38- Sad Suresi

(Mekke’de inmiştir; 88 ayettir.)

(bk. Açıklamalar Bölümü: 153)

Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla

1. Sâd. Öğüt içeren Kur’an’a andolsun (ki, sen hak bir uyarıcısın).

(Veya “Şerefli Kur’an’a andolsun.)

2. Fakat kâfir olanlar, ululanmakta ve karşı gelmekteler.

3. Onlardan önce nice soyları yok ettik; feryat edip bağırıştılar, fakat kaçıp kurtulma zamanı değildi.

4. Kendilerinden olan bir uyarıcı onlara geldiği için şaşırdılar. Kâfir olanlar, “Bu, bir büyücü ve yalancıdır.” dediler.

5. “İlahları tek bir ilah mı yaptı?! Gerçekten bu, pek şaşılacak şey!”

6. İçlerinden ileri gelenleri harekete geçtiler (ve şöyle dediler): “Yürüyün de ilahlarınız için direnin. Kuşkusuz bu, istenen bir şeydir.”

7. “Biz bunu, (babalarımızı üzerinde bulduğumuz) son dinde duymadık. Bu, bir uydurmadan başka bir şey değildir.”

8. Zikir (Kur’an), aramızdan ona mı indirildi?! Doğrusu, onlar benim gönder­diğim Zikir (Kur’an) hakkında şüphe içindeler. Doğrusu, onlar henüz azabımı tatmadılar.

9. Yoksa üstün ve bol bağış sahibi Rabbinin rahmet hazineleri onların yanında mıdır?!

10. Yahut göklerin ve yerin ve onların arasındakilerin hükümranlığı onlara mı aittir?! Öyleyse araçlarla (göklere) yükselsinler (de vahyin sana inmesine engel olsunlar)!

11. Bunlar (peygamberlere karşı savaşmış) gruplardan orada (Bedir’de) bozguna uğramış küçük bir ordudurlar

12-13. Onlardan önce Nuh’un kavmi, Ad (kavmi), kazıkları olan Firavun, Semud (kavmi), Lut’un kavmi ve Eyke halkı da yalanladılar. İşte bunlardır o gruplar.

14. Hepsi de peygamberleri yalanladılar. Bu yüzden azabım (onlar için) hak oldu.

15. Bunlar da, ancak kimseye göz açtırmayan tek bir çığlığın kopmasını bekliyorlar.

16. “Ey Rabbimiz! Hesap gününden önce (azap) payımızı hemen ver.” dediler.

17. Onların söylediklerine sabret ve güç ve kuvvet sahibi kulumuz Davud’u an. Kuşkusuz o, (Allah’a) çok yönelendi.

18. Biz dağları onun emrine verdik de onunla birlikte akşam ve sabah Allah’ı tenzih ederlerdi.

19. Kuşları da toplu hâlde onun emrine verdik; hepsi ona dönerdi.

20. Onun hükümranlığını sağlamlaştırdık; ona hikmet ve (gerçeği batıldan ayırt eden) anlatım gücü verdik.

21. Sana davacıların haberi geldi mi? Hani mabedin duvarlarına tırmanmışlardı.

22. Hani (habersizce) Davud’un yanına girmişlerdi de Davud onlardan korkmuştu. Onlar, “Korkma; biz, biri diğerine haksızlık etmiş iki davacıyız. Aramızda hak ile hükmet; adaletsizlik etme ve bizi doğru yola ilet.” dediler.

23. “Şu kardeşimdir; onun doksan dokuz koyunu ve benim bir koyunum var. ‘Onu da bana ver.’ dedi ve konuşmada beni yendi.”

24. (Davud) dedi ki: “Kendi koyunlarına katmak için senin koyununu istemekle sana haksızlık etmiştir. Ortakçıların çoğu birbirlerine haksızlık ederler; iman eden ve iyi işler yapanlar müstesna; bunlar da ne kadar az!” Davud, kendisini denediğimizi anladı. Rabbinden bağışlanma diledi, eğilip yere kapandı ve (pişman olup Allah’a) döndü.

25. Biz de onu bu hatasını ona bağışladık. Kuşkusuz, bizim katımızda onun bir yakınlık derecesi ve güzel bir dönüş yeri vardır.

26. Ey Davud! Biz seni yeryüzünde halife kıldık. Artık insanların arasında hak ile hüküm ver ve sakın heva ve hevese uyma; yoksa seni Allah’ın yoldan saptırır. Kuşkusuz, Allah’ın yolundan sapanlara, hesap gününü unutmalarına karşılık çetin bir azap vardır.

27. Biz göğü, yeri ve o ikisinin arasındakileri boşuna yaratmadık. Bu, kâfirlerin zannıdır. (Girecekleri) ateşten dolayı vay kâfirlerin hâline!

28. Yoksa iman edip doğru işler yapanları, yeryüzünde fesat çıkaranlar gibi mi tutacağız?! Veya takvalıları, yoldan çıkanlar gibi mi sayacağız?!

29. Ayetleri üzerinde iyice düşünsünler ve akıl sahipleri öğüt alsın diye bu sana indirdiğimiz kutlu bir kitaptır.

30. Biz Davud’a Süleyman’ı hibe ettik. Ne güzel bir kuldu! Kuşkusuz o, (Allah’a) çok yönelirdi.

31. Hani akşama doğru, üç ayağının üstünde duran ve ön ayaklarından birini büküp tırnağını yere dayayan (soylu) yürük atlar ona sunulmuştu.

32. O dedi ki: “Ben güzel atların sevgisine dalarak Rabbimi anmaktan gaflet ettim. Nihayet güneş perdenin arkasına girdi.

33. (Meleklere,) “Onu (güneşi) bana geri getirin.” (dedi.) Sonra da onların bacaklarını ve boyunlarını okşamaya başladı .

Ehl-i Beyt’ten gelen hadislere göre Hz. Süleyman (a.s) cihad için atları hazırlamaya uğraşırken namaz vakti gecikmiş ve bunun üzerine güneşin geri getirilmesini Allah’tan istemiştir ve güneş geri geldiğinde namazını kılmıştır. (bk. es-Safi tefsiri, el- Fakih’ten naklen.)

34. Gerçekten biz Süleyman’ı denedik ve onun tahtının üzerine bir ceset bıraktık. Sonra o (pişman olup Rabbine) döndü.

35. (Süleyman,) “Rabbim! Beni bağışla ve bana, benden sonra kimseye layık olmayacak bir hükümranlık ver. Kuşkusuz sen, bol bağış sahibisin.” dedi.

36. Biz rüzgârı onun emrine verdik; onun emriyle istediği yere kolayca akıp giderdi.

37. Yapı ustası ve dalgıç şeytanları da.

38. Bir arada bukağılara bağlanmış diğerlerini de.

39. “Bu bizim hesapsız bağışımızdır; ister ihsan et, ister tut.” (dedik.)

40. Kuşkusuz, bizim katımızda onun bir yakınlık derecesi ve güzel bir dönüş yeri vardır.

41. Kulumuz Eyyub’u da an. Hani o, Rabbine şöyle yalvarmıştı: “Kuşkusuz, Şeytan bana sıkıntı ve acı verdi.”

42. “Ayağını yere vur; işte yıkanılacak ve içilecek soğuk bir su!” dedik.

43. Bizden bir rahmet ve akıl sahiplerine bir hatırlatma olarak ailesini ve onlarla beraber bir mislini daha ona hibe ettik.

44. “Ve eline bir demet ekin sapı al ve onunla vur ve yeminini bozma.” dedik. Kuşkusuz, biz onu sabırlı bulduk. O ne güzel bir kuldu! Şüphesiz o, (Allah’a) çok yönelendi.

45. Güçlü ve basiretli kullarımız İbra­him’i, İshak’ı ve Yakub’u da an.

46. Biz onları katışıksız bir özellikle, o yurdu anma özelliği ile arındırdık.

47. Kuşkusuz onlar, bizim katımızda seçkin ve iyi kimselerdendirler.

48. İsmail’i, El-Yese’i ve Zülkifl’i de an. Hepsi de iyilerdendirler.

49. Bu bir anıştır. Kuşkusuz, takvalılar için güzel bir varacak yer vardır.

50. Kapıları onlara açık, Adn cennetleri.

51. Orada tahtlara yaslanmış hâlde birçok meyveler ve içecek isterler.

52. Yanlarında nazik bakışlı, yaşıt eşler vardır.

53. İşte hesap günü için size vadedilen budur.

54. Bu bizim, asla tükenmeyecek rızkımızdır.

55. Bu böyledir. Kuşkusuz, azgınlara da kötü bir dönüş yeri vardır.

56. Girecekleri cehennem. Orası ne kötü bir yerdir!

57. İşte bu, kaynar su ve irindir; tatsınlar.

58. Bu türden çeşit çeşit azaplar.

59. Bu da, sizinle beraber cehenneme girecek bir topluluktur. (Önderleri derler ki:) “Onlara esenlik olmasın. Kuşkusuz, onlar ateşe girerler.”

60. Onlar da (önderlerine) derler ki: “Hayır, asıl size esenlik olmasın. Siz bunu bize hazırladınız. Ne kötü kalınacak bir yer!

61. “Ey Rabbimiz! Kim bunu bize hazırladıysa, azabını ateşte iki kat artır.” derler.

62. Ve derler ki: “Kötülerden saydığımız o kişileri niçin görmüyoruz?”

63. “Onları alay konusu mu yaptık, yoksa gözlerden mi kaçtılar?!”

64. Kuşkusuz, cehennem ehlinin bu tartışması gerçektir.

65. De ki: “Ben sadece bir uyarıcıyım. Tek ve kahhar olan Allah’tan başka hiçbir ilah yoktur.”

66. “O, göklerin ve yerin ve onların arasında olanların Rabbidir. O, üstündür ve çok bağışlayandır.”

67. De ki: “Bu, büyük bir haberdir.”

68. “(Ama) siz ondan yüz çeviriyorsunuz.”

69. “O yüce makamda olanlar tartıştıkları zaman benim onlar hakkında bir bilgim yoktu.”

70. “Bana sadece apaçık bir uyarıcı olduğum vahyediliyor.”

71. Hani Rabbin meleklere demişti ki: “Ben balçıktan bir beşer yaratacağım.”

72. “Onu düzenleyip ruhumdan ona üfleyince, ona secdeye kapanın.”

73. Meleklerin hepsi secde ettiler.

74. İblis müstesna. O, büyüklük tasladı ve kâfirlerden oldu.

75. (Allah,) “Ey İblis! Kendi ellerimle yarattığım şeye secde etmene ne engel oldu? Ululuk mu tasladın, yoksa yücelerden miydin?” dedi.

76. (İblis,) “Ben ondan daha iyiyim; beni ateşten yarattın ve onu balçıktan yarattın.”

77. (Allah,) “Çık oradan! Kuşkusuz, sen taşlanmışsın (kovulmuşsun).” dedi.

78. “Şüphesiz, ceza ve mükâfat gününe kadar lanetim senin üzerinedir.”

79. O, “Ey Rabbim! Onların dirilecekleri güne kadar bana mühlet ver.” dedi.

80. (Allah,) “Kuşkusuz, sen mühlet verilenlerdensin.” dedi.

81. “O bilinen vaktin gününe kadar.”

82. (İblis,) “Senin yüceliğine yemin ederim ki, onların tümünü yoldan çıkara­cağım.” dedi.

83. “Sadece içlerinden ihlâslı kulların müstesna.”

84. (Allah,) “Ben hakkım ve hakkı söylerim.”

85. “Gerçekten cehennemi seninle ve onlardan sana uyanlarla top ye­kûn dolduracağım.”

86. De ki: “Buna (elçilik görevini yapmama) karşılık sizden bir ücret istemiyorum. Ben, gösteriş olarak kendilerini sıkıntıya düşürenlerden değilim.”

87. O (Kur’an), âlemlere ancak bir öğüttür.

88. Şüphesiz, onun verdiği haberi, (kısa) bir süre sonra bileceksiniz.

Meal:Murtaza Turabi

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*