3- Âli İmran Suresi

(Medine’de inmiştir; 200 ayettir.)

(Bu sure, 33. ayetinde İmran soyundan söz edildiği için İmran soyu anlamına gelen “Âl-i İmran” adını almıştır.)

Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla

1. Elif, Lâm. Mîm.

2. Allah, O’ndan başka hiçbir ilah yoktur; diridir ve kayyumdur (yaratıkların işlerini düzenleyen ve her şeyi ayakta tutandır).

3-4. O sana kitabı hak üzere ve önceki kitapları tasdik edici olarak indirdi. İnsanlara yol gösterici olsun diye önceden de Tevrat ve İncil’i indirdi. (Hakkı batıldan ayırt etme ölçüsü olan) Furkan’ı da indirdi. Allah’ın ayetlerini inkâr edenlere şiddetli bir azap vardır. Allah üstündür, intikam alandır.

5. Gökte ve yerde olan hiçbir şey Al­lah’a gizli kalmaz.

6. Rahimlerde dilediği gibi sizi şekillendiren O’dur. O’ndan başka hiçbir ilah yoktur. O üstündür, hikmet sahibidir.

7. Sana kitabı indiren O’dur. Onun (o kitabın) bir kısmı, muhkem (ifadeleri açık olan) ayetlerdir. Bunlar, kitabın temelidir. Diğer bir kısmı da, müteşabih (çeşitli manalara benzerliği olan) ayetlerdir. Kalplerinde hastalık olanlar, fitne çıkarmak ve tevilini bulmak için ondaki müteşabih ayetlerin peşine düşerler. Hâlbuki onun tevilini Allah ve ilimde sebata erişenlerden başka kimse bilmez. Onlar (ilimde sebata erişenler) derler ki: “Biz ona iman ettik; tümü Rabbimizin tarafından gelmiştir.” Sadece akıl sahipleri hatırlar ve öğüt alır.

(bk. Açıklamalar Bölümü: 37)

8. Rabbimiz! Bizi doğru yola ilettikten sonra, kalbimizi eğriliğe kaydırma ve bize kendi katından bir rahmet bağışla. Kuşkusuz, sen bol bağış sahibisin.

(bk. Açıklamalar Bölümü: 38)

9. Rabbimiz! Kuşkusuz sen, (gerçekleşmesinde) şüphe olmayan bir günde insanları bir araya toplayacaksın. Şüphesiz, Allah sözünden dönmez.

10. Kâfir olanların ne malları ve ne de çocukları, Allah’a karşı onlara bir yarar sağlar. Onlar, cehennem ateşinin yakıtıdırlar.

11. (Onların durumu,) Firavun ailesi ve onlardan öncekilerin durumu gibidir. Onlar ayetlerimizi yalanladılar, Allah da kendilerini günahları yüzünden yakaladı. Allah’ın azabı çetindir.

12. Küfre sapanlara de ki: “Yakında yenilgiye uğrayacaksınız ve (sonra) cehenneme götürüleceksiniz. Orası ne kötü bir yerdir!”

13. Karşı karşıya gelen şu iki topluluğun hâlinde, size (Peygamber’in doğruluğunu ispatlayan) bir ayet (açık bir delil) vardır. Bir topluluk Allah yolunda savaşıyordu, diğeri ise kâfirdi. Kâfir topluluk, onları açıkça kendilerinin iki misli görüyorlardı. Allah, dilediğini kendi yardımı ile destekler. Şüphesiz, bunda görebilenler için bir ibret vardır.

14. Kadınlar, oğullar, yığın yığın biriktirilmiş altın ve gümüşler, salma atlar, (sağmal) hayvanlar ve ekinler gibi nefsin

arzuladığı şeyleri sevmek, insanlara çekici kılınmıştır. Bunlar, dünya hayatının mal ve imkânlarıdır; dönülecek güzel yer ise Allah katındadır.

İlahî eğilimlerin yanı sıra maddî eğilimlerle de donanmış olan insan, yaratılış hedefi olan kemale ve kurtuluşa erişebilmesi için maddî istekleri kontrol altına alması ve Allah’a doğru ilerlemesine engel oldukları takdirde, bunlarla mücadele etmesi gerekir. İnsan, bu mücadeledeki başarısı oranında kemale yaklaşmış olur. Peygamber (s.a.a) buyurmuştur ki: “Cennet, hoşlanılmayan şeylerle çevrilidir; cehennem ise, şehvetlerle (nefsî isteklerle) çevrilidir.” İmam Ali (a.s) bu hadisi naklettikten sonra şöyle buyuruyor: “Allah’a itaat olan her şey (genelde) istenmeyecek şekilde insana doğru gelir ve Allah’a itaatsizlik olan her şey ise insanın nefsî isteklerine uyum içinde insanın karşısına çıkar.” (bk. Nehcü’l-Belağa, c.2, s.90.)

15. De ki: “Bunlardan daha iyisini size bildireyim mi? Takvalı olanlara Rablerinin katında (ağaçlarının) altından ırmaklar akan, içinde ebedi kalacakları cennetler, tertemiz eşler ve Allah’ın hoşnutluğu vardır.” Allah, kullarını iyice görendir.

16. Onlar ki, “Ey Rabbimiz! Biz gerçekten iman ettik; o hâlde günahlarımızı bağışla ve bizi ateşin azabından koru.” derler.

17. Onlar, sabredenler (direnenler), doğrular, emre boyun eğenler, mallarını (Allah yolunda) harcayanlar ve seher vakitleri bağışlanma dileyenlerdir.

İmam Cafer Sadık (a.s) buyurmuştur ki: “Kim vetr namazını (gece (teheccüt) namazının son rekâtını) kıldığında ayakta durduğu hâlde yetmiş defa Esteğfirullahe ve etubu ileyh derse ve bir yıl boyunca bu ameli yapmaya özen gösterirse, Allah katında seher vakitlerinde bağışlanma dileyenlerden sayılır ve Allah’ın affı onun hakkında kesinleşir.” (bk. el-Mehasin c. 1 s. 53; İlelu’ş-Şerai c. 2 s. 364)

18. Allah, sürekli adaleti koruyarak O’ndan başka hiçbir ilah olmadığına şahitlik etmektedir; tüm melekler ve ilim sahipleri de (buna tanıklık etmektedirler). O’ndan başka hiçbir ilah yoktur; üstündür ve hikmet sahibidir.

19. Allah katında (beğenilen) din, yalnız İslam’dır. Kendilerine kitap verilenler, ancak kendilerine ilim geldikten (yeterli bilgiye sahip olduktan) sonra, aralarındaki çekememezlik yü­zünden onda ihtilafa düştüler. Kim Allah’ın ayetlerini inkâr ederse, (bilsin ki,) şüphesiz Allah’ın hesap görmesi çok süratlidir.

20. Eğer seninle tartışırlarsa de ki: “Ben, bana uyanlarla birlikte kendimi Allah’a teslim ettim.” Kendilerine kitap verilenlere ve okuma yazma bilmeyenlere (ümmîlere, müşriklere), “Siz de (O’na) boyun eğip teslim oldunuz mu?” de. Eğer boyun eğip teslim olurlarsa, kuşkusuz hidayete erişirler. Eğer (haktan) yüz çevirirlerse, (bundan sen sorumlu değilsin,) sana düşen sadece (hakkı) iletmektir. Allah, kullarını iyice görendir.

21. Allah’ın ayetlerini inkâr eden, haksız yere peygamberleri öldüren ve insanlardan adaleti emredenleri öldüren kimseleri acı bir azapla müjdele.

22. İşte onlar, dünya ve ahirette, yaptıkları boşa giden (hiçbir övgü ve mükâfatı hak etmeyen) kimselerdir. Onların yardımcıları da yoktur.

23. Kitaptan (Tevrat’tan) kendilerine bir nasip verilen kimseleri görmüyor musun ki, aralarında hükmetmesi için Allah’ın kitabına çağırılırlar da, sonra onlardan bir kesimi (haktan) yüz çevirerek geri dönerler.

24. Bunun sebebi, “Cehennem ateşi, birkaç sayılı günden fazla bize dokunmaz.” demeleridir. Uydurdukları şeyler, onları dinleri hususunda aldatmıştır.

25. Gerçekliğinde hiçbir şüphe olmayan bir günde onları topladığımız ve bir haksızlık edilmeden herkese kazandığı tam olarak ödendiği zaman onların durumu nasıl olur?!

26. De ki: “Ey Allah! Ey saltanatın (hükümranlığın gerçek) sahibi! Sen dilediğine saltanatı verir ve dilediğinden saltanatı alırsın. Dilediğine izzet verir ve dilediğini alçaltırsın. Her hayır ve iyilik, senin elindedir. Kuşkusuz, senin her şeye gücün yeter.”

27. “Geceyi gündüze geçirirsin (geceyi kısaltarak gündüze katarsın) ve gündüzü de geceye geçirirsin (gündüzü de kısaltarak geceye katarsın). Diriyi ölüden çıkarırsın ve ölüyü de diriden çıkarırsın. Dilediğine hesapsız rızk verirsin.”

Bu ayet, hem maddî hayat, hem de mane­vî hayat için geçerlidir. Çünkü Yüce Allah canlı varlıkları cansız varlıklardan yaratmıştır ve hayatı olmayan maddeleri canlılara gıda yaparak onlarda değişim meydana getirir. Canlı varlıkları da ölüm zamanları gelince öldürür. Manevî hayat hakkında ise İmam Muhammed Bâkır (a.s) ve İmam Cafer Sadık (a.s)’dan nakledilen bir hadise göre, “bu ayet, kâfir olan birisinden mümin bir çocuk ve mümin olan bir kimseden de kâfir bir çocuk meydana getirmektir.” diye açıklanmıştır. Çünkü sadece mümin ma­nevî yönden diridir, kâfir ise manevî hayattan yoksun ve ölüdür. (bk. Mecmau’l Beyan Tefsiri)

28. Müminler, iman edenleri bırakıp da kâfirleri veli (dost ve koruyucu) edinmesinler. Kim bunu yaparsa, onun Allah ile bir ilişkisi kalmaz; ancak onlardan çekinmeniz (takiyye ederek bunu yapmanız) başka. Allah, kendisi hakkında sizi uyarıyor (itaatsizlik yüzünden azabına uğramaktan korkutuyor). Dönüş yalnız Allah’adır.

(bk. Açıklamalar Bölümü: 39)

29. De ki: İçinizde olanı gizleseniz de, açığa vursanız da, Allah onu bilir. Göklerde ve yerde olan her şeyi O bilir. Allah’ın her şeye gücü yeter.

30. (Kıyamet günü) öyle bir gün ki, herkes yaptığı her hayırlı işi hazır bulur; yaptığı her kötü iş ile de arasında uzun bir mesafe olmasını arzular. Allah, kendisi hakkında sizi uyarıyor. Allah, kullarına karşı çok şefkatlidir.

31. De ki: “Eğer Allah’ı seviyorsanız, bana uyun ki, Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın. Allah, bağışlayıcı ve merhamet edicidir.”

(bk. Açıklamalar Bölümü: 40)

32. De ki: “Allah’a ve Peygamber’e itaat edin.” Eğer yüz çevirirlerse, (bilsinler ki) kuşkusuz, Allah kâfirleri sevmez.

33. Allah Âdem’i, Nuh’u, İbra-him’in soyunu ve İmran’ın soyunu seçip âlemlere üstün kıldı.

34. Birbirinden gelen bir soy olarak (onları seçmiştir). Allah işitendir, bilendir.

(bk. Açıklamalar Bölümü: 41)

35. Hani İmran’ın hanımı şöyle dedi: “Ey Rabbim! Ben karnımdakini (dünya uğraşılarından) özgür olarak sana adadım. Benim adağımı kabul buyur! Kuşkusuz, sen işitensin, bilensin.”

Adı Hanne’dir ve Hz. İsa (a.s)’ın anneannesidir. Ayette geçen İmran’dan maksat, Hz. Musa’nın babası olan İmran değildir. Çünkü İsa ile Musa arasında yaklaşık 1800 yıl olduğu rivayet edilmiştir. (bk. Mecmau’l-Beyan Tefsiri.)

36. Çocuğu doğurduğunda -Allah onun ne doğurduğunu daha iyi bildiği hâlde- (hasretle) şöyle dedi: “Ey Rabbim! Ben onu kız olarak doğurdum. Erkek ise kız gibi değildir. Ona Meryem adını verdim. Onu ve soyunu, kovulmuş Şeytan’a karşı kendi korumana almanı diliyorum.”

37. Rabbi, güzel bir kabul ile onu kabul buyurdu ve güzelce onu büyüttü. Zekeriya’yı da onun bakımıyla görevlendirdi. Zekeriya, mabette onun yanına her girişinde yanında bir rızk bulurdu. “Ey Meryem! Bu sana nereden geliyor?” derdi. Meryem de, “O, Allah’ın katındandır. Allah, dilediğine hesapsız rızk verir.” derdi.

38. İşte burada Zekeriya Rabbine dua etti; “Ey Rabbim!” dedi, “Bana kendi katından temiz ve hayırlı bir soy ver. Şüphesiz, sen duaları işitensin.”

39. Bunun üzerine, mabette durup namaz kılarken, melekler ona şöyle nida ettiler: “Allah sana, kendi tarafından olan kelimeyi (İsa Mesih’i) tasdik eden, efendi, iffetli ve salihlerden bir peygamber olarak Yahya’yı müjdeliyor.

40. Zekeriya, “Rabbim!” dedi, “İhtiyarlık çağım gelip çattığına ve karım da kısır olduğuna göre nasıl oğlum olabilir?!” Allah şöyle dedi: “İşte (Rabbinin işi) böyledir. Allah dilediği işi yapar.”

İbn Abbas’ın naklettiğine göre, Hz. Zekeriyya çocukla müjdelendiğinde kendisi 120 ve karısı da 98 yaşında idi. (bk. Mecmau’l-Beyan) Buna göre, Hz. Zekeriyya’nın Allah’tan çocuk istemesi ile duasının kabul edilmesi arasında uzun bir süre geçmiş olabilir.

41. Zekeriya, “Rabbim! Bana bir alamet ver.” dedi. Allah, “Senin için alamet, insanlarla üç gün işaretle anlatma dışında bir şey konuşamamandır. Rabbini çok an, akşam ve sabah vakitleri onu tenzih et.” dedi.

42. Hani melekler, “Ey Meryem! Allah seni seçti, arındırdı ve seni âlemlerin kadınlarından üstün kıldı.” dediler.

43. “Ey Meryem! Rabbine boyun eğ, secdeye kapan ve rükû edenlerle birlikte rükû et.”

44. Bu, sana vahyettiğimiz gayba ait haberlerdendir. Hangisi Meryem’i himayesine alacak diye (kur’a çekmek üzere) kalemlerini (suya) atarlarken sen onların yanında değildin; çekişirlerken de onların yanında değildin.

45. Hani melekler, “Ey Meryem! Allah, adı Meryem oğlu İsa Mesih olan bir kelimeyi sana müjdeliyor; dünyada ve ahirette saygındır ve (Allah katına) yakın kılınanlardandır.” dediler.

46. “Beşikte ve yetişkin iken insanlarla (vahyi iletmek için) konuşacak ve iyilerdendir.”

47. Meryem, “Ey Rabbim! Hiçbir insan bana dokunmamışken nasıl çocuğum olur?!” dedi. Allah dedi ki: “İşte (Rabbinin işi) böyledir. Allah dilediği şeyi yaratır. Bir işi kararlaştırdığında ona, ‘Ol!’ der, o da oluverir.”

48. “Ve ona kitabı, hikmeti, Tev­rat’ı ve İncil’i öğretir.”

49. “Onu İsrailoğulları’na bir elçi olarak gönderir ve o (İsra­iloğulları’na) şöyle der: “Ben, Rabbiniz tarafından size açık

 bir işaret ile geldim. Ben çamurdan kuş sureti yapıyor, sonra ona üflüyorum ve o Allah’ın izniyle kuş oluyor. Allah’ın izniyle anneden doğma körleri ve alacalıları iyileştiriyorum, ölüleri diriltiyorum. Evlerinizde ne yediğinizi ve ne biriktirdiğinizi size bildiriyorum. İman etmişseniz, bunda (benim peygamberliğim hususunda) sizin için bir işaret vardır.”

(bk. Açıklamalar Bölümü: 42)

50. “Benden önce gönderilmiş olan Tevrat’ı doğrulayıcı olarak ve size (günahlarınız yüzünden) haram kılınan bazı şeyleri helal kılmak için (geldim) ve Rabbiniz tarafından size bir ayet getirdim. O hâlde Allah’tan korkun ve bana itaat edin.”

Musa’nın şeriatında haram olan deve eti, içyağı ve bazı balıklar gibi. (bk. eş-Şübber ve Mecmau’l-Beyan Tefsirleri)

51. “Kuşkusuz, Allah benim de Rabbim, sizin de Rabbinizdir. Öyleyse O’na ibadet edin. İşte budur doğru yol.”

52. İsa onlarda inkârcılığı hissedince şöyle dedi: “Allah yolunda bana yardım­cı olacaklar kimlerdir?” Havariler, “Biz Allah’ın (dininin) yardımcılarıyız; Allah’a iman ettik; sen de bizim (O’na) boyun eğdiğimize (Müslüman olduğumuza) tanıklık et.” dediler.

(bk. Açıklamalar Bölümü: 43)

53. “Ey Rabbimiz! Senin indirdiğine (kitaba) iman ettik ve Peygamber’e uyduk; öyleyse bizi de (hakka) tanıklık edenlerle birlikte yaz.”

54. Onlar (İsa’nın düşmanları) tuzak kurdular, Allah da (onlara karşı) tuzak kurdu. Allah, tuzak kuranların en iyisidir.

55. Hani Allah, “Ey İsa! Ben seni alacak ve kendime doğru yükselteceğim, seni inkâr eden kimselerden arındıracağım ve sana uyan kimseleri küfre sapan kimselerden kıyamete dek üstün kılacağım. Sonra dönüşünüz banadır ve ben üzerinde ayrılığa düştüğünüz şeyler hakkında aranızda hükmedeceğim.” demişti.

(bk. Açıklamalar Bölümü: 44)

56. Küfre sapanları dünyada ve ahirette şiddetli azaba çarptıracağım ve onların yardımcıları da olmayacaktır.

57. İman edip salih (uygun ve iyi) işler yapanların ise, (Allah) mükâfatlarını tam olarak verecektir. Allah, zulmedenleri sevmez.

58. Bunlar, sana okuduğumuz ayetlerden ve Hikmetli Öğüt’tendir (Kur’­an’dandır).

59. Allah katında İsa’nın durumu, Âdem’in durumuna benzer; onu topraktan yarattı, sonra ona, “Ol!” dedi; (Allah bir şeye, “Ol!” deyince) o da hemen oluverir.

60. Bunlar, Rabbinden gelen hak bilgilerdir. O hâlde asla şüphecilerden olma!

(bk. Açıklamalar Bölümü: 45)

61. Kim sana gelen bilgiden sonra seninle bu konuda tartışırsa, de ki: Gelin oğullarımızı ve oğullarınızı, kadınlarımızı ve kadınlarınızı, kendimizi ve kendinizi çağıralım, sonra mübahele (beddua) edelim de Allah’tan yalancılar üzerine lânet dileyelim.”

(bk. Açıklamalar Bölümü: 46)

62. Şüphesiz, bu (İsa hakkında anlatılanlar) hak kıssadır. Allah’tan başka hiçbir ilah yoktur ve kuşkusuz, Allah üstündür, hikmet sahibidir.

63. Eğer (haktan) yüz çevirirlerse, kuşkusuz, Allah bozguncuları iyice bilir.

64. De ki: Ey kitap ehli! Gelin bizimle sizin aranızda aynı olan bir sözde birleşelim: Allah’tan başka bir şeye ibadet etmeyelim, hiç bir şeyi O’na ortak koşmayalım ve Allah’ı bırakıp kimimiz kimimizi rab edinmesin.” Yüz çevirirlerse, (onlara) deyin ki: “Şahit olun ki biz Müslümanız (Allah’a teslim olanlarız).”

65. Ey kitap ehli! Niçin İbrahim hakkında tartışıyorsunuz (ve her topluluk onun kendisinden olduğunu iddia ediyor)?! Hâlbuki Tevrat ve İncil, ancak ondan sonra indirildi. Düşünmüyor musunuz?!

66. Hadi bilginiz olan şeylerde tartıştınız, peki bilginiz olmayan şeylerde neden tartışıyorsunuz?! Allah (gerçeği) bilir, oysa siz bilmezsiniz.

67. İbrahim, Yahudi veya Hıristiyan değildi. O, hakka yönelen, Allah’ın emirlerine boyun eğmiş (teslim olmuş) bir kimse idi. O, müşriklerden de değildi.

68. Gerçekte İbrahim’e en yakın kimseler, ona uyanlar ile bu peygamber ve (bu peygambere) iman edenlerdir. Allah, müminlerin velisidir (koruyucusu ve yöneticisidir).

69. Kitap ehlinden bir topluluk, sizi saptırmayı arzu ediyorlar. Oysa onlar sadece kendilerini saptırırlar, ancak bunun farkında değillerdir.

70. Ey kitap ehli! Kendiniz (doğruluğuna) tanık olduğunuz hâlde (son peygamber Muhammed’in kitaplarınızda yazılı olan alametlerinin gerçekleştiğini gördüğünüz hâlde) niçin Allah’ın ayetlerini inkâr ediyorsunuz?!

71. Ey kitap ehli! Neden bildiğiniz hâl­de, hakkı batıla karıştırıyor ve hakkı gizliyorsunuz?!

72. Kitap ehlinden bir topluluk (dostlarına) şöyle dediler: “Günün başlangıcında iman edenlere indirilene (Kur’an’a) iman edin ve günün sonunda onu inkâr edin. Belki (bu hile ile) onlar dinlerinden dönerler.”

Bu ayette, İslam düşmanlarının önemli bir hile ve oyunlarına işaret edilmektedir. Şöyle ki, bazen İslam düşmanları, sözlerinin müminlerde etkili olması için ilk önce kendilerini dinin savunucusu gösterirler ve bu yolla halkın kalbinde kendilerine bir yer açtıklarında, kendi zehirli fikirlerini ortaya koyar ve bazı insanların kalplerinde şüphe uyandırmaya çalışırlar.

73. “Ve dininize uyanlardan başkasına inanmayın (güvenmeyin).” De ki: Hidayet, Allah’ın hidayetidir. (İstediğine hidayeti verir.) (Ve dediler ki: “Böyle yapın ki) size verilenin benzeri başka hiç kimseye verilmesin veya Rabbiniz karşısında size karşı delil getirmesinler.” De ki: İhsan ve lütuf, Allah’ın elindedir; onu dilediğine verir. Allah, (güç ve merhametiyle her şeyi) kapsayandır ve bilendir.

74. Dilediğini merhametine özgü kılar. Allah, büyük lütuf sahibidir.

75. Kitap ehlinden öylesi var ki, eğer büyük bir serveti ona emanet olarak verecek olsan, onu sana geri öder. Onlardan öylesi de var ki, eğer bir dinar ona emanet olarak versen, başında durmadıkça -ısrarla talep etmedikçe- onu sana geri ödemez. Onların böyle davranmalarının sebebi, “Kitap ehli olmayanlar hususunda sorumlu tutulmayız.” demeleridir. Onlar, (yalan olduğunu) bildikleri hâlde Allah’a yalan isnat ediyorlar.

76. Hayır; kim verdiği sözü yerine getirir ve takvalı olursa, (bilsin ki) Allah takvalı olanları sever.

77. Şüphesiz, Allah ile olan sözleşmelerini ve yeminlerini az bir bedele karşılık satanlara ahirette bir pay yoktur. Kıyamet günü Allah onları konuşturmaz, onlara bakmaz ve onları kötülüklerden temizlemez. Ve onlar için acı bir azap vardır.

78. Kitap ehlinden bazıları, (uydurdukları şeyi) kitaptan sanasınız diye kitabı okurken dillerini eğip bükerler. Oysa o, kitaptan değildir. “O, Allah’ın katındandır.” derler. Oysa o, Allah’ın katından değildir. Onlar, bilerek Allah’a yalan isnat ediyorlar.

79. Allah’ın kitap, hikmet ve peygamberlik verdiği hiçbir insan, “Allah’ı bırakıp bana ibadet edin.” deme hakkına sahip değildir. Ama (o şöyle der): “Kitabı öğrettiğiniz ve okuduğunuza göre Rabbanî kişiler (Allah’ı tanıyan ve O’na yönelen din âlimleri) olun.”

(bk. Açıklamalar Bölümü: 47)

80. O, melekleri ve peygamberleri rab edinmenizi emretmez. Allah’ın emirlerine boyun eğmenizden (ve hakka teslim olmanızdan) sonra size kâfir olmayı mı emredecek?!

81. Hani Allah, peygamberlerden (ve onların ümmetlerinden), ‘Size kitap ve hikmetten bir şey verdikten sonra, sizin yanınızda olanı tasdik eden bir peygamber gelince, mutlaka ona iman edecek ve ona yardımda bulunacaksınız.’ diye kesin söz almıştı ve “ikrar ettiniz mi, bu ağır ahdimi boynunuza aldınız mı?” demişti. “İkrar ettik.” demişlerdi. (Allah,) “O hâlde (bu ahde) şahit olun; ben de sizinle birlikte (buna) şahit olanlardanım.” demişti.

82. Artık bundan (bu ağır sözleşme ve ikrardan) sonra kim dönerse, işte onlar fasıktırlar.

83. Allah’ın dininden başka bir din mi arıyorlar?! Oysa göklerde ve yerde olan herkes, gönüllü veya gönülsüz O’na boyun eğmiştir ve O’na döndürülecekler.

84. De ki: “Biz Allah’a, bize indirilene (Kur’an’a) ve İbrahim’e, İsmail’e, İshak’a, Yakub’a ve Esbat’a (Yakub’un torunlarına) indirilene, Rableri tarafından Musa’ya, İsa’ya ve tüm peygamberlere verilenlere inandık. Biz onlardan hiçbiri arasında fark gözetmeyiz ve biz O’na boyun eğenleriz.”

85. Kim İslam’dan başka bir din ararsa, asla ondan kabul edilmez. Ve o, ahirette ziyana uğrayanlardandır.

86. Peygamber’in hak olduğuna tanık oldukları ve kendilerine apaçık deliller geldiği hâlde imanlarından sonra kâfir olan bir topluluğa Allah nasıl hidayet verir?! Allah, zalim topluluğa hidayet vermez.

87. Onların cezası, Allah’ın, meleklerin ve tüm insanların lanetinin onların üzerine olmasıdır.

88. Ebediyen onda (o lanette) kalırlar, azapları hafifletilmez ve onlara bir süre de tanınmaz.

89. Ama ondan sonra tövbe edenler ve (kendilerini) düzeltenler müstesna; çünkü Allah, çok bağışlayandır ve merhamet edendir.

90. Kuşkusuz, imanlarından sonra kâfir olan, sonra küfürlerini artıranların tövbeleri asla kabul edilmez. İşte onlar, sapıkların kendileridir.

91. Kuşkusuz, küfre sapan ve kâfir olarak ölenler var ya, onların hiçbirinden, (azaptan kurtulmak için) yeryüzü dolusu altını fidye olarak verse bile, asla kabul edilmez. Onlara acı bir azap vardır ve onlar için bir yardımcı da bulunmaz.

92. Sevdiğiniz şeylerden Allah yolunda harcamadıkça iyiliğe erişemezsiniz. Allah yolunda ne harcarsanız, şüphesiz, Allah onu (hakkıyla) bilir.

Bazı müfessirlere göre “iyiliğe erişemezsiniz” tabirinden maksat, ilahî mükâfattır; yani Allah’ın itaat edenlere vadettiği iyilik ve nimetlerdir; bazılarına göre ise iyilik ve ihsan (iyilerden olma) makamıdır. (bk. Mecmau’l-Beyan Tefsiri)

93. Tevrat inmeden önce İsrail’in (Ya­kub’un) kendisine haram ettiği şeyler dışında her (türlü) yiyecek İs­railoğulları’na helal idi. De ki: Eğer doğru söylüyorsanız, Tevrat’ı getirip okuyun.

94. Bu açık delilden sonra kim Allah’a yalan isnat ederse, işte onlar zalimlerdir.

95. De ki: Allah doğruyu söyledi. Öyleyse hakka yönelmiş olan İbrahim’in dinine uyun. O, müşriklerden değildi.

96. Kuşkusuz, insanlar için (yeryüzünde) kurulmuş olan ilk ev, Mekke’deki kutlu ve âlemlere hidayet kaynağı olan evdir.

(bk. Açıklamalar Bölümü: 48)

97. Orada apaçık işaretler ve İbrahim’in makamı var. Kim oraya girerse, güvende olur. Yoluna gücü yetenlerin o evi ziyaret etmesi (haccetmesi), Allah’ın insanlar üzerindeki bir hakkıdır. Kim de inkâr ederse, (bilsin ki) Allah tüm âlemlerden müstağnidir.

(bk. Açıklamalar Bölümü: 49)

98. De ki: Ey kitap ehli! Niçin Allah’ın ayetlerini inkâr ediyorsunuz? Oysa Allah sizin yaptıklarınıza şahittir.

99. De ki: Ey kitap ehli! Niçin iman edenleri Allah yolundan alıkoyuyorsu-nuz? Kendiniz (bu yolun doğruluğuna) tanık olduğunuz hâlde onun eğri olmasını istiyorsunuz. Allah, yaptıklarınızdan gafil değildir.

100. Ey iman edenler! Eğer kendile-rine kitap verilenlerden bir kesime itaat etseniz, iman etmenizden sonra yeniden sizi kâfirlik hâline geri çevirirler.

101. Allah’ın ayetleri size okunduğu ve Allah’ın Resulü aranızda bulunduğu hâlde nasıl inkâra saparsınız? Kim Allah’a sarılırsa, şüphesiz, doğru yola iletilmiştir (hidayet bulmuştur).

102. Ey iman edenler! Allah’a yakışır biçimde O’ndan korkun ve ancak Müslüman olarak can verin.

İmam Sadık (a.s), Allah’tan gereği gibi korkmak hususunda şöyle buyurmuştur: “Bu; Allah’a itaat edilip isyan edilmemesi, anılıp unutulmaması ve şükredilip nankörlük edilmemesidir.” (bk. eş-Şübber Tefsiri)

103. Hep birlikte Allah’ın ipine sarılın; parçalanmayın. Allah’ın size olan nimetini hatırlayın. Hani birbirinize düşmandınız; O, kalplerinizi birbirine kaynaştırdı da O’nun nimeti sayesinde kardeş oldunuz ve bir ateş uçurumunun kenarındaydınız; O, sizi oradan kurtardı. Allah, hidayet bulasınız diye işte böyle ayetlerini size açıklıyor.

(bk. Açıklamalar Bölümü: 50)

104. İçinizden, halkı hayra davet eden, iyiliği emreden ve kötülükten sakındıran bir topluluk bulunsun. İşte kurtuluşa erenler, onlardır.

105. Kendilerine apaçık deliller geldikten sonra bölünen ve ihtilafa düşen kimseler gibi olmayın. Onlara büyük bir azap vardır.

106. O gün ki, bazı yüzler ağarır ve bazı yüzler kararır. Yüzleri kararanlara (şöyle denir): İman ettikten sonra, tekrar mı kâfir oldunuz. Küfre saptığınız için tadın azabı!

107. Yüzleri ağaranlar ise, Allah’ın rahmetinde yer alıp orada sürekli kalırlar.

108. Bunlar, sana hak üzere okuduğu­muz Allah’ın ayetleridir. Allah, âlem­lere bir zulüm olsun istemez.

109. Göklerde ve yerde ne varsa Al­lah’ındır ve tüm işler Allah’a döner.

110. Sizler, insanlar için (ortaya) çıkarılmış en hayırlı ümmetsiniz; iyiliği emreder, kötülükten alıkoyar ve Allah’a iman edersiniz. Eğer kitap ehli iman etseydi, kendileri için daha iyi olurdu. Onlardan iman edenler de vardır; ama onların çoğu, emre karşı gelen (fasık) kimselerdir.

111. Onlar, (az) bir incitmeden başka size bir zarar dokunduramazlar. Sizinle savaşacak olsalar, arkalarını dönüp kaçarlar. Sonra kendilerine bir yardım da edilmez.

112. Onlar, Allah’tan olan bir ipe (ahde) ve insanlardan olan bir ipe (ahde) sarılmadıkça, nerede bulunsalar zillete mahkûmdurlar ve Allah’ın gazabına uğramışlardır ve onlara sefillik damgası vurulmuştur. Bu, Allah’ın ayetlerini yalanlamalarından ve peygamberleri haksız yere öldürmelerinden dolayıdır. Bu da, Allah’ın emirlerine karşı geldiklerinden ve hadleri aşmalarından dolayıdır.

113. Ama (hepsi) bir değillerdir. Kitap ehlinden, (ibadet için) ayağa kal-kan, gece saatlerinde Allah’ın ayetlerini okuyan ve (Allah’ın azameti karşısında) secdeye kapanan bir topluluk vardır.

114. Onlar, Allah’a ve ahiret gününe iman eder, iyiliği emreder, kötülükten sakındırır ve hayır işlere koşarlar. İşte onlar, salihlerdendir.

115. Yaptıkları hiçbir hayır işte onlara karşı nankörlük edilmez (çabaları karşılıksız kalmaz). Allah, takvalıları bilir.

116. Şüphesiz, kâfir olanların ne malları ve ne de çocukları Allah’ın azabına karşı kendilerine bir yarar sağlamaz. Onlar cehennemliktirler, orada sürekli kalırlar.

117. Onların bu dünya hayatında harcadıkları şeylerin örneği, kendilerine zulmeden bir topluluğun ekinine ulaşan ve onu yok eden soğuk bir rüzgârın örneği gibidir. Allah onlara zulmetmedi; fakat onlar kendilerine zulmediyorlar.

118. Ey iman edenler! Başkalarından kendinize sırdaş edinmeyin; onlar sizin hakkınızda hiçbir kötülükten geri durmazlar ve sıkıntıya düşmenizi isterler. Düşmanlıkları ağızlarından (konuşmalarından) bellidir. Göğüslerinde gizledikleri (düşmanlık) ise, (söylediklerinden) daha büyüktür. Eğer düşünecek olursanız, ayetlerimizi size açıklamış bulunuyoruz.

119. Bilin ki, bu sizsiniz ki onları seviyorsunuz, ama onlar sizi sevmezler ve (Allah’ın göndermiş olduğu) tüm kitaplara iman ediyorsunuz (ama onlar Kur’an’a inanmazlar). Sizinle karşılaştıklarında, “İman ettik” derler; fakat yalnız bir yere çekildiklerinde size karşı olan öfkelerinden parmaklarını ısırırlar. De ki: “Öfkenizle ölün! Kuşkusuz, Allah gönüllerde olanı iyice bilir.”

120. Size bir iyilik ulaşırsa, bu onları üzer; ama size bir kötülük gelirse, buna sevinirler. Eğer sabreder ve takvalı olursanız, onların tuzakları size hiçbir zarar vermez. Kuşkusuz, Allah onların yaptıklarını kuşatmıştır.

121. Hatırla o zamanı ki, sen müminleri savaş mevzilerine yerleştirmek için sabahın erken saatlerinde ailenden ayrıldın. Allah, hakkıyla işiten ve bilendir.

122. Hani sizden iki topluluk yenilgiye eğilim gösterdiler. Oysa Allah onların sahibi ve koruyucusu idi. Müminler, ancak Allah’a tevekkül etsinler.

123. Zayıf (bir topluluk) olduğunuz hâlde Allah Bedir’de size yardım etti. O hâlde Allah’tan korkun ki, belki (bu yolla) O’na şükretmiş olursunuz.

124. Hani müminlere, “Allah’ın (gökten) indirilmiş üç bin melekle sizi desteklemesi size yetmez mi?” diyordun.

125. Evet; sabredip takvalı olsanız ve düşman bu şekilde ansızın size saldıracak olsa, Rabbiniz nişanlayan beş bin melekle sizi destekler.

126. Allah bunu (bu vaadi), ancak size bir müjde kıldı ve kalplerinizin bununla güven bulması için böyle yaptı. Yoksa zafer, yalnız üstün ve hikmet sahibi Allah tarafındandır.

127. (Zafer Allah katından gelir) ki, kâfirlerin bir kolunu yok etsin veya onları hezimete uğratsın da maksatlarına ermeden geri dönüp gitsinler.

128. Senin (kâfirlerin veya savaştan kaçan müminlerin affı hususunda) hiçbir yetkin yoktur. Ya da onların tövbesini kabul etsin veya onları cezalandırsın. Onlar, şüphesiz zalimdirler.

129. Göklerde ve yerde olan her şey Allah’ındır; dilediğini bağışlar ve dilediğini cezalandırır. Allah bağışlayan ve merhamet edendir.

130. Ey iman edenler! Kat kat artı-rılmış olarak riba yemeyin. Allah’tan korkun; olur ki kurtuluşa erersiniz.

131. Kâfirler için hazırlanmış olan ateşten çekinin.

132. Allah’a ve Peygamber’e itaat edin; olur ki size merhamet edilir.

133. Rabbinizden olan mağfirete ve takvalılar için hazırlanmış, eni gökler ve yer kadar olan cennete doğru koşun.

134. Ki onlar, kolaylık ve zorlukta mallarını Allah yolunda harcarlar, öfkelerini yutarlar ve insanları affederler. Allah, iyilik yapanları sever.

İmam Ali (a.s)’ın şöyle buyurduğu nakledilmiştir: “Cömert kişi Allah’a yakındır, cennete yakındır, insanlara yakındır ve ateşten uzaktır. Cimri ise Allah’tan uzaktır, cennetten uzaktır, insanlardan uzaktır ve ateşe yakındır.” (bk. Uyun-u Ahbari’r-Rıza, c.1, s.15

135. Ve onlar, kötülük yaptıklarında veya kendilerine zulmettiklerinde Allah’ı hatırlarlar ve günahları için af dilerler Allah’tan başka günahları kim bağışlar?ve (günah olduğunu) bildikleri hâlde yaptıklarında ayak diretmezler.

136. İşte onların mükâfatı, Rableri tarafından affedilme ve (ağaçlarının) altından ırmaklar akan cennetlerdir. Orada sürekli kalırlar. Amel edenlerin yaptıklarının karşılığı ne güzeldir!

137. Sizden önce birtakım sünnetler (kurallar) uygulanmıştır. Öyleyse yeryüzünde dolaşın ve yalanlayanların sonunun nasıl olduğuna bakın.

138. İşte bu, insanlara bir açıklama ve takvalılara bir kılavuz ve öğüttür.

139. Gevşemeyin ve üzülmeyin; inançlı olursanız, üstün olan sizsiniz.

140. Eğer siz bir yara aldıysanız, (düşmanınız olan) o topluluk da benzeri bir yara aldı. O günleri, (zafer ve yenilgi günlerini) Allah içinizden iman edenleri ortaya çıkarsın ve aranızdan tanıklar edinsin diye, insanlar arasında döndürür dururuz. Ve Allah zalimleri sevmez.

141. Ve (Allah) iman edenleri arıtsın ve kâfirleri yok etsin diye (böyle yapıyoruz).

142. Allah içinizden cihad edenleri ve sabredenleri (Allah yolunda zorluklara karşı direnenleri) ayırt etmeden (sırf iman ettik demekle) cennete gireceğinizi mi sandınız?!

143. Sizler ölümle (şahadetle) karşılaşmadan önce onu arzu ediyordunuz; ancak onu görünce baka kaldınız.

144. Muhammed, sadece bir peygamberdir; ondan önce peygamberler gelip geçtiler. Acaba o ölür veya öldürülürse, geriye mi döneceksiniz? Kim geriye dönerse, Allah’a hiçbir zarar vermez. Allah, şükredenleri (yakında) mükâfatlandıracaktır.

145. Hiçbir nefis, Allah’ın emri olmadan ölmez; (bu,) belirlenmiş bir yazıdır. Kim dünya mükâfatı isterse, dünya mükâfatından ona veririz ve kim ahiret mükâfatını isterse, ona da ahiret mükâfatından veririz. Yakında şükredenleri mükâfatlandıracağız.

146. Nice peygamberler var ki, nice kendilerini Allah’a adamış kişiler onlarla birlikte savaştılar. Onlar, Allah yolunda uğradıkları sıkıntılar yüzünden ne gevşeklik gösterdiler, ne de (düşmana) boyun eğdiler. Allah, sabredenleri (direnenleri) sever.

147. Onların sözleri sadece şöyle demek oldu: “Ey Rabbimiz! Günahlarımızı ve işimizdeki aşırılıklarımızı bağışla, ayaklarımızı sabit kıl (direncimizi çoğalt) ve bizi kâfirler topluluğuna karşı muzaffer eyle!”

148. Bu yüzden Allah onlara hem dünya mükâfatını, hem de ahiretin güzel mükâfatını verdi. Allah iyileri sever.

149. Ey İman edenler! Kâfir olanlara boyun eğerseniz, sizi (inancınızdan) geriye çevirirler de ziyan edersiniz.

150. Oysa sizin dostunuz ve yardımcınız Allah’tır. O, yardımcıların en iyisidir.

151. Allah’ın, hakkında bir delil indirmediği şeyleri O’na ortak koştukları için, kâfir olanların kalplerine yakında korku salacağız. Onların barınağı ateştir. Zalimlerin barınağı ne de kötüdür!

152. Gerçekten Allah, izniyle onları (düşmanları) öldürüp yok ettiğiniz zaman size vaadini gerçekleştirdi. Nihayet gevşeklik gösterdiniz, savaş konusunda birbirinizle tartıştınız ve sevdiğiniz şeyi (ganimetleri) size gösterdikten sonra itaatsizlik ettiniz. İçinizden bazısı dünyayı istiyordu ve bazısı da ahireti istiyordu. Sonra (Allah), sizi sınamak için, sizi onlardan (onlarla savaşmaktan) vazgeçirdi. Gerçekten Allah, sizi affetti. Allah, müminlere karşı lütufkârdır.

153. Hani savaş meydanından kaçarak uzaklaşıyordunuz ve dönüp kimseye bakmıyordunuz, Peygamber de arkanızdan sizi çağırıyordu. Bunun üzerine Allah, elinizden çıkana ve uğradığınız yenilgiye üzülmeyesiniz diye üzüntünüze üzüntü katarak karşılık verdi. Allah, yaptıklarınızı iyice bilmektedir.

154. Üzüntüden sonra, içinizden bir grubu saran hafif bir uyuklama şeklinde size bir güven indirdi. Bir topluluk ise, kendi canları için endişeye kapılmışlar, Allah hakkında haksız ve cahilce zanlarda bulunuyorlardı ve, “Bu işte bizim elimizde olan bir şey var mı?” diyorlardı. De ki: “Her iş Allah’ın elindedir.” Onlar sana açmadıkları şeyi gönüllerinde gizliyorlar; “Bizim elimizde bir şey olsaydı, burada öldürülmezdik.” diyorlar. De ki: “Evlerinizde olsaydınız bile, kendilerine ölüm yazılmış olanlar, ölüm yerlerine doğru çıkarlardı.” Bunlar, sizin gönüllerinizde olanı sınamak ve kalplerinizde olanı arıtmak içindir. Allah gönüllerde olanı bilir.

155. İki ordu birbiriyle karşılaştığında şeytan, aranızdan geri dönüp kaçanların ayaklarını, yaptıkları bazı işlerden dolayı kaydırdı. Ancak Allah onları affetti. Şüphesiz, Allah bağışlayandır, halimdir.

156. Ey iman edenler! Yolculuğa çıkan veya savaşa katılan kardeşleri (ve yakınları) hakkında, “Bizim yanımızda kalsalardı, ölmezlerdi ve öldürülmezlerdi.” diyen küfre düşmüş kimseler gibi olmayın. Allah, bunu onların kalplerinde bir hasret ve pişmanlık vesilesi kılar. Dirilten ve öldüren, Allah’tır. Allah, yaptıklarınızı hakkıyla görür.

157. Allah yolunda öldürülür veya ölürseniz, (bir zarar etmiş olmazsınız; çünkü) Allah’ın mağfireti ve rahmeti, onların (ömür boyu) topladıkları şeylerden daha hayırlıdır.

158. Ölseniz de, öldürülseniz de, Allah’a doğru götürülüp O’nun katında toplanacaksınız.

159. Allah’ın merhameti ile onlara karşı yumuşak davrandın. Eğer sert ve katı yürekli olsaydın, etrafından dağılırlardı. O hâlde onları affet, onlar için bağışlanma dile ve işlerde onlara danış. Ancak karar aldığında (artık kararını uygula ve) Allah’a tevekkül et. Şüphesiz, Allah kendisine tevekkül edenleri sever.

160. Eğer Allah size yardım ederse, artık size galip gelen olmaz; ama eğer yardımını sizden keserse, O’ndan başka size kim yardım eder? Bu yüzden müminler, yalnız Allah’a tevekkül etsinler.

161. Hiçbir peygambere hıyanet etmek yakışmaz. Kim hıyanet ederse, kıyamet günü hıyaneti ile birlikte gelir. Sonra kendilerine haksızlık edilmeden herkese yaptığı(nın karşılığı) tam olarak verilir.

162. Allah’ın rızasına uyan ile Allah’ın gazabına uğrayan ve yeri cehennem olan kimse aynı mıdır? Orası (ne) kötü bir dönüş yeridir!

163. Onlardan her birisinin Allah’ın huzurunda (kendine has) dereceleri vardır. Allah, onların yaptıklarını hakkıyla görür.

164. Gerçekten Allah, ayetlerini onlara okuması, onları arıtması ve onlara kitabı ve hikmeti öğretmesi için, kendilerinden olan bir peygamber göndermekle müminlere büyük bir lütufta bulunmuştur. Oysa önceden açık bir sapıklık içindeydiler.

165. (Düşmanınıza) iki mislini vurmuş olduğunuz bir darbe size değdiğinde, “Bu nereden kaynaklandı?” mı diyorsunuz?! De ki: “Bu kendinizden kaynaklanmıştır. Kuşkusuz, Allah’ın her şeye gücü yeter.”

166. İki ordu karşılaştığı gün size değen darbe, Allah’ın izniyle (sünnetullah gereği) gerçekleşmiştir ki, böylece müminleri ortaya çıkarsın.

167. Ve yine böylece münafıkları ortaya çıkarsın. Onlara (münafıklara), “Gelin Allah yolunda savaşın veya savunma

yapın.” denildi. Onlar, “Savaş bilseydik, şüphesiz size katılırdık.” dediler. O gün onlar, imandan çok küfre yakın idiler. Kalplerinde olmayanı, dilleriyle söylüyorlar. Allah, onların gizlediklerini (herkesten) daha iyi bilir.

168. Onlar, evlerinde oturup kardeşleri hakkında, “Eğer bizi dinleselerdi, öldürülmezlerdi.” diyenlerdir. De ki: “Doğru söylüyorsanız, ölümü kendinizden uzaklaştırın.”

169. Allah yolunda öldürülenleri ölüler sanmayın; onlar diridirler, Rableri katında nimetlerden yararlanıyorlar.

170. Allah’ın kendilerine lütfuyla verdiği nimetlerden dolayı sevinçlidirler ve arkalarından henüz kendilerine kavuşmayanlar (ileride şehit olacak müminler) için hoşnutturlar. Çünkü (biliyorlar ki) onlara ne bir korku var ne de onlar üzülecekler.

171. Onlar, Allah tarafından kendilerine verilecek nimet ve lütfa ve Allah’ın müminlerin çabalarının karşılığını zayi etmeyeceğine sevinirler.

172. Savaşta yara aldıktan sonra, yine Allah’ın ve Peygamber’in çağrısına icabet edenlerden iyi ve takvalı olanlar için büyük bir mükâfat vardır.

173. Halk onlara, “İnsanlar size karşı (savaşmak için) bir araya gelmiştir, onlardan korkun.” dediklerinde, bu söz onların imanlarını daha da artırdı ve, “Allah bize yeter; O ne güzel vekildir!” dediler.

174. Kendilerine bir zarar dokunmadan Allah’ın verdiği nimet ve lütuf ile (savaştan) döndüler ve Allah’ın rızasına (emir ve yasaklarına) uydular. Allah, büyük bir lütuf sahibidir.

175. Kuşkusuz, Şeytan ancak kendi dostlarını korkutur. Öyleyse mümin iseniz, onlardan korkmayın, (ancak) benden korkun.

176. Küfür uğruna koşanlar seni üzmesin. Onlar Allah’a hiçbir zarar vermezler. Allah (onları kendi hallerine bırakarak) ahirette onlara bir pay vermemek istiyor. Onlara büyük bir azap vardır.

177. Kuşkusuz, iman karşılığında küfrü satın alanlar, asla Allah’a bir zarar veremezler. Onlara acı bir azap vardır.

178. Kâfirler, kendilerine mühlet vermemizin onlar için hayırlı olduğunu sanmasınlar. Onlara, sırf günahlarını artırsınlar diye mühlet veriyoruz. Onlara aşağılayıcı bir azap vardır.

179. Allah, pisleri iyilerden seçmedikçe, müminleri içinde bulunduğunuz bu durumda bırakacak değildir. Allah, sizi gayba da vâkıf kılacak değildir (ki siz bu yolla kimin gerçek mümin olduğunu bilesiniz). Ama Allah, elçileri içinden dilediğini seçer. (Gaybi haberleri ancak ona bildirir.) O hâlde, Allah’a ve elçilerine iman edin. İman edip takvalı olursanız, size büyük bir mükâfat vardır.

180. Allah’ın kendilerine lütfuyla verdiği şeylerde cimrilik yapanlar, bunun kendileri için iyi olduğunu sanmasınlar; tersine, bu onlar için (çok) kötüdür. Onların cimrilik ettikleri şey, kıyamette boyunlarına dolandırılacaktır. Göklerin ve yerin mirası Allah’ındır. Allah, yaptıklarınızdan iyice haberdardır.

181. “Allah fakirdir; biz zenginiz.” diyenlerin sözünü, hiç şüphesiz Allah duymuştur. Onların dediklerini ve peygamberleri haksız yere öldürmelerini yazacağız ve onlara (kıyamette), “Yakıcı azabı tadın!” diyeceğiz.

182. Bu (azap), sizin önceden kendi ellerinizle yaptığınız işlerin sonucudur. Yoksa Allah, kullarına asla zulmedici değildir.

183. “Allah bize emretti ki: Hiçbir peygambere (gökten inen) ateşin yutacağı bir kurban getirmedikçe inanmayalım.” diyenlere, “Benden önce açık delillerle ve dediğiniz mucizeyle birçok peygamber size geldi; doğru söylüyorsanız, neden onları öldürdünüz?” de.

184. Onlar seni yalanladılarsa, (bil ki) senden önce açık deliller, sağlam yazılar ve açıklayıcı kitaplar getiren peygamberler de (kavimleri tarafından) yalanlanmışlardır.

185. Her can ölümü tadacaktır. Şüphesiz, kıyamet günü yaptıklarınızın karşılığı size tam olarak verilecektir. Kim (o gün) ateşten uzaklaştırılıp cennete konulursa, şüphesiz o kazanmıştır. Dünya hayatı ancak aldatıcı bir metadır.

186. Şüphesiz sizler mallarınızda ve canlarınızda sınanacaksınız. Sizden önce kendilerine kitap verilenlerden ve şirke düşenlerden birçok incitici sözler işiteceksiniz. Eğer sabreder ve takvalı davranırsanız, (bilin ki) bu, kararlılık gerektiren sağlam işlerdendir.

187. Hani Allah, kendilerine kitap verilen kimselerden: “Bu kitabı halka açıklayıp onu asla gizlemeyeceksiniz” diye söz aldı. Ama onlar, (itinasızlık ederek) onu arkalarına attılar ve ona karşılık az bir bedel aldılar. Aldıkları karşılık ne de kötüdür!

188. İşledikleri (kötü) işlere sevinen ve yapmadıkları (iyi) işlerle övülmek isteyenlerin azaptan kurtulacaklarını sanma! Sakın böyle sanma! Onlara acı bir azap vardır.

189. Göklerin ve yerin hükümdarlığı Al­lah’ındır. Allah’ın her şeye gücü yeter.

190. Göklerin ve yerin yaratılışında, gece ve gündüzün birbiri ardınca gelişinde, akıl sahipleri için ayetler vardır.

191. Onlar ki, ayaktayken, otururken ve yanları üzere yatarken Allah’ı anar, göklerin ve yerin yaratılışı hakkında düşünürler: “Ey Rabbimiz! Sen bunu (bu evreni) boşuna yaratmadın! Her türlü eksiklikten münezzehsin! Bizi cehennem azabından koru!”

192. Ey Rabbimiz! Kuşkusuz, sen kimi ateşe (cehenneme) sokacak olursan, gerçekten onu aşağılamış olursun. Zalimlere hiçbir yardımcı da bulunmaz.

193. Ey Rabbimiz! Biz, “Rabbinize iman.” edin diye imana çağıran bir davetçinin çağrısını işittik de iman ettik. Ey Rabbimiz! O hâlde günahlarımızı bağışla, kötülüklerimizi bizden gider ve bizim canımızı iyilerle birlikte al.

194. Ey Rabbimiz! Peygamberlerin vasıtasıyla bize vadettiğin şeyleri bize ihsan eyle! Kıyamet günü bizi rüsva etme. Şüphesiz, sen vaadinden asla dönmezsin.

195. Rableri onların dualarını kabul buyurdu (ve şöyle dedi): Şüphesiz, ben içinizden erkek olsun, kadın olsun, amel eden hiç kimsenin çabasını boşa çıkarmam. Kiminiz kiminizdensiniz. Hicret eden, yurtlarından çıkarılan, benim yolumda eziyete maruz kalan, savaşan ve öldürülen kimselerin kesin olarak kötülüklerini gidereceğim ve onları (ağaçlarının) altından ırmaklar akan bahçelere yerleştireceğim. (Bu,) Allah katından bir mükâfattır. En güzel mükâfat, Allah katındadır.

196. Kâfirlerin şehirlerde dolaşması asl­a seni aldatmasın.

197. Bu, az bir yararlanmadan ibarettir; sonra varacakları yer, cehennemdir ve orası ne de kötü bir yerdir!

198. Ama Rablerinden korkup çekinenlere, (ağaçlarının) altından ırmaklar akan, sürekli kalacakları bahçeler vardır. Bu, Allah tarafından bir ağırlamadır. İyiler için, Allah katında olan (nimetler) daha iyidir.

199. Ehl-i kitaptan bazıları da var ki, Allah’a, size indirilene ve kendilerine indirilene -Allah’a boyun eğerek- inanırlar ve Allah’ın ayetlerini az bir bedel karşılığında satmazlar. Bunların mükâfatı, Rablerinin yanındadır. Allah’ın hesap görmesi çok süratlidir.

200. Ey iman edenler! Sabredin, birbiri­nize direnişi tavsiye edin, dayanışma içinde olun ve Allah’tan korkun, olur ki kurtuluşa erersiniz.

Meal: Murtaza Turabi

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*