6- Enam Suresi

(Mekke’de inmiştir; 165 ayettir. Ancak İbn Abbas’tan nakledilen bir rivayete göre altı ayeti, yani 91. ayetten itibaren üç ayet ve 151. ayetten itibaren üç ayet, Medine’de inmiştir.)

(Bu surenin 136-146. ayetlerinde küçük baş ve büyük baş hayvanlara ait hükümlerden bahsedildiği için sureye bu anlama gelen “En’âm” adı verilmiştir.)

(İmam Sadık (a.s)’ın şöyle dediği nakledilmiştir: “Kuşkusuz En’âm Suresi bir defada topluca inmiştir ve yetmiş bin melek de onu Hz. Muhammed’e ininceye kadar uğurlamıştır. Bu sureye ta’zim edin ve onu övgüyle anın. Allah’ın adı bu surede yetmiş yerde geçmektedir. İnsanlar bu sureyi okumakta ne (mükâfat) olduğunu bilselerdi, onu okumayı asla terk etmezlerdi. (bk. es-Safî Tefsiri, el-Kâfî ve Sevabu’l-A’mal’dan naklen.)

Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla

1. Hamd gökleri ve yeri yaratan, karanlıkları ve nuru ortaya çıkaran Allah’a aittir. (Tüm bu tevhit işaretlerini gördükten) sonra, inkâr edenler, (başka şeyleri) Rablerine denk tutuyorlar.

(bk. Açıklamalar Bölümü: 64)

2. Sizi çamurdan O yarattı. Sonra (dünyadaki yaşayışınız için) bir süre koydu. Belirlenmiş süre ise O’nun yanındadır. Sonra siz yine şüphe ediyorsunuz.

(bk. Açıklamalar Bölümü: 65)

3. O, göklerde ve yerde Allah’tır. Gizli tuttuğunuzu da, açığa vurduğunuzu da bilir ve kazandıklarınızı da (yaptığınız işleri de) bilir.

(bk. Açıklamalar Bölümü: 66)

4. Rablerinin ayetlerinden kendilerine gelen her ayetten mutlaka yüz çe­virirlerdi.

5. Hak onlara gelince onu yalanladılar. Yakında alay konusu ettikleri şeyin haberleri onlara gelecektir.

6. Onlardan önce, nice ümmetleri yok ettiğimizi görmüyorlar mı?! Onlara yeryüzünde size vermediğimiz güç ve imkânları verdik. Gökten sürekli olarak onlara yağmur yağdırdık. Altlarından ırmakların akmasını sağladık. Ama günahları yüzünden onları helak ettik ve arkalarından yeni bir nesil türettik.

7. Eğer sana kâğıt üzerinde yazılı bir kitap indirseydik ve onlar ellerini ona sürselerdi, yine küfre sapanlar, “Bu, sadece apaçık bir sihirden ibarettir.” diyeceklerdi.

8. Onlar, “Niçin ona bir melek inmedi?” dediler. Eğer bir melek indirseydik, iş biterdi ve artık onlara fırsat verilmezdi.

9. Eğer onu (peygamberi) bir melek yapsaydık, yine onu bir insan (şeklinde) yapardık ve yanıldıkları şeyde yine onları yanıltırdık.

10. Kuşkusuz, senden önce birçok peygamberle alay edildi. Ama onlarla alay edenleri, alay ettikleri şey (azap) yakaladı.

(bk. Açıklamalar Bölümü: 67)

11. De ki: “Yeryüzünde gezin dolaşın da, sonra (peygamberleri) yalanlayanların akıbetinin nasıl olduğuna bir bakın.”

12. De ki: “Göklerde ve yerde olanlar kimindir?” De ki: “Allah’ındır. O, merhamet etmeyi kendine farz kılmıştır. Sizi gerçekleşmesinde şüphe olmayan kıyamet gününde bir araya toplayacaktır. Kendilerini (varlık sermayelerini) ziyan edenler var ya, artık onlar iman etmezler.”

“Merhamet etmeyi kendine farz kılmıştır” yani, merhamet edeceğine dair kesin söz vermiştir.

13. Gece ve gündüzde yerleşen her şey O’nundur. O işitendir ve bilendir.

14. De ki: “Gökleri ve yeri yaratan Al­lah’tan başkasını mı kendime veli (koruyucu ve yönetici) edineyim?! O besler, ama beslenmez.” De ki: “Bana, (Allah’a) boyun eğenlerin ilki olmam emredildi ve, ‘Asla müşriklerden olma.’ (denildi).”

15. De ki: “Rabbime karşı gelirsem, gerçekten büyük bir günün azabından korkarım.”

(bk. Açıklamalar Bölümü 68)

16. O gün kimden (azap) uzaklaştırılırsa, (Allah) ona merhamet etmiştir. İşte budur apaçık kurtuluş ve başarı!

17. Eğer Allah sana bir zarar dokundurursa, O’ndan başka bunu giderecek olmaz. Sana bir hayır da ulaştırırsa, (başkası bunu engelleyemez;) O’nun her şeye gücü yeter.

18. O, kullarının üzerinde mutlak egemenlik sahibidir. O, hikmet sahibidir ve (her şeyden) haberdardır.

19. De ki: “Şahitliği en büyük olan şey nedir?” De ki: “Allah benimle sizin aranızda şahittir. İşte bu Kur’an sizi ve ulaştığı herkesi uyarayım diye bana vahyolundu. Siz Allah’la beraber başka ilahların var olduğuna mı şahitlik ediyorsunuz?” De ki: “Ben şahitlik etmem. O, ancak tek bir ilahtır ve gerçekten ben, sizin ortak koştuğunuz şeylerden uzağım.”

20. Kendilerine kitap verdiklerimiz onu (Peygamber’i) kendi oğullarını tanıdıkları gibi tanırlar. Şüphesiz, kendilerini ziyan edenler var ya, artık onlar iman etmezler.

21. Allah’a yalan isnat eden veya ayetlerini yalanlayandan daha zalim kimdir?! Şüphesiz, zalimler kurtuluşa ermezler.

22. Onların tümünü bir araya toplayacağımız günü an. Sonra ortak koşanlara şöyle deriz: “(Allah’a ortak) sandığınız ilahlarınız nerede?”

23. Sonra onların bahaneleri ancak şöyle demek olur: “Rabbimiz olan Allah’a yemin olsun ki, biz Allah’a ortak koşan değildik.”

24. Bak, kendilerine karşı nasıl da yalan söylediler ve uydurdukları şeyler (nasıl da) kaybolup gitti!

25. Onlardan bazıları seni dinlerler; (ama) biz onu (Kur’an’ı) anlamalarını önlemek için kalplerinin üzerine perdeler çektik ve kulaklarının üzerine da ağırlık koyduk. Her türlü ayeti (mucizeyi) görseler de, ona inanmazlar. Hatta tartışmak için senin yanına geldiklerinde kâfirler, “Bu öncekilerin masallarından başka bir şey değildir.” derler.

26. Onlar (müşrikler, insanları) ondan (Kur’an’dan) sakındırırlar ve (kendileri de) ondan uzak dururlar. Onlar, sadece kendilerini helâk ederler, fakat bunun farkında değillerdir.

27. Ateşin önünde durdurulduklarında, “Keşke (dünyaya) geri döndürülsek de Rabbimizin ayetlerini yalanlamasak ve iman edenlerden olsak!” dediklerini bir görsen!

28. Oysa önceden gizledikleri şeyler kendilerine aşikâr oldu. Eğer geri döndürülseler, kendilerine yasaklanan şeye tekrar dönerler. Şüphesiz, onlar yalancıdırlar.

29. Ve, “Bu dünya hayatımızdan başka bir hayat yoktur ve biz kabirlerden çıkarılacak değiliz.” dediler.

30. Onları Rablerinin huzurunda durdurulmuş iken bir görsen! (Allah,) “Bu hak değil mi?” diyecek. Onlar, “Evet, Rabbimize ant olsun ki haktır.” diyecekler. (Allah,) “Öyleyse inkâr ettiğiniz için tadın azabı!” diyecektir.

31. Allah’a kavuşmayı yalanlayanlar, gerçekten ziyan ettiler. Nihayet aniden o saat (kıyamet) onlara gelince derler ki: “Gevşeklik ettiğimiz şeyler yüzünden yazıklar olsun bize!” Ve onlar kendi günahlarının yükünü sırtlarında taşırlar. Dikkat edin, taşıdıkları şey ne de kötüdür!

32. Dünya hayatı, ancak bir oyun ve oyalanmadan ibarettir. Gerçekten ahiret yurdu, takvalılar için daha hayırlıdır. Bunu düşünüp anlamıyor musunuz?!

33. Onların söyledikleri sözlerin seni üzdüğünü biliyoruz. Onlar seni yalanlamıyorlar; gerçekte zulmedenler, Allah’ın ayetlerini inkâr ediyorlar.

34. Gerçekten senden önce birçok peygamber de yalanlandı da, kendilerine yardımımız erişinceye dek yalanlanmalarına ve uğradıkları eziyetlere sabrettiler. Allah’ın sözlerini (kanunlarını) değiştirecek bir şey yoktur. Peygamberlerin haber(ler)i sana gelmiştir.

35. Eğer onların yüz çevirmeleri sana ağır geldiyse, yerde bir delik veya gökte bir merdiven arayarak onlara bir ayet (mucize) getirmeye gücün varsa, (bunu yap. Ancak şunu bil ki,) Allah dileseydi, onları hidayet üzere bir araya toplardı. O hâlde sakın cahillerden olma.

36. (Bu çağrıyı) sadece (hakkı) duyan kimseler kabul ederler. Ölülere gelince, Allah onları diriltecektir, sonra O’na döndürüleceklerdir.

37. Onlar, “Niçin Rabbinden ona bir ayet (mucize) inmiyor?” dediler. De ki: “Şüphesiz, Allah bir ayet (mucize) indirmeye kadirdir; ama onların çoğu bilmezler.”

38. Yeryüzünde gezen her canlı ve iki kanadıyla uçan her kuş, ancak sizin gibi bir topluluktur. Biz kitapta (Kur’an’da veya Levh-i Mahfuz’da) hiçbir şeyi eksik bırakmadık. Sonra onlar, Rablerine doğru haşredileceklerdir (toplanıp götürüleceklerdir).

39. Allah’ın ayetlerini yalanlayanlar, karanlıklarda kalmış sağırlar ve dilsizlerdirler. Allah, dilediğini saptırır ve dilediğini doğru yola iletir.

40. De ki: “Sizce, Allah’ın azabı size gelse veya o kıyamet saati size gelse, Allah’tan başkasını mı çağırırsınız?! Doğru iseniz (söyleyin).”

41. “Hayır! Yalnız O’nu çağırırsınız; O da dilerse, gidermesini istediğiniz şeyi giderir; ortak koştuğunuz şeyleri ise unutursunuz.”

42. Kuşkusuz, senden önceki ümmetlere de (peygamberler) gönderdik; (Allah’a) yalvarsınlar diye onları sıkıntı ve zorlukla karşı karşıya koyduk.

43. Niçin bizim azabımız onlara ge-lince (Allah’a) yalvarıp yakarmadılar?! Ama onların kalpleri katılaştı ve Şeytan yaptıkları işleri onlara süslü gösterdi.

44. Kendilerine hatırlatılan şeyleri unutunca, her şeyin (her türlü nimetin) kapısını yüzlerine açtık. Nihayet kendilerine verilene sevinince, ansızın onları yakaladık da bir anda ümitlerini yitirdiler.

45. Böylece zulmeden kavmin kökü kesildi. Ve hamd, âlemlerin Rabbi Allah’a mahsustur.

46. De ki: “Size göre, eğer Allah işitmenizi ve görmenizi alsa ve kalplerinizi mühürlese, Allah’tan başka onları size getirecek ilah kimdir?” Bak, ayetlerimizi nasıl çeşitli şekillerde (kendilerine) açıklıyoruz! Sonra onlar (yine) yüz çeviriyorlar!

47. De ki: “Sizce Allah’ın azabı aniden veya apaçık şekilde size gelse, zalimler topluluğundan başkası mı helak olur?”

48. Biz peygamberleri sadece müjdeci ve korkutucu olarak gönderiyoruz. Kim iman eder ve kendini düzeltirse, artık onlar için ne bir korku var, ne de onlar üzülürler.

49. Ayetlerimizi yalanlayanlar ise, yoldan çıkmaları yüzünden azaba uğrarlar.

50. De ki: “Size, ‘Allah’ın hazineleri benim yanımdadır.’ demiyorum. (Al­lah’ın bildirdiğinin dışında) gaybı da bilmiyorum ve size, ‘Ben bir meleğim.’ de demiyorum. Ben ancak, bana vahyedilene uymaktayım.” De ki: “Körle gören bir olur mu?! Acaba düşünmez misiniz?!”

51. Rablerinin huzurunda kendileri için O’ndan başka ne bir dost ve ne de bir aracı olmadan bir araya getirilmekten korkan kimseleri onunla (Kur’an’la) uyar. Umulur ki takvalı olurlar.

52. Rablerini hoşnut etmeyi dileyerek sabah akşam O’nu çağıran kimseleri yanından kovma. Onların hesabından sana bir sorumluluk yoktur ve senin hesabından da onlara bir sorumluluk yoktur ki onları kovasın da zalimlerden olasın.

53. Böylece onlardan bir kısmını diğer kısmıyla denedik ki, “Allah’ın bizim aramızdan (seçip) kendilerine nimet verdiği kimseler bunlar mı?!” desinler. Allah şükredenleri daha iyi bilmez mi?!

54. Ayetlerimize iman edenler sana geldiklerinde, de ki: “Selam olsun size. Rabbiniz rahmeti kendi üzerine farz kıldı. Şöyle ki: Sizden biriniz cahillik yüzünden bir kötülük işler de sonra peşinden tövbe eder ve kendini düzeltirse, (bilsin ki) şüphesiz O, sürekli bağışlayan ve merhamet edendir.”

55. Böylece, suçluların yolu açıkça belli olsun diye ayetlerimizi sana ayrı ayrı açıklıyoruz.

56. De ki: “Allah’tan başka çağırdıklarınıza kulluk etmek bana yasaklandı.” De ki: “Ben sizin heva ve heveslerinize uymam. Yoksa doğru yoldan sapmış olurum ve hidayete erenlerden olmam.”

57. De ki: “Ben Rabbim tarafından açık bir delil üzereyim; siz ise onu yalanladınız. Çabuk gelmesini istediğiniz şey (azap) benim elimde değildir. Hüküm yalnız Allah’a aittir. O hakkı anlatır ve O hüküm verenlerin en iyisidir.”

“Hakkı anlatır” yerine “Hakkı takip eder” diye de tercüme edilebilir. (bk. Cevamiu’l-Cami’)

58. De ki: “Sizin çabuk gelmesini istediğiniz şey (azap) benim yanımda olsaydı, benimle sizin aranızdaki iş son bulurdu. Allah, zulmedenleri daha iyi bilir.”

59. Gaybın anahtarları O’nun katındadır; O’ndan başka kimse onları bilmez. Karada ve denizde olan her şeyi O bilir. (Ağaçtan) bir yaprak bile onun bilgisi olmadan (yere) düşmez. Yerin karanlıklarındaki her tane, her yaş ve kuru, mutlaka açıklayıcı bir kitapta kaydedilmiştir.

60. Geceleyin sizi(n ruhunuzu) alan, gündüz kazandıklarınızı bilen, sonra belirlenmiş süre dolsun diye sizi gündüzleri uyandıran O’dur. Sonra dönüşünüz O’nadır. Sonra yapmakta olduklarınızı size bildirecektir.

61. O, kullarının üzerinde mutlak egemenlik sahibidir. Üzerinize koruyucular gönderir. Nihayet birinize ölüm gelince, elçilerimiz bir gevşeklik etmeden onu(n ruhunu) alırlar.

62. Sonra hak mevlaları olan Allah’a döndürülürler. Bilin ki, hüküm yalnız O’nundur ve O, hesap görenlerin en süratlisidir.

63. De ki: “Sizi karanın ve denizin karanlıklarından kurtaran kimdir? Hani siz yalvararak ve gizlice, ‘Eğer bizi bundan kurtarırsa, mutlaka şükredenlerden olacağız.’ diye O’nu çağırıyorsunuz!

64. De ki: “Allah sizi ondan ve her türlü sıkıntı ve üzüntüden kurtarmaktadır. Sonra yine siz (O’na) ortak koşuyorsunuz.”

65. De ki: “O üzerinizden veya ayaklarınızın altından size bir azap göndermeye veya sizi gruplara bölerek birbirinizle uğraştırmaya ve kiminizin çıkaracağı zorlukları kiminize tattırmaya kadirdir.” Bak, belki anlarlar diye nasıl ayetlerimizi çeşitli şekillerde açıklıyoruz!

66. Hak olduğu hâlde senin kavmin onu inkâr etti. De ki: “Ben size koruyucu değilim.”

67. “Her haberin gerçekleşeceği bir zaman vardır ve siz yakında bileceksiniz.”

68. Ayetlerimiz hakkında münasebetsizliğe dalanları gördüğünde, başka bir sohbete dalıncaya kadar onlardan yüz çevir. Eğer Şeytan (bunu) sana unutturursa, hatırladıktan sonra artık zalimler topluluğuyla oturma.

(bk. Açıklamalar Bölümü: 69)

69. Takvalı olanlara onların (zalimlerin) hesaplarından bir yükümlülük yoktur. Ancak bu bir hatırlatmadır; olur ki (onlarla oturmaktan) sakınırlar.

Yani hakkı söylemek niyetiyle onlarla oturmaları durumunda takvalı kişilere bir yükümlülük yoktur.

70. Dinlerini oyun ve eğlence yapan ve dünya hayatı kendilerini aldatmış olan kimseleri bırak. Yaptığı işler yüzünden hiçbir nefsin helak olmaması için onunla (Kur’an’la) hatırlatmada bulun. Ona Allah’tan başka ne bir dost ve ne de bir aracı bulunur; (kurtuluşu için) her türlü karşılığı ödese de yine kabul edilmez. İşte onlar, kendi kazançları (yaptıkları işler) yüzünden helake uğramışlardır. Küfre sapmaları yüzünden onlara kaynar sudan bir içecek ve acı bir azap vardır.

71. De ki: “Allah’ı bırakıp da (O’nun yerine) bize ne bir zarar veren, ne de bir faydası olan şeyleri mi çağıralım ve Allah bizi hidayete erdirdikten sonra (hak yoldan) geriye mi dönelim?! Kendisini ‘Bize gel’ diye hidayete doğru çağıran birtakım dostları olduğu hâlde, şeytanların baştan çıkardığı ve yeryüzünde şaşkınlık içinde kalan kimse gibi mi (olalım)?!” De ki: “Gerçek hidayet, Allah’ın hidayetidir. Bize Âlemlerin Rabbine teslim olmamız emredildi.”

72. “Ve, ‘Namazı hakkıyla kılın ve Allah’­tan korkun.” (denildi.) Huzurunda bir araya getirileceğiniz O’dur.”

73. “O’dur gökleri ve yeri hak üzere yaratan. Bir şeye ‘Ol!’ dediği gün o hemen oluverir. Sözü haktır. Sûr’a üfleneceği gün hükümranlık O’nundur. Gaybı da, aşikâr olanı da bilir. O, hikmet sahibidir ve (her şeyden) hakkıyla haberdardır.”

74. Hani İbrahim, babası (velisi olan amcası) Azer’e, “Putları (kendine) ilah mı ediniyorsun?! Ben seni ve kavmini apaçık bir sapıklık içinde görüyorum.” dedi.

(bk. Açıklamalar Bölümü: 70)

 75. Böylece kesin bilgiye erenlerden olsun diye göklerin ve yerin melekûtunu İbrahim’e gösteriyorduk.

76. Gece karanlığı üzerine çökünce bir yıldız gördü; “İşte bu benim Rabbimdir.” dedi. Yıldız batınca da, “Ben kaybolan-batan şeyleri sevmem.” dedi.

77. Ayı doğarken gördüğünde, “İşte bu benim Rabbimdir.” dedi. O da battığında,

“Eğer Rabbim beni hidayete erdirmezse, şüphesiz ben sapanlar zümresinden olurum.” dedi.

78. Güneşi doğarken gördüğünde, “İşte bu benim Rabbimdir; bu daha büyüktür.” dedi. O da batınca, “Ey kavmim! Ben sizin (Allah’a) ortak koştuğunuz şeylerden uzağım.” dedi.

79. “Ben, hakka yönelerek (ihlâsla) yüzümü gökleri ve yeri var edene çevirdim. Ben müşriklerden değilim.” (dedi.)

80. Kavmi, onunla (Allah hakkında) tartışmaya koyuldu. Dedi ki: “Beni hidayete erdirmişken Allah hakkında mı benimle tartışıyorsunuz?! Rabbimin bir şeyi istemesi müstesna, sizin (Allah’a) ortak koştuklarınızdan korkmam. Rabbimin ilmi her şeyi kapsamıştır. Hâlâ öğüt almaz mısınız?!”

“Vesia” kelimesin karşılığı olarak bazıları ‘kuşatmıştır’ tabirini kullanmışlardır, ama biz ‘kapsamıştır’ ifadesini daha uygun bulduk. Çünkü burada ifade edilmek istenen ihata değil, içermek ve kapsamına almaktır; yani ilahî ilmin genişliğidir, üstünlük ve egemenliği değildir.

81. “Ben sizin (Allah’a) ortak koştuklarınızdan nasıl korkarım?! Oysa siz Allah’ın kendileri hakkında hiçbir delil indirmediği şeyleri O’na ortak koşmaktan korkmuyorsunuz?! Şimdi bilginiz varsa (söyleyin), bu iki kesimden hangisi güvende olmaya daha layıktır?”

82. İman eden ve imanlarını zulümle karıştırmayan kimseler var ya, işte güven onlarındır ve onlar hidayete erişmişlerdir.

83. İşte bu, kavmine karşı İbrahim’e verdiğimiz hüccetimizdir (delilimizdir). Biz, dilediğimizi derecelerle yükseltiriz. Şüphesiz, Rabbin hikmet sahibidir ve bilendir.

84. Ona İshak’ı ve Yakub’u bahşettik. Hepsini de hidayete erdirdik. Nuh’u da önceden hidayete erdirmiştik ve O’nun soyundan Davud, Süleyman, Eyyub, Yusuf, Musa ve Harun’u da (hidayete erdirdik). Biz iyilere böyle karşılık veririz.

85. Zekeriya’yı, Yahya’yı, İsa’yı ve İl­yas’ı da (hidayete erdirdik). Hepsi de salihlerdendi.

İmam Musa Kâzim (a.s)’ın Halife Harun’un bir sorusuna cevap verirken şöyle dediği nakledilir: “İsa (a.s)’ın peygamberlerin zürriyetinden sayılması, annesi Meryem vasıtasıyladır. Biz de annemiz Fatıma (a.s) vasıtasıyla Peygamber’in (s.a.a) soyundan sayılıyoruz.” (bk. es-Safî Tefsiri)

86. İsmail’i, el-Yesa’ı, Yunus’u ve Lut’u da (hidayete erdirdik). Hepsini de âlemlere üstün kıldık.

87. Babalarından, soylarından ve kardeşlerinden bir kısmını da (hidayete erdirdik). Bunları seçkin kıldık ve doğru yola ilettik.

88. İşte bu, Allah’ın hidayetidir; kullarından dilediğini onunla doğru yola iletir. Eğer (Allah’a) ortak koşsalardı, yaptıkları işler kesinlikle boşa giderdi.

89. İşte onlar, kendilerine kitap, hikmet ve peygamberlik verdiğimiz kimselerdir. Eğer bunlar (Mekke’nin müşrikleri), bu hakikatleri (kitap, hikmet ve peygamberliği) inkâr ederlerse, (hiçbir zararı yok; çünkü) biz, onları inkâr etmeyen (başka) bir kavmi onlara koruyucu kılmışızdır.

90. İşte onlar (peygamberler), Allah’ın hidayete erdirdiği kimselerdir. Sen de onların hidayetlerine uy. De ki: “Buna (peygamberliğime) karşılık sizden bir ücret istemiyorum. Bu, sadece âlemlere bir hatırlatmadır.”

91. (Yahudiler), “Allah hiçbir insana bir şey indirmemiştir.” dediklerinde Allah’ı hakkıyla tanımadılar. De ki: “Musa’nın insanlara nur ve hidayet olarak getirdiği kitabı kim indirdi?! Siz onu kâğıtlar hâline getirip (bir kısmını) açıklıyorsunuz, birçoğunu ise gizliyorsunuz ve (onunla) sizin de, babalarınızın da bilmediği şeyler size öğretilmiştir.” “Allah (indirdi).” de, sonra onları bırak, daldıkları (boş) sözlerde oynayıp dursunlar.

92. Bu (Kur’an), Ümm’ül-Kura’yı (Mek­ke’yi) ve bütün çevresindekileri uyarman için indirdiğimiz kutlu ve öncesindeki kitapları doğrulayıcı bir kitaptır. Ahirete iman edenler ona inanırlar ve onlar namazlarını sürekli korurlar (vaktinde kılarlar).

Ümmü’l-Kura“; Mekke’nin diğer bir adıdır ve ‘Ana şehir’ anlamındadır. Mekke’nin bu adı alması, yeryüzünde ilk beliren kara parçası olması yüzündendir, başka bir ifadeyle yaratılan ilk toprak parçası olduğu içindir. (bk. es-Safî)

93. Yalan uydurup Allah’a isnat eden veya kendisine bir şey vahyedilmediği hâlde “Bana vahyedildi.” diyen ve “Allah’ın indirdiğinin (Kur’an’ın) benzerini ben de yakında indireceğim.” diyen kimseden daha zalim kimdir?! Zalimleri can çekişmeleri sırasında bir görseydin! Melekler (onlara doğru) ellerini uzatarak (şöyle derler): “Haydi canlarınızı çıkarın! Hak olmayan şeyleri Allah’a isnat ettiğiniz ve ayetlerine karşı büyüklük tasladığınız için bugün aşağılayıcı azapla cezalandırılacaksınız!”

(bk. Açıklamalar Bölümü: 71)

94. Sizi ilk defa yarattığımız gibi bize yapayalnız geldiniz ve size verdiklerimizi arkanızda bıraktınız. Sizi yaratmada Allah’a ortaklar olduklarını sandığınız aracılarınızı da beraberinizde görmüyoruz. Kuşkusuz, aranızdaki bağ kopmuştur ve sandığınız şeyler de kaybolup gitmiştir.

95. Şüphesiz, Allah taneyi ve çekirdeği yarandır; ölüden diriyi çıkaran ve diriden ölüyü çıkarandır. İşte budur Allah. Öyleyse nasıl (haktan) yüz çeviriyorsunuz?!

96. Sabahın aydınlığını yarıp çıkarandır. Geceyi dinlenme zamanı, güneş ve ayı hesaplama aracı kıldı. İşte bu, üstün ve bilen Allah’ın ölçüsüdür.

İmam Zeynelabidin (a.s)’dan rivayet edildiğine göre, İmam hizmetçilerine şöyle diyordu: “Fecr doğmadan koyun kesmeyin; çünkü Allah geceyi her şey için dinlenme vesilesi kılmıştır.” (bk. es-Safî Tefsiri, el-Kâfî’den naklen.)

97. Kara ve denizin karanlıklarında yolu bulasınız diye yıldızları sizin için var eden O’dur. Gerçekten bilen bir topluluk için ayetleri, genişçe açıkladık.

98. Sizi tek bir nefisten ortaya çıkaran O’dur. (Sizin için) bir yerleşme yeri ve bir de geçici mekân var etmiştir. Gerçekten ayetleri, anlayan bir topluluk için genişçe açıklamışız.

(bk. Açıklamalar Bölümü: 72)

99. Gökten bir su indiren O’dur. Sonra da biz o suyla her şeyin bitkisini çıkardık. Ondan, üzerinde yığın yığın taneler oluşturduğumuz yeşillik ortaya çıkardık; hurma ağacının tomurcuğundan da birbirine yakın salkımlar vardır; (yine ondan) birbirine benzeyen ve benzemeyen üzüm bahçeleri, zeytin ve nar ortaya çıkardık. O (ağaçlar) meyve verince meyvesine ve bir de meyvenin yetişmesine bakın. İşte bunlarda iman eden bir topluluk için birçok ayet vardır.

100. Allah’a cinden olan ortaklar kıldılar. Oysa onları O yarattı. Bilgileri olmadan O’na oğullar ve kızlar uydurdular. O, onların nitelendirdikleri şeylerden münezzehtir ve yücedir.

101. Gökleri ve yeri örneksiz yaratandır. O’nun bir eşi yokken nasıl çocuğu olabilir?! Her şeyi O yaratmıştır ve O, her şeyi bilir.

102. İşte bu sizin Rabbiniz olan Allah’tır; O’ndan başka hiçbir ilah yoktur; her şeyi yaratandır; öyleyse O’na ibadet edin; O, her şeye vekildir (her şeyi koruyan ve yönetendir).

103. Gözler O’nu idrak etmez; O gözleri idrak eder. O, incelikleri bilendir ve (her şeyden) haberdardır.

Ebu Haşim diyor ki: İmam Muhammed Taki (a.s)’a, “Gözler O’nu idrak etmez.” ayetini sordum, İmam şöyle buyurdu: “Ey Ebu Haşim! Kalplerdeki tasavvur gücü gözlerden daha dakiktir. Örneğin tasavvur gücün ile Sind’i, Hindistan’ı ve şimdiye kadar bulunmadığın, görmediğin diğer ülkeleri de tasavvur edebiliyorsun. Buna rağmen kalplerdeki tasavvur gücü bile O’nu idrak edemiyor. Öyleyse gözler O’nu nasıl görebilir?!” (bk. Tabersî, el-İhticac, c.2, s.238)

104. Gerçekten Rabbiniz katından size basiretler (apaçık deliller ve alametler) gelmiştir. Artık kim bilinçli davranırsa, bu kendi yararınadır; kim de körleşirse, bu kendi zararınadır. Ben üzerinize koruyucu değilim.

105. Böylece biz ayetlerimizi çeşitli şekillerde açıklıyoruz. Bırak onlar, “Sen ders aldın (bunları başkalarından öğrendin).” desinler. Biz, bilen bir toplum için onu açıklamak istiyoruz.

106. Rabbinden sana vahyolunana uy. O’ndan başka hiçbir ilah yoktur. Müşriklerden yüz çevir.

107. Allah dileseydi, onlar (Allah’a) ortak koşmazlardı. Biz seni onlara bekçi kılmadık ve sen onlara vekil de değilsin.

108. Onların (müşriklerin) Allah’tan başka çağırdıklarına sövmeyin ki, onlar da düşmanlıkla (ve) bilmeyerek Allah’a söverler. İşte böyle her topluma yaptıklarını güzel gösterdik. Sonra dönüşleri ancak Rablerinedir. O, yapmakta oldukları işleri onlara bildirecektir.

109. Kendilerine bir ayet (mucize) gelirse, mutlaka ona iman edecekler diye Allah’a sıkı sıkıya yemin ettiler. De ki: “Ayetler ancak Allah’ın katındadır. O (ayet) geldiği zaman da iman etmeyeceklerini bilir misiniz?”

110. Onların kalplerini ve gözlerini ters çeviririz, ilk defa iman etmedikleri gibi (yine de iman etmezler) ve onları şaşkınlık hâlinde azgınlıkları içinde bırakırız.

111. Eğer melekleri onlara indirseydik, ölüler onlarla konuşsaydı ve topluluklar hâlinde her şeyi onların önünde bir araya toplasaydık, yine de Allah dilemedikçe iman edecek değillerdi. Fakat onların çoğu bilmezler.

112. Böylece her peygambere insan ve cin şeytanlardan bir düşman var ettik. Onlar aldatmak için birbirlerine gizlice yaldızlı sözler aktarırlar. Rabbin dileseydi, bunu yapamazlardı. Artık onları uydurdukları yalanlarla baş başa bırak.

113. Ahirete inanmayanların kalpleri bu sözlere eğilim göstersin, bunlardan hoşlansın ve işleyecekleri suçları işlesinler diye (buna yaptık).

114. Allah’tan başka bir hakem mi arayayım?! Oysa açıklanmış olarak kitabı size indiren O’dur. Kendilerine kitap verdiklerimiz, O’nun (Kur’an’ın) hak üzere Rabbin tarafından indirildiğini bilirler. O hâlde asla şüphecilerden olma.

115. Rabbinin sözü, doğruluk ve adalet üzere tamamlandı. O’nun sözlerini değiştirecek yoktur. O, işitendir ve bilendir.

116. Eğer yeryüzünde olanların çoğuna uysan, seni Allah’ın yolundan saptırırlar. Onlar sadece zanna uyarlar ve onlar sadece tahminde bulunurlar.

Kur’an mantığında çoğunluk hakkın ölçüsü sayılmaz. Bu gerçek, bu ve benzeri ayetlerde açıklanmıştır. Çünkü insanların çoğu, babalarının doğru yol üzere olduğunu sanarak onların yolunu takip ederler ve o yola sarılıp bağnazlığa kapılırlar. Hz. Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: “Ey insanlar! Takipçileri azdır diye hidayet yolunda yalnızlık hissine kapılmayın.” (bk. Nehcü’l-Belağa, s.181, Kısa Sözler: 201)

117. Kuşkusuz Rabbin, yolundan sapanı daha iyi bilir O, hidayete ermiş olanı da daha iyi bilir.

118. Artık Allah’ın ayetlerine iman ediyorsanız, (kesilirken) üzerine Allah’ın adı anılan hayvanlardan yiyin.

119. Çaresiz yemek zorunda kaldıklarınız müstesna, haram kıldığı şeyleri size açıklamışken üzerine Allah’ın adı anılan hayvanlardan ne diye yemiyorsunuz?! Kuşkusuz, birçokları heva ve heveslerine uyarak bilgisizce (insanları) saptırırlar. Şüphesiz, Rabbin haddi aşanları daha iyi bilir.

120. Günahın açığını da, gizlisini de bırakın. Kuşkusuz, günah kazanmakta olanlar, yakında işledikleri (günahlar) ile cezalandırılacaklardır.

121. Üzerine Allah’ın adı anılmayan hay­vanlardan yemeyin. Kuşkusuz, bu itaatten çıkıştır. Şüphesiz, şeytanlar kendi dostlarına sizinle tartışsınlar diye fısıldarlar. Onlara boyun eğerseniz, şüphesiz siz de (Allah’a) ortak koşmuş olursunuz.

122. Ölü iken dirilttiğimiz ve insanlar arasında dolaşması için kendisine bir nur verdiğimiz kimse, karanlıklarda kalıp ondan çıkmayacak olan kimse gibi olur mu?! İşte böylece kâfirlere yaptıkları (kötü) işler süslü gösterildi.

123. Ve böylece biz her beldeye büyük azgınlarını hile yapsınlar diye yerleştirdik. Onlar sadece kendilerine hile yaparlar, ama farkında olmazlar.

“Böylece her şehirde hile yapsınlar diye ileri gelenleri, oranın suçluları yaptık…” diye de tercüme edilebilir. (bk. Feyzü’l-İslam, Farsça Kur’an Tercümesi)

124. Onlara bir ayet geldiği zaman, “Allah’ın peygamberlerine verilenin bir benzeri bize verilinceye kadar biz iman etmeyiz.” derler. Allah risaletini (elçilik görevini) nereye koyacağını daha iyi bilir. Suç işleyenler, yapmakta oldukları hilelere karşılık yakında Allah katında bir aşağılanmaya ve bir de şiddetli azaba uğrayacaklardır.

125. Allah kimi hidayete erdirmek isterse, gönlünü İslam’a açar; kimi de saptırmak isterse, göğe zorlukla yükseliyormuş gibi kalbini daraltır ve sıkıntılı kılar. İşte Allah, bu şekilde pisliği iman etmeyen insanların üzerine bırakır.

(bk. Açıklamalar Bölümü: 73)

126. Bu, Rabbinin doğru yoludur. Şüphesiz, öğüt alan topluluk için ayetlerimizi genişçe açıkladık.

127. Rablerinin katında esenlik yurdu onlarındır ve O, yapmış oldukları amellerden dolayı onların velisidir (dost ve koruyucusudur).

128. (Allah) onların hepsini bir araya toplayacağı gün (şöyle der): “Ey cin topluluğu! İnsanlardan birçoğunu elde ettiniz.” İnsanlardan onlara uyanlar, “Rabbimiz! Biz birbirimizden yararlandık ve bizim için belirlediğin sürenin sonuna ulaştık.” derler. (Allah,) “Yeriniz ateştir; Allah’ın dilediği müstesna, orada ebedi kalacaksınız. Şüphesiz, Rabbin hikmet sahibidir ve bilendir.” der.

Burada “veli” sözcüğünün, sözlük anlamı göz önünde bulundurularak “takip eden” ve “uyan” olarak tercüme edilmiştir.

129. İşte böylece kazandıkları (günahlar) yüzünden zalimlerin bir kısmını diğer bir kısmına musallat ederiz.

İmam Muhammed Bâkır (a.s)’dan rivayet edildiğine göre şöyle buyurmuştur: “Allah, zalimden ancak başka bir zalim vasıtasıyla intikam alır. Allah’ın, ‘Zalimlerin bir kısmını diğer bir kısmına musallat ederiz.’ buyurması da bunu ifade eder.” bk. Ayyaşî ve es-Safî Tefsirleri)

130. “Ey cin ve insan topluluğu! İçinizden size ayetlerimizi anlatan ve bugünkü buluşmanız hakkında sizi uyaran peygamberler gelmedi mi?!” Onlar, “Biz kendi aleyhimize şahitlik ediyoruz (peygamberlerin geldiğine itiraf ediyoruz).” derler. Dünya hayatı onları aldattı ve kâfir olduklarına dair kendi aleyhlerine şahitlik ettiler.

131. Bu (peygamberlerin gönderilişi) şunun içindir ki: Rabbin, beldelerin halkını işledikleri zulümlerden dolayı onlar habersizken helak edici değildir.

132. Herkesin yaptıkları işlere göre dereceleri vardır. Rabbin, onların yaptıklarından gafil değildir.

133. Rabbin ihtiyaçsızdır ve rahmet sahibidir. Sizi başka bir topluluğun soyundan meydana getirdiği gibi, dilerse sizi yok eder ve dilediğini yerinize getirir.

134. Size vadedilen şey mutlaka gelecektir ve siz (O’nu) âciz kılamazsınız.

135. De ki: “Ey kavmim! Kendinize yakışanı yapın! Ben de (kendime yakışanı) yapacağım. İleride yurdun (güzel) akıbetinin kime ait olduğunu bileceksiniz. Şüphesiz, zalimler kurtuluşa ermezler.”

136. Allah’ın yarattığı ekinler ve hayvanlardan O’na bir pay ayırdılar. Kendi zanlarınca, “Bu Allah için, bu da O’na ortak bildiklerimiz için.” dediler. Ortak bildiklerine ait olan, Allah’a ulaşmaz; ama Allah’a ait olan ortak bildiklerine ulaşır. Onların yargıları ne de kötüdür!

137. Aynı şekilde ortak bildikleri (putlar), onları helake sürüklemek ve dinlerini karıştırmak (ve belirsiz kılmak) için müşriklerin birçoğuna, evlatlarını öldürmeyi güzel gösterdi. Allah dileseydi, bunu yapamazlardı. Öyleyse uydurdukları şeylerle onları baş başa bırak.

138. Yine (müşrikler) kendi zanlarınca, “Şunlar, yasak (haram) hayvanlar ve ekindir; onları bizim dilediğimiz kim-

seler dışında kimse yiyemez. Şunlar da, sırtlarına binilmesi haram kılınmış hayvanlardır.” dediler. Bazı hayvanlar da var ki, (keserken) üzerine Allah’ın adını anmazlar ve bu işi yalanla Allah’a isnat ederler. Yakında ettikleri iftira yüzünden (Allah) onları cezalandıracaktır.

139. “Şu hayvanların karnında olan (yavrular), sadece erkeklerimize mahsustur ve eşlerimize (onları yemek) haramdır; ama (o yavru) ölü olursa onların hepsi onda ortaktır.” dediler. Yakında (Allah) bu açıklamalarının cezasını verecektir. Şüphesiz, O hikmet sahibidir ve bilendir.

140. Bilgisizlik yüzünden beyinsizce çocuklarını öldürenler ve Allah’a yalan isnat ederek Allah’ın verdiği rızkları haram kılanlar ziyana uğramışlardır. Gerçekten onlar (hak yoldan) sapmışlardır ve zaten hidayete erişmemişlerdi.

141. Çardaklı ve çardaksız bahçeleri, hurma ağaçlarını, değişik ürünleri olan ekinleri, birbirlerine benzeyen ve benzemeyen zeytin ve nar ağaçlarını var eden O’dur. Meyve verince meyvelerinden yiyin, devşirme ve toplama zamanı da hakkını verin ve israf etmeyin. Kuşkusuz O, israf edenleri sevmez.

Ehl-i Beyt’ten gelen hadislere göre, ayette yer alan “devşirme ve toplama zamanı da hakkını verin” ifadesinden maksat farz olan zekâtın dışında olan bir haktır. el-Kâfî’de İmam Sadık (a.s)’dan şöyle nakledilir: “Ekinde iki hak vardır; biri bilinen zekâttır, diğeri ise toplama işi bitinceye kadar fakirlere toplanan ürünlerden Allah rızası için avuç avuç veya demet demet verilmektir.” (bk. es-Safî Tefsiri, el-Kâfî ve Ayyaşî Tefsiri’nden naklen)

142. Evcil hayvanlardan yük taşıyanı ve yük taşımayanı var edendir. Allah’ın size verdiği rızktan yiyin ve Şeytan’ın adımlarını takip etmeyin. Gerçekten de o, size apaçık bir düşmandır.

143. (Hayvanlardan) sekiz çifti var edendir. Koyundan iki ve keçiden de iki. De ki: “(Allah) o iki erkeği mi haram kılmış, yoksa o iki dişiyi mi, yoksa o iki dişinin rahimlerinde bulunanları mı (yavruları mı)? Eğer doğru söylüyorsanız, bilgiye dayanarak bana bildirin.”

144. Deveden iki ve sığırdan da iki (dişi ve erkek çiftini var edendir). De ki: “(Allah) o iki erkeği mi haram kılmış, yoksa o iki dişiyi mi, yoksa o iki dişinin rahimlerinde bulunanları mı (yavruları mı)? Yoksa Allah size bunu tavsiye ederken şahit miydiniz? O hâlde bilgisizce insanları saptırmak için Allah’a yalan isnat eden kimseden daha zalim kim olabilir?! Gerçekten Allah, zalimler topluluğunu hidayete erdirmez.

145. De ki: “Bana vahyolunanların içinde leş, (hayvan kesilirken) akıtılmış kan, domuz eti -ki kuşkusuz o pistir- ve itaatsizlikle Allah’tan başkasının adı anılarak kesilen hayvandan başka, yiyene haram kılınmış bir şey bulmuyorum.” Kim başkasına zulmetmeksizin ve sınırı aşmaksızın (bunları yemek hususunda) çaresiz kalırsa, şüphesiz ki Rabbin bağışlayandır ve merhamet edendir.

Ayetin son bölümü ile ilgili olarak bk. Bakara: 173 ayetin açıklaması.

146. Yahudilere tüm tırnaklı hayvanları haram kıldık. Sığır ve koyunun ise, sırtında veya bağırsaklarında olanlar veya kemiğe karışanlar dışındaki içyağlarını onlara haram kıldık. Haksızlıkları yüzünden onları işte bununla cezalandırdık. Kuşkusuz, biz doğru söyleyeniz.

147. Eğer seni yalanlasalar, de ki: “Rabbiniz geniş rahmet sahibidir. (Bununla birlikte) O’nun azabı suçlular topluluğundan geri çevrilmez.”

148. (Allah’a) ortak koşanlar diyecekler ki: “Allah dileseydi, biz ve babalarımız (Allah’a) ortak koşmazdık ve bir şeyi de (kendi yanımızdan) haram kılmazdık.” Onlardan öncekiler de (peygamberleri) işte böyle yalanladılar da sonuçta bizim azabımızı tattılar. De ki: “Sizin yanınızda bize açıklayabileceğiniz bir bilgi var mı? Siz sadece zanna uyuyorsunuz ve yalnızca tahmin üzere konuşuyorsunuz.”

149. De ki: “Öyleyse yetkin (eksiksiz) hüccet Allah’ındır. Eğer O dileseydi, elbette sizin hepinizi hidayete erdirirdi.”

“De ki: Öyleyse yetkin (eksiksiz) hüccet Allah’ındır.” ayeti hakkında sorulduğunda İmam Sadık (a.s)’ın, şöyle dediği nakledilmiştir: “Kıyamet günü Yüce Allah kula şöyle hitap edecektir: ‘Kulum biliyor muydun?’ Eğer ‘Evet.’ derse Allah, ‘Niçin amel etmedin?’ diyecektir. Eğer bilmeyen biri olursa ona da, ‘Öğrenerek amel etmen gerekmez miydi?’ diyecektir. Böylece Allah, kulun delilini çürütecek ve mağlup edecektir. İşte Allah’ın yetkin delili bundan ibarettir.” (bk. es-Safî Tefsiri, el-Emalî’den naklen.)

el-Kâfî’de yer alan bir hadise göre, İmam Musa Kâzım (a.s) şöyle buyurmuştur: “Allah’ın kulları üzerinde iki hücceti (açık delili) vardır: Biri açıkta olan hüccet ve diğeri içte olan hüccet. Açıkta (dışta) olan hüccet peygamberler, resuller ve imamlardır. İçte olan hüccet ise akıllardır.” (bk. es-Safî Tefsiri, el-Kâfî’den naklen.)

150. De ki: “Allah’ın bunu haram kıldığına dair şahitlik eden şahitlerinizi getirin.” Eğer şahitlik ederlerse, sen onlarla şahitlik etme ve ayetlerimizi yalanlayanların, ahirete inanmayanların ve (başka şeyleri) Rablerine denk tutanların heva ve heveslerine uyma.

151. De ki: “Gelin Rabbinizin size haram kıldığı şeyleri okuyayım: Allah’a hiçbir şeyi ortak koşmayın; baba ve anneye iyilikte bulunun; çocuklarınızı yoksulluk yüzünden öldürmeyin; size de, onlara da biz rızk veriyoruz; kötülüklerin açığına da, gizlisine de yaklaşmayın ve hak olan durum müstesna, Allah’ın haram kıldığı nefsi öldürmeyin. İşte düşünüp anlayasınız diye (Allah) bunları size tavsiye etti.”

152. “Yetimin malına, erginlik çağına erişinceye kadar en iyi tutum (o malları korumak gayesi) dışında yaklaşmayın; ölçü ve tartıyı adaleti gözeterek tam tutun; biz herkesi ancak gücü yettiği miktarda yükümlü kılarız; bir şey söylediğinizde, yakınlarınız hakkında olsa bile adaleti gözetin ve Allah’ın ahdine vefa edin. İşte öğüt alasınız diye (Allah) bunları size tavsiye etti.”

153. “Kuşkusuz ki, bu benim doğru yolumdur. Artık bu yola uyun; sizi O’nun yolundan ayrı düşürecek diğer yollara uymayın. İşte takvalı olasınız diye (Allah) bunları size tavsiye etti.”

154. Sonra iyilik yapana (nimetlerini) tamamlamak, her şeyi açıklamak, hidayet ve rahmet olmak üzere Musa’ya kitabı verdik. Olur ki, Rablerine kavuşacaklarına inanırlar.

155. Bu da bizim indirdiğimiz kutlu bir kitaptır; ona uyun ve takvalı olun ki, size merhamet edilsin.

156. (Bu kitabı indirdik ki,) “Kitap, sadece bizden önceki iki taifeye (Yahudiler ve Hıristiyanlara) inmiştir ve biz onların okuduklarından habersizdik.” demeyesiniz.

157. Ya da, “Eğer bize kitap inseydi, biz hidayette onlardan daha ileri olurduk.” demeyesiniz. İşte Rabbinizden size apaçık delil, hidayet ve rahmet gelmiştir. Öyleyse Allah’ın ayetlerini yalanlayan ve onlardan yüz çeviren kimseden daha zalim kimdir?! Yakında ayetlerimizden yüz çevirenleri, yüz çevirmelerinden ötürü en şiddetli azapla cezalandıracağız.

158. Onlar, kendilerine meleklerin gelmesini veya Rabbinin gelmesini yahut Rabbinin bazı ayetlerinin (mucizelerinin) gelmesini mi bekliyorlar?! Rabbinin ayetlerinin bazısı geldiği gün, önceden iman etmemiş veya imanlı iken bir hayır kazanmamış kimseye (o gün) iman etmesi bir yarar sağlamaz. De ki: “Bekleyin; şüphesiz ki, biz de beklemekteyiz.”

159. Dinlerini bölüp fırka fırka olanlarla senin bir ilişkin yoktur. Onların işleri Allah’a kalmıştır. Sonra O, kendilerine yapmakta olduklarını bildirecektir.

Peygamber’den (s.a.a) şöyle rivayet edilmiştir: “Ümmetim yetmiş üç fırka olacaktır. Hepsi ateştedir, yalnız biri hariç. O da, vasim olan Ali’ye uyanlardır…” (bk. es-Safî Tefsiri)

160. Kim bir iyilik getirirse, ona on katı vardır ve kim bir kötülük getirirse, ancak onun misliyle karşılık görür ve onlar haksızlığa uğramazlar.

161. De ki: “Rabbim beni doğru bir yola, sağlam bir din olan, hakka yönelmiş İbrahim’in dinine iletmiştir;. O (İbrahim), müşriklerden değildi.”

(İmam Muhammed Bâkır (a.s)’dan şöyle rivayet edilmiştir: “Haniflik (hakka yönelmiş olan İbrahim’in dini), hiçbir şeyi açıklamadan bırakmamıştır. Hatta tırnağı kesmek, bıyığı kısaltmak ve sünnet olmak da hanif dinin kuralları arasında yer alır.” (bk. Ayyaşî Tefsiri)

162. De ki: “Benim namazım, ibadetlerim (hac amellerim) hayatım ve ölümüm, âlemlerin Rabbi Allah içindir.”

163. “O’nun bir ortağı yoktur. Bana bu emredildi ve ben Allah’a teslim olanların (Müslümanların) ilkiyim.”

164. De ki: “Allah her şeyin Rabbi iken O’ndan başka kendime bir Rab mi arayayım?! Herkesin kazandığı (günah), yalnız kendi aleyhinedir. Hiçbir günahkâr, başkasının günah yükünü taşımaz. Sonra dönüşünüz Rabbinizedir ve O, hakkında ayrılığa düştüğünüz şeyi (n gerçeğini) size bildirecektir.”

165. Verdiği şeyler hakkında sizi sınamak için yeryüzünde sizi halifeler kılan ve bazılarınızı bazılarınızdan derecelerle üstün yapan O’dur. Şüphesiz, Rabbin çabuk azap edendir ve şüphesiz O, çok bağışlayan ve sürekli merhamet edendir.

Meal: Murtaza Turabi

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*