21- Enbiya Suresi

(Mekke’de inmiştir; 112 ayettir.)

(Bu surede birçok peygamberin (enbiya) durumu açıklandığından bu adı almıştır. İmam Cafer Sadık (a.s)’dan şöyle nakledilmiştir: “Kim bu sureyi severek okursa, nimetlerle dolu olan cennetlerde peygamberle beraber olur ve dünyada da halkın gözünde görkemli birisi olur.” (bk. Cevamiu’l-Cami Tefsiri.))

Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla

1. İnsanların hesaba çekilme zamanı yaklaştı. Fakat onlar, hâlâ gaflete dalıp yüz çevirmekteler.

2. Rablerinden onlara ne zaman yeni bir öğüt ve hatırlatma gelse, mutlaka oynayarak (eğlenerek) onu dinlerler.

3. Kalpleri eğlenceyle meşguldür. Zul­medenler gizlice şöyle fısıldaştılar: “Bu ancak sizin gibi bir beşerdir. Şimdi gözünüz göre göre büyüye mi kapılıyorsunuz?!”

4. Dedi ki: “Rabbim, gökte ve yerde olan her sözü bilir. O, hakkıyla işitendir ve bilendir.”

5. Onlar, “Hayır, (bunlar) karışık rüyalardır; hayır (belki,) onu kendisi uydurmuştur; hayır, o bir şairdir. Öyle değilse, önceki peygamberlerin gönderildikleri gibi, o da bize bir ayet getirsin.” dediler.

6. Bunlardan önce helak ettiğimiz hiçbir şehir iman etmemişti; şimdi bunlar mı iman edecekler?!

Yani, onlar mucizeleri görmelerine rağmen iman etmemiştiler.

7. Senden önce de, ancak kendilerine vahyettiğimiz birtakım erkekler gönderdik. Eğer bilmiyorsanız, zikir ehlinden (bilgi sahiplerinden) sorun.

(bk. Açıklamalar Bölümü: 124)

8. Biz onları, yemek yemeyen ceset(ler) yapmadık. Onlar, ebedi de değillerdi.

9. Sonra onlara verdiğimiz sözü gerçekleştirdik. Onları ve dilediğimiz kimseleri kurtardık ve aşırı gidenleri helak ettik.

10. Size, içinde sizin için öğüt bulunan bir kitap indirdik. Hâlâ düşünmüyor musunuz?!

11. Zalim olan nice şehri yok ettik ve ondan sonra nice başka topluluklar meydana getirdik.

12. Onlar, bizim azabımızı hisseder hissetmez hemen oradan kaçmaya başladılar.

13. “Kaçmayın! İçinde bulunduğunuz refaha ve evlerinize dönün! Çünkü sorguya çekileceksiniz.” (dedik.)

14. “Yazıklar olsun bize! Gerçekten biz zalim idik.” dediler.

15. Onları biçilmiş cansız bir ekin hâline getirinceye kadar bu feryatlarını sürdürdüler.

16. Biz, göğü, yeri ve ikisinin arasında olan şeyleri oyun olarak yaratmadık.

17. Eğer kendimize bir eğlence edinmek isteseydik, mutlaka onu kendi katımızdan edinirdik. Ama bunu yapacak değiliz.

18. Oysa biz, hakkı batıla çarparız da hak, batılı ezer. Bir de bakarsın ki, o yok olup gitmiştir. Allah’a yakıştırdığınız nitelikler yüzünden yazıklar olsun size!

İmam Sadık (a.s)’dan şöyle nakledilmiştir: Mutlaka hak her insanın kalbini çalar; ister kabul etsin, ister kabul etmesin. Nitekim Allah şöyle buyurur: “Oysa biz hakkı batıla çarparız da hak, batılı ezer. Bir de bakarsın ki, o yok olup gitmiştir.” (bk. es-Safî ve el-Mehasin.)

19. Göklerde ve yerde kim varsa O’nundur. O’nun katında olanlar, O’na ibadet etmek hususunda kibirlenmezler ve yorulmazlar.

20. Gece ve gündüz gevşemeksizin tesbih ederler.

21. Yoksa onlar, yerdeki varlıklar türünden ilahlar mı edindiler? Onlar mı ölüleri diriltecekler?!

22. Eğer yerde ve gökte Allah’tan başka ilahlar olsaydı, mutlaka (yer ve gök) bozulurlardı. Arş’ın Rabbi olan Allah, onların yakıştırdıkları vasıflardan münezzehtir.

(bk. Açıklamalar Bölümü: 125)

23. Allah, yaptığı işler yüzünden sorguya çekilmez; ama onlar (insanlar) sorguya çekilirler.

(bk. Açıklamalar Bölümü: 126)

24. Yoksa onlar, O’nu bırakıp da O’nun yerine kendilerine başka ilahlar mı edindiler? De ki: “Delilinizi ortaya koyun. İşte bu, benimle beraber olanların zikridir (anısıdır) ve benden öncekilerin zikridir.” Oysa onlardan çoğu hakkı bilmezler ve onlar haktan yüz çevirirler.

25. Biz, senden önce hiçbir peygamber göndermedik ki ona, “Benden başka hiçbir ilah yoktur; öyleyse bana ibadet edin.” diye vahyetmiş olmayalım.

26. “Rahman olan Allah, çocuk edindi.” dediler. O, her eksiklikten uzaktır. Aksine onlar ( melekler), değerli kullardır.

27. O’ndan önce söz söylemezler ve sürekli O’nun emri ile hareket ederler.

28. Allah, onların önünde olan her şeyi ve arkalarında olan her şeyi bilir. O’nun hoşnut olmadığı bir kimse hakkında şefaat etmezler. Onlar, Allah korkusundan ürperirler.

İmam Musa Kâzım (a.s) ataları vasıtasıyla Resulullah (s.a.a)’in şöyle dediğini nakletmiştir: Benim şefaatım ümmetimden büyük günah işleyenler içindir. İyi olanlar için zaten bir sorun yoktur. Orada bulunanlar dediler ki: Ey Resulullah’ın evladı! Nasıl büyük günah işleyenlere şefaat edilir, oysa Allah “O’nun hoşnut olmadığı bir kimse hakkında şefaat etmezler.” diye buyurmaktadır? Büyük günah işleyen birisi ise hoşnut olunan biri olmaz… İmam şöyle dedi: Mümin olan birisi günah işlediğinde, bu işi ona kötü gelir ve yaptığı işten pişman olur. (Bu yüzden şefaati hakkeder) (bk. es-Safî, et-Tevhid’den naklen.)

29. Onlardan her kim, “O değil, ben ilahım.” derse, onu cehennemle cezalandırırız. İşte biz, zalimlere böyle karşılık veririz.

30. Küfre sapanlar, göklerle yer birbirlerine bitişik iken, onları (birbirinden) ayırdığımızı ve canlı olan her şeyi sudan var ettiğimizi görmediler mi? İman etmezler mi?!

31. Onları sarsmasın diye yeryüzünde dağlar var ettik ve maksatlarına ulaşsınlar diye orada geniş yollar oluşturduk.

32. Göğü korunmuş bir tavan hâline getirdik. Oysa onlar, göğün ayetlerinden yüz çevirirler.

33. Geceyi ve gündüzü, güneşi ve ayı yaratan O’dur. Bunların her biri, bir yörüngede yüzmektedir.

34. Senden önce hiçbir beşere ebedilik vermedik. Eğer sen ölürsen, onlar sanki ebedi mi kalacaklar?!

35. Her nefis, ölümü tadacaktır. Bir imtihan olarak sizi hayır ve şerle sınıyoruz. Siz ancak bize dönersiniz.

36. Küfre düşenler seni gördüklerinde, “Sizin ilahlarınıza dil uzatan bu mu?” diyerek hep seninle alay ederler. Gerçekte onlar, Rahman’ı anmayı inkâr ederler.

37. İnsan aceleci yaratılmıştır. Yakında size kendi ayetlerimi göstereceğim; bunu çabuklaştırmamı istemeyin.

38. “Doğru söyleyenler iseniz, bu vaat (kıyamet) ne zaman gerçekleşir?” derler.

39. Küfre düşenler, yüzlerinden ve sırtlarından azabı geri çeviremeyecekleri ve bir yardım görmeyecekleri zamanı bir bilselerdi!

40. Oysa (ateş) onlara aniden gelir ve onları şaşkına çevirir; ne onu geriye çevirebilirler, ne de onlara bir fırsat verilir.

41. Kuşkusuz, senden önceki peygamberlerle de alay edildi ve alay edenleri, alay ettikleri şey (azap) yakaladı.

42. De ki: “Sizi gece ve gündüz Rah­man’dan kim korur?” Ama onlar Rablerini anmaktan yüz çevirirler.

43. Yoksa bizden başka onları koruyacak ilahları mı vardır?! Onlar (o ilahlar) ne kendilerine yardım edebilirler, ne de tarafımızdan bir destek görürler.

44. Biz, onları ve babalarını (nimetlerimizden) yararlandırdık. Nihayet ömürleri uzadı. Bizim sürekli yere gelerek (yönelerek) onun etrafından azal­ttığımızı görmüyorlar mı?! O hâlde, üstün gelen onlar mı?!

45. De ki: “Ben sadece, sizi vahiy ile uyarıyorum. Fakat, sağırlar uyarılınca çağrıyı duymazlar.”

46. Eğer onlara Rabbinin azabından ufak bir esinti dokunursa, “Yazıklar olsun bize! Biz zulmeden kimselerdik.” derler.

47. Kıyamet günü adalet terazilerini koyarız, hiçbir kimse, zulme uğramaz. Eğer (yapılan amel) bir hardal tanesi ağırlığında bile olsa, onu getiririz. Hesap gören olarak biz yeteriz.

İmam Sadık (a.s)’ın bu ayet hakkında: “Adalet terazileri peygamberler ve vasilerdir…” dediği ve diğer bir rivayette de, “Biz, adalet terazileriyiz.” diye buyurduğu nakledilmiştir. (bk. es-Safî, el-Kâfî ve el-Meanî’den naklen. Ayrıca bk. A’raf: 8.) Buna göre insanların amellerinin doğruluğunda ölçü peygamberler ve onların vasilerinin davranışlarıdır. Onların amel ve davranışlarıyla uyum içinde olan ameller kabul edilir, onların amel ve davranışlarına ters düşen işler reddedilir. Bu temel üzere, Peygamber’in (s.a.a) en güzel örnek oluşunun ve sahih hadislerde açıklandığı üzere İmam Ali’nin (a.s) hakkın ölçüsü olduğunun, Hz. Fatıma’nın hoşnutluğunun Peygamber’in ve Yüce Allah’ın hoşnutluğu ve onun gazabının Allah’ın ve Peygamber’in gazabı olduğunun anlamı onların tüm fikir, davranış ve tutumlarında masum ve ölçü oldukları gerçeği anlaşılır.

48. Gerçekten Musa ve Harun’a, hakkı batıldan ayıran, takva sahipleri için bir ışık ve bir öğüt olan kitabı verdik.

49. Onlar, gizlide Rablerinden korkarlar. Ve onlar, kıyametten de korkarlar.

50. Bu da, bizim indirdiğimiz mübarek bir zikirdir. Siz onu inkâr mı ediyorsunuz?

51. Gerçekten biz daha önce de İb­rahim’e olgunluğunu vermiştik. Biz onu iyice biliyorduk.

52. Hani o, babasına ve kavmine, “Sürekli karşısında ibadet için dikildiğiniz bu heykeller nedir?” demişti.

53. Onlar, “Biz, babalarımızı bunlara tapar bulduk.” dediler.

54. “Gerçekten siz de, babalarınız da açık bir sapıklık içindesiniz.” dedi.

55. “Gerçeği mi bize söylüyorsun, yoksa şaka mı ediyorsun?” dediler.

56. (İbrahim,) “Hayır, sizin Rabbiniz göklerin ve yerin Rabbidir. Onları yoktan var eden O’dur. Ben buna şahitlik edenlerdenim.” dedi.

57. “Allah’a yemin ederim ki, siz arkanızı dönüp gidince putlarınıza karşı bir tuzak kuracağım.”

58. O, putların tümünü paramparça etti; ona müracaat etsinler diye yalnız büyüğünü sağlam bıraktı.

59. (Puta tapanlar,) “Tanrılarımıza bunu kim yaptı? Kuşkusuz o, zalimlerdendir.” dediler.

60. “İbrahim denilen bir gencin onlara dil uzattığını duyduk.” dediler.

61. “O hâlde onu, halkın göreceği şekilde getirin, belki (aleyhine) şahitlik ederler.” dediler.

62. “Ey İbrahim! Sen mi putlarımıza bunu yaptın?” dediler.

63. “Hayır, şu büyükleri bu işi yapmış olmalı! Konuşuyorlarsa, onlara sorun.” dedi.

64. Bunun üzerine kendilerine gelerek (birbirlerine), “Doğrusu siz haksızsınız.” dediler.

65. Sonra (tekrar) şaşkınlığa uğrayıp, “Sen bunların konuşmadığını iyice biliyorsun.” dediler.

Ayette geçen “nukisû” kelimesi, bir şeyin ters çevrilmesi anlamına gelir. Buna göre, onların hakkı anladıktan sonra tekrar eski durumlarına dönmeleri kastedilmiştir. Yani, kalplerinde kısa bir süre hak yukarıya çıkıp batıla galip gelmişse de tekrar hak yenilerek batıl ona galip gelmiştir. Bazıları da maksadın, utanç ve şaşkınlıktan başlarını aşağıya salmaları olduğunu ileri sürmüşlerdir.

66. “Allah’ı bırakıp da size ne bir faydası, ne de bir zararı olan şeylere mi ibadet ediyorsunuz?” dedi.

67. “Yazıklar olsun size ve Allah’tan başka taptığınız şeylere! Hiç düşünmüyor musunuz?”

68. “Eğer bir şey yapacaksınız, onu yakın ve tanrılarınıza yardım edin.” dediler.

69. “Ey ateş! İbrahim’e karşı soğuk ve esenlik ol.” dedik.

70. Ona tuzak kurmak istediler; fakat biz kendilerini, en büyük kaybedenler kıldık.

71. Onu ve Lut’u kurtararak, âlemler için kutlu kıldığımız yere yerleştirdik.

72. İshak’ı ve fazladan bir bağış olarak Yakub’u ona verdik. Hepsini de iyi kimseler yaptık.

İmam Sadık (a.s)’ın bu ayet hakkında şöyle dediği nakledilmiştir: “Oğlun oğlu (torun), fazladan bir bağıştır.”

73. Onları, emrimizle hidayete erdiren imamlar yaptık. Kendilerine hayırlı işler yapmayı, namazı hakkıyla kılmayı ve zekâtı vermeyi vahyettik. Onlar, sürekli bize ibadet eden kimselerdi.

(bk. Açıklamalar Bölümü: 127)

74. Lut’a da hikmet ve ilim verdik ve onu kötü işler yapan beldeden kurtardık. Onlar, kötü ve sapkın bir topluluktu.

75. Onu rahmetimize yerleştirdik. Gerçekten o, salihlerden idi.

76. Ve Nuh’u da an. Hani o, daha önce bize yalvardı, biz de onun duasını kabul ettik. Böylece onu ve ailesini büyük sıkıntıdan kurtardık.

77. Ayetlerimizi yalanlayan kavme karşı ona yardımda bulunduk. Onlar, kötü bir topluluk idi; onların tümünü suda boğduk.

78. Davud ve Süleyman’ı da an. Hani ikisi, topluluğun koyunlarının geceleyin otlamış olduğu ekin hakkında hüküm veriyorlardı. Biz de onların hükümlerine şahittik.

İmam Cafer Sadık’tan nakledilen hadislere göre, bu ayette söz konusu edilen yargı, geceleyin birinin üzüm bağına hasar veren koyun sürüsü ile ilgilidir. O güne kadar varolan geçerli ilahî hüküm gereği Hz. Davud, koyunlardan verdikleri hasar miktarında bağ sahibine verilmesini, Hz. Süleyman ise ilahî bir ilhamla koyunun doğuracağı kuzu, yün ve süt gibi ürünlerinden bu hasarın karşılanmasına hükmetmiştir. (bk. Seyyid Haşim el-Hüseynî el-Behranî, el-Burhan Tefsiri.)

79. Süleyman’a bu meselenin çözümünü anlattık. Onlardan her birine, hikmet ve ilim verdik. Dağları ve kuşları Davud’la beraber Allah’ı tesbih etmeye yönelttik. Ve biz, bu gibi işleri yapmaktayız.

80. Ona, savaşta sizi koruyacak zırh yapma sanatını öğrettik. Artık şükreder misiniz?

İmam Cafer Sadık (a.s)’dan şöyle nakledilmiştir: “Yüce Allah, Hz. Davud’a şöyle vahyetti: “Sen, beytülmalden geçimini karşılayan ve kendi el emeği ile bir iş yapmayan biri olmasaydın, ne güzel kuldun!” Bunun üzerine Hz. Davud kırk gün ağladı Böylece Allah demire, kulu Davud için yumuşamasını vahyetti…” (el-Burhan Tefsiri, et-Tehzib’ten naklen.)

81. Süleyman’ın emrine de şiddetli rüz­gârı verdik. Onun emri ile kutlu kıldığımız yere doğru eserdi. Ve biz her şeyi biliyorduk.

82. Onun için dalgıçlık yapan ve başka işler gören şeytanları da emrine verdik ve biz onları gözetiyorduk.

83. Eyyub’u da an. Hani o, Rabbine şöyle yalvarmıştı: “Sıkıntı ve belaya duçar oldum; sen, merhamet edenlerin en merhametlisisin.”

84. Biz de onun duasını kabul ettik. Katımızdan bir rahmet olarak ve ibadet edenlere bir öğüt olsun diye başına gelen sıkıntıyı giderdik. Ailesini ve onlarla birlikte onların bir mislini ona verdik.

85. İsmail’i, İdris’i ve Zülkifl’i de an. Onların hepsi sabredenlerdendi.

86. Onları rahmetimize yerleştirdik. Gerçekten onlar salihlerdendi.

87. Zünnun’u da an. Hani o, öfkeli bir hâlde gitmişti. Kendisini asla sıkıntıya düşürmeyeceğimizi sanmıştı. Sonunda karanlıklarda, “Senden başka ilah yoktur. Sen her eksiklikten münezzehsin. Gerçekten ben zalimlerdendim.” diye yalvardı.

İmam Rıza (a.s)’dan gelen rivayette, “len nakdire aleyhi” ifadesine, “onu sıkıntıya sokmayacağız” anlamı verilmiştir. Nitekim Fecir Suresi’nde “fe kadere aleyhi rizkahu” ifadesi de, “rızkını daralttı, sıktı” anlamındadır. “Len nakdire aleyhi” ifadesine, “ona gücümüzün yetmeyeceğini sandı” şeklinde mana vermek, peygamberlerin masumluk makamıyla çelişeceği için doğru olmaz. (bk. es-Safî, Uyunu Ahbari’r-Rıza’dan naklen.)

 88. Biz de onun duasını kabul ettik ve onu üzüntüden kurtardık. İşte müminleri böyle kurtarırız.

89. Zekeriyya’yı da an. Hani o, Rabbine yalvararak şöyle demişti: “Ey Rabbim! Beni yalnız bırakma! Sen, mirasçıların en hayırlısısın.”

90. Biz de onun duasını kabul ettik; ona Yahya’yı verdik, eşini de doğurmaya elverişli hâle getirdik. Onlar, iyi işlere koşar; ümit ve korku ile bize yalvarır ve bize karşı mütevazı idiler.

91. O kadını (Meryem’i) da an. O, ırzını korudu; biz de ona kendi ruhumuzdan üfledik; onu ve oğlunu âlemlere bir ayet kıldık.

92. Gerçekten bu (İslam dini), tek bir din olarak sizin dininizdir. Ben de sizin Rabbinizim. Öyleyse bana ibadet edin.

93. Ama onlar, dinlerini aralarında böldüler. Onların hepsi de bize döneceklerdir.

Dinde bölünme birçok ayette kınanmıştır. Dinde bölünmenin temel sebebi, Allah’ın belirlediği ölçüleri bırakıp kendi başına birtakım ölçülere, örneğin babalarının gidişatı vb. ölçülere veya nefse uymaktır. Peygamber (s.a.a), kendisinden sonra ümmetin bölünmemesi ve haktan uzaklaşmamaları için iki temel ölçü bırakmış ve bunların Kur’an ve Ehl-i Beyt’i olduğunu bildirmiştir. Fakat insanlar, dünyaya düşkünlük, kıskançlık, kabile vb. bağnazlıklar yüzünden bu iki ölçüden her ikisini veya birini bırakarak ayrılığa düşmüş ve çeşitli fırkalara ayrılmışlardır. Bu yüzden tek çare, Emevîler, Abbasîler vb. zulüm ve bozukluk üzere kurulu, Kur’an ve Ehl-i Beyt’ten kopuk, hatta onlara düşman din anlayışlarının yerine Peygamber’in koyduğu ölçülere geri dönüp, o ölçüler çerçevesinde olan bir din anlayışına sahip olmaktır.

94. Kim mümin olarak iyi işler yaparsa, artık onun çabasına nankörlük edilmez. Biz onun (iyiliklerini) hesabına yazmaktayız.

95. Helak ettiğimiz şehirler için artık (geri dönüş) yasaklanmıştır; onlar, (dünyaya) geri dönemezler.

96-97. Ye’cuc ile Me’cuc (seddi) açıldığı, onlar her tepeden akın ettikleri ve hak vaadin yaklaştığı zamana kadar (bu böyle devam eder). Derken birden küfre düşenlerin gözleri donakalır. “Yazıklar olsun bize! Bundan habersizdik. Gerçekten biz zalim idik.” derler.

98. Siz ve Allah’tan başka taptıklarınız, cehennemin odunusunuz. Siz oraya gireceksiniz.

99. Eğer onlar ilah olsalardı, oraya girmezlerdi. Oysa hepsi orada sürekli kalırlar.

100. Orada onların sızlayıp inlemesi vardır ve onlar orada bir şey işitmezler.

101. (Ama) tarafımızdan kendilerine güzel bir söz verilen kimseler, işte onlar, ondan uzak tutulurlar.

102. Onun uğultusunu duymazlar ve onlar, gönüllerinin dilediği nimetler içinde sürekli kalırlar.

103. Büyük dehşet, onları üzmez. Melekler onları karşılarlar (ve onlara derler ki): “İşte bu, size vadedilen gündür.”

104. O gün, yazılı sayfaların tomarını dürer gibi göğü düreriz. Yaratılışı ilk defa başlattığımız gibi, onu tekrar geri çeviririz. Bu, üzerimize aldığımız bir sözdür. Kuşkusuz, biz bunu yapacağız.

105. Gerçekten Zikir’den (Tevrat’tan) sonra Zebur’da da, “Yeryüzüne mutlaka salih kullarım mirasçı olacaklar.” diye yazdık.

İmam Muhammed Bakır (a.s)’dan şöyle nakledilmiştir: “Salih kullardan maksat, ahir zamanda ortaya çıkacak olan Mehdi’nin ashabıdır. Resulullah (s.a.a), “Eğer dünyadan yalnız bir gün bile kalsa, Allah Ehl-i Beyt’imden birini göndererek zulüm ve adaletsizlikle dolan yeryüzünü eşitlik ve adaletle dolduruncaya kadar o günü uzatır.” buyurmuştur.” bk. Mecmau’l-Beyan Tefsiri.

106. Gerçekten bunda, kulluk eden topluluk için açık bir mesaj vardır.

107. Biz seni, ancak âlemlere rahmet olarak gönderdik.

Bu ayetten anlaşıldığı üzere, Müslüman-kâfir herkes, Resulullah’ın ümmeti ve onun mektebinin öğrencileridirler ve onun yüzü hürmetine bu âlemdeki nimetlerden yararlanırlar. Onlardan bir kısmının mektepten kaçmış öğrenci olmaları, onların Peygam­ber’e mensubiyetlerini gidermez. İstisnalar hariç, ne durumda olurlarsa olsunlar, insanlara bu gözle bakmalıyız.

 108. De ki: “Bana, sizin ilahınızın sadece tek bir ilah olduğu vahyedilmektedir. Şimdi siz (buna) boyun eğecek misiniz?”

109. Eğer yüz çevirirlerse, de ki: “Ben size eşit şekilde (hakkı) ilan ettim. Size vadedilen azabın yakın mı, uzak mı olduğunu bilmiyorum.”

110. “O, açıkça söylenen sözü de bilir, gizlediğinizi de bilir.”

111. “Bilmem, belki de bu, sizin için bir imtihandır ve bir süreye kadar sizi yararlandırmak içindir.”

112. (Peygamber): “Rabbim! Hak üzere hükmet. Rabbimiz, Rahman’dır ve nitelemelerinize karşı O’ndan yardım dilenir.” dedi.

 Meal:Murtaza Turabi

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*