23- Muminun Suresi

(Bu sure, adını müminlerin kurtuluşunu açıklayan birinci ayetinden almaktadır. İmam Sadık (a.s)’dan şöyle nakledilmiştir: “Kim Müminûn Suresi’ni okursa, Allah, onun akıbetini saadete dönüştürür.)

(Kim bu sureyi her hafta okumayı âdet edinirse, Peygamber’le birlikte, resullerin ve nebilerin yanında en yüce Firdevs cennetine yerleşir.” (bk. es-Safî Tefsiri, Sevabu’l-A’mal’dan naklen.))

Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla

1. Gerçekten müminler kurtuluşa ermişlerdir.

2. Onlar ki, namazlarında huşu içindedirler

Resulullah (s.a.a)’in şöyle dediği nakledilmiştir: “Kimin bedeninin huşusu kalbinin huşusundan daha fazla olursa, bu, nifaktır.” Namazında sakalıyla oynayan birisini gördüğünde şöyle dedi: “Eğer kalbinde huşu olsaydı, azası da huşu içinde olurdu.”

3. Boş işlerden uzak dururlar.

4. Zekâtı verirler.

5. İffetlerini korurlar.

6. Sadece eşleri ve sahip oldukları cariyeleri bunun dışında; çünkü (bunlarla ilişkiye girmekten dolayı) kınanmazlar.

7. Kim bu sınırların ötesine geçmek isterse, işte onlar, haddi aşanlardır.

8. Onlar, emanetlerine ve ahitlerine riayet ederler.

9. Onlar, namazlarını korurlar.

10. İşte bunlardır mirasçılar.

11. Firdevs’e varis olurlar, orada ebedi kalırlar.

12. Gerçekten biz insanı, çamurdan olan bir süzmeden yarattık.

13. Sonra onu nutfe hâlinde sağlam bir yere yerleştirdik.

14. Sonra nutfeyi kan pıhtısına (alakaya) dönüştürdük. Kan pıhtısını da bir çiğnemlik ete çevirdik. Sonra bir çiğnemlik eti de kemiklere dönüştürdük. Sonra o kemikleri etle kapladık. Sonra ona yeni bir yaratılış verdik. Yaratıcıların en güzeli olan Allah, ne yücedir!

15. Sonra siz, bunun ardından mutlaka öleceksiniz.

16. Sonra siz, kıyamet günü muhakkak dirileceksiniz.

17. Gerçekten üzerinizde yedi yol yarattık. Biz, yaratmaktan gafil değildik.

18. Gökten belli ölçüde su indirdik ve onu yerde yerleştirdik. Onu gidermeye de mutlaka gücümüz yeter.

19. Onunla sizin için hurma bahçeleri ve üzüm bağları var ettik. Oralardan çok meyve elde etmektesiniz ve onlardan yemektesiniz.

20. Sina dağında da yetişen bir ağaç var ettik ki, o ağaç, hem yağ, hem de yiyenler için katık verir.

Sıbğ, kök itibarıyla boya anlamındadır ve yemekte yağ ve sirke gibi ekmeğin ıslatılıp yenilmesini sağlayan sıvı katıklara denir. Böylece ayette zeytin yağını yemeğin hazmındaki rolüne de işaret vardır.

21. Şüphesiz, size (büyükbaş) hayvanlarda bir ibret vardır. Onların karınlarındakinden size içiriyoruz. Onlarda sizin için çok faydalar vardır ve onların etlerinden yersiniz.

22. Onların üzerinde ve gemilerde taşınırsınız.

23. Gerçekten biz, Nuh’u kavmine gönderdik. “Ey kavmim! Allah’a ibadet edin; sizin O’ndan başka ilahınız yoktur. Sakınmaz mısınız?” dedi.

24. Kavminin küfre sapmış önderleri dediler ki: “Bu, ancak sizin gibi bir beşerdir. Size egemen olmak istiyor. Allah dileseydi, melekler indirirdi. Biz önceki babalarımızdan böyle bir şey duymadık.”

25. “Bu, ancak deliliği olan bir kişidir. Bir süre ona katlanıp bekleyin.”

26. (Nuh,) “Rabbim! Beni yalanlamalarına karşı bana yardım et.” dedi.

27. Bunun üzerine ona vahyettik ki, bizim gözetimimiz ve vahyimizle gemiyi yap. Emrimiz geldiğinde ve tandırdan su fışkırınca, her cinsten bir çift ve -aleyhinde önceden belirlenmiş hüküm olan kimse dışında- aile fertlerini gemiye al. Zulmedenler hakkında benimle konuşma. Kuşkusuz, onlar boğulacaklardır.

28. Sen ve beraberinde bulunanlar gemiye yerleşince, de ki: “Hamd, bizi o zalim topluluktan kurtaran Allah içindir.”

29. Ve de ki: “Ey Rabbim! Bizi kutlu bir yere indir. Çünkü sen, indirenlerin en iyisisin.”

30. Kuşkusuz, bu olayda çeşitli ayetler vardır. Gerçekten biz (kulları) deneriz.

İmam Ali’den (a.s) şöyle nakledilmiştir: “Al­lah, size zulmetmemek hakkında size güvence vermiştir; ama sizi denememek hakkında size güvence vermemiş ve şöyle demiştir: “Kuşkusuz, bu olayda çeşitli ayetler vardır. Gerçekten biz (kulları) deneriz.” (bk. Nuru’s-Sekaleyn Tefsiri, Nehcü’l-Belağa’dan naklen.)

31. Sonra onların ardından başka bir kuşak meydana getirdik.

32. Onların arasında, “Allah’a ibadet edin; sizin O’ndan başka ilahınız yoktur. Hâlâ sakınmaz mısınız?” diye (tebliğ etmesi için) kendilerinden olan bir elçi gönderdik.

33. Kavminden, küfre düşerek ahiret buluşmasını yalanlayan ve dünya hayatında kendilerine refah verdiğimiz ileri gelenler, “Bu, ancak sizin gibi bir beşerdir. Sizin yediğinizden yemekte ve sizin içtiğinizden içmektedir.” dediler.

34. “Kendiniz gibi bir beşere boyun eğerseniz, mutlaka zarar ederseniz.”

35. “Öldükten, toprak ve kemik yığını olduktan sonra, (kabirlerden) çıkarılacağınızı mı size vadediyor?!”

36. “Ne de uzaktır size verilen bu vaatler!”

37. “Dünya hayatından başka bir hayat yoktur. Ölürüz ve yaşarız. (Ölümden sonra) tekrar diriltilecek değiliz.”

 38. “O, sadece Allah’a yalan isnat eden bir adamdır; biz ona inanmıyoruz.”

39. (O peygamber,) “Rabbim! Beni yalanlamalarına karşı bana yardım et.” dedi.

40. (Allah,) “Kısa bir süre sonra onlar pişman olacaklardır.” dedi.

41. Hak üzere öldürücü bir çığlık onları yakaladı da onları bir çerçöpe çevirdik. Kahrolsun zalim topluluk!

42. Sonra onların ardından başka kuşaklar var ettik.

43. Hiçbir ümmet, kendi süresinden ne ileri geçer, ne de geri kalır.

44. Sonra elçilerimizi birbiri ardınca gönderdik. Ne zaman bir ümmete peygamberi geldiyse, onu yalanladılar. Biz de onları yok edip birbirlerine ekledik ve onları dillerde dolaşan efsanelere dönüştürdük. İman etmeyen topluluk uzak olsun!

45. Sonra ayetlerimizle ve apaçık delille Musa ve kardeşi Harun’u gönderdik.

46. Firavun’a ve onun (kavminin) seçkinlerine. Fakat onlar böbürlendiler. Onlar, büyüklük taslayan bir topluluk idiler.

47. “Kavimleri bize tapınmakta olan, bizim gibi iki adama mı iman edeceğiz?!” dediler.

48. Böylece o ikisini yalanladılar ve helak edilenlerden oldular.

49. Belki onlar (İsrailoğulları) hidayete erişirler diye Musa’ya kitabı verdik.

50. Meryem oğlunu ve annesini de bir ayet yaptık ve onları, akarsuyu olan düz bir yaylaya yerleştirdik.

51. Ey Peygamberler! Temiz şeylerden yiyin ve iyi işler yapın. Kuşkusuz, ben yaptığınız işleri hakkıyla bilirim.

52. Kuşkusuz bu, tek ümmet olarak sizin ümmetinizdir; ben de sizin Rabbinizim; öyleyse benden sakının.

53. Fakat onlar (insanlar), işlerini aralarında böldüler. Her topluluk, kendi yanında olan şeyden hoşnuttur.

54. Şimdi sen onları kendi saplantıları ile bir süre baş başa bırak.

55-56. Mal ve çocuklar ile kendilerini takviye etmekle onlara iyilik yaptığımızı mı sanıyorlar? Hayır, onlar farkında değiller.

57. Kuşkusuz, Rablerinin korkusundan titreyenler;

58. Rablerinin ayetlerine inananlar;

59. Rablerine ortak koşmayanlar;

60. Verdiklerini, Rablerine dönecekleri için kalpleri ürpererek (Allah yolunda) verenler;

61. İşte onlar, iyiliklere koşarlar ve iyi işlerde yarışırlar.

62. Hiçbir kimseyi gücü dışındaki bir şeyle yükümlü kılmayız. Katımızda hakkı söyleyen bir kitap vardır ve onlara asla zulmedilmez.

63. Hayır; onların kalpleri, bu gerçek hususunda gaflet içindedir. Bunun dışında onların yapmakta oldukları bir takım diğer işler de vardır.

64. Nihayet, bolluk içinde şımaran azgınlarını azaba çektiğimiz zaman, feryat ve figan ederler.

65. (Boşuna) figan etmeyin bugün! Bizim tarafımızdan yardım görmeyeceksiniz.

66. Bizim ayetlerimiz size okunuyordu ve siz gerisin geriye gidiyordunuz.

67. Ona karşı kibirlenerek gece sohbetlerinde saçmalıyordunuz.

68. Onlar bu söz (Kur’an) üzerinde hakkıyla düşünmediler mi? Yoksa onlara, daha önceki babalarına gelmeyen bir şey mi geldi?

69. Yoksa onlar, peygamberlerini tanımadılar da bu yüzden mi onu inkâr ediyorlar?

70. Yoksa onda delilik mi var diyorlar? Hayır; o, kendilerine hakkı getirmiştir; onların çoğu ise haktan hoşlanmazlar.

71. Hak, onların isteklerine uyacak olsaydı, gökler, yeryüzü ve bunlarda olanlar bozulurdu. Oysa biz onlara öğütlerini (Kur’an’ı) getirdik; ama onlar öğütlerinden yüz çevirmekteler.

72. Yoksa onlardan bir karşılık mı istiyorsun? Oysa Rabbinin vereceği karşılık daha iyidir. O, rızk verenlerin en iyisidir.

73. Doğrusu, sen onları doğru yola hidayet etmektesin.

74. Ahirete inanmayanlar, bu yoldan şiddetle sapmışlardır.

75. Eğer onlara acısak ve uğramış oldukları zorluğu gidersek, kendi azgınlıklarını körlük içinde ısrarla sürdürürler.

76. Gerçekten biz onları azaba tutturduk, ama onlar yine Rablerine karşı boyun eğmediler. ve O’na yalvarmıyorlar.

Bu ayetle ilgili olarak İmam Muhammed Bâkır (a.s)’ın şöyle buyurduğu nakledilmiştir: “…Tazarru, elleri (göğe) kaldırıp yalvarmaktır.” (bk. el-Burhan Tefsiri, el-Kâfî’den naklen.)

 77. Kendilerine, azabı çetin olan bir kapı açtığımızda, şaşkına uğrar ve umutlarını kaybederler.

78. Size işitme gücü, göz ve kalp veren O’dur. Ama siz, pek az şükrediyorsunuz.

79. Yeryüzünde sizi yaratıp yayan O’dur. (Sonunda da) toplatılıp O’na doğru götürüleceksiniz.

80. Dirilten ve öldüren O’dur. Gece ve gündüzün değişimi de O’na aittir. Düşünmez misiniz?

81. Oysa onlar, öncekilerin dediklerini dediler.

82. “Ölüp toprak ve kemik olduğumuz zaman mı bizler tekrar diriltileceğiz?!” dediler.

83. “Önceden de bize ve babalarımıza bu vaatte bulunulmuştu. Bu, öncekilerin masallarından başka bir şey değildir.”

84. “Eğer biliyorsanız, (söyleyin bakalım,) yer ve onda bulunanlar kimindir?” de.

85. “Allah’ındır.” diyecekler. “Öyleyse öğüt almaz mısınız?” de.

86. “Yedi göğün Rabbi ve büyük Arş’ın Rabbi kimdir?” de.

87. “(Yedi gök de, Arş da) Allah’ındır.” diyecekler. “Şu hâlde çekinmez misiniz?” de.

88. “Eğer biliyorsanız, (söyleyin bakalım,) herkesin ve her şeyin egemenliğini elinde tutan, kendisi her şeye sığınak olan, fakat kendisi sığınmayan kimdir?” de.

89. “(Bu nitelikler) Allah’a aittir.” diyecekler. “O hâlde nasıl aldanıyorsunuz?” de.

90. Gerçekte biz onlara hakkı getirdik. Onlar ise yalancıdırlar.

91. Allah, hiçbir çocuk edinmemiştir. O’nunla beraber bir ilah da yoktur. Yoksa her ilah, kendi yarattığını alıp götürürdü ve birbirlerine üstünlük taslarlardı. Allah, onların yakıştırdığı sıfatlardan münezzehtir.

92. Gizliyi de, açık olanı da bilir. O, müşriklerin koştukları ortaklardan yücedir.

93. De ki: “Ey Rabbim! Eğer onlara vadedilen azabı mutlaka bana göstereceksen,

94. Bu durumda zalim topluluğun içinde bana yer verme Rabbim!”

95. Gerçekten biz, onlara vadettiğimiz azabı sana göstermeye mutlaka kadiriz.

96. Sen, kötülüğü en iyi olan yöntemle sav. Biz, onların yakıştırdıkları nitelikleri çok iyi biliyoruz.

İmam Cafer Sadık (a.s)’dan şöyle nakledilmiştir: “Hz. Muhammed (s.a.a), peygamberlikle görevlendirildiğinden itibaren Allah karşısında tevazu olsun diye asla yaslanarak bir şey yemedi; yanında oturan birine asla dizlerini göstermedi; kendisine el veren birine o elini çekmedikçe elini çekmedi; kendisine yapılan hiçbir kötülüğe karşılık vermedi; Allah buyurmuştur ki: “Sen, kötülüğü en iyi olan yöntemle sav.” O da öyle yaptı; ve hiçbir saili reddetmedi; bir şey olursa verir, olmazsa “Allah sana verir.” diye dua ederdi…” (bk. el-Kâfî, c.8, s.166.)

97. De ki: “Rabbim! Şeytan’ın vesvesesinden sana sığınıyorum.”

98. “Rabbim! Onların yanımda bulunmalarından sana sığınıyorum.”

99. Nihayet onlardan birine ölüm gelince der ki: “Rabbim! Beni geri çevir.

100. Belki geride bıraktığım şeyler hususunda iyi işler yaparım.” Hayır, kesinlikle böyle olmaz. Bu, ancak onun söylediği (boş) bir laftan ibarettir. Onların gerisinde, tekrar dirilecekleri güne kadar süren bir berzah (ara dönem) vardır.

101. Sûr’a üflenince, artık aralarında akrabalık ilişkileri kalmaz ve birbirlerini de sormazlar.

102. Kimin tartıları ağır olursa, işte onlardır kurtuluşa erenler.

103. Kimin de tartıları hafif gelirse, kendi varlıklarını boşa harcayanlar onlardır. Onlar cehennemde sürekli kalırlar.

104. Ateş yüzlerini yakar ve orada yüzlerinin eti dökülmüş vaziyettedir.

105. Ayetlerimiz size okunuyordu da, siz onları yalanlıyordunuz değil mi?

106. Derler ki: “Rabbimiz! Bedbahtlığımız bize galip geldi ve biz, sapık bir topluluk idik.”

107. “Rabbimiz! Bizi buradan çıkar. Tekrar (kötü işlerimize) dönersek, artık biz zalim kimseleriz.”

108. (Allah) şöyle der: “Orada susup kalın ve benimle konuşmayın!”

109. “Çünkü mümin kullarımdan bir kesim, “Rabbimiz! Biz iman ettik; bizi bağışla ve bize merhamet et.Gerçekten sen, merhamet edenlerin en iyisisin.” derlerdi.”

110. “Ama siz onları alaya alırdınız. Öyle ki onlar (ile alay etmeniz) beni anmayı size unutturdu. Ve siz onlara gülüp duruyordunuz.”

Onlara karşı bu davranışınız, beni unutmanıza yol açtı.

111. “Gerçekten ben, bugün, sabrettikleri için onları mükâfatlandırdım.”

112. (Allah,) “Yeryüzünde yıllar hesabıyla ne kadar kaldınız?” der.

113. “Bir gün veya bir günün bir bölümü kadar kaldık. İşte sayanlara sor.” derler.

114. (Allah,) “Sadece az bir süre kaldınız. Keşke (bunu dünyadayken) bilseydiniz!” der.

115. “Sizi boşuna yarattığımızı ve bize döndürülmeyeceğinizi mi sandınız?!”

116. Gerçek hükümdar olan Allah, pek yücedir! O’ndan başka hiçbir ilah yoktur. O, değerli Arş’ın Rabbidir.

117. Kim delili olmadığı hâlde Allah’ın yanı sıra başka bir ilaha yalvarırsa, onun hesabı Rabbine kalmıştır. Kuşkusuz, kâfirler kurtuluşa ermezler.

118. De ki: “Rabbim! Bağışla ve merhamet et. Gerçekten sen, merhamet edenlerin en iyisisin.”

  Meal:Murtaza Turabi

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*