59- Haşr Suresi

(Medine’de inmiştir; 24 ayettir.)

(Bu adı 2. ayetindeki “Haşr” kelimesinden alır. Resulullah (s.a.a)’in şöyle dediği nakledilmiştir:)

(“Kim Haşr Suresi’ni okursa, cennet, cehennem, Arş, kürsi, hicab, yedi kat gök, yedi kat yer, hava, rüzgâr, kuşlar, ağaçlar, dağlar, canlılar, güneş, ay, melekler, hepsi top yekûn ona rahmet ve mağfiret dilerler. Eğer o gün veya o gece ölürse, Allah’ın dilemesiyle şehit olarak ölür.” (bk. Sevabu’l-A’mal.))

Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla

1. Göklerde bulunan her şey ve yerde bulunan her şey, Allah’ı tesbih ederler. O, üstündür ve hikmet sahibidir.

2. Kitap ehlinden kâfir olanları ilk sürgünde yurtlarından çıkaran O’dur. Siz onların çıkacaklarını sanmamıştınız. Onlar da, kalelerinin Allah’a karşı kendilerini koruyacağını sanmışlardı. Ama Allah, beklemedikleri yerden onların üzerine geldi ve kalplerine korku düşürdü; evlerini kendi elleriyle ve müminlerin elleriyle yıkıyorlardı. Ey görebilecek gözleri olanlar! İbret alın.

3. Eğer Allah onlara sürgünü yazmasaydı, dünyada onlara azap ederdi ve ahirette onlara cehennem azabı vardır.

4. Bu (ceza), onların Allah ve Resulü’ne karşı gelmelerinden dolayıdır. Kim Allah’a karşı gelirse, (bilsin ki) Allah’ın azabı çetindir.

5. Herhangi bir hurma ağacını kesmeniz veya kökleri üzerinde bırakmanız, Allah’ın izni ile ve O’nun emrinden çıkanları aşağılamak içindi.

6. Allah’ın onlardan Peygamber’ine döndürdüğü ganimetlere, siz at veya deve sürmüş değilsiniz. Allah, peygamberlerini dilediği kimselere egemen kılar. Allah’ın her şeye gücü yeter.

7. Allah’ın o memleketlerin halkından Peygamberi’ne döndürdüğü ganimetler; Allah’ın, Peygamber’in, Peygamber’in yakınlarının, (onlardan olan) yetimlerin, yoksulların ve yolda kalanlarındır. Bu da o malın, içinizden zenginler arasında dolaşan bir mal olmaması içindir. Peygamber size ne verdiyse onu alın ve sizi neden sakındırdıysa ondan sakının ve Allah’tan korkun; kuşkusuz, Allah’ın azabı çok çetindir.

8. (Bu hüküm) kendi yurtlarından ve mallarından çıkarılan, Allah’ın lütfunu ve hoşnutluğunu arayan, Allah ve Peygamberi’ne yardım eden muhacir fakirler içindir. İşte onlar, doğru olanlardır.

9. Ve onlardan önce Medine’ye yerleşen ve imanı yurt edinenler (ensar) içindir. Bunlar, kendilerine hicret edenleri severler ve onlara verilenlere gönüllerinde bir istek hissetmezler. Kendileri zaruret içinde olsalar bile, onları kendilerine tercih ederler. Kim nefsindeki cimrilikten korunursa, işte onlar, kurtuluşa erenlerdir.

İmamların tasarruf ettikleri mallar üç kısımdır: 1- Müslümanlardan zekat olarak aldıkları mallar. Bununla ilgili hüküm innemessedakatu (Tevbe: 60) ve diğer bir çok ayette açıklanmıştır. 2- Ganimetler ve kazançlar bu da ve enema ganimtum ayetinde (Enfal: 41) açıklanmıştır. Ganimetlerden maksat savaşla düşmandan alınan mallar ve diğer kazançlardır. 3- Fey’i, yani savaşsız olarak düşmandan alınan mallar. Düşmanın anlaşma gereği verdiği mallar gibi. İşte bu ayetler bu üçüncü kısma aittir. Hz. Ali ve Ehl-i Beyt imamlarından gelen hadislere göre bu üçüncü kısmın tümü Peygamber’e ve Ehl-i Beyt’e aittir. 8. ve 9. ayetlerden anlaşılacağı üzere bu malların Peygamber ve Ehl-i Beyt’e tahsis edilmesinin sebebi bu malların diğer fakir Müslümanlara ulaşmasını sağlamaktır. Çünkü Peygamber ve Ehl-i Beyt bu malları ellerinde bulundurdukları takdirde bu mallar ihtiyaç sahiplerine ulaşır ve onların ihtiyaçları karşılanır böylece malların belli bir zümrenin elinde dolaşması engellenmiş olur.

10. Ve onlardan sonra gelenler içindir. Bunlar: “Ey Rabbimiz! Bizi ve iman etmekte bizden öne geçmiş kardeşlerimizi bağışla ve iman edenlere karşı kalplerimizde bir kin koyma! Kuşkusuz, sen şefkatlisin ve sürekli merhamet edensin.”

11. Münafıkların, kitap ehlinden kâfir olan kardeşlerine, “Siz çıkarılsanız, kesinlikle biz de sizinle birlikte çıkarız; size karşı asla kimseye itaat etmeyiz ve size karşı savaş açılırsa, mutlaka size yardım ederiz.” dediklerini görmedin mi? Ama Allah, onların yalan söylediklerine şahittir.

12. Onlar çıkarılsalar, onlarla beraber çıkmazlar; onlara karşı savaş açılsa, onlara yardım etmezler; onlara yardım etseler bile, geri dönüp kaçarlar; sonra da kendilerine yardım edilmez.

13. Yüreklerinde Allah’tan daha çok sizin korkunuz vardır. Çünkü onlar, anlamayan bir toplulukturlar.

14. Onlar, toplu olarak sizinle, ancak sağlam şehirlerde veya duvarlar arkasından savaşırlar. Kendi aralarında savaşları şiddetlidir. Onları birlik sanırsın, oysa kalpleri birbirinden ayrıdır. Çünkü onlar, düşünmeyen bir toplulukturlar.

15. Onların durumu, kendilerinden önce yakın geçmişte işlerinin vebalini tadan öncekilerin durumu gibidir ve onlara acı bir azap vardır.

16. Durumları, Şeytan’ın durumuna benzer ki insana, “İnkâr et.” dedi. İnsan inkâr edince, “Ben senden uzağım; ben, âlemlerin Rabbi Allah’tan korkarım.” dedi.

17. O ikisinin sonu, ebedi kalacakları ateşte yanmak oldu. İşte bu, zalimlerin cezasıdır.

18. Ey iman edenler! Allah’tan korkun ve herkes, yarın için ne hazırladığına baksın. Allah’tan korkun. Kuşkusuz, Allah, yaptıklarınızdan iyice haberdardır.

19. Allah’ı unutup da Allah’ın da kendilerini onlara unutturduğu kimseler gibi olmayın. İşte onlar, yoldan çıkmış kimselerdir.

20. Cehennem ehli ile cennet ehli eşit olmazlar; başarılı olanlar, cennet ehlidir.

21. Eğer bu Kur’an’ı bir dağa indirseydik, onun Allah korkusundan tevazu ederek dağıldığını görürdün. Bu örnekleri, belki düşünürler diye insanlara veriyoruz.

22. O, kendisinden başka hiçbir ilah olmayan Allah’tır. Gizliyi de, açığı da bilir. O, Rahman’dır ve Rahim’dir.

23. O, kendisinden başka hiçbir ilah olmayan Allah’tır. Hükümrandır, münezzehtir, esenliktir, mümindir, egemendir, üstündür, cebbardır ve uludur. Allah, ortak koştukları şeylerden münezzehtir.

24. O; yaratan, yaratığını eksiksiz yapan ve biçimlendiren Allah’tır. En güzel isimler O’nundur. Göklerde ve yerde olan her şey O’nu tesbih eder. O, üstündür ve hikmet sahibidir.

İmam Sadık (a.s), babasından, o da dedelerinden, onlar da Emirü’l-Müminin’den şöyle nakleder: “Allah’ın doksan dokuz ismi vardır. Kim onları sayarsa, cennete girer.” Sonra o isimleri zikretmiştir. Şeyh Saduk, bu hadisi aktardıktan sonra şöyle der: “Saymaktan maksat, bu isimleri bilmek ve manalarına tam olarak vâkıf olmaktır; sadece saymak değildir.” (bk. es-Safî, et-Tevhid’den naklen.)

Meal:Murtaza Turabi

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*