28- Kasas Suresi

(Mekke’de inmiştir; İbn Abbas’a göre 85. ayeti Medine’de inmiştir. 88 ayettir.)

(Bu sure, adını, içinde “kasas (anlatılan vakıa)” kelimesi geçen 25. ayetinden almıştır.)

Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla

1. Ta, sîn, mîm.

2. İşte bunlar, apaçık kitabın ayetleridir.

3. İman eden topluluk için, Musa ve Firavun’un haberlerinden bir kısmını dosdoğru sana okuyacağız.

4. Firavun, o topraklarda ululandı ve halkını gruplara ayırdı. Onlardan bir grubu eziyor, oğullarını boğazlıyor ve kızlarını sağ bırakıyordu. Kuşkusuz o, bozgunculardandı.

5. Biz ise, o topraklarda ezilmiş olanlara lütfederek onları önderler yapmayı ve onları mirasçılar kılmayı istiyoruz.

(bk. Açıklamalar Bölümü: 141)

6. O topraklarda onlara egemenlik vermeyi; Firavun’a, Haman’a ve askerlerine onlar (İsrailoğulları) tarafından (gelmesinden) korktukları şeyi göstermeyi istiyoruz.

7. Musa’nın annesine, “Onu emzir ve ondan dolayı korkuya kapılınca onu denize (Nil nehrine) bırakıver. Korkma ve  üzülme, kuşkusuz biz onu sana

geri vereceğiz ve onu peygamberlerden (elçilerden) kılacağız.” diye vahyettik.

8. Firavun ailesi, onu yitik olarak aldı. Sonunda o, kendilerine bir düşman ve üzüntü kaynağı olacaktı. Kuşkusuz Firavun, Haman ve askerleri hatalı idiler.

Bu ayetten anlaşıldığı üzere emir altında olmak, kişiyi işlediği işlerin sorumluluğundan kurtarmaz. İnsan zalimlere destek vermekten uzak durmalıdır. Ve bu Ehl-i Beyt İmamları’nın da açıkladıkları önemli toplumsal ilkelerden biridir. Takiyye durumlarının hükümleri ise, kendi has çerçevesine sahiptir. Buna göre takiyye durumları dışında zalime destek olmak, onun suçunda ortaklık sayılır.

9. Firavun’un karısı, “Benim ve senin için bir göz aydınlığıdır! Onu öldürmeyin. Belki bize yararı olur. Ya da onu oğul ediniriz.” dedi. Ama onlar, (işin) farkında değillerdi.

10. Musa’nın annesinin yüreği boşaldı. Müminlerden olsun diye kalbini pekiştirmeseydik, neredeyse onu açığa vuracaktı.

11. Annesi, Musa’nın kız kardeşine, “Onu takip et.” dedi. O da, onlar farkında olmadan uzaktan Musa’yı gözetledi.

12. Biz önceden onun, süt annelerini kabul etmesini önledik. Musa’nın kız kardeşi, “Sizin için, onun bakımını üstlenecek ve ona iyi davranacak bir aile göstereyim mi?” dedi.

13. Böylece gözü aydın olsun, üzülmesin ve Allah’ın sözünün hak olduğunu bilsin diye onu annesine geri döndürdük. Fakat onların çoğu bilmezler.

14. Olgunluk çağına ulaşınca, ona hikmet ve ilim verdik. İşte iyileri böyle mü­kâfatlandırırız.

15. Musa, halkının farkında olmadığı bir sırada şehre girdi. Orada, biri kendi taraftarlarından olan, diğeri ise düşmanlarından olan iki adamı dövüşür buldu. Kendi taraftarlarından olan, düşmanlarından olan adama karşı ondan yardım istedi. Musa, ona bir yumruk vurup ölümüne sebep oldu. “Bu, Şeytan’ın işindendir. O, apaçık saptırıcı bir düşmandır.” dedi.

16. (Musa,) “Ey Rabbim! Ben kendime zulmettim, beni bağışla.” dedi. Allah da onu bağışladı. Kuşkusuz O, bağışlayandır ve merhamet edendir.

17. (Musa,) “Rabbim! Bana verdiğin nimete şükür olarak asla suçlulara destek olmayacağım.” dedi.

18. Korku içinde, etrafı gözetleyerek sabahladı. Bir de gördü ki, dün kendisinden yardım isteyen kimse, bir daha onu imdada çağırıyor. Musa ona, “Kuşkusuz sen, besbelli bir azgınsın.” dedi.

19. (Musa,) ikisinin de düşmanı olan kişiyi yakalamak isteyince, o adam, “Ey Musa! Dün bir adamı öldürdüğün gibi, beni de mi öldürmek istiyorsun? Sen, yeryüzünde zorba birisi olmak istiyor, ıslah edenlerden olmak istemiyorsun.” dedi.

20. Şehrin öbür ucundan bir adam koşarak geldi: “Ey Musa! İleri gelenler, seni öldürmek için görüşüyorlar. Hemen buradan çık. Kuşkusuz, ben senin iyiliğini istiyorum.” dedi.

21. (Musa) korku içinde, etrafı gözetleyerek oradan ayrıldı. “Rabbim! Beni zalim topluluktan kurtar.” dedi.

22. Medyen’e doğru yöneldiğinde, “Umarım, Rabbim beni doğru yola iletir.” dedi.

23. Medyen suyuna varınca, orada (hayvanlarını) sulayan bir grup insan gördü. Ve onların ötesinde, (hayvanlarını) kollayan iki kadın gördü. Onlara, “Ne yapmak istiyorsunuz?” dedi. Onlar, “Çobanlar hayvanlarını çekmedikçe biz (koyunlarımızı) sulayamayız. Babamız da çok yaşlıdır.” dediler.

24. Musa, onların koyunlarını suladı. Sonra bir gölgeye çekilerek, “Rabbim! Bana indireceğin bir hayra muhtacım.” dedi.

(bk. Açıklamalar Bölümü: 142)

25. O iki kızdan biri utana utana yürüyerek ona geldi ve, “Babam, bizim için hayvanlarımızı sulamanın karşılığını vermek üzere seni çağırıyor.” dedi. Musa, ona gelip başından geçeni anlatınca, o, “Korkma, zalim kavimden kurtulmuşsun.” dedi.

(bk. Açıklamalar Bölümü: 143)

26. Onlardan biri, “Babacığım! Onu ücretle çalıştır. Çünkü ücretle çalıştıracak­larının en iyisi, bu güçlü ve güvenilir adamdır.” dedi.

27. (Şuayb,) “Bana sekiz yıl hizmet etmen şartıyla şu iki kızımdan birini sana nikâhlamak istiyorum. Eğer on yıla tamamlarsan, artık bu senden bir iyiliktir. Ben sana zorluk çıkarmak istemiyorum. Allah dilerse, benim salihlerden olduğumu göreceksin.” dedi.

28. (Musa,) “Bu, benimle senin arandaki bir anlaşmadır. Bu iki süreden hangisini doldurursam doldurayım, bana karşı bir haksızlık olmaz. Söylediklerimize Allah vekildir.” dedi.

29. Musa süreyi doldurarak ailesiyle birlikte yola çıkınca, Tur’un kenarında (uzaktan) bir ateş gördü. Ailesine, “Burada durun; ben bir ateş gördüm. Belki ondan bir haber veya ısınmanız için bir kor getiririm.” dedi.

30. Oraya gelince, o kutlu yerdeki vadinin sağ tarafından, ağaçtan şöyle seslenildi: “Ey Musa! Kuşkusuz ben, âlemlerin Rabbi Allah’ım.”

31. “Asanı at.” Onun bir yılan gibi hareket ettiğini görünce, geriye döndü ve artık arkasına da bakmadı. “Ey Musa! Yüzünü dön, gel ve korkma! Kuşkusuz sen, güvende olanlardansın.”

32. “Elini koynuna koy; kusursuz bembeyaz olarak çıkar. Korkudan (rahatlamak için) kolunu kendine doğru çek. Bu ikisi, Firavun ve ileri gelen adamlarına götürmen için Rabbin tarafından (sana verilen) iki açık delildir. Kuşkusuz onlar, yoldan çıkan bir topluluktur.”

33. (Musa) dedi ki: “Rabbim! Ben onlardan bir adam öldürdüm. Bu yüzden beni öldürmelerinden korkuyorum.”

34. “Kardeşim Harun dil bakımından benden daha etkili ve güzel konuşur. Beni doğrulaması, bana yardımcı olması için onu da benimle beraber gönder. Beni yalanlamalarından korkuyorum.”

35. (Allah) dedi ki: “Senin pazını kardeşinle güçlendireceğiz ve size bir güç vereceğiz ki, onlar ayetlerimiz sayesinde size dokunamayacaklardır. Siz ve size uyanlar galip olacaksınız.”

36. Musa apaçık ayetlerimizle onlara gelince, “Bu, ancak uydurulmuş bir büyüden ibarettir. Biz önceki atalarımızdan böyle bir şey işitmedik.” dediler.

37. Musa, “Rabbim, kendi katından hidayeti kimin getirdiğini ve yurdun (iyi) sonucunun kimin olacağını daha iyi bilir. Kuşkusuz, zulmedenler kurtuluşa ermezler.” dedi.

38. Firavun, “Ey ileri gelenler! Ben, sizin benden başka bir ilahınız olduğunu bilmiyorum. Ey Haman! Benim için çamur üzerine ateş yak (tuğla pişir) ve (yüksek) bir kule yap ki, Musa’nın ilahını görebileyim. Ben, onun yalancılardan olduğunu sanıyorum.” dedi.

39. O ve askerleri, yeryüzünde haksız yere büyüklük tasladılar ve bize döndürülmeyeceklerini sandılar.

40. Biz, onu ve askerlerini yakalayıp denize attık. Bak, zalimlerin sonu nasıl oldu!

41. Biz onları, ateşe çağıran önderler yaptık ve kıyamet günü onlara yardım da edilmez.

42. Bu dünyada arkalarına bir lanet taktık ve kıyamet gününde de onlar, menfur kimselerdendirler.

43. Gerçekten Musa’ya ilk kuşakları helak ettikten sonra, insanlar için aydınlık kaynağı, hidayet ve rahmet olarak o kitabı verdik. Olur ki öğüt alırlar.

44. Musa’ya o görevi verdiğimizde, sen Tur’un batı yönünde değildin. O olayın şahitlerinden de değildin.

45. Ama biz, uzun süreler yaşayan nice kuşaklar ortaya çıkardık. Sen, Medyen halkı arasında yaşayıp ayetlerimizi kendilerine okumuyordun. Fakat peygamberleri gönderen bizdik.

46. (Musa’ya) nida ettiğimizde, sen Tur’un yanında da değildin. Fakat bu, senden önce kendilerine bir uyarıcı gelmeyen toplumu uyarasın diye Rabbinden bir rahmettir. Olur ki öğüt alırlar.

47. Kendi elleriyle yapıp gönderdikleri işlerden dolayı kendilerine bir musibet ulaştığında, ”Ey Rabbimiz! Ne olurdu bize bir peygamber gönderseydin de senin ayetlerine uysaydık ve müminlerden olsaydık!” diyecek olmasalardı, (onlara peygamber göndermezdik).

48. Kendilerine bizim katımızdan hak gelince, dediler ki: “Musa’ya verilenin bir benzeri ona da verilseydi ya!” Önceden Musa’ya verileni inkâr etmediler mi? “Birbirini destekleyen iki büyü!” dediler. Ve, “Onların hepsini inkâr ediyoruz.” dediler.

49. “Eğer doğru söylüyorsanız, Allah katından bu ikisinden hidayet bakımından daha üstün bir kitap getirin de ben de ona uyayım.” de.

50. Sana olumlu cevap vermezlerse, artık bil ki, onlar, sadece kendi heva ve heveslerine uymaktadırlar. Allah’tan gelen bir hidayet olmaksızın kendi heva ve hevesine uyandan daha sapık kim olabilir? Kuşkusuz Allah, zulmeden kavmi hidayete erdirmez.

51. Düşünüp öğüt alsınlar diye, biz, sözü aralıksız onlara ilettik.

52. Kendilerine önceden kitap verdiklerimiz, buna iman ederler.

53. Kendilerine (bu kitap) okununca derler ki: “Biz ona iman ettik. Kuşkusuz o, Rabbimizden gelen gerçektir. Biz, daha önce de (Allah’ın emrine) boyun eğenlerdendik.”

54. İşte onlara, sabrettikleri için mü­kâfatları iki defa verilir. Onlar, kötülüğü iyilikle giderirler ve kendilerine verdiğimiz rızklardan Allah yolunda harcarlar.

İmam Sadık (a.s)’dan şöyle nakledilmiştir: “Biz sabredenleriz. Şia’mız ise, bizden daha sabırlıdırlar. Çünkü biz, bildiğimiz şey için sabrettik; onlar ise, bilmedikleri şeye sabrederler.” (es-Safî, el-Kâfî’den naklen.)

55. Boş bir söz işitince ondan yüz çevirirler ve, “Bizim yaptığımız bize, sizin yaptığınız sizedir. Size esenlik olsun. Biz cahillere ilgi göstermeyiz.” derler.

56. Kuşkusuz, sen sevdiğini hidayete erdiremezsin; Allah dilediğini hidayete erdirir. Hidayete erişecek olanları en iyi bilen O’dur.

(bk. Açıklamalar Bölümü: 144)

57. “Seninle birlikte hidayete uyarsak, yurdumuzdan çıkarılırız.” dediler. Her türlü meyvenin toplatılıp katımızdan bir rızk olarak kendilerine getirildiği güvenli bir haremde onları yerleştirmedik mi? Fakat onların çoğu bilmezler.

58. Biz, refahlarından şımarmış nice şehirleri helak ettik. İşte onların yerleşim yerleri! Kendilerinden sonra oralarda pek az yerleşildi. Biz onlara varis olduk.

59. Rabbin, ayetlerimizi kendilerine okuyan bir peygamberi ülkelerin merkezlerine göndermedikçe, asla o ülkeleri helak etmez. Biz, ancak halkı zulmeden memleketleri helak etmişizdir.

60. Size verilen her şey, dünya hayatının imkânı ve süsüdür. Allah katında olanlar ise, daha iyi ve daha kalıcıdır. Hâlâ düşünmüyor musunuz?!

61. Kendisine iyi vaatte bulunduğumuz ve ona erişecek olan kimse, dünya hayatının geçiminden yaralandırdığımız ve sonra kıyamet günü (azap için) getirileceklerden olan kimse gibi midir?!

62. O gün (Allah) onlara seslenerek, “Benim ortaklarım olduklarını sandıklarınız nerededir?” der.

63. Haklarında azap kararı verilmiş olanlar derler ki: “Rabbimiz! İşte bunlar bizim saptırdığımız kimselerdir. Kendimizsaptığımız gibi onları da saptırdık. Onlardan uzak olduğumuzu sana arz ederiz. Zaten onlar, bize tapmıyorlardı.” derler.

64. (Onlara,) “Allah’a ortak koştuklarınızı çağırın.” denir. Onları çağırırlar; fakat onlar, kendilerine cevap vermezler. Azabı görürler ve hidayete ermiş olmayı arzu ederler.

65. O gün (Allah) onlara seslenerek, “Pey­gamberlere ne cevap verdiniz?” der.

66. İşte o gün haberler kendilerine örtülü kalır ve birbirlerine de soramazlar.

67. Ama kim tövbe edip iman eder ve iyi işler yaparsa, onun, kurtuluşa erenlerden olması umulur.

68. Rabbin, dilediğini yaratır ve seçer. Onlar için seçim hakkı yoktur. Allah münezzehtir ve onların ortak koştukları şeylerden yücedir.

(bk. Açıklamalar Bölümü: 145)

69. Rabbin, onların yüreklerinde gizli olanı da, açığa vurduklarını da bilir.

70. O, Allah’tır. O’ndan başka ilah yoktur. İlk ve son hayatta hamd O’nundur. Hüküm O’na aittir ve O’na döndürüleceksiniz.

71. De ki: “Sizce, Allah kıyamet gününe kadar geceyi sürdürse, Allah’tan başka size ışık getirecek ilah kimdir? Hâlâ işitmez misiniz?!”

72. De ki: “Sizce, Allah kıyamet gününe kadar gündüzü sürdürse, Allah’tan başka, size huzur bulacağınız geceyi getirecek ilah kimdir? Hâlâ görmez misiniz?”

73. Dinlenmeniz ve O’nun lütfunu aramanız için geceyi ve gündüzü var etmesi O’nun rahmetindendir. Olur ki şükredersiniz.

74. O gün (Allah) onlara seslenerek, “Benim ortaklarım olduklarını sandıklarınız nerededir?” der.

75. Her topluluktan bir şahit çıkarır ve, “Delilinizi ortaya koyun.” deriz. O zaman hakkın Allah’a ait olduğunu bilirler ve uydurdukları şeyler kendilerinden ayrılıp kaybolur.

76. Karun, Musa’nın kavmindendi ve onlara karşı azgınlık etti. Ona, anahtarlarını güçlü bir topluluğun zor taşıdığı hazineler vermiştik. Kavmi ona şöyle dedi: “Sevinme! Allah, (dünya malı için) sevinenleri sevmez.”

77. “Allah’ın sana verdiği şeylerde ahiret yurdunu ara. Dünyadan da payını unutma. Allah’ın sana iyilik ettiği gibi, sen de iyilik et ve yeryüzünde bozgunculuk yapmaya yönelme. Allah, bozgunculuk yapanları sevmez.”

İmam Ali (a.s)’dan Yüce Allah’ın “Dünyadan da payını unutma.” sözü hakkında şöyle dediği nakledilmiştir: “Yani sağlık, güç, boş vakit, gençlik ve neşeli olma dönemlerini ahireti kazanmak için harcamayı unutma.” (bk. Nuru’s-Sekaleyn Tefsiri.)

78. Karun, “Bu servet, bende bulunan bir bilgiden ötürü bana verilmiştir.” dedi. Allah’ın kendisinden önce yaşamış kuşaklardan, ondan daha güçlü ve (mal) toplaması daha çok olan kimseleri yok ettiğini bilmiyor muydu? Suçlulardan günahları sorulmaz.

79. Karun, süslenerek kavminin karşısına çıktı. Dünya hayatını isteyenler, “Keşke Karun’a verilenin benzeri bizim de olsaydı! O, büyük bir pay sahibidir.” dediler.

80. Kendilerine ilim verilen kimseler ise, “Yazıklar olsun size! İman edip iyi iş yapanlar için Allah’ın mükâfatı (bundan) daha iyidir ve bunu ancak sabredenler elde eder.”

81. Biz, onu ve evini yerin altına geçirdik. Artık Allah’a karşı kendisine yardım edecek bir ekibi yoktu, kendisini savunabilecek güce de sahip değildi.

82. Daha dün onun yerinde olmayı arzu edenler, sabahlayınca, “Vay! Demek ki Allah, kullarından dilediğine rızkını bollaştırır ve kısar. Eğer Allah bize lütfetmiş olmasaydı, bizi yerin dibine geçirirdi! Vay! Demek ki kâfirler, kurtuluş ve başarıya ermezler!” dediler.

83. İşte o ahiret yurdunu, yeryüzünde ululanmak ve bozgunculuk çıkarmak istemeyen kimselere veririz. Sonuç, takvalı olanlarındır.

84. Kim bir iyilik getirirse, ona, o iyilikten daha iyisi verilir. Fakat kim bir kötülük getirirse, kötülük işleyenler, ancak yaptıklarıyla cezalandırılırlar.

85. Kuşkusuz, Kur’an’ı sana farz kılan (Allah), seni dönülecek yere geri döndürecektir. De ki: “Rabbim, hidayeti getireni de, apaçık sapıklık içinde olanı da en iyi bilendir.”

86. Sana kitap indirilmesini ummazdın. Bu, sadece Rabbinden bir rahmettir. O hâlde, sakın kâfirlere arka çıkma!

87. Allah’ın ayetleri sana nazil olduktan sonra, sakın onlar seni bu ayetlerden alıkoymasınlar. Rabbine davet et ve asla müşriklerden olma!

88. Allah’la birlikte başka bir ilaha yalvarma. O’ndan başka ilah yoktur. O’nun zatından başka her şey yok olucudur. Hüküm, O’nundur ve O’na döndürüleceksiniz. 

Meal:Murtaza Turabi

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*