24- Nur Suresi

(Medine’de inmiştir; 64 ayettir.)

(Bu surenin “Nur Suresi” diye isimlendirilişi, Al­lah’ın nurunu söz konusu eden 35. ayetten dolayıdır. İmam Sadık (a.s)’dan şöyle nakledilmiştir: “Mallarınızı ve iffet yerlerinizi Nur Suresi’ni okumakla koruyun. Kadınlarınızı da bu sureyi okumakla koruyun. Kim her gün veya her gece bu sureyi okumayı âdet edinirse, onun ailesinden hiçbiri o ölünceye kadar zina etmez. Ölünce de yetmiş bin melek onu mezarına kadar uğurlarlar. O meleklerin hepsi, o kabrine girinceye kadar ona dua eder, onun için bağışlanma dilerler.”)

Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla

1. Bu, indirdiğimiz ve farz kıldığımız bir suredir. Belki öğüt alırsınız diye onda apaçık ayetler indirdik.

2. Zina eden kadın ve zina eden erkeğin her birine yüz kırbaç vurun. Allah’a ve ahiret gününe iman ediyorsanız, Allah’ın dininde onlara acımanız tutmasın. Onların cezalandırılmalarında müminlerden bir topluluk da hazır bulunsunlar.

3. Zina eden erkek, sadece zina eden veya müşrik olan kadınla evlenir. Zina eden kadınla da sadece zina eden veya müşrik olan erkek evlenir. Bu, müminlere haram kılınmıştır.

(bk. Açıklamalar Bölümü: 128)

 4. İffetli olan kadınları zina ile suçlayıp, sonra dört şahit getirmeyenlere seksen kırbaç vurun ve onların şahitliğini de asla kabul etmeyin. Onlar fasıktırlar.

5. Fakat ondan sonra tövbe edip düzelenler müstesnadır. Kuşkusuz, Allah bağışlayandır ve merhamet edendir.

6. Eşlerini zina ile suçlayıp kendilerinden başka şahitleri olmayan erkeklere gelince, onlardan her birinin şahitliği, doğru konuştuğuna dair Allah’a yemin ederek dört defa şahitlik etmesiyle gerçekleşir.

7. Beşinci defada da, “Eğer yalan söyleyenlerden ise, Allah’ın laneti kendi üzerine olsun.” diye şahitlik etmelidir.

8. Kadının, kocasının yalan söylediğine dair Allah’a yemin ederek dört defa şahitlik etmesiyle ceza ondan kalkar.

9. Beşinci defada da, “(Kocası) doğru söyleyenlerden ise, Allah’ın laneti kendi üzerine olsun.” diye şahitlik etmelidir.

10. Ya Allah’ın size lütuf ve merhameti olmasaydı ve Allah tövbeleri kabul eden ve hikmet sahibi olmasaydı (hâliniz ne olurdu)?

11. O büyük yalanı uyduranlar sizden bir topluluktur. Bunu kendiniz için kötü sanmayın; bilakis bu, sizin için bir hayırdır. Onlardan her birine, kazandığı günah vardır. İçlerinden bu günahın önemli kısmını üstlenene ise, büyük bir azap vardır.

(bk. Açıklamalar Bölümü: 129)

 12. Bunu işittiğiniz zaman mümin erkek ve mümin kadınların, kendileri hakkında iyilik düşünüp, “Bu, apaçık bir iftiradır.” demeleri gerekmez miydi?

13. Buna dört şahit getirselerdi ya! Şahitler getirmediklerine göre, işte onlar, Allah nezdinde yalancıların ta kendileridir.

14. Allah’ın dünya ve ahirette size yönelik lütuf ve merhameti olmasaydı, daldığınız bu konudan dolayı büyük bir azaba uğrardınız.

15. Hani bu yalanı birbirinizden alıyor ve bilginiz olmadığı bir şeyi söylüyordunuz ve bunu önemsiz bir şey sanıyordunuz. Oysa bu, Allah’ın katında büyük bir günahtır.

16. Onu duyduğunuzda, “Bunu konuşmamız bize yakışmaz. (Allah’ım!) Sen her eksiklikten münezzehsin. Bu, büyük bir iftiradır.” deseydiniz ya!

17. İman etmiş iseniz, Allah size bir daha buna benzer bir işe dönmeyesiniz diye öğüt verir.

18. Allah, ayetlerini size açıklıyor. Allah, bilendir ve hikmet sahibidir.

19. İman edenlerin içerisinde çirkin işlerin yayılmasını arzu edenlere dünyada ve ahirette acı bir azap vardır. Allah bilir ve siz bilmezsiniz.

(bk. Açıklamalar Bölümü: 130)

20. Allah’ın size lütuf ve merhameti olmasaydı ve Allah şefkatli ve merhamet eden olmasaydı (şiddetli bir azaba uğrardınız).

21. Ey iman edenler! Şeytan’ın adımlarını takip etmeyin. Kim Şeytan’ın adımlarını takip ederse, gerçekten Şeytan, ona edepsizliği ve kötülüğü emreder. Allah’ın size lütuf ve merhameti olmasaydı, içinizden hiçbir kimse asla (kötülüklerden) arınamazdı. Ancak Allah dilediğini arındırır. Allah, işitendir ve bilendir.

22. Üstünlük ve imkân sahibi olanlar, yakınlarına, yoksullara ve Allah yolunda hicret edenlere mallarından vermeyi esirgemesinler. Affetsinler, göz yumsunlar. Allah’ın sizi bağışlamasını istemiyor musunuz? Allah, bağışlayandır ve merhamet edendir.

23. İffetli, (kötülüklerden) habersiz mü­min kadınları zina ile suçlayanlar, dünya ve ahirette lanetlenmişlerdir (Allah’ın rahmetinden uzaklaştırılmışlardır). Onlara büyük bir azap vardır.

24. O gün dilleri, elleri ve ayakları yaptıkları işler hakkında aleyhlerinde şahitlikte bulunacaktır.

25. İşte o gün, Allah onların hak ettiği cezayı tam olarak onlara verir ve Allah’ın apaçık hak olduğunu bilirler.

26. Kötü kadınlar kötü erkeklere, kötü erkekler de kötü kadınlara (yaraşır). Temiz kadınlar temiz erkeklere, temiz erkekler de temiz kadınlara (yaraşır). Bunlar, onların söyledikleri sözlerden uzaktırlar. Bunlara bağışlanma ve değerli rızk vardır.

27. Ey iman edenler! Kendi evinizden başka bir eve, bilgi verip ev halkına selam vermedikçe girmeyin. Bu, sizin için daha hayırlıdır. Olur ki öğüt alırsınız.

Yani habersizce ve izin almadan başkalarının evine girmeyin. Rivayete göre Ebu Eyyub el-Ensarî şöyle demiştir: Resulullah (s.a.a)’e, “Bilgi vermek nasıl olur?” diye sorduk. Resulullah (s.a.a), “Kişinin, ev halkının duyacağı şekilde Subhanallah, Elhamdulillah ve Allahu Ekber… demesi veya öksürmesi bilgi vermektir.” dedi. (bk. Mecmau’l-Beyan.)

28. Orada bir kimseyi bulmazsanız, size izin verilmedikçe oraya girmeyin. Eğer size, “Geri dönün.” denirse, geri dönün. Bu, sizin için daha temiz bir davranıştır. Allah, yaptıklarınızı bilir.

29. İçinde size ait eşya olan ve oturulmayan evlere (bilgi vermeden) girmenizde size bir sakınca yoktur. Allah, açığa vurduğunuzu da, gizlediğinizi de bilmektedir.

30. Mümin erkeklere söyle: Bakışlarını kontrol etsinler ve mahrem yerlerini korusunlar. Bu, kendileri için daha temiz bir davranıştır. Allah, onların yaptıklarından haberdardır.

31. Mümin kadınlara da söyle: Bakışlarını kontrol etsinler ve mahrem yerlerini korusunlar. Açıkta olanı dışında süslerini açmasınlar. Başörtülerini, yakalarının üzerine salıversinler. Süsle­rini kocaları, babaları, kocalarının babaları, oğulları, kocalarının oğulları, erkek kardeşleri, erkek kardeşlerinin oğulları, kız kardeşlerinin oğulları, kendilerinden olan kadınlar, köleleri, kadınlara ilgi duymayan bağımlı erkekler ve kadınların örtülü yerlerine vâkıf olmayan çocuklar dışında kimseye açmasınlar. Gizledikleri süslerinin bilinmesi için ayaklarını yere vurmasınlar. Ey müminler! Hep birlikte Allah’a tövbe edin ki, kurtuluşa eresiniz.

İmam Sadık (a.s)’a, “Kadının vücudunda, mahrem olmayan kimsenin görmesinde herhangi bir sakınca olmayan yerler nerelerdir?” diye sorulduğunda şöyle dediği nakledilmiştir: “Yüzü, elleri (bilekten aşağı kısmı) ve ayakları (topuktan aşağı kısmı).” (bk. es-Safî, el-Kâfî’den naklen.)

32. İçinizdeki bekâr kimseleri, köleleriniz ve cariyelerinizden iyileri evlendirin. Fakir iseler, Allah kendi lütfuyla onları zenginleştirir. Allah bolluk verendir ve bilendir.

İmam Sadık (a.s), ataları kanalıyla Resulullah (s.a.a)’den şöyle rivayet etmiştir: “Kim fakirlikten korkarak evlenmezse, yüce Allah hakkında kötü zanda bulunmuş olur. Çünkü Allah Teala şöyle buyurmaktadır: Fakir iseler, Allah kendi lütfuyla onları zenginleştirir. Allah bolluk verendir, bilendir.” Yine şöyle dediği nakledilmiştir: “Bir adam Resulullah (s.a.a)’e gelip fakirlikten şikâyet etti. Resulullah (s.a.a) ona, “Evlen.” dedi. Adam evlendikten sonra durumu düzeldi.” (bk. es-Safî, el-Kâfî’den naklen.)

33. Evlenme imkânı bulamayanlar da, Allah, lütfuyla kendilerini zenginleştirinceye kadar iffetli davransınlar. Kölelerinizden kendi bedellerini ödeyip azat edilmek için yazılı olarak anlaşma yapmak isteyenlerle -kendilerinde bir hayır (ödeme gücü) biliyorsanız- anlaşma yapın. Allah’ın size vermiş olduğu malından (da) onlara verin. Dünya hayatının geçici menfaatini elde etmek için cariyelerinizi, iffetli kalmak istedikleri takdirde, zinaya zorlamayın. Kim onları zorlarsa, (bilsin ki,) zorlanmalarından sonra Allah, (o cariyelere karşı) bağışlayıcı ve merhamet edicidir.

34. Kuşkusuz, size apaçık ayetler, sizden öncekilere ait bir örnek ve takvalılar için bir öğüt indirdik.

35. Allah, göklerin ve yerin nurudur. O’nun nurunun örneği, içinde lamba olan bir kandilliğe benzer. Lamba, bir billûr içindedir. Billûr, sanki parlayan bir yıldızdır. Onun yakıtı, ne doğulu, ne batılı olan mübarek bir zeytin ağacından alınır. O ağacın yağı, neredeyse ateş dokunmasa dahi ışık verir. Nur üstüne nurdur. Allah, dilediğini kendi nuruna iletir. Allah, insanlara bu (tür) örnekleri verir. Allah, her şeyi bilendir.

(bk. Açıklamalar Bölümü: 131)

36. (Bu nur,) Allah’ın yüceltilmesine ve içinde kendi adının anılmasına izin verdiği evlerdedir. Orada O’nu her sabah ve akşam tesbih eden,

Bu ayet hakkında bir adam Resulullah’a, “Bu, kimlerin evidir?” diye sordu. Resulullah (s.a.a), “Peygamberlerin evidir.” diye buyurdu. Ebu Bekir, “Fatıma’nın evi de bu evlerden midir?” diye sordu. Peygamber, “Evet, bu evlerin en faziletlilerindendir.” diye cevap verdi. (bk. ed-Durrü’l-Mensur ve Şevahidu’t-Tenzil, c.1, s.409.)

37. Öyle kimseler (var) ki, ne ticaret ve ne de alışveriş, onları Allah’ı anmaktan, namazı hakkıyla kılmaktan ve zekâtı vermekten alıkoymaz. Onlar, kalplerin sarsıldığı ve gözlerin afallayıp döndüğü günden korkarlar.

38. (Onlar, böyle yaparlar ki) Allah, yaptıklarının en güzeli ile kendilerini mü­kâfatlandırsın ve lütfuyla daha fazlasını onlara versin. Allah, dilediğine hesapsız olarak rızk verir.

39. Kâfir olanların amelleri ise, düz bir çöldeki seraba benzer; susamış kimse onu su sanır, fakat oraya gelince onun bir şey olmadığını görür ve Allah’ı orada hazır bulur, O da, onu tam olarak hesaba çeker. Allah hesabı süratli görendir.

40. Veya (onların amelleri,) dalga üstüne dalganın kapladığı, onun üstünde de (kara) bulutların bulunduğu engin bir denizdeki karanlıklara benzer. Birbiri üstüne gelen karanlıklar. (Boğulmakta olan biri,) elini çıkardığı zaman, neredeyse onu dahi göremez. Allah’ın nur vermediği kimsenin nuru olmaz.

41. Göklerde ve yerde bulunan kimselerin ve diziler hâlinde kanat açan kuşların hep O’nu tesbih ettiklerini görmez misin? Her biri, kendi duasını ve tesbihini bilir. Allah, onların yaptıklarını iyice bilendir.

42. Göklerin ve yerin egemenliği Al­lah’a aittir ve dönüş Allah’adır.

43. Allah’ın bulutları sürdüğünü, sonra onları bir araya getirip üst üste yığdığını görmüyor musun? İşte yağmurun onun arasından çıktığını görürsün Bir de gökten, oradaki dağlardan dolu yağdırır. Onu istediğine isabet ettirir ve istediğinden uzaklaştırır. Bu bulutlardan çıkan şimşeğin ışığı neredeyse gözleri alır.

Dağlar tabiriyle mecazi olarak bulutlar kastedilir.

44. Allah geceyi ve gündüzü (birbirine) çevirir. Şüphesiz, bunda basiret sahipleri için bir ibret vardır.

45. Allah, her canlıyı sudan yarattı. Kimi karnı üstünde yürür, kimi iki ayağı üstünde yürür, kimi de dört ayak üstünde yürür. Allah, dilediği şeyi yaratır. Allah, her şeye kadirdir.

46. Gerçekten biz, (birtakım) aydınlatıcı ayetler indirdik. Allah, dilediği kimseyi doğru yola ulaştırır.

47. “Allah’a ve Peygamber’e iman ettik ve itaat ettik.” derler. Sonra onlardan bir kesim, bunun ardından yüz çevirirler. Bunlar, iman etmiş değillerdir.

48. Aralarında hüküm vermesi için Allah’a ve Peygamberi’ne çağırıldıkları zaman, onlardan bir kesim, hemen yüz çevirirler.

49. Eğer hak onların lehine olursa, boyun eğerek ona gelirler.

50. Kalplerinde hastalık mı var; yoksa şüphe mi ettiler; yahut Allah ve Peygamberi’nin onlara haksızlık edeceğinden mi korkuyorlar? Hayır; gerçek şu ki, onların kendileri zalimdirler.

51. Aralarında hüküm vermesi için Allah ve Peygamberi’ne çağırıldıkları zaman, müminlerin sözü, ancak “işittik ve itaat ettik” demeleridir. İşte bunlar, kurtuluşa erenlerdir.

52. Kim Allah’a ve Peygamberi’ne itaat eder, Allah’tan korkar ve O’ndan sakınırsa, işte zafere erenler bunlardır.

53. Sen kendilerine emrettiğin takdirde (savaşa) çıkacaklarına dair en ağır yeminleriyle Allah’a yemin ettiler. De ki: “Yemin etmeyin; (sizden istenilen, sadece) güzel bir itaattir. Allah, yaptıklarınızdan haberdardır.”

54. De ki: “Allah’a ve Peygamber’e itaat edin.” Eğer yüz çevirirseniz, (bilin ki,) o (Peygamber) yükümlü kılındığı şeyden sorumludur ve siz de yükümlü kılındığınız şeyden sorumlusunuz. Eğer ona itaat ederseniz, hidayete erişirsiniz. Peygamber’e düşen, sadece (mesajı) apaçık iletmektir.

55. Allah, sizden iman edip doğru işler yapanlara, onlardan öncekileri yeryüzüne egemen kıldığı gibi onları da egemen kılacağını, beğendiği dini onlar için yerleştireceğini ve korkularını güvene çevireceğini vadetti. Onlar bana ibadet ederler, hiçbir şeyi bana ortak koşmazlar. Artık bundan sonra kim küfre saparsa, işte onlar fasıktırlar.

56. Namazı hakkıyla kılın; zekâtı verin ve Peygamber’e itaat edin ki, size merhamet edilsin.

57. Küfre saplananların, asla yeryüzünde (bizi) acze uğrattıklarını sanma. Varacakları yer ateştir. Orası ne kötü dönüş yeridir!

58. Ey iman edenler! Köle ve cariyeleriniz ve içinizden bulûğ çağına ermemiş olanlar (günde) üç defa sizden izin istesinler: Sabah namazından önce, öğleyin elbiselerinizi çıkardığınız zaman ve yatsı namazından sonra. Bu üç vakit, örtülü olmadığınız zamanlardır. Bunların dışında ne size, ne de onlara bir sakınca yoktur. (Çünkü) sürekli birbirinizin yanına girip çıkmaktasınız. İşte Allah, ayetlerini böyle size açıklıyor. Allah bilendir ve hikmet sahibidir.

59. Çocuklarınız ergenlik çağına ulaştıklarında, kendilerinden öncekiler izin istedikleri gibi onlar da izin istesinler. İşte Allah, ayetlerini size böyle açıklıyor. Allah bilendir, hikmet sahibidir.

60. Evlenmek ümidi kalmayan yaşlı kadınların, süslerini dışa vurmamak şartıyla (bazı) elbiselerini bırakmalarında bir sakınca yoktur. İffetli davranmaları onlar için daha iyidir. Allah işitendir ve bilendir.

61. Köre bir sakınca yoktur; sakata da bir sakınca yoktur; hastaya da bir sakınca yoktur. Sizin için de, kendi evlerinizden, babalarınızın evlerinden, annelerinizin evlerinden, erkek kardeşlerinizin evlerinden, kız kardeşlerinizin evlerinden, amcalarınızın evlerinden, halalarınızın evlerinden, dayılarınızın evlerinden, teyzelerinizin evlerinden veya anahtarlarına sahip olduğunuz evlerden veya dostlarınızın evlerinden (bir şey) yemenizde bir sakınca yoktur. Toplu hâlde veya ayrı olarak yemek yemenizde sizin için bir sakınca yoktur. Evlere girdiğiniz zaman, Allah katından kutlu ve temiz bir esenlik dileği olarak kendinize selam verin. İşte Allah, anlayasınız diye ayetlerini böyle size açıklar.

İmam Muhammed Bâkır (a.s)’dan nakle göre, Medine halkı, İslam’dan önce körleri, sakatları ve hastaları yemekte kendilerinden ayırıyorlardı. Ve onlarla birlikte yemek yemenin sakıncalı olduğuna inanıyorlardı. Peygamber (s.a.a) Medine’ye geldiğinde bir arada yemek yemelerinin bir sakıncasının olmadığı bu ayetle açıklandı. (Tefsir-i Kummî Tefsiri, c.2 s.108.)

62. Müminler, ancak Allah’a ve Peygam­ber’e iman eden, topluca yapılan bir iş için Peygamber’le beraber olduklarında ondan izin istemeksizin bırakıp gitmeyen kimselerdir. Kuşkusuz, şu senden izin isteyenler, işte onlar, Allah’a ve Peygamber’e iman edenlerdir. Öyleyse, senden bazı işleri için izin istediklerinde onlardan dilediğine izin ver ve onlar için Allah’tan bağışlanma dile. Gerçekten Allah, bağışlayandır ve merhamet edendir.

(bk. Açıklamalar Bölümü: 132)

63. Aranızda peygamberi, birbirinizi çağırır gibi çağırmayın. Gerçekten Allah, içinizden sıvışıp kaçanları bilmektedir.Öyleyse O’nun emrine muhalefet edenler, bir belaya tutulmaktan veya acı bir azaba uğramaktan çekinsinler.

(bk. Açıklamalar Bölümü: 133)

 64. Bilin ki, göklerde ve yerde ne varsa, hepsi Allah’ındır. Gerçekten O, sizin ne durumda olduğunuzu bilir. O’na döndürülecekleri gün, yapmış olduklarını onlara bildirir. Allah, her şeyi bilir.

Meal:Murtaza Turabi

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*