi kıldık ve her şey(e ulaşmak) için ona bir yol verdik.

85. O, bir yolu izledi.

86. Güneşin battığı yere varınca, onu kara balçıklı bir kaynakta (denizde) batar buldu. Kaynağın yanında bir kavme rastladı. Biz, “Ya onları cezalandırırsın, ya da onlara karşı iyi davranırsın.” dedik.

Zülkarneyn’in ilk önce batıya, sonra doğuya, sonra da dağlarla kaplı bir bölgeye olmak üzere üç yolculuğu olmuştur. Batı tarafında o gün, yeryüzünün yaşanılan bölgesi olarak bilinen bölümün en son noktasına, yani Atlas Okyanusu’na -bazılarına göre ise Ege denizine- kadar varmıştır ve yerin küre şeklinde olduğundan güneşin denizde batışını ayette açıklandığı şekilde tasavvur etmiştir.

87. O, “Kim zulmederse, onu cezalandıracağız; sonra da Rabbine doğru götürülecektir; Rabbi de ona şiddetli bir şekilde azap edecektir.”

88. “Kim de iman edip doğru işler yaparsa, ona da en iyi karşılık vardır ve onu kolay bir görevle görevlendiririz.” dedi.

89. Sonra yine bir yol izledi.

90. Güneşin doğduğu yere varınca, onu, güneşe karşı kendilerine bir örtü yapmadığımız bir kavmin üzerine doğar buldu.

Bu kavimin ev yapma ve elbise dokuma becerisine vâkıf olmadıkları, bu yüzden ilkel bir hayat sürüp güneşin ışığından zarar gördükleri rivayet edilmiştir.

91. İşte böyle; biz onun yanındaki haberlere vâkıf idik.

92. Sonra (başka) bir yol izledi.

93. İki dağın arasına ulaşınca, orada neredeyse hiçbir bir sözü anlamayan bir kavimle karşılaştı.

94. Dediler ki: “Ey Zülkarneyn! Ye’cuc ile Me’cuc bu topraklarda bozgunculuk çıkarıyorlar. Bizimle onların arasında bir set yapman için sana bir vergi verelim mi?”

(bk. Açıklamalar Bölümü: 117)

 95. (Zülkarneyn) dedi ki: “Rabbimin bana verdiği imkân daha iyidir. Siz gücünüzle bana yardım edin, sizinle onların arasında sağlam bir duvar oluşturayım.”

96. “Bana demir kütleleri getirin.” İki dağın arasını aynı seviyeye getirince, “Körükleyin.” dedi. Onu kor hâline getirince, “Bana erimiş bakır getirin, onun üzerine dökeyim.” dedi.

97. Artık onu ne aşabildiler ve ne de delebildiler.

98. (Zülkarneyn,) “Bu Rabbimin bir rahmetidir. Rabbimin vadettiği zaman gelince onu yerle bir eder. Rabbimin vaadi haktır.” dedi.

99. O gün onları kendi hallerine bırakırız, dalgalar hâlinde birbirlerine girerler. Ve Sur’a üfürülür, böylece onların tümünü bir araya toplarız.

100. İşte o gün cehennemi kâfirlere apaçık sunarız.

101. Onların gözleri üzerinde beni anmaya engel olan bir perde vardı, işitmeye de güçleri yoktu.

102. Küfre düşenler, beni bırakıp da kullarımı kendilerine dost ve koruyucu edineceklerini mi sanmışlardı?! Biz cehennemi kâfirlere ağırlama yeri yaptık.

103. De ki: “Amellerinde en çok ziyana uğrayanları size bildirelim mi?”

104. Onlar; iyi iş yaptıklarını sandıkları hâlde, çabaları dünya hayatında kalan kimselerdir.

105. Onlar, Rablerinin ayetlerini ve O’na kavuşmayı inkâr eden kimselerdir. Bu yüzden onların amelleri boşa gitmiştir ve biz kıyamet günü onlar için bir tartı kurmayız (onlara bir değer vermeyiz).

106. İşte küfre saptıkları, ayetlerimi ve elçilerimi alaya aldıkları için onların cezası cehennemdir.

107. Gerçekten iman edip doğru işler yapanlara gelince, Firdevs bahçeleri onların ağırlama yeridir.

108. Orada ebedi kalırlar. Oradan ayrılmak da istemezler.

109. De ki: “Eğer Rabbimin sözlerini yazmak için deniz mürekkep olsa, onun gibi başka bir denizi ona destek getirsek bile, Rabbimin sözleri sona ermeden önce deniz biter.”

110. De ki: “Ben ancak sizin gibi bir beşerim. Sadece bana, sizin ilahınız tek bir ilahtır diye vahyediliyor. Artık kim Rabbine kavuşmayı umuyorsa, salih amel işlesin ve Rabbine ibadette hiçbir kimseyi ortak koşmasın.

(bk. Açıklamalar Bölümü: 118)

Meal:Murtaza Turabi

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*