39- Zümer Suresi

(Mekke’de inmiştir; 75 ayettir.)

(Bu sure, adını 71 ve 73. ayetlerinde geçen “zümer” (bölükler) kelimesinden almıştır. İmam Sadık (a.s)’dan nakledilen bir hadiste bu sureyi okumanın hem dünya hayatında, hem de ahirette büyük mükâfatlara ulaşmaya vesile olacağı açıklanmıştır. Dünya mükâfatları arasında izzet ve heybet sahibi olmak, ahiret mükâfatları arasında da cehennem ateşinden korunmak zikredilmiştir.” (bk. Sevabu’l-A’mal.))

Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla

1. Bu kitabın indirilişi, üstün ve hikmet sahibi Allah tarafındandır.

2. Kuşkusuz, biz sana bu kitabı hak olarak indirdik; artık dini Allah’a özgü kılarak O’na ibadet et.

Başka bir ifadeyle şöyle tercüme edilebilir: “… artık uyduğun yöntemi Allah’a özgü kılarak O’na kulluk et.”

3. Bilin ki, halis din Allah’a aittir. O’nu bırakıp da kendilerine veliler edinenler, “Bunlara sadece bizi Allah’a daha fazla yakınlaştırsınlar diye ibadet ediyoruz.” derler. Kuşkusuz, Allah, ihtilaf ettikleri şey hakkında onlar arasında hükmeder. Şüphesiz, Allah yalancı ve çok nankörlük eden kimseyi hidayete erdirmez.

4. Eğer Allah bir oğul edinmek isteseydi, yaratıklarından dilediğini seçerdi. O (her eksiklikten) münezzehtir. O, tek ve kahhar Allah’tır.

5. Gökleri ve yeri hak olarak yarattı. Geceyi gündüzün üzerine sarar, gündüzü de gecenin üzerine sarar. Güneşi ve ayı da emrine boyun eğdirdi; her biri, belirli bir süreye kadar akıp gider. Bilin ki, O üstündür ve çok bağışlayandır.

6. Sizi bir tek candan yarattı. Sonra eşini de ondan kıldı. Davarlardan da sekiz çift indirdi. Sizi annelerinizin karnında üç karanlık içinde yaratılıştan yaratılışa geçirerek yaratır. İşte o Allah, sizin Rabbinizdir. Hükümranlık O’na aittir. O’ndan başka hiçbir ilah yoktur. Öyleyse nereye çevriliyorsunuz?!

Deve, öküz, koyun, keçi; her birinden birer çift, sekiz olur. Bazı rivayetlerde yer aldığı üzere sekiz çiften maksat; deve, öküz, koyun ve keçinin her birinden evcil ve vahşi olmak üzere iki türün yaratıldığıdır. İmam Cafer Sadık (a.s)’dan rivayet edildiğine göre üç karanlıktan maksat, ana karnının, rahmin ve meşimenin karanlığıdır. İmam Musa Kâzım (a.s)’dan rivayet edildiğine göre yaratılıştan yaratılışa geçirmekten maksat, çocuğun ana rahminde, kırk gün nutfe, sonra kırk gün alaka (kan pıhtısı) ve daha sonra kırk gün muzğa (çiğnemlik et) hâlinde olmasıdır. (bk. el-Burhan Tefsiri.)

7. Nankörlük edip küfre saparsanız, (bilin ki) Allah size muhtaç değildir. O, kulları için nankörlüğü sevmez. Şükredersiniz, sizin için bunu sever. Hiçbir yük sahibi, diğerinin günah yükünü yüklenmez. Sonra dönüşünüz Rabbinizedir. O, yaptıklarınızı size bildirecektir. Kuşkusuz O, kalplerin özünü bilendir.

“Hiç bir yük sahibi…” “Hiçbir günahkâr… olarak da tercüme edilebilir.”

 8. İnsana bir sıkıntı dokununca, Rabbine yönelerek O’na yalvarır. Sonra katından ona bir nimet verince, önceden kurtulmak için yalvardığı sıkıntıyı unutur ve O’nun yolundan saptırmak için Allah’a ortaklar koşar. De ki: “Kısa bir süre küfründen yararlan; kuşkusuz, sen ateş ehlindensin.”

9. Hiç o (nankör), ahiretten korkarak ve Rabbinin rahmetini umarak gece saatlerinde secdede ve ayakta Allah’a ibadet ve itaat eden kişiye benzer mi? De ki: “Hiç bilenlerle bilmeyenler eşit olur mu?” Kuşkusuz, sadece akıl sahipleri öğüt alır.

10. De ki: “Ey iman eden kullarım! Rabbinizden korkun. Sizden bu dünyada iyilik edenlere iyilik vardır. Allah’ın yeri de geniştir. Kuşkusuz, sabredenlere mükâfatları hesapsız olarak verilir.”

11. De ki: “Dini Allah’a özgü bilerek O’na ibadet etmek bana emredildi.”

12. “Ve (Allah’a) teslim olanların ilki olmak bana emredildi.”

13. De ki: “Rabbimin emrinden çıkarsam, büyük bir günün azabından korkarım.”

14. De ki: “Dinimi Allah’a özgü kılarak O’na ibadet ediyorum.”

15. “Siz de O’ndan başka dilediğiniz şeylere ibadet edin.” De ki: “Kuşkusuz, gerçek zarara uğrayanlar, kıyamet günü kendilerini ve ailelerini ziyana uğratanlardır. Bilin ki bu, apaçık bir ziyandır.”

16. Onların üstlerinde ateşten gölgelikler ve ayaklarının altında da (ateşten) gölgelikler vardır. Allah, kullarını bununla korkutmaktadır. Ey kullarım! Benden korkun.

17. Tağuta ibadet etmekten kaçınıp (tüm varlıklarıyla) Allah’a yönelen kimselere müjde olsun. Artık müjdele kullarımı.

18. Onları ki, sözü dinleyip en güzeline uyarlarlar. İşte onları Allah hidayete erdirmiştir ve onlar, akıl sahipleridirler.

19. Azap sözü, hakkında kesinleşen kimse mi (kurtulacak)?! Veya sen ateşte olanı mı kurtaracaksın?!

20. Fakat Rablerinden korkan kimseler için üstüne köşkler kurulmuş nice köşkler vardır. Altlarından ırmaklar akmaktadır. Bu, Allah’ın verdiği sözdür. Allah, verdiği sözden caymaz.

21. Görmedin mi, Allah gökten bir su indirdi de onu yerdeki kaynaklara sızdırdı. Sonra onunla çeşitli renklerde ekinler çıkarır. Sonra (o ekinler) kururlar ve sen onu sapsarı görürsün. Sonra onu çerçöp yapar. Kuşkusuz, bunda akıl sahipleri için bir öğüt vardır.

22. Allah’ın, İslam için göğsünü genişlettiği, böylece Rabbinden bir nur üzere olan kimse (kalbi katılaşmış kimseye benzer) mi? Allah’ı anmaya karşı kalpleri kaskatı olanlara yazıklar olsun! İşte onlar, apaçık bir sapıklık içindedirler.

23. Allah, sözün en güzelini, bir kısmı bir kısmına benzer, ayetleri tekrarlanan bir kitap olarak indirdi. Rablerinden korkanların derileri ondan ürperir. Sonra derileri ve kalpleri Allah’ı anmakla yumuşar. Bu, Allah’ın bir hidayetidir; dilediğini onunla hidayete erdirir. Allah kimi de saptırırsa, artık ona bir hidayetçi bulunmaz.

24. Kıyamet günü yüzünü o kötü azaptan korumaya çalışan kimse (azaptan kurtulmuş kişiye benzer) mi? Zalimlere, “İşte (dünyada) kazanmakta olduğunuzu tadın!” denir.

25. Onlardan öncekiler, (peygamberleri) yalanladılar da azap hiç ummadıkları yerden onlara geldi.

26. Böylece Allah, onlara daha dünya hayatında aşağılanmayı tattırdı. Ahiret azabı ise daha büyüktür, eğer bilselerdi.

27. Öğüt alsınlar diye biz, gerçekten bu Kur’an’da insanlar için her türlü örneği verdik.

28. Takvalı olsunlar diye hiçbir eğriliği olmayan Arapça bir Kur’an olarak.

29. Allah, birkaç uyumsuz efendinin ortak oldukları bir kişi (köle) ile yalnızca bir adamın emrinde olan bir kişiyi örnek verir. Bu ikisi örnek olarak eşit midir? Hamd Allah’ındır. Fakat onların çoğu bilmezler.

30. Kuşkusuz sen öleceksin, onlar da ölecekler.

31. Sonra siz, kıyamet günü Rabbinizin katında (birbirinizle) çekişeceksiniz.

32. Allah’a yalan isnat edenden ve kendisine geldiğinde doğruyu yalan sayandan daha zalim kimdir? Kâfirler için cehennemde yer mi yok?

33. Doğruyu getiren ve onu tasdik edenler, işte onlar, takvalı olanlardır.

34. Diledikleri her şey, Rablerinin katında onlar için var. İşte bu, iyilerin mükâfatıdır.

35. Allah, işledikleri en kötü işleri onlardan giderir ve yaptıklarının en güzeliyle onları mükâfatlandırır.

36. Allah, kuluna yetmez mi? Seni O’nun dışındakilerle korkutuyorlar. Allah kimi saptırırsa, artık onu hidayete erdiren olmaz.

37. Allah kimi de hidayete erdirirse, onu saptıracak olmaz. Allah üstün ve öç alıcı değil midir?

38. Onlara, “Gökleri ve yeri kim yarattı?” diye sorsan, kuşkusuz, “Allah.” derler. De ki: “Sizce Allah bana bir zarar dokundurmak istese, Allah’ı bırakıp da yalvardıklarınız, O’nun verdiği zararı giderebilirler mi? Veya bana rahmet etmek istese, O’nun rahmetini önleyebilirler mi?” De ki: “Allah bana yeter. Güvenenler (tevekkül edenler), sadece O’na güvenirler.”

39. De ki: “Ey kavmim! Durumunuzun (küfrünüzün) gerektirdiğini yapın; kuşkusuz, ben de (imanımın gerektirdiğini) yapmaktayım; yakında bileceksiniz,”

40. “Aşağılayıcı azabın kime geleceğini ve kalıcı azabın kime ineceğini.”

41. Biz, bu kitabı sana insanlar için hak olarak indirdik. Artık kim hidayet bulursa bu kendisi içindir kim de saparsa kendi aleyhindedir. Sen onlara koruyucu değilsin.

42. Allah, ölüm zamanında canları tam olarak alır; ölmeyenlerin de, uykularında (canlarını alır). Sonra, ölümüne hükmettiği kimselerin canlarını tutar, diğerlerinkini belirli bir süreye kadar gönderir. İşte bunda, düşünen topluluk için ayetler vardır.

43. Yoksa onlar, Allah dışında kendileri için birtakım şefaatçiler mi edindiler? De ki: “Onların bir şeye güçleri yetmese ve bir şey anlamasalar da mı (onlara uyarlar)?!”

44. De ki: “Şefaat, tümüyle Allah’a aittir. Göklerin ve yerin hükümranlığı O’nundur. Sonra O’na döndürüleceksiniz.”

45. Allah tek olarak anıldığı zaman ahirete inanmayan kimselerin yürekleri daralır. Ama O’ndan başkaları anılınca hemen sevinirler.

46. De ki: “Ey Allah! Ey gökleri ve yeri bir örnek olmaksızın yaratan! Ey gaybı da, görüleni de bilen! Kulların arasında, ayrılığa düştükleri şeyler hakkında hüküm verecek olan sensin.”

47. Eğer yeryüzünde bulunan şeylerin hepsi ve onun yanı sıra onun bir misli daha zulmedenlerin olsaydı, kuşkusuz, onu kıyamet günündeki azabın fenalığından kurtulmak için feda ederlerdi. Hiç hesaba katmadıkları şeyler (o gün) Allah tarafından karşılarına çıkarılıverilir.

48. Yaptıklarının kötülükleri onlara görünür ve alay ettikleri şey başlarına gelir.

49. İnsana bir zorluk dokunduğunda bize yalvarır, sonra katımızdan kendisine bir nimet verdiğimizde, “Bana bu nimet, ancak bilgim yüzünden verilmiştir.” der. Hayır; o, büyük bir imtihandır. Fakat onların çoğu bunu bilmezler.

50. Onlardan öncekiler de bunu söylemişlerdi. Fakat kazandıkları, onlara bir yarar sağlamadı.

51. Derken elde ettikleri şeylerin kötülüklerine uğradılar. Yakında bunlardan zulmedenler de, elde ettiklerinin kötülüklerine uğrayacaklar ve onlar (bizi) âciz bırakacak değillerdir.

52. Allah’ın dilediğine rızkı genişlettiğini ve (dilediğine) daralttığını bilmediler mi?! Bunda, iman eden topluluk için ayetler vardır.

53. De ki: “Ey kendilerine karşı taşkınlık yapan kullarım! Allah’ın rahmetinden ümit kesmeyin. Kuşkusuz, Allah bütün günahları bağışlar. Kuşkusuz, O çok bağışlayandır ve sürekli merhamet edendir.

54. Size azap gelmeden Rabbinize dönün ve O’na teslim olun. Sonra size yardım edilmez.

55. Farkında olmadan ansızın azap size gelmeden önce, Rabbinizden size indirilenin en güzeline uyun.

56. Sonra kimse şöyle demesin: “Allah’ın huzurunda yaptığım ihmalkârlık yüzünden yazıklar olsun bana! Gerçekten ben alay edenlerdendim.”

57. Veya şöyle demesin: “Allah bana yolu gösterseydi, kesinlikle takvalılardan olurdum.”

58. Yahut azabı görünce, “Keşke benim için bir dönüş olsaydı da, iyilerden olsaydım!” demesin.

59. Hayır; ayetlerim sana geldiği hâlde sen onları yalanladın; büyüklük tasladın ve kâfirlerden oldun.

60. Kıyamet günü de Allah’a yalan isnat edenlerin yüzlerinin simsiyah olduğunu görürsün. Böbürlenenlere cehennemde yer mi yok?

61. Allah, takvalı olanları, elde ettikleri kurtuluş araçlarıyla kurtarır. Onlara bir kötülük dokunmaz ve onlar üzülmezler.

62. Allah, her şeyi yaratandır ve O, her şeyin vekilidir (sahibi ve koruyucusudur).

63. Göklerin ve yerin kilitleri O’nun­dur. Allah’ın ayetlerini yalanlayanlar ise, işte onlar, ziyan edenlerdir.

64. De ki: “Ey cahiller! Allah’tan başkasına kulluk etmemi mi bana emrediyorsunuz?”

65. Gerçekten sana ve senden öncekilere, “Eğer ortak koşarsan, kuşkusuz amelin boşa gider ve mutlaka ziyan edenlerden olursun.” diye vahyedildi.

66. Hayır; yalnız Allah’a ibadet et ve şükredenlerden ol.

67. Allah’ı gereği gibi tanımadılar. Kıyamet günü yeryüzü tamamıyla O’nun kudret avucundadır. Gökler de O’nun güçlü elinde dürülmüştür. O, ortak koştukları şeylerden münezzeh ve yücedir.

68. Sûr’a üfürülür; derken Allah’ın dilediği kimse müstesna, göklerde ve yerde olan herkes baygın düşer. Sonra ona bir daha üflenir; bir de bakarsın ki, onlar ayağa kalkmış, bakıyorlar.

69. Yeryüzü Rabbinin nuruyla aydınlanır; amel defteri ortaya konur, peygamberler ve gözeticiler getirilir ve onlara zulmedilmeden aralarında hak ile hükmedilir.

70. Herkese, yaptığı tam olarak verilir. O, ne yaptıklarını en iyi bilendir.

71. Kâfir olanlar, bölük bölük cehenneme doğru sürülürler. Oraya geldikleri zaman kapıları açılır ve bekçileri onlara, “Rabbinizin ayetlerini size okuyan ve bu gündeki buluşmanız hakkında sizi uyaran, kendinizden olan peygamberler size gelmedi mi?!” derler. Onlar, “Evet (geldi). Fakat azap kararı, kâfirlere hak oldu.” derler.

Süleyman b. Halid, İmam Cafer Sadık (a.s)’dan şöyle nakleder: “Resulullah (s.a.a) Ensar’dan bir grup gencin yanına geldi ve, “Kur’an’dan size okuyacağım ayetlere kim ağlarsa, o cennetliktir.” buyurdu ve Zümer Suresi’nin sonundan, “Kâfir olanlar, bölük bölük cehenneme doğru sürülürler.” ayetinden sonuna kadar okudu. Bir genç hariç onların tümü ağladılar. O, “Ya Resulallah! Ben ağlamaya çalıştım, ama gözüm yaşarmadı.” dedi. Resulullah şöyle buyurdu: “Ben tekrar okuyacağım, kim ağlar duruma girerse, o cennete girer.” Tekrar okudu o grup ağladı ve o genç de kendisini ağlar duruma soktu. Böylece onların tümü cennete girdiler.” (Saduk, el-Emalî, c.546.)

72. Onlara, “Cehennemin kapılarından girin; orada ebedi kalın. Böbürlenen kimselerin barınağı ne de kötüdür!” denir.

73. Rablerinden korkanlar da, bölük bölük cennete sürülürler. Oraya geldikleri zaman (büyük bir nimetle karşılaşır lar;) cennetin kapıları açılır ve bekçileri onlara, “Selam olsun size! Mutlu (tertemiz) oldunuz; artık ebedi olarak cennete girin.” derler.”

74. Ve derler ki: “Bize verdiği sözü doğrulayan ve bu yeri bize miras bırakan Allah’a hamd olsun. Cennetten dilediğimiz yerde yerleşiriz. Amel edenlerin mükâfatı ne güzeldir!”

75. Görürsün ki melekler, Arş’ın etrafını sarmış, hamd ederek Rablerini tenzih ederler. Onların aralarında hak ile hükmedilir. Ve, “Hamd, âlemlerin Rabbi Allah içindir.” denir. 

Meal:Murtaza Turabi

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*