37- Saffat Suresi

(Mekke’de inmiştir; 182 ayettir.)

   (bk. Açıklamalar Bölümü: 151)

Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla

1. Andolsun sıra sıra dizilen (melek)lere.

2. Sakındırıp duranlara.

3. Öğüt almak için okuyanlara.

Bir başka tefsire göre, “Zikr’i (Kur’an’ı) okuyanlara.” diye tercüme edilir.

4. Kuşkusuz, sizin ilahınız birdir.

5. Göklerin, yerin ve bunların arasında bulunanların Rabbi­dir O; ve (bütün) doğuların Rabbidir.

6. Kuşkusuz, biz yakın göğü yıldızlar süsü ile süsledik.

7. Onu her azgın şeytandan koruduk.

8. Onlar, o yüce topluluğu dinleyemezler; her yönden taşlanırlar.

9. Uzaklaştırılırlar ve onlar için ardı arkası kesilmeyen bir azap vardır.

10. Ancak gizlice bir söz çalan müstesna. Onun da yakıcı bir göktaşı arkasına takılır.

11. Şimdi onlara sor: Onlar mı yaratılış yönünden daha güçlüdürler yoksa bizim (göklerde) yarattığımız kimseler mi? Kuşkusuz, biz onları yapışkan bir çamurdan yarattık.

12. Sen hayret edersin, onlar ise alay ederler.

13. Kendilerine öğüt verilince öğüt almazlar.

14. Bir ayet gördüklerinde onu alay konusu ederler.

15. Ve “Bu, apaçık bir büyüden başka bir şey değildir.” derler.

16. “Biz öldüğümüz, toprak ve kemik ol­duğumuz zaman tekrar mı diriltileceğiz?!”

17. “İlk babalarımız da mı?!”

18. De ki: “Evet, (tekrar diriltileceksiniz;) hem de hor hakir bir vaziyette.”

19. O, korkunç bir haykırmadır; o anda hemen (dirilip etrafa) bakarlar.

20. Şöyle derler: “Yazıklar olsun bize! İşte bu, ceza ve mükâfat günüdür.”

21. “Bu sizin yalanladığınız yargı günüdür.”

 22-23. Zulmedenleri, onların eşlerini ve Allah’tan başka taptıklarını bir araya toplayın ve onlara cehennemin yolunu gösterin.

24. Onları bekletin; onlar sorgulanacaklardır.

25. Size ne oldu da birbirinizle yardımlaşmıyorsunuz?!

26. Hayır, onlar bugün teslimiyet içindeler.

27. Bir kesimi diğer kesime dönerek, birbirlerini sorguya çekerler.

28. “Sağdan (sağduyu adına) bize doğru gelen sizdiniz.” derler.

29. Öbürleri, “Hayır, gerçekte siz iman etmiş değildiniz.” derler.

30. “Bizim size bir egemenliğimiz yoktu; aslında siz azgın bir topluluktunuz.”

31. “Bu yüzden Rabbimizin sözü, bizim hakkımızda gerçekleşti. Kuşkusuz biz azabı tadacağız.”

32. “Biz sizi saptırdık; çünkü kendimiz sapıktık.”

33. O gün onlar azapta ortaktırlar.

34. Kuşku yok, biz suçlulara böyle yaparız.

35. Onlara, “Allah’tan başka hiçbir ilah yoktur.” denildiği zaman ululanmaya kalkışırlardı.

36. “Deli bir şair için mi biz ilahlarımızı bırakalım?!” derlerdi.

37. Hayır; o, hakkı getirmiştir ve peygamberleri doğrulamıştır.

38. Kuşkusuz, siz acı azabı tadacaksınız.

39. Yaptığınız ne ise onunla cezalandırılacaksınız.

40. Allah’ın ihlasa erdirilmiş kulları bundan müstesna.

41-42. Onlara belli bir rızk, çeşitli meyveler vardır. Ve onlar saygındırlar.

43. Nimetlerle dolu cennetlerdedirler.

44. Karşılıklı tahtlara otururlar.

45. Onlara, kaynaklardan akıp duran duru içkiden doldurulmuş kadehler ikram edilir.

46. Bembeyazdır ve içenlere zevk verir.

47. Onda ne aklı kaybetme var ve ne de sarhoşluk.

48. Yanlarında nazik bakışlı, iri gözlü eşler var.

49. Sanki (kuş tüyleriyle) örtülmüş yumurtalar gibidirler.

50. Birbirlerine dönerek sorarlar.

51. İçlerinden biri söze gelir de, “Benim bir arkadaşım vardı.” der.

52. “Sen de (kıyameti) doğrulayanlardan mısın?” derdi.

53. “Ölüp toprak ve kemik olduktan sonra mı cezalandırılacağız?”

54. “Onu görmek için bir bakar mısınız?” der.

55. Bir de bakar, onu cehennemin ortasında görür.

56. “Allah’a yemin olsun, neredeyse be-ni helak edecektin.” der.

57. “Rabbimin nimeti olmasaydı, ben de orada bulunanlardan olurdum.”

58-59. “Biz artık ilk ölümümüzün dışında ölmeyeceğiz, değil mi?! Azaba da uğramayacağız, değil mi?!”

60. Kuşkusuz, işte bu, büyük bir kurtuluş ve başarıdır.

61. Çalışanlar böylesi için çalışsınlar.

62. Bu mu daha iyi bir ağırlamadır, yok­sa zakkum ağacı mı?!

63. Kuşkusuz, biz onu zalimler için bir işkence yaptık.

64. O, cehennemin dibinde çıkan bir ağaçtır.

65. Tomurcukları, şeytanların başı gibidir.

66. Ondan yerler ve karınlarını ondan doldururlar.

67. Sonra (bu yemeklerinin) üzerine, onlara kaynar su karışımı bir içecek vardır.

68. Sonra onların dönüşü cehennemedir.

69. Kuşkusuz onlar, babalarını sapıklıkta buldular.

70. Bunlar da onların izlerinde koşarak gittiler.

71. Gerçekten onlardan öncekilerin de  ço-ğu sapmıştı.

72. Gerçekten biz onların içerisinde uyarıcılar gönderdik.

73. Şimdi uyarılanların sonunun nasıl olduğuna bir bak!

74. Allah’ın ihlasa erdirilmiş kulları bundan müstesna.

75. Gerçekten Nuh bize yalvardı ve biz duaya ne güzel icabet edenleriz.

76. Onu ve ailesini o büyük sıkıntıdan kurtardık.

77. Ve sadece onun soyunun kalmasını sağladık.

78. Sonrakiler arasında ona güzel bir nam bıraktık.

79. Selam olsun Nuh’a bütün âlemler içinde.

80. Kuşkusuz, biz iyileri böyle mükâfat­landırırız.

81. O, bizim mümin kullarımızdandı.

82. Sonra diğerlerini suda boğduk.

83. Kuşkusuz, İbrahim de onun izinden gidenlerdendi.

84. Hani o, temiz ve arınmış bir kalple Rabbine geldi.

85. Hani babasına ve kavmine, “Siz neye tapıyorsunuz?” dedi.

86. “Allah’ı bırakıp da yerine yalan uydurma ilahlar mı istiyorsunuz?”

87. “Âlemlerin Rabbi hakkında düşünceniz nedir?”

88. Derken yıldızlara baktı.

89. Ve “Ben hastayım.” dedi.

90. Arkalarını çevirip onun yanından ayrıldılar.

91. Derken yavaşça onların ilahlarına yöneldi ve şöyle dedi: “Siz (yemek) yemiyor musunuz?”

92. “Niçin konuşmuyorsunuz?”

93. Gizlice onların yanına varıp sağ eliyle onlara vurmaya başladı.

94. Derken koşarak ona (İbrahim’e) geldiler.

95. (İbrahim,) “Siz yonttuğunuz şeye mi tapıyorsunuz?!” dedi.

96. “Halbuki sizi de, sizin yaptıklarınızı da Allah yaratmıştır.”

97. “Onun için bir bina yapın, (oradan) onu ateşe atın.” dediler.

98. Ona bir tuzak kurmak istediler, biz de onları alçalttık.

99. (İbrahim,) “Ben Rabbime doğru gidiyorum, o bana yol gösterecektir.” dedi.

100. “Rabbim, bana iyilerden olacak bir çocuk ver.” (dedi.)

101. Biz de ona sabırlı bir erkek çocuğu vermeyi müjdeledik.

102. Kendisiyle beraber yürüyecek yaşa gelince, (İbrahim,) “Ey yavrucu­ğum! Ben rüyamda seni kestiğimi görüyorum. Bir bak, sen ne dersin?” dedi. O, “Babacığım! Emredileni yap, Allah’ın izni ile beni sabredenlerden bulacaksın.” dedi.

103. İkisi de teslim olup, onu alnı üzere yere yatırınca,

104. Biz “Ey İbrahim!” diye seslendik.

105. Gerçekten rüyayı doğruladın. Biz iyileri işte böyle mükâfatlandırırız.

106. Kuşkusuz, bu apaçık bir imtihandı.

107. Büyük bir kurbanlığı ona fidye olarak verdik.

108. Kendisine, sonrakiler içinde de güzel bir nam bıraktık.

109. İbrahim’e selam olsun.

110. İşte iyileri böyle mükâfatlan­dı­rırız.

111. Kuşkusuz o, bizim mümin kullarımızdandır.

112. Ona, salihlerden bir peygamber olan İshak’ı da müjdeledik.

113. Onu ve İshak’ı kutlu kıldık. O ikisinin soyundan iyiler de var, açıkça kendi nefsine zulmedenler de var.

114. Musa ve Harun’a da büyük bir lütufta bulunduk.

115. O ikisini ve kavimlerini o büyük sıkıntıdan kurtardık.

116. Onlara yardım ettik de onlar galip oldular.

117. O ikisine apaçık kitabı verdik.

118. Her ikisini doğru yola ilettik.

119. Ve her ikisi için sonrakiler arasında güzel bir nam bıraktık.

120. Musa ve Harun’a selam olsun.

121. Kuşkusuz, biz iyileri böyle mükâfatlandırırız.

122. O ikisi, bizim mümin kullarımızdandı.

123. Kuşkusuz, İlyas da peygamberlerdendir.

124. Hani o kavmine dedi ki: “Siz korkup sakınmaz mısınız?!”

125. “Ba’l’e mi yalvarıyorsunuz?! Yaratıcıların en güzelini de bırakıyorsunuz!

(bk. Açıklamalar Bölümü: 152)

126. “Sizin de Rabbiniz, önceki babalarınızın da Rabbi olan Allah’ı!”

127. Derken onu yalanladılar. Kuşkusuz, onlar tutuklanıp getirilecekler.

128. Allah’ın ihlaslı kulları müstesna.

129. Biz, sonrakiler arasında onun için güzel bir nam bıraktık.

130. Selam olsun İlyas’a ve ona uyanlara.

Bazılarına göre İlyasin, İlyas anlamına gelen bir lügattir. Bazıları da bunun, İlyas ve İlyas’ın takipçileri anlamına geldiğini söylemişlerdir. Bazıları da bunu, Âl-i Yasin diye okumuşlardır. Buna göre Âl-i Muhammed anlamına gelir. Bu mana, Ehl-i Beyt’ten gelen hadislerde nakledilmiştir. (bk. Şubber Tefsiri.)

131. Kuşkusuz, biz iyileri böyle mükâ­fatlandırırız.

132. O, bizim mümin kullarımızdandı.

133. Lut da peygamberlerdendi.

134. Biz onu ve bütün ailesini kurtardık.

135. Ancak bir kocakarı geride kalanlar arasındaydı.

136. Sonra diğerlerini yok ettik.

137. Şüphe yok ki, siz de onlara uğruyorsunuz; sabahları

138. ve geceleri. Yine düşünmez misiniz?!

139. Kuşkusuz, Yunus da peygamberlerdendi.

140. Hani o, dolu bir gemiye kaçmıştı.

141. Derken kur’aya katılmıştı da kaybedenlerden olmuştu.

142. Kendisini kınayıp dururken bir deniz hayvanı onu yutuvermişti.

143. Eğer Allah’ı tenzih edenlerden olmasaydı,

144. Tekrar diriltilecekleri güne kadar onun karnında kalırdı.

145. Derken onu hasta bir hâlde ıssız bir çöle attık.

146. Üzerine kabakgillerden bir ağaç bitirdik.

147. Onu sayıları yüz bin veya daha fazla olan bir topluluğa gönderdik.

148. Derken iman ettiler; biz de bir süreye kadar onları yaşatıp nimetlerden yararlandırdık.

149. Artık sor onlara: Kızlar Rabbine, oğullar onlara mı?!

150. Yoksa melekleri dişi yarattık da onlar tanık mıydı?!

151. Bilin ki, onlar yalan uydurup derler ki:

152. “Allah doğurdu.” Kuşkusuz, onlar yalancıdırlar.

153. Oğulları bırakmış da kızları mı seçmiş?!

154. Size ne oldu?! Nasıl hükmediyorsunuz?!

155. Öğüt almaz mısın?!

156. Yoksa apaçık bir deliliniz mi var?!

157. Eğer doğru söylüyorsanız, kitabınızı getirin.

158. Onlar, O’nun ile cinler arasında bir akrabalık olduğunu ileri sürdüler. Oysa cinler, hesap için getirileceklerini iyice bilirler.

159. Allah, onların nitelemelerinden münezzehtir.

160. Allah’ın ihlâslı kulları müstesna. (Onlar, Allah’ı müşrikler gibi nitelemezler.)

161. Kuşkusuz, siz ve taptığınız şeyler,

162. O’na karşı kimseyi aldatamazsınız.

163. Cehenneme gidecek olan müstesna.

164. (Melekler derler ki:) “Bizden her birimizin mutlaka belli bir makamı vardır.”

165. “Kuşkusuz, biz sıra sıra dizilmişiz.”

166. “Kuşkusuz, biz tenzih ederiz.”

167. Onlar diyorlardı ki:

168. “Öncekilerden bir öğüt (kitabı) yanımızda olsaydı,”

169. “Biz de mutlaka Allah’ın ihlasa eren kullarından olurduk.”

170. Fakat onu (Kur’ân’ı) inkâr ettiler; yakında (inkârlarının sonucunu) bilecekler.

171. Gerçekten (peygamber olarak) gönderilen kullarımız hakkında sözümüz önceden kesinleşmiştir:

172. “Kuşkusuz, onlar mutlaka zafere ulaşacaklar.”

173. “Kuşkusuz, bizim ordumuz galip gelecektir.”

174. Artık bir süre onlardan yüz çevir.

175. Ve onların hâlini gör; yakında onlar da (hallerini) göreceklerdir.

176. Azabımızın çabuk gelmesini mi istiyorlar?

177. Azap evlerinin önüne inince, uyarılmış kimselerin sabahı ne kötü olur.

178. Artık bir süre onlardan yüz çevir.

179. Ve onların hâlini gör; yakında onlar da (hallerini) göreceklerdir.

180. İzzet sahibi Rabbin, onların nitelendirdiği şeylerden münezzehtir.

181. Selam olsun peygamberlere.

182. Ve hamd, âlemlerin Rabbi Allah’adır.

Meal:Murtaza Turabi

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*