40- Muminun Suresi

(Mekke’de inmiştir; 85 ayettir.)

(Bu surenin 28. ayetinde Firavun soyundan olup imanını gizleyen bir müminden söz edildiği için bu adı almıştır. Bu sureye “Gâfir Suresi” denmesi de, üçüncü ayetinde Allah’ın sıfatlarından olan bağışlayan anlamında “gâfir” kelimesinin yer aldığı içindir. İmam Muhammed Bâkır (a.s)’dan şöyle dediği nakledilmiştir: “Kim Ha Mîm Mü’min Suresi’ni her gece okursa, Allah onun önceki ve sonraki günahlarını bağışlar, takva sözünden onu ayırmaz ve ona ahretini dünyasından daha hayırlı kılar.” (bk. Sevabu’l-A’mal.))

Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla

1. Ha, Mîm.

2. Bu kitabın indirilişi, üstün ve bilen Allah tarafındandır.

3. Günahı bağışlayan, tövbeyi kabul eden, azabı çetin ve lütfu bol olandır. O’ndan başka hiçbir ilah yoktur. Dönüş, ancak O’nadır.

4. Kâfir olanlar dışında hiçbir kimse Allah’ın ayetleri hakkında tartışmaz. O hâlde onların şehirlerde dolaşmaları seni aldatmasın.

5. Onlardan önce de Nuh’un kavmi ve onlardan sonraki topluluklar yalanladılar. Her ümmet, kendi peygamberini yakalamaya kalkıştı ve hakkı çökertmek için batıl sözler ile tartıştılar. Derken onları yakaladım; azabım nasılmış (görsünler)!

6. İşte böylece kâfir olanların cehennemlik olduklarına dair Rabbinin hükmü gerçekleşti.

7. Arş’ı taşıyanlarla onun çevresindekiler, hamd ederek Rablerini tenzih ederler, O’na iman ederler ve iman edenlere bağışlanma dilerler. “Ey Rabbimiz! Rahmet ve ilimle her şeyi kuşatmışsın; tövbe eden ve senin yoluna uyanları bağışla ve onları cehennemin azabından koru.” derler.

8. Ey Rabbimiz! Onları da, babalarından, eşlerinden ve evlatlarından iyi olanları da kendilerine vadettiğin Adn cennetlerine yerleştir. Kuşkusuz, sen üstünsün ve hikmet sahibisin.

9. Ve onları kötülüklerden koru. O gün kimi kötülüklerden korursan, gerçekten ona acımışsın. İşte bu, büyük başarıdır.

10. Kuşkusuz kâfir olanlara, “Allah’ın (size karşı) düşmanlığı, sizin kendinize (birbirinize) karşı düşmanlığınızdan daha büyüktür. Hani siz imana çağrıldığınızda inkâr ediyordunuz!” diye seslenilir.

11. Onlar, “Ey Rabbimiz! Bizi iki defa öldürdün ve iki defa dirilttin; artık günahlarımızı itiraf ettik. Çıkış için bir yol var mı?” dediler.

12. Bu (azap), “Allah birdir.” dendiği zaman inkâr etmenizden, ama O’na ortak koşulunca inanmanızdandır. Artık hüküm yüce ve büyük Allah’ındır.

13. Kendi ayetlerini size gösteren ve gökten size rızık indiren O’dur. (Allah’a) yönelenden başkası öğüt almaz.

14. Artık kâfirler istemese de dini Allah’a özgü kılarak O’na yalvarın.

15. Dereceleri yükseltir, Arş’ın sahibidir. Kavuşma günü hakkında uyarıda bulunması için Ruh’u kullarından dilediğine emriyle indirir.

16. O gün onlar ortaya çıkarlar ve hiçbir şeyleri Allah’a gizli kalmaz. “Bugün egemenlik kimindir?” (denir.) “Bir ve kahhar olan Allah’ındır.” (derler.)

17. Bugün herkes kazandığı ile mükâ­fatlandırılır. Bugün zulüm yoktur. Kuşkusuz, Allah’ın hesap görmesi çok süratlidir.

18. Yaklaşan o gün (kıyamet) hususunda onları uyar. Hani yürekler ağızlara gelir ve üzüntülerini yutkunurlar; zalimlerin ne bir samimî dostu, ne de sözü geçen bir şefaatçisi bulunur.

19. O, gözlerin haince bakışını da, gönüllerin gizlediğini bilir.

Resulullah (s.a.a)’in öldürülmesini emrettiği kişilerden, dinden irtidat etmiş ve peygamberlik iddiasında bulunmuş olan Abdullah b. Serh kıssasında geçen rivayete göre Ubbad b. Beşir, “Ya Resulullah! Gözüm senin gözündeydi; onu öldürmek için bir (göz) işaretini bekliyordum.” dedi. Resulullah (s.a.a) ona şöyle buyurdu: “Peygamberlerin haince göz bakışları ve kalplerinde gizledikleri gizli şeyleri (hedefleri) olmaz.” Yani, peygamberler hareketlerini doğruluk üzere kurarlar. Hareketlerinde terörden yararlanmadıkları gibi, açıkladıkları hedeflerden başka bir hedefi de kalplerinde gizli tutmazlar.” (bk. es-Safî Tefsiri.)

20. Allah, hak ile hükmeder. O’nu bırakıp da yalvardıkları (putlar), hiçbir hüküm veremezler. Kuşkusuz, Allah işitendir ve görendir.

21. Yeryüzünde gezip dolaşmazlar mı ki, kendilerinden öncekilerin sonunun nasıl olduğunu görsünler?! Onlar, bunlardan daha güçlüydüler ve yeryüzündeki eserleri daha sağlamdı. Ama Allah, günahları yüzünden onları yakaladı; onları Allah’a karşı koruyan olmadı.

22. Bu, peygamberleri apaçık delillerle kendilerine geldiği hâlde inkâr etmelerindendi. Derken Allah da onları yakaladı. Kuşkusuz, O güçlüdür ve azabı çetindir.

23. Gerçekten biz Musa’yı ayetlerimiz ve apaçık bir delille gönderdik.

24. Firavun’a, Haman’a ve Karun’a. Fakat onlar, “Bu, pek yalancı bir büyücüdür.” dediler.

25. Katımızdan kendilerine hakkı getirince, “Onunla birlikte iman edenlerin oğullarını öldürün ve kadınlarını sağ bırakın.” dediler. Ama kâfirlerin tuzağı sürekli hedefinden sapar, sonuçsuz kalır.

26. Firavun, “Bırakın Musa’yı öldüreyim de o, Rabbini (imdada) çağırsın. Ben onun, sizin dininizi değiştireceğinden veya yeryüzünde bozgun çıkaracağından korkuyorum.” dedi.

27. Musa, “Ben, hesap gününe inanmayan her ululuk taslayan kişiden Rabbime ve Rabbinize sığınırım.” dedi.

28. Firavun ailesinden imanını gizleyen bir mümin, “Rabbim Allah’tır.” dediği için bir adamı mı öldüreceksiniz?! O, Rabbinizden size apaçık deliller getirmiştir. Eğer yalancıysa, yalanı kendisine ait. Eğer doğru söylüyorsa, vadettiklerinden bir kısmına uğrarsınız. Kuşkusuz, Allah aşırı giden ve çok yalan söyleyen birini hidayete erdirmez.” dedi.

29. “Ey kavmim! Bugün bu toprakların egemenleri olarak hükümranlık sizindir. Fakat Allah’ın azabı bize gelecek olursa, kim bize yardım edebilir?” Firavun, “Ben ancak (doğru) gördüklerimi size gösteriyor ve sizi sadece olgunluk yoluna eriştiriyorum.” dedi.

30. İman etmiş kimse, “Ey kavmim! Ben önceki toplulukların günü gibi bir güne uğramanızdan korkarım.” dedi.

31. “Nuh’un kavminin, Ad’ın, Semud’un ve onlardan sonrakilerin durumu gibi. Allah kullarına zulüm istemez.”

32. “Ey kavmim! Ben sizin için o feryadü figan gününden korkarım.”

33. “O gün geriye dönüp kaçarsınız. Allah’a karşı sizi bir koruyan olmaz. Allah kimi saptırırsa, artık onu hidayete erdiren olmaz.”

34. Gerçekten daha önce de Yusuf apaçık delillerle size gelmişti de onun size getirdiği şey hakkında bir türlü şüpheden kurtulamamıştınız. Sonunda, ölünce de, “Artık bundan sonra Allah, bir peygamber göndermez.” dediniz. İşte Allah, aşırı giden şüphecileri böyle saptırır.

35. Allah’ın ayetleri hakkında kendilerine bir delil verilmeden tartışan kimseler, hem Allah’ın katında, hem de iman edenlerin katında büyük bir nefrete uğrarlar. Allah, büyüklük taslayan her zorbanın kalbini işte böyle mühürler.

36. Firavun, “Ey Haman! Bana yüksek bir kule yap, belki yollara erişirim” dedi.

37. “Göklerin yollarına (erişirim de), Musa’nın ilahına vâkıf olurum. Ben onu yalancı sanıyorum.” Böylece Firavun’a yaptığı kötü iş süslü gösterildi ve doğru yoldan alıkonuldu. Firavun’un tuzağı sürekli boşa çıktı.

38. İman eden kimse dedi ki: “Ey kavmim! Bana uyun, sizi olgunluk yoluna eriştireyim.”

39. “Ey kavmim! Bu dünya hayatı, ancak geçici bir zevktir ve kuşkusuz ahirettir gerçek kalıcı yurt.”

40. “Kim bir kötülük işlerse, ancak onun misli olan bir ceza ile cezalandırılır. Erkek veya kadın, mümin olarak iyi iş işleyenler ise, işte onlar, cennete girerler ve orada hesapsız olarak kendilerine rızık verilir.

41. “Ey kavmim! Bu ne durum?! Ben sizi kurtuluşa çağırıyorum; siz ise beni ateşe çağırıyorsunuz!”

42. “Siz beni Allah’ı inkâr etmeye ve hakkında bir bilgim olmayan şeyi O’na ortak koşmaya çağırıyorsunuz; ben ise sizi üstün ve çok bağışlayan (Allah’a) çağırıyorum!”

43. “Gerçek şu ki, beni çağırdığınız şeyin ne bu dünyada, ne de ahirette bir çağrısı var. Kuşkusuz, dönüşümüz Allah’adır ve kuşkusuz, aşırı gidenler cehennem ehlidirler.”

44. “Size söylediklerimi yakında hatırlayacaksınız. Ben işimi Allah’a bırakıyorum. Kuşkusuz, Allah kullarını görür.”

45. Allah onu, onların kurdukları tuzakların kötülüklerinden korudu ve Firavun’un soyunu azabın kötüsü kuşattı.

46. Sabah ve akşam ateşe sunulurlar. O saatin (kıyametin) geldiği gün de, “Firavun ailesini azabın en çetinine sokun.” (denir.)

47. Hani ateşte birbirleriyle tartışırlar; zayıflar, büyüklük taslayanlara, “Gerçekten biz size uymuştuk; ateşten bir kısmını (olsun) bizden uzaklaştırabilir misiniz?” derler.

48. Büyüklük taslayanlar, “Hepimiz onun (ateşin) içindeyiz. Kuşkusuz, Allah, kulları arasında hüküm vermiştir.” derler.

49. Ateşte bulunanlar, cehennemin bekçilerine, “Rabbinize yalvarın da (hiç değilse) bir gün bize azabı hafifletsin.” derler.

50. (Bekçiler,) “Peygamberleriniz size apaçık deliller getirmiyorlar mıydı?” derler. Onlar, “Evet (getiriyorlardı).” derler. (Bekçiler,) “Öyleyse yalvarın; ama (bilin ki) kâfirlerin yalvarması hep boşunadır.” derler.

51. Kuşkusuz, biz peygamberlerimize ve iman edenlere hem dünya hayatında, hem de şahitlerin şahitlik edecekleri günde yardım ederiz.

52. O gün zalimlere mazeretleri bir yarar sağlamaz. Lanet onlarındır ve kötü yurt onlarındır.

53. Gerçekten biz Musa’ya hidayeti verdik ve İsrailoğulları’na kitabı miras bıraktık.

54. O, akıl sahiplerine hidayet ve öğüttür.

55. Artık sabret, kuşkusuz Allah’ın vaadi haktır, günahına bağışlanma dile Akşam ve sabah Rabbini hamd ederek tenzih et.

56. Allah’ın ayetleri hakkında kendilerine gelmiş kesin bir delil olmaksızın tartışanların kalplerinde asla ulaşamayacakları bir büyüklenme duygusu vardır. Artık Allah’a sığın; kuşkusuz O, işitir ve görür.

57. Elbette gökleri ve yeri yaratmak, insanları yaratmaktan daha büyük bir şeydir. Fakat insanların çoğu bilmezler.

58. Körle gören ve iman edip doğru işler yapanla kötü olan eşit değildir. Ne de az öğüt alırsınız.

59. Muhakkak o saat (kıyamet) gelecektir; bunda hiçbir kuşku yoktur. Fakat insanların çoğu iman etmezler.

60. Rabbin dedi ki: “Bana yalvarın, duanızı kabul edeyim. Kuşkusuz, bana kulluk etmekten ululuk taslayarak çekinenler, aşağılanarak cehenneme girerler.

Bir adam İmam Cafer Sadık (a.s)’a şöyle dedi: “Aziz ve celil Allah, “Bana yalvarın, sizin duanızı kabul ederim.” diye buyuruyor, ama biz yalvarıyoruz, fakat duamız kabul olmuyor.” İmam şöyle dedi: “Çünkü siz Allah’ın ahdine (Allah’a verdiğiniz söze) vefa etmiyorsunuz. Allah Teala, “Siz benim ahdime vefa edin, ben de sizin ahdinize vefa edeyim.” diye buyuruyor. (es-Safî Tefsiri, c.1. s.123.)

61. Dinlemeniz için geceyi ve aydınlatıcı olarak da gündüzü var eden Allah’tır. Kuşkusuz, Allah insanlara karşı lütufkârdır. Fakat insanların çoğu şükretmezler.

62. İşte Rabbiniz ve her şeyin yaratıcısı O Allah’tır. O’ndan başka hiçbir ilah yoktur. O hâlde nasıl (haktan) çevriliyorsunuz?!

63. Allah’ın ayetlerini bile bile inkâr edenler, işte böyle çevriliyorlar.

64. Yeryüzünü sizin için yerleşme yeri, göğü bina kılan, size şekil verip şekillerinizi güzel yapan ve temiz nimetlerle size rızık veren, Allah’tır. İşte o Allah, sizin Rabbinizdir. Âlemlerin Rabbi Allah ne yücedir!

65. O diridir. O’ndan başka hiçbir ilah yoktur. Dini O’na özgü bilerek O’na yalvarın. Hamd, âlemlerin Rabbi Allah’ındır.

66. De ki: “Ben, Rabbim tarafından apaçık deliller bana gelmişken, sizin Allah’ı bırakıp da O’nun yerine yalvardığınız şeylere tapmaktan menedildim ve âlemlerin Rabbine teslim olmakla görevlendirildim.”

67. Sizi topraktan, sonra nutfeden, sonra kan pıhtısından (alakadan) yaratan O’dur. Sonra sizi bir çocuk olarak (ana rahminden) çıkarır. Sonra erginlik çağına erişmeniz, sonra da yaşlanmanız -içinizden bazılarının canı daha önce alınır- ve belirlenmiş bir süreye erişmeniz için (sizi yaşatır). Bütün bunlar, olur ki düşünürsünüz diye olup biter.

68. Dirilten ve öldüren O’dur. Bir işin olmasına hükmetti mi, sadece ona “Ol.” der, o da oluverir.

69. Allah’ın ayetleri hakkında tartışanları görmedin mi, nasıl (haktan) çevriliyorlar?!

70. Onlar, kitabı ve peygamberlerimizle gönderdiğimiz mesajları yalanlayanlardır. Onlar, yakında bilecekler.

71-72. Boyunlarında demir halkalar ve zincirlerle kaynar suda sürüklendikleri, sonra ateşte yakıldıkları zaman.

73. Sonra onlara denecek ki: “Ortak koştuklarınız nerede?”

74. “Allah’ı bırakıp (da ortak koştuklarınız)?” Onlar, “Bizden ayrılıp kaybolup gittiler. Gerçekte bundan önce hiçbir şeye ibadet etmiyormuşuz.” derler. İşte Allah, kâfirleri böyle şaşırtır.

75. Bu, yeryüzünde haksız yere neşelendiğinizden ve şımarmanızdandır.

76. Girin cehennemin kapılarından. Orada ebedi kalacaksınız. Gerçekten de böbürlenen kimselerin yeri ne kötüdür!

77. Artık sabret; kuşkusuz Allah’ın vaadi haktır. Onlara vadettiğimiz azabın bir kısmını sana göstersek veya (göstermeden) seni dünyadan götürsek, yine onlar bize döndürülecekler.

78. Kuşku yok, senden önce de nice peygamberler gönderdik; onlardan sana anlattıklarımız da var, anlatmadıklarımız da. Hiçbir peygamber, Allah’ın izni olmadan bir ayet getiremez. Allah’ın emri gelince hak ile hükmedilir ve işte orada boş şeylere uyanlar ziyan ederler.

79. Bir kısmına binesiniz ve bir kısmından da yiyesiniz diye sizin için evcil hayvanları yaratan, Allah’tır.

80. Onlarda sizin için daha nice faydalar var. Onlara binerek gönüllerinizdeki murada ulaşırsınız, onların ve gemilerin üstünde taşınırsınız.

81. O, ayetlerini size gösteriyor. Allah’ ın ayetlerinden hangisini inkâr ediyorsunuz?!

82. Onlar, yeryüzünde gezip dolaşmazlar mı ki, kendilerinden öncekilerin sonlarının nasıl olduğunu görsünler?! Onlar, bunlardan daha çok ve daha güçlüydüler ve yeryüzündeki eserleri daha sağlamdı. Ama kazandıkları, onlara bir yarar sağlamadı.

83. Peygamberleri onlara apaçık delilleri getirdiklerinde onlar, kendi yanlarında bulunan bilimle övündüler. Sonunda alay ettikleri şey başlarına geldi.

84. Nihayet çetin azabımızı gördüklerinde, “Bir olan Allah’a iman ettik ve ortak koştuğumuz şeyleri inkâr ettik.” dediler.

85. Fakat çetin azabımızı gördükleri zaman imanları onlara bir yarar sağlayacak değildi. Allah’ın kulları arasında süregelen tutumu, yöntemi budur. İşte orada kâfirler ziyana uğradılar.

Meal:Murtaza Turabi

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*