21- Ehlisünnet Ve’l Cemaat Deyiminin Tarihi

Tarihte yaptığım araştırmalara göre Muaviye’nin hakimiyeti ele aldığı yılın Amu’l-Cemaat (Cemaat Yılı) olarak anılmasını kararlaştırmışlardır. Osman öldükten sonra Müslümanlar Hz. Ali’nin Şiîleri ve Muaviye’nin taraftarları olarak ikiye bölünmüştüler. Hz. Ali şehit olduktan sonra Muaviye, İmam Hasan (a.s) ile yaptığı anlaşmanın ardından tüm Müslümanlara egemen oldu. Bu yüzden o yıl, cemaat yılı olarak adlandırıldı. Buna göre “Ehlisünnet ve’l-Cemaat tâbiri, Muaviye’nin sünnetine uyup onun hakimiyetinde toplananlar anlamına gelmektedir; sanıldığı gibi, Resulullah’ın (s.a.a) sünnetine uyanlar anlamına gelmemektedir.

Resulullah’ın (s.a.a.) sünnetini Muaviye’den ve onun gibi Mekke Fethi’nden (yani müşriklerin son sığınağı da yıkıldıktan) sonra Müslüman olanlardan daha iyi bildikleri inkâr edilemez bir gerçektir. Çünkü bir evin çocuğu o evde olanı diğerlerinden daha iyi bilir. Ama biz Ehlisünnetten olanlar Peygamber’in evlâdı olan “On iki İmamı” bırakarak onların düşmanlarına sarılmışız. Hepimiz Resulullah’tan nakledilen “Halifelerim on iki tanedir ve hepsi Kureyş’tendir.” hadisini biliyoruz ama, dört halifeden başkasını tanımıyoruz. Belki de, “Ehlisünnet ve’l-Cemaat” ismini bize veren Muaviye’nin sünnet ve cemaatten maksadı, Ali ve evlâtlarına lânet okuma sünneti üzerinde cemaatleştirmekti ki onun koyduğu bu sünnet, ancak Ömer İbn Abdülaziz tarafından kaldırılabilmişti. Bazı tarihçilerin yazdığına göre, Ömer İbn Abdülaziz’in Emevîlerden olmasına rağmen, Ali ve ehlibeytine lânet okuma sünnetini kaldırdığı için Emevîler tarafından öldürülmesi istenmişti.

Ey benim ailem ve aşiretim! Gelin Allah’ın hidayeti ile hakikatleri aramaya, incelemeye yönelelim; taassupları bir kenara bırakalım. Gerçekte biz Emevîlerin ve Abbasîlerin yükledikleri fikir donukluğunun kurbanları olmuşuz. Biz hiç şüphesiz, Muaviye, Amr İbn As, Muğîre İbn Şu’be gibi isimlerin hilelerine aldanmışız. Gelin, gerçek İslâm tarihini araştırarak apaçık hakikatleri bulalım. Allah bize iki kat se-vap verir, belki bizim vesilesiyle Peygamber’in vefatından sonra yetmiş üç fırkaya bölünen ve çeşitli belâlara duçar o-lan bu ümmet, tekrar vahdete yönelir. Gelin, lâ ilâhe illallah, Muhammed Resulullah ve Ehlibeyt’e itaat bayrağı altında ümmeti toplayalım. Resulullah’ın kendisi Ehlibeyt’e itaat etmeyi bizlere emretmiştir ve buyurmuştur ki:

Ehlibeyt’ten öne geçmeyin helâk olursunuz; onlardan ayrı kalmayın helâk olursunuz; onlara bir şeyi öğretmeyin ki onlar sizlerden daha bilgilidirler.[1]

Eğer böyle yaparsak, Allah gazabını bizden kaldırır ve bizlere korku ve üzüntüden sonra emniyet ve rahatlık bağışlar; yeryüzüne bizi hâkim kılar, bizleri yeryüzünün vârislerinden kılar, kendi velisi olan İmam Mehdi’yi (a.s) Pey-gamber’inin verdiği vaat üzere gönderir. O, yeryüzünü zulümle dolduktan sonra adalet ve doğrulukla doldurur ve o-nun vesilesiyle Allah nurunu tüm yeryüzüne yayar.


[1]– ed-Dürrü’l-Mensur, Suyutî, c.2, s.60; Usdu’l-Gâbe, c.3, s.137; Savaiku’l-Muhrika, s.148 ve 226; Yenabiu’l-Meveddet, s.41; Kenzu’l-Ummal, c.1, s.168; Mecmeu’z- Zevaid, c.9, s.163

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*