30- Rum Suresi

(Mekke’de inmiştir. Bazılarına göre 17. ayeti Medine’de inmiştir. 60 ayettir.)

(Bu sure, adını Romalılarla (Bizanslılarla) ilgili olan ikinci ayetinden almaktadır. Bu sureyi okumanın fazileti Ankebut Suresi’nde zikredildi.)

Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla

1. Elif, Lâm, Mîm.

2-5. Rumlar, yakın bir yerde yenilgiye uğradılar. Onlar, bu yenilgilerinden sonra birkaç yıl içinde galip geleceklerdir. Önce de, sonra da emir Allah’ındır. İşte o gün müminler, Allah’ın yardımı için sevinirler. Allah, dilediğine yardım eder. O, üstündür ve hikmet sahibidir.

İmam Hasan Askerî (a.s)’a, bu ayet hakkında bir soru sorulduğu ve onun da şöyle dediği nakledilmiştir: “Yani, emretmeden önce de emir O’nundur, emrettikten sonra da emir O’nundur; dilediği şekilde hükmeder.” (bk. es-Safî, el-Haraic’den naklen.)

6. Bu, Allah’ın bir vaadidir. Allah sözünden caymaz; fakat insanların çoğu bilmezler.

7. Onlar, dünya hayatının dış görünüşünü bilirler; ahiretten ise habersizdirler.

8. Kendi kendilerine, Allah’ın gökleri ve yeri, ikisinin arasında olanları ancak hak olarak ve belirli bir süre için yarattığını düşünmediler mi? Gerçekten insanların çoğu, Rableriyle buluşmayı inkâr ederler.

9. Yeryüzünde gezip, kendilerinden öncekilerin sonunun nasıl olduğuna bakmadılar mı? Onlar, kendilerinden daha güçlü idiler; yeri devşirdiler ve yeryüzünü bunların bayındırlaştırmasından daha fazla bayındırlaştırdılar. Peygamberleri de onlara apaçık deliller getirdi. Allah, onlara zulmedecek değildi; ama onlar, kendilerine zulmediyorlardı.

10. Sonra, kötülük yapanların sonu pek kötü oldu. Çünkü onlar, Allah’ın ayetlerini yalanlayıp onlarla alay ediyorlardı.

11. Allah, yaratılışı başlatır; sonra onu yeniler; sonra O’na döndürülürsünüz.

12. O belirli saat ortaya çıktığı gün, suçlular ümitsizliğe kapılırlar.

13. (Allah’a) koştukları ortaklardan onlar için arabulucular olmaz ve onlar, ortaklarını inkâr ederler.

14. O belirli saat ortaya çıktığı gün, işte o gün (insanlar birbirlerinden) ayrılırlar.

15. İman edip doğru işler yapanlar, onlar, cennette mutlu edilirler.

16. Küfre düşüp ayetlerimizi ve ahiret buluşmasını yalanlayanlara gelince, işte onlar, azapta tutulurlar.

17. O hâlde akşamladığınızda ve sabahladığınızda Allah’ı tenzih edin.

18. Göklerde ve yerde, geceleyin ve öğleye girdiğinizde hamd (övgü), O’na mahsustur.

19. Ölüden diriyi çıkarır ve diriden ölüyü çıkarır ve yeryüzünü ölümünden sonra canlandırır. İşte siz de (kabirlerden) böyle çıkarılırsınız.

20. Onun ayetlerinden biri de, sizi topraktan yaratmasıdır; sonra siz, hemen her yere yayılan insanlar oldunuz.

21. Kendileri ile huzur bulmanız için size kendinizden olan eşler yaratması ve aranızda sevgi ve merhamet var etmesi de, O’nun ayetlerindendir. Gerçekten bunda, düşünen bir topluluk için ayetler vardır.

22. Gökleri ve yeri yaratması, dillerinizin ve renklerinizin değişik olması da, O’nun ayetlerindendir. Gerçekten bunda bilenler için ayetler vardır.

23. Gecede ve gündüzde uyumanız ve O’nun lütfunu aramanız da, O’nun ayetlerindendir. Gerçekten bunda, işiten bir topluluk için ayetler vardır.

24. Korku ve ümit uyandırıcı olarak şimşeği size göstermesi ve gökten su indirip ölümünden sonra onunla yeri diriltmesi de, O’nun ayetlerindendir. Gerçekten bunda, düşünen bir topluluk için ayetler vardır.

25. Göğün ve yerin O’nun emriyle durması da, O’nun ayetlerindendir. Sonra sizi (yerden çıkmak için) bir tek davetle çağırınca hemen çıkıverirsiniz.

26. Göklerde ve yerde olanlar, O’nundur. Hepsi, O’na boyun eğmiştir.

27. Yaratılışı başlatan, sonra onu yenileyen O’dur. Bu, O’nun için pek kolaydır. Göklerde ve yerde en güzel örnek (vasıf) O’nundur. O, üstündür ve hikmet sahibidir.

28. Size kendinizden bir örnek veriyor: Size verdiğimiz rızklarda, kölelerinizden sizinle eşit haklara sahip ve birbirinizden çekindiğiniz gibi kendilerinden çekindiğiniz ortaklarınız var mı? Böylece ayetlerimizi düşünen bir topluluk için açıklıyoruz.

29. Fakat zulmedenler, bilgisizce heva ve heveslerine uydular. Allah’ın saptırdığını, artık kim hidayete erdirebilir?! Onların yardımcıları da yoktur.

30. Yüzünü hakka yönelmiş olarak dine çevir; Allah’ın insanları üzerine yaratmış olduğu yaratışına. Allah’ın yaratışında bir değişiklik olmaz. İşte sağlam din budur; fakat insanların çoğu bilmezler.

İmam Ca’fer Sadık (a.s)’dan rivayet edildiğine göre, ayette geçen “yaratış”tan maksat, Allah’ın insanları tevhit üzere yaratmış olduğudur. (bk. el-Burhan.)

31. O’na yönelerek O’ndan korkun. Namazı hakkıyla kılın ve müşriklerden olmayın.

32. Dinlerini ayıran ve gruplar hâline gelenlerden olmayın. Her grup, kendi yanında olan ile sevinir.

33. İnsanlara bir keder dokununca, Rablerine yönelerek O’na yalvarırlar. Sonra O, kendi katından onlara bir rahmet tattırdığında, bakarsın ki onlardan bir kesimi, Rablerine ortak koşarlar.

34. Kendilerine verdiklerimizi inkâr etsinler bakalım! Zevkinizi sürün; yakında bileceksiniz!

35. Yoksa onlara kesin bir delil indirmişiz de, o delil mi ortak koşmalarını söylüyor.

36. İnsanlara bir rahmet tattırdığımızda, ona sevinirler. Ama kendi elleriyle önceden yaptıkları yüzünden başlarına kötülük gelirse, hemen ümitsizliğe kapılırlar.

37. Allah’ın, rızkı dilediğine yaydığını da, daralttığını da görmüyorlar mı? İşte bunda, iman eden topluluk için ayetler vardır.

38. Akrabana hakkını ver; yoksula ve yolda kalmışa da (haklarını ver). Al­lah’ın hoşnutluğunu isteyenler için bu, daha hayırlıdır. Bunlar, kurtuluşa erenlerdir.

(bk. Açıklamalar Bölümü: 146)

39. İnsanların malları içinde artsın diye riba kastıyla verdiğiniz (borç) mal, Allah’ın katında artmaz. Fakat Al­lah’ın hoşnutluğunu dileyerek verdiğiniz zekâta gelince, işte bunlar (zekât verenler), (mükâfatlarını) iki kat artırmaktadırlar.

40. Sizi yaratan, sonra size rızk veren, sonra sizi öldürecek olan, sonra sizi diriltecek olan, Allah’tır. Allah’a koştuğunuz ortaklarınızdan bunlardan herhangi birini yapan var mı? Allah, onların ortak koştuklarından yüce ve münezzehtir.

41. İnsanların kendi elleriyle işlediklerinden dolayı kara ve denizde bozulma meydana geldi. Böylece, belki dönerler diye yaptıklarının bir kısmını kendilerine tattırmaktadır.

İmam Cafer Sadık (a.s)’dan şöyle nakledilmiştir: “Nimetleri değiştiren günahlar, başkalarının hakkına tecavüz etmektir. Pişmanlık meydana getiren günah, adam öldürmektir. Bedbahtlıklara yol açan günah, zulümdür. Perdeleri yırtan günah, içki içmektir. Rızkı önleyen günah, riyadır. Ölümü çabuklaştıran günah, akrabalarla iyi ilişkiyi kesmektir. Duayı geriye çeviren ve havayı karartan günah, baba ve anneye karşı gelmektir.” (bk. el-Burhan Tefsiri, el-Kâfî’den naklen.)

42. De ki: “Yeryüzünde dolaşın ve öncekilerin sonunun nasıl olduğuna bakın.” Onların çoğu, (Allah’a) ortak koşarlardı.

43. Allah katından dönüşü olmayan gün gelmeden önce yüzünü sağlam olan dine dosdoğru yönelt. O gün onlar parçalanırlar.

44. Küfre düşenin küfre düşmesi, kendi aleyhinedir. Doğru iş yapanlar da, kendileri için hazırlık yapmaktadırlar.

45. Çünkü (Allah), iman edip doğru işler yapanlara kendi lütfundan karşılık verecektir. Kuşkusuz O, kâfirleri sevmez.

46. Rahmetinden size tattırması, emriyle gemilerin hareket etmesi için ve lütfunu arayasınız ve şükredesiniz diye müjdeciler olarak rüzgârları göndermesi, O’nun ayetlerindendir.

47. Senden önce kendi kavimlerine nice peygamberler gönderdik, onlara apaçık deliller getirdiler. Sonunda suç işleyenlerden intikam aldık. Müminlere yardım etmek, bize düşen bir haktır.

Allah’ın suçlulardan intikam alması ve müminlere yardım etmesi, çeşitli şekillerde tezahür eder. Kâfirlerin müminlerle savaşta yenik düşmeleri, zalimlerin birbirlerine musallat olması ve aralarında ihtilafın oluşması veya hidayetten mahrum kalmaları vb. şekillerde olabilir. İmam Sadık (a.s)’dan şöyle nakledilmiştir: “Allah’ın mümine yardımı olarak, düşmanının Allah’a isyanla uğraştığını görmesi yeter.” (bk. es-Safî, el-Fakih’ten naklen.)

48. Allah rüzgârları gönderir; bunlar bulutu harekete geçirirler. Böylece Allah onu gökte dilediği gibi yayar ve yoğunlaştırır. Sonra arasından yağmur çıktığını görürsün. Onu kullarından dilediği kimselere ulaştırınca, onlar hemen sevinirler.

49. Oysa onlar, onun öncesinde, kendilerine (yağmur) indirilmeden, ümitsiz idiler.

50. İşte Allah’ın rahmetinin sonuçlarına bak; yeri ölümünden sonra nasıl diriltiyor! Ölüleri de diriltecek olan O’dur. O’nun her şeye gücü yeter.

51. Bir rüzgâr göndersek de (ekinin) sarardığını görseler, mutlaka bunun ardından nankörlük ederler.

52. Kuşkusuz, sen ölülere işittiremezsin ve yüzlerini dönüp giderlerken sağırlara da bu çağrıyı duyuramazsın.

53. Körleri de sapıklığından vazgeçirip hidayete erdiremezsin. Ancak teslimiyet içinde ayetlerimize iman edenlere duyurabilirsin.

54. Sizi güçsüz bir maddeden yaratan, sonra güçsüzlüğün ardından kuvvet veren, sonra kuvvetin ardından güçsüzlük ve yaşlılık veren Allah’tır. O, dilediğini yaratır. O, bilendir ve güçlüdür.

55. Kıyamet kopunca, suç işleyenler, bir saatten fazla kalmadıklarına yemin ederler. İşte böyle (haktan) çevriliyorlardı.

56. Ama kendilerine ilim ve iman verilenler, “Siz, Allah’ın kitabında, diriliş gününe kadar kaldınız. İşte bugün diriliş günüdür. Fakat siz bilmiyordunuz.” derler.

57. Artık o gün, zulmedenlere mazeretleri bir fayda etmez. Ve onlardan (Allah’ı) hoşnut etmeleri de istenmez.

58. Gerçekten biz, bu Kur’an’da insanlar için her türlü örneği verdik. Eğer kendilerine bir ayet getirsen, küfre düşenler, “Siz ancak boş laf uyduranlarsınız.” derler.

59. Allah, bilmeyenlerin kalplerini işte böyle mühürler.

60. Sabret; kuşkusuz, Allah’ın vaadi haktır. Sakın, yakinleri olmayanlar, seni hafifliğe sürüklemesinler.

Meal:Murtaza Turabi

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*