36- Yasin Suresi

(Mekke’de inmiştir. Sadece bazı görüşlere göre 47. ayeti Mekke’de inmemiştir. 83 ayettir.)

(Adını ilk ayetinden almıştır. İmam Sadık (a.s)’dan şöyle nakledilmiştir: Her şeyin bir kalbi vardır Kur’an’ın kalbi de Yasin’dir. Kim gündüz akşam olmadan bu sureyi okursa o gün akşam oluncaya kadar korunmuşlardan rızıklanmışlardan olur. Kim de uyumadan önce geceleyin onu okursa Allah onu her azgın şeytandan ve afetten korumaları için bin meleği onunla görevlendirir. Eğer o uykusunda ölürse cennete girer… (bk. Mecmau’l-Beyan Tefsiri.))

Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla

1. Ya, Sîn.

2. Hikmetli Kur’an’a andolsun,

3. Kuşkusuz sen peygamberlerdensin.

4. Doğru yol üzeresin.

5. (Bu Kur’an,) üstün ve merhametli Allah tarafından indirilmiştir;

6. Babaları uyarılmamış, kendileri de gaflette olan bir toplumu uyarman için.

7. Gerçekten karar onların çoğu hakkında kesinleşmiştir; artık onlar iman etmezler.

8. Kuşkusuz, biz onların boyunlarına, çenelerine dayanan halkalar geçirdik; artık kafaları havada kalmıştır.

9. Önlerine bir set, arkalarına da bir set çektik; gözlerini de perdeledik; artık onlar görmezler.

10. Onları uyarsan da, uyarmasan da onlar için birdir, iman etmezler.

11. Sen ancak, Kur’an’a uyan ve gizlide Rahman’dan korkan kimseyi uyarırsın. İşte böyle birisini, bağışlanma ve değerli bir mükâfatla müjdele.

12. Kuşkusuz, ölüleri ancak biz diriltiriz; onların hazırlayıp gönderdiklerini ve izlerini yazarız. Biz, her şeyi apaçık bir önderde saymışız.

“Apaçık önder”den maksadın levh-i mahfuz olduğu söylenmiştir. (bk. et-Tibyan Tefsiri) Ehl-i Beyt’ten gelen hadislere göre, Hz. Ali (a.s) ve o hazretin 11 masum evladıdır. Her şeyin bilgisi, bu ilahî önderlere verilmiştir. (bk. el-Burhan Tefsiri.)

13. Onlara, o şehrin halkını örnek ver. Hani onlara peygamberler gelmişti.

14. Onlara iki kişiyi elçi olarak gönderdik de, onları yalanladılar ve biz onları üçüncü bir elçi ile destekledik. Onlar, “Kuşkusuz, biz size gönderilmiş elçileriz.” dediler.

15. (O şehrin halkı,) “Siz de, ancak bizim gibi beşersiniz. Rahman da, hiçbir şey indirmemiştir. Siz, ancak yalan söylüyorsunuz.” dediler.

16. Onlar, “Rabbimiz biliyor ki, biz size gönderilmiş elçileriz.” dediler.

17. “Bize düşen vazife, ancak apaçık şekilde mesajı iletmektir.”

18. Onlar ise, “Biz sizi uğursuz biliyoruz. Eğer vazgeçmezseniz, mutlaka sizi taşlarız ve bizden acı bir işkenceye uğrarsınız.” dediler.

19. (Peygamberler,) “Uğursuzluğunuz sizinle birliktedir (kendinizden kaynaklanır). Size öğüt verilirse (böyle mi karşılık verirsiniz)?! Aslında siz aşırı giden bir topluluksunuz.” dediler.

20. Şehrin ta öte ucundan bir adam koşarak geldi. Dedi ki: “Ey kavmim! Peygamberlere uyun.”

Tefsirlerde yer aldığı üzere bu adam, Ha­bib-i Neccar’dır. Antakya halkının kendilerine gönderilen peygamberleri yalanlamalarını ve onları öldürmek istemelerini haber alınca, şehrin diğer ucundan koşarak gelmiş ve halkı peygambere iman etmeye davet etmiştir.

21. “Sizden bir karşılık istemeyen ve kendileri de hidayete ermiş olan kimselere uyun.”

22. “Niçin beni var edene ibadet etme­yeyim?! Siz de O’na döndürüleceksiniz.”

23. “O’ndan başka ilahlar mı edineyim?! Eğer Rahman bana bir zarar dokundurmak isterse, onların arabuluculuğu bana bir yarar sağlamaz ve onlar beni kurtaramazlar.”

24. “Kuşkusuz, ben o durumda apaçık bir sapıklıkta olurum.”

25. “Kuşkusuz, ben Rabbinize iman ettim. O hâlde beni dinleyin.”

26. Denildi ki: “Gir cennete.” O, “Keşke dedi, kavmim bilseydi,”

27. “Rabbimin beni nasıl bağışladığını ve beni değerli kimselerden kıldığını.”

28. Ondan sonra kavminin üzerine gökten bir ordu indirmedik, indirecek de değildik.

29. O (azap), sadece korkunç bir sesten ibaretti; bir anda sönüp gittiler.

30. Ne yazık şu kullara! Kendilerine gelen her elçiyi alaya alıyorlar.

31. Kendilerinden önce nice kuşakları helak ettiğimizi, onların artık bunların yanına dönmeyeceğini görmediler mi?!

32. Onların tümü, mutlaka huzurumuza getirilecekler.

33. Ölü yeryüzü de onlara bir ayettir; biz onu dirilttik ve ondan taneler çıkardık da ondan yerler.

34. Orada hurma ve üzüm ağaçlarından bahçeler var ettik. Orada pınarlar ortaya çıkardık.

35. Onun meyvesinden ve elleriyle yaptıkları ürünlerden yesinler diye. Acaba şükretmezler mi?!

Bir başka ihtimale göre ayetin anlamı şöyledir: “Onun kendi elleriyle meydana getirmedikleri meyvesinden yesinler.” (bk. et-Tibyan Tefsiri.)

36. Yerin bitirdiklerinden, kendilerinden ve bilmedikleri şeylerden çiftler yaratan (Allah) her eksiklikten münezzehtir.

37. Gece de onlara bir ayettir; gündüzü ondan soyup çıkarırız, o anda onlar karanlığa dalarlar.

38. Güneş, karar bulacağı yerine doğru akıp gider. İşte bu, üstün ve bilen Allah’ın belirlediği ölçüdür.

39. Ay için de birtakım menziller belirledik; nihayet eski ve eğri bir hurma dalı gibi oldu.

40. Ne aya ulaşmak güneşe düşer, ne de gece gündüzü geçer. Onlardan her biri, bir yörüngede yüzerler.

41-42. Onlar için bir ayet de, dolu bir gemide soylarını taşımamız ve onlar için ona benzer bir binecek yaratmamızdır.

43. Dilersek, onları suda boğarız. Ne onların feryadına koşan olur ve ne de onlar kurtarılırlar.

44. (Onları kurtarmamız,) ancak bizden bir rahmettir ve belirlenmiş zamana kadar yararlanmaları içindir.

45. Onlara, “Önünüzde ve arkanızda olanlardan korkun. Umulur ki size merhamet edilir.” denilince (aldırmazlar).

46. Kendilerine Rablerinin ayetlerinden gelen her ayetten mutlaka yüz çevirirlerdi.

47. Onlara, “Allah’ın size verdiği rızklardan (Allah yolunda) harcayın.” denildiğinde, küfre sapanlar iman edenlere derler ki: “Allah’ın dilediği takdirde yedirebileceği kimseye mi yedirelim? Siz sadece apaçık bir sapıklıktasınız.”

48. “Eğer doğru söylüyorsanız, bu vaat ne zaman gerçekleşir?” derler.

49. Onlar, ancak korkunç bir sesi beklerler; çekişip dururken kendilerini yakalar.

50. Artık ne vasiyet edebilirler, ne de ailelerine dönebilirler.

51. Ve Sûr’a üfürülür de o anda onlar kabirlerinden Rablerine doğru koşarlar.

52. “Yazıklar olsun bize! Uyuduğumuz yerden bizi kim diriltip çıkardı. Budur Rahman’ın bize vaadi ve peygamberler doğru söylemişler.” derler.

53. O, ancak korkunç bir sesten ibarettir. Aniden onların hepsi huzurumuza getirilirler.

54. O gün kimseye hiçbir zulmedilmez. Ve siz ancak yaptıklarınızla mükâfat­landırılırsınız.

55. Kuşkusuz, cennetlikler bugün güzel bir uğraşı ile eğlenirler.

56. Onlar ve eşleri, gölgeliklerde tahtlara dayanmışlardır.

57. Orada meyveler ve arzuladıkları her şey onlar için vardır.

58. Merhametli Rab tarafından söylenen bir selam var onlara.

59. Ayrılın bugün ey suçlular!

60-61. Ey Âdemoğulları! “Şeytan’a kulluk etmeyin; o size apaçık düşmandır; yalnız bana kulluk edin. İşte doğru yol budur.” diye tavsiye edip sizden söz almadım mı?

62. Gerçekten o, sizden kalabalık bir kesimi saptırdı. Hâlâ düşünmüyor musunuz?

63. Budur size vadedilen cehennem.

64. Kâfir olduğunuz için bugün oraya girin.

65. O gün ağızlarını mühürleriz, yaptıkları işler hakkında elleri bizimle konuşur ve ayakları şahitlik eder.

66. Dilesek, gözlerini kör ederiz de yola doğru koşarlar. Ama nasıl görebilirler?

67. Dilesek, onları durdukları yerde şekillerini değiştiririz, artık ne ileriye gidebilirler ve ne de geri dönebilirler.

68. Kimin ömrünü uzatırsak, onun yaratılışını tersine çeviririz (onu güçsüz ve zayıf hâle düşürürüz). Hâlâ düşünmezler mi?!

69. Biz ona şiir öğretmedik, zaten ona yaraşmazdı da. Bu, bir öğüt ve apaçık Kur’an’dan başka bir şey değildir.

70. Diri olanı uyarması ve kâfir olanlar hakkında azap sözünün gerçekleşmesi için.

71. Kendileri için ellerimizin eseri olan hayvanlar yarattığımızı görmediler mi? Onlar, bu hayvanlara sahip olurlar.

72. Bu hayvanları onların emrine verdik; binekleri onlardan ve onlardan yerler.

73. Bu hayvanlarda kendileri için nice yararlar ve içecekler vardır. Hâlâ şükretmezler mi?!

74. Bir destek bulmak umuduyla Allah’ı bırakıp da başka ilahlar edindiler.

75. İlahlarına hazırda bekleyen askerler olmalarıyla birlikte, o ilahlar, onlara bir yardım edemezler.

76. Artık onların sözü seni üzmesin. Onların gizlediklerini de, açıkladıklarını da biliriz.

77. İnsan kendisini bir nutfeden yarattığımızı görmedi mi ki, şimdi apaçık bir düşman kesilmiştir?!

78. Kendi yaratılışını unutarak bizim için bir örnek verdi ve şöyle dedi: “Çürüyüp dağıldıkları hâlde bu kemikleri kim diriltecek?!”

79. De ki: “Onu ilk defa yaratan, onu diriltecektir. O, her türlü yaratmayı bilir.

İmam Cafer Sadık (a.s)’dan şöyle nakledilmiştir: Kureyş’ten olan Übey b. Halef, bir bahçeden çürümüş bir kemik alarak elinde ufaladı ve “Ey Muhammed! Çürümüş kemik olduktan sonra mı diriltileceğiz?” dedi. Bunun üzerine Allah Teala şu ayeti indirdi: “Kendi yaratılışını unutarak bizim için bir örnek verdi ve şöyle dedi: “Çürüyüp dağıldıkları hâlde bu kemikleri kim diriltecek?” De ki: “Onu ilk defa yaratan, onu diriltecektir. O her türlü yaratmayı bilir.” (bk. Nuru’s-Sekalayn Tefsiri) Büyük filozoflar da, bu ayette açıklanan delilin kıyamette dirilişin ispatı için en sağlam delillerden olduğunu bildirmişlerdir.

80. Yaktığınız o yeşil ağaçtan sizin için ateş çıkaran O’dur.

81. Gökleri ve yeri yaratanın, onların benzerini yaratmaya gücü yok mu?! Elbette var. O, çok yaratan ve bilendir.

82. O’nun emri, bir şeyi dilediği zaman sadece ona “Ol.” demektir. O da (hemen) olur.

83. Her şeyin melekûtu (hükümranlığı) elinde bulunan (Allah) her eksiklikten münezzehtir. Ve siz O’na götürüleceksiniz.

 Meal:Murtaza Turabi

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*