4- Irak’a ilk Yolculuğum

Necef Uluslararası Yolcu Taşımacılık Firması’na ait klimalı bir otobüsle Şam’dan Bağdat’a hareket ettik. Bağdat’a vardığımızda hava sıcaklığı 40 dereceyi buluyordu.

Oradan hemen arkadaşımın “İkal Mahallesi” dediği güzel bir semtte yer alan evine gittik. Kliması mükemmel olan evinin bir odasında biraz dinlendim, o bana “dişdaşe” dedikleri uzun bir gömlek getirdi.

Sonra yemek ikram etti ve aile fertleri teker teker gelip hürmetle bana selâm verdiler.

Babası önceden tanıyormuşçasına bana sarılıp sıcak bir şekilde benimle görüştü. Ama annesi, üstünde siyah bir çarşafla kapının önünde durup oradan bana selâm verdi ve: “Hoş geldiniz.” dedi.

Arkadaşım, annesinin benimle tokalaşmamasından dolayı özür dileyerek:

− Kadının yabancı erkeğe el vermesi haramdır, bu yüzden annem sizinle tokalaşmadı, dedi.

Ben daha da şaşırdım ve kendi kendime dedim ki: “Biz bunları dinden çıkmakla suçluyoruz oysa, bunlar dinin hükümlerine bizden daha da bağlıdırlar.”

Ben onunla birlikte olduğum birkaç gün içerisinde onu çok cömert, şahsiyetli, asaletli ve cesur gördüm. Onda müşahede ettiğim alçak gönüllülük ve takvanın eşine bile rastlamış değildim ve ben kendi evimdeymişim gibi yabancılık ve gariplik hissetmiyordum.

Akşamleyin yatakları evin damına sermişlerdi. Uyumak için yukarıya çıktık; ama ben gece uzun bir süre uyuyamamıştım.

Kendi kendime: “Bunlar rüya mı yoksa hakikat mı? Acaba ben gerçekten Bağdat’ta Abdulkadir Geylanî Hazret-lerinin yanında mıyım?” diyordum.

Abdulkadir Geylanî’den bahsettiğimde arkadaşım gülümseyerek:

− Tunuslular Abdulkadir Geylanî hakkında ne söylü-yorlar? dedi.

Ben de Tunusluların Abdulkadir Geylanî hakkında nak-lettikleri bazı kerametleri, Tunus’ta onun ismiyle yapılan bina ve makamları, ona velilerin kutbu dediklerini, Abdul-kadir’in de evliyanın efendisi olduğunu ve onun: “Halk yedi kez Allah’ın evinin etrafını tavaf eder, oysa ben Allah’ın eviyim, kendi çadırımın etrafına dönüp dururum.” dediğini anlattım.

Ben hatta arkadaşımı Abdulkadir Geylanî’nin bazı mürit ve dostlarının yanına aşikar olarak gelip onların hastalarına şifa verdiği ve onların sıkıntılarını giderdiği hususunda ikna etmeye çalıştım.

Ama acaba o anda bütün bunları şirk sayan Vahhâbîlik inancını unutmuş muydum, yoksa göz ardı mı ediyordum bilemiyorum.

Bunları anlattığımda arkadaşımda umduğum ilgiyi gör-meyince, kendimi bu söylediklerimin hatalı da olabileceği hususunda ikna etmeye çalıştım. Bu yüzden arkadaşıma bu hususta onun görüşünün ne olduğunu sordum.

O gülümseyerek şöyle dedi:

Yolculuk yorgunluğunuzun çıkması için, siz bu geceyi dinlenmek için ayırın, yarın inşaallah Şeyh Abdulkadir’in ziyaretine gideriz.

Onun bu sözlerine çok sevindim; kalbim sanki sevincinden uçmak istiyordu, bir an evvel sabah olmasını arzu-luyordum.

Yorgun olduğum için çok geçmeden derin bir uykuya dalmıştım…

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*