34- Sebe Suresi

(Mekke’de inmiştir. Ama bazılarına göre, 6. ayeti Medine’de inmiştir. 54 ayettir.)

(15-19. ayetlerinde, Yemen ülkesinde bulunan Sebe’ şehrine ait olaylardan bahsedildiği için bu adı almıştır. İmam Sadık (a.s)’dan şöyle dediği nakledilmiştir: “Kim iki Hamd’ı, yani Sebe’ ve Fâtır surelerini (Bu sureler hamd ile başladığı için bunlara Sebe’ ve Fâtır Hamdı denir) geceleyin okursa, o gece boyunca Allah’ın hıfzı ve korumasında olur. Kim de gündüz okursa, o gün rahatsız edecek bir şey başına gelmez ve dünya ve ahiret hayırından ona kalbinde tasavvur etmediği ve arzulayamadığı hayır verilir.” (bk. Mecmau’l-Beyan Tefsiri.))

Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla

1. Hamd, göklerde ve yerde bulunan her şey kendisine ait olan Allah içindir. Ahirette de hamd, O’na mahsustur. O, hikmet sahibidir ve (her şeyden) haberdardır.

2. O yere gireni ve ondan çıkanı ve gökten ineni ve oraya çıkanı bilir. O, sürekli merhamet edendir ve çok bağışlayandır.

3. Kâfir olanlar, “O kıyamet saati bize gelmez.” dediler. De ki: “Hayır, gaybı bilen Rabbime yemin olsun ki, o mutlaka size gelecektir. Göklerde ve yerde zerre ağırlığında bir şey O’ndan gizli kalmaz. Bundan daha küçük veya daha büyük ne varsa, hepsi apaçık bir kitaptadır.

4. İman edip doğru işler yapanları mü­kâfatlandırması için (her şey apaçık bir kitapta yazılır). İşte onlar için bağışlanma ve değerli bir rızk vardır.

5. Ayetlerimizle uğraşarak bizi acze uğratmaya çalışanlara, pislikten oluşan acı bir azap vardır.

6. Kendilerine ilim verilenler, Rabbinden sana indirilenin hak olduğunu, üstün ve övgüye layık olan (Allah’)ın yoluna hidayet ettiğini görürler.

7. Kâfir olanlar şöyle dediler: “(Toprak altında) parçalanıp büsbütün dağıldığınız zaman başka bir yaratılışa gireceğinizi bildiren kişiyi size gösterelim mi?

8. Bir yalan uydurup Allah’a mı isnat etmiş, yoksa onda bir delilik mi var? Hayır; gerçek şu ki, ahirete inanmayanlar, azaptadırlar ve uzak bir sapıklık içindedirler.

9. Önlerindeki ve arkalarındaki gök ve yeri görmediler mi? Dilesek, onları yere geçiririz ya da başlarına gökten parçalar düşürürüz. İşte bunda, Allah’a yönelen her kul için bir ayet vardır.

10. Gerçekten Davud’a katımızdan bir üstünlük verdik. “Ey dağlar ve kuşlar! (Allah’ı anmada) onunla eşlik edin.” (dedik.) Demiri de ona yumuşattık;

11. “Geniş zırhlar yap ve dokumasında ölçüleri koru.” diye. “İyi işler yapın. Kuşkusuz, ben, yaptıklarınızı görmekteyim.” (dedik.)

12. Sabah gidişi bir aylık mesafe olan ve akşam dönüşü bir aylık mesafe olan rüzgârı da, Süleyman’ın emrine verdik. Erimiş bakır madenini onun için akıttık. Rabbinin izniyle cinlerden onun yanında çalışanlar vardı. Onlardan emrimizden çıkanlara alevli azaptan tattırıyorduk.

13. Onlar, Süleyman’a dilediği görkemli binalar, heykeller, havuzlar büyüklüğünde kaplar ve sabit kazanlar yapıyorlardı. Ey Davud soyu! Şükretmek için amel edin. Kullarımdan sürekli şükredenler azdır.

14. Süleyman’ın ölümüne hükmettiğimiz zaman onun öldüğünü ancak asasını yiyen bir yer kurdu onlara bildirdi. Süleyman yıkılınca cinler anladılar ki, gaybı bilmiş olsalardı, bu aşağılayıcı azap içinde beklemezlerdi.

15. Sebe’ (halkı) için yaşadıkları yerde bir ayet vardı; sağda ve solda yer alan iki bahçe bulunmaktaydı. “Rabbinizin rızkından yiyin ve O’na şükredin. İşte güzel bir şehir ve bağışlayan bir Rab!”

Sebe’; Yemen Araplarının kabilesi, bu kabilenin soyunun dayandığı kişinin adı.

16. Fakat onlar yüz çevirdiler de, onlara Arim selini gönderdik ve iki bahçelerini buruk yemişli ve içinde ılgın, biraz da sedir ağacı bulunan iki bahçeye dönüştürdük.

17. Nankörlük ettikleri için böylece onları cezalandırdık. Biz, nankörden başkasını cezalandırır mıyız?

18. Onlarla, bereket verdiğimiz şehirler arasında açıkça görünen beldeler meydana getirdik ve gezip dolaşmalarını onlar arasında kıldık. “Artık gece ve gündüz güven içinde oralarda gezin.” dedik.

Bereket verilen şehirler, bazılarına göre Şam bölgesinin şehirleri ve bazılarına göre Beytü’l-Makdis bölgesinin şehirleridir. O dönemde Sebe’ halkının yaşadığı şehirler ile Şam veya Filistin bölgesinin arası bol suyu olan verimli bölgeler olduğu için yol üzerinde yakın mesafelerle şehirler oluşturulmuş, böylece yolculuk için azık taşımaya gerek kalmamıştır. Ayrıca bu, yolcuların güvenliğinin sağlanmasında da etkili idi. (bk. Mec­mau’l-Beyan Tefsiri.)

19. Onlar, “Rabbimiz! Yolculuklarımızın mesafesini uzaklaştır.” dediler ve kendilerine zulmettiler. Biz de onları, öykülere çevirdik (isimleri yalnız hikâyelerde kaldı) ve onları büsbütün parçaladık ve dağıttık. Kuşkusuz, bunda çok sabreden ve çok şükreden herkes için ayetler vardır.

20. Gerçekten İblis, onlar hakkındaki zannını doğru çıkardı; müminlerden bir kesimi dışında hepsi ona uydular.

21. Şeytan’ın onların üzerinde bir egemenliği yoktu. Sadece ahirete inananı, onun hakkında tereddütte olandan ayırt ederek belirlemek istedik. Rabbin, her şeyi koruyandır.

22. De ki: “Allah’ı bırakıp da ilah sandıklarınıza yalvarın. Onlar, göklerde ve yerde bir zerre ağırlığında bir şeye sahip değillerdir; onların bu ikisinde bir ortaklığı da yoktur; Allah’ın onlardan bir destekçisi de bulunmamaktadır.”

23. O’nun huzurunda, şefaat edilmesine izin verilenin dışında şefaat bir fayda etmez. Nihayet yüreklerinden korku kalkınca, “Rabbiniz ne dedi?” derler. Onlar, “Hakkı söyledi.” derler. O, yüce ve büyüktür.

24. De ki: “Size göklerden ve yerden rızk veren kimdir?” De ki: “Allah’tır. O hâlde biz veya siz, ikimizden biri, ya hidayet üzerinde ya da apaçık bir sapıklık içindeyiz.”

25. De ki: “Bizim işlediğimiz suçlardan ötürü siz sorgulanmazsınız ve biz de sizin yaptıklarınızdan sorulacak değiliz.”

26. De ki: “Rabbimiz hepimizi bir araya toplayacaktır, sonra aramızda hak ile hükmedecektir. O, hüküm veren ve bilendir.”

27. De ki: “O’na koştuğunuz ortaklarınızı bana gösterin. Hayır! Üstün ve hikmet sahibi Allah, ancak O’dur.”

28. Biz seni bütün insanları kapsayan bir mesajla müjdeci ve uyarıcı olarak gönderdik. Ama insanların çoğu bilmezler.

Bu ayette açıklandığı üzere Peygamber’in mesajı, belli bir yöre veya zamanla sınırlı değil, bütün insanları kapsamına almaktadır.

29. “Eğer doğru söylüyorsanız, bu vaat ne zaman gerçekleşir?” derler.

30. De ki: “Size belirlenmiş bir gün vardır; ondan ne bir saat geriye kalırsınız, ne de öne geçersiniz.”

31. Kâfirler dediler ki: “Biz, bu Kur’an’a ve ondan öncekine asla inanmayız. O zalimleri, Rablerinin huzurunda durduruldukları zaman birbirleriyle tartışırken bir görsen! Zayıf düşürülenler, büyüklük taslayanlara, “Siz olmasaydınız, biz mutlaka mümin olurduk.” derler.

32. Büyüklük taslayanlar da zayıf düşürülenlere, “Hidayet size geldikten sonra biz mi ondan sizi alıkoyduk?! Hayır, siz kendiniz suç işleyen kişilerdiniz.” derler.

33. Zayıf düşürülenler, büyüklük taslayanlara, “Hayır, (siz) gece ve gündüz hile yapıp, bize Allah’ı inkâr etmemizi ve O’na ortak koşmamızı emrederdiniz.” Azabı gördükleri zaman pişmanlığı içlerinde gizlerler. Küfre sapanların boyunlarına demir halkalar takarız. Onlar, yaptıklarından başka bir şeyle mi cezalandırılırlar?

Yukarıdaki ayetlerden anlaşıldığı üzere şartlar ne olursa olsun, toplumsal cebir oluşmaz ve kişi, taşıdığı hür iradesi gereği kendisine gelen bilgiyi değerlendirip hakka sarılmalıdır.

34. Biz hangi şehre bir uyarıcı gönderdiysek, mutlaka oranın zevke düşkün varlıklı kimseleri, “Biz, sizin ulaştırmakla görevlendirildiğiniz mesajı inkâr ediyoruz.” dediler.

35. Ve dediler ki: “Bizim mal ve çocuğumuz daha fazladır Biz, azaba da uğratılmayız.”

36. De ki: “Rabbim, dilediğine rızkını yayar ve (dilediğine) kısar. Fakat insanların çoğu (bunu) bilmezler.”

37. Ne mallarınız, ne de çocuklarınız, sizi huzurumuza yaklaştıracak değildir. Ancak iman edip doğru işler yapan kişiler, işte onlara, yaptıkları işlerden dolayı iki kat mükâfat vardır ve onlar cennet köşklerinde güven içindedirler.

38. Bizi âciz bırakmak için ayetlerimizle uğraşanlar, işte onlar, azapta bulundurulurlar.

39. De ki: “Rabbim, kullarından dilediğine rızkını yayar ve (dilediğine) kısar. (Allah yolunda) harcadığınızın yerini O doldurur. O, rızk verenlerin en hayırlısıdır.

40. Bir gün (kıyamet günü) onların tümünü toplar, sonra meleklere der ki: “Bunlar, size mi tapıyorlardı?”

41. Derler ki: “Seni tenzih ederiz. Sen bizim velimizsin, onlar değil. Hayır, onlar, cinlere tapıyorlardı. Çoğu, cinlere inanmıştı.”

42. Artık bugün birbirinize ne bir yarar sağlayabilir, ne de bir zarar verebilirsiniz. Zulmedenlere, “Yalanladığınız o ateşin azabını tadın.” deriz.

43. Kendilerine apaçık ayetlerimiz okununca, “Bu, ancak babalarınızın taptığından sizi alıkoymak isteyen bir adamdır.” derler. Ve “Bu, ancak uydurulmuş bir yalandır.” derler. Kâfir olanlar, hak kendilerine geldiğinde, hak için, “Bu, apaçık bir büyüden başka bir şey değildir.” derler.

44. Biz onlara, okuyacakları bir kitap vermedik ve senden önce onlara bir uyarıcı da göndermedik.

45. Bunlardan öncekiler de yalanladılar. Bunlar, öncekilere verdiğimizin onda birine bile erişmemişlerdir. Onlar, peygamberlerimi yalanladılar da onlara benim cezam nasıl oldu?!

46. De ki: “Ben size yalnız bir öğüt veriyorum: İkişer ikişer ve tek tek, Allah için kalkın; sonra düşünün. Arkadaşınızda (Peygamber’de) bir delilik yoktur. O, sadece çetin bir azap öncesinde sizin için bir uyarıcıdır.”

Bu ayette insanın, içinde bulunduğu bozuk toplumsal şartların doğurduğu baskıların etkisinden ve kalabalıkların oluşturduğu akıntılarla kapılmaktan kurtulmak için, Allah için o şartlardan ve kalabalıklardan uzaklaşması, evren ve kendi yaratılışı hakkında düşünmesi önemle tavsiye edilmiştir.

47. De ki: “Sizden istediğim karşı­lık, sadece sizin içindir. Benim mükâfa­tım, sadece Allah’a aittir. O, her şeye şahittir.”

48. De ki: “Kuşkusuz, Rabbim hakkı ortaya atar. O, gaypları bilendir.”

49. De ki: “Hak geldi. Batıl ne (bir şeyi) ortaya çıkarır, ne de (yok olanı) geri çevirir.”

50. De ki: “Eğer saparsam, sapmamın vebali kendime aittir. Eğer hidayete erişirsem, bu, Rabbimin bana vahyetmesi sayesindedir. Kuşkusuz O, işitendir ve yakındır.”

51. Onları korkuya kapıldıkları zaman bir görsen! Artık bir kurtuluş ve kaçış yoktur. Yakın bir yerden yakalanırlar.

52. “Ona (Kur’an’a) iman ettik.” dediler. Fakat uzak bir yerden imanı elde etmeleri nasıl olabilir?

53. Oysa önceden onu inkâr etmişlerdi ve uzak bir yerden gayb hakkında görüş belirtiyorlardı.

İnsanlar kendi güç ve bilinç çerçevelerinde olan işleri, yani kendilerine yakın olan işleri düzeltmedikçe gayb âlemi ile ilgili üstün gerçeklere yaklaşmaları mümkün olmaz. Başka bir ifade ile insan, kendisine uzak olan gayb âleminin gerçeklerine iman edebilmesi için, ona yakın olan bildiği gerçekleri ayak altına almamalıdır. Yukarıdaki ayetler, bu manaya işaret olabilir.

54. Bundan önce onların benzerleri hakkında yapıldığı gibi, kendileriyle arzuladıkları şey arasına girilir. Kuşkusuz, onlar şiddetli bir şüphe içindeydiler.

Meal: Murtaza Turabi

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*