Amellerin Yok Olması; Habt ve Günahların Telafisi; Tekfir

İman ve salih amelle ahiret saadeti arasındaki ilişki ve buna karşılık, küfür ve isyanla ebedî azap arasındaki irtibat konusunda gündeme gelen bir mevzu da şudur: İman veya küfrün her lahzasının, bunların uhrevî sonucuyla olan ilişkisi ve aynı şekilde, her nevi iyi ve kötü amelin kendi ödül ve cezasıyla olan ilişkisi sabit, kesin ve değişmez bir ilişki midir, yoksa belli durumlarda bu ilişkinin değişmesi mümkün müdür? Yani, mesela bir günahın etkileri, işlenen iyi bir amelle silinip giderilebilir mi? Veya tersine; iyi bir amelin etkilerini, işlenen bir günah yok edebilir mi? Ömrünün belli bir kısmını küfür ve isyan, bir kısmını da iman ve Allah’a itaatla geçiren biri; ahirette belli bir süre azaplandırılacak ve belli bir süre de ödüllendirilecek midir, yoksa bunların aritmetik toplamı mı insanın ebedî âlemdeki saadet veya azabını tayin edecektir? Yoksa bunun başka bir izahı mı vardır?

Bu mesele, ötedenberi Eş’ariye’yle Mu’tezile kelamcıları arasında tartışma konusu olagelen “habt ve tekfir” bahsiyle[1] benzerlik arz etmektedir, biz bu konuda Şia’nın görüşünü özetlemeye çalışacağız:

İman-Küfür İlişkisi

Daha önceki bahislerimizde, itikadî prensiplere iman etmeksizin işlenen hiçbir iyi amelin ebedî saadet getirmeyeceğini belirtmiştik. Başka bir deyişle küfür, iyi amellerin etkisinin yok olmasına yol açmaktadır. Burada şunu da ekliyoruz: İnsanın ömrünün sonunda taşıdığı iman, daha önce bulaştığı küfrün kötü etkilerini yok eder ve parlak ve ışık gibi geçmişin karanlıklarını giderir. Bunun tersi de geçerlidir; insanın ömrünün son dönemlerinde küfre sapıp kâfir ölmesi, geçmişteki imanının etkilerini silip süpürür, kişinin dosyasını karartıp akıbetini mahveder ve harman yerine düşen alev misali her şeyi yakıp küle çevirir. Başka bir benzetmede bulunacak olursak, iman, etrafına ışık saçan parlak bir lamba gibidir, gönül ve ruh evini aydınlatıp karanlıkları giderir. Küfür ise bu lambanın sönmesine benzer bir durumdur; ışık gider, aydınlıklar kaybolur ve karanlık çıkıverir ortaya…

İnsan ruhu bu maddî dünyada, bu sürekli değişim-dönüşümler âleminde yaşadığı sürece daima aydınlık ve karanlıkla karşı karşıya gelme, nur ve zulmetin azalmasına veya çoğalmasına şahit olma durumundadır; bu geçici ve fani dünyadan göçüp gidinceye kadar durum böyledir. Buradan göçüp de, imanla küfür arasında tercihte bulunma kapısı artık yüzüne kapandığında, tekrar dünyaya dönüp kendi yarattığı karanlıkları gidermek için yalvarması kâr etmeyecektir.[2]

İmanla küfür arasındaki bu etkileşim ve ilişki konusunda Kur’ân-ı Kerim açısından zerrece şüphe bulunmamaktadır. Birçok ayette bu gerçeğe işaret edilir, bunlardan biri olan Teğabun Suresi’nin 9. ayetinde şöyle buyruluyor:

Kim Allah’a iman edip salih bir amelde bulunursa, Allah onun kötülüklerini örter ve yok eder.

Bakara Suresi’nin 217. ayetinde de şöyle buyrulur:

…Sizden kim dininden döner ve kâfir olarak ölürse, artık onların bütün işledikleri iyi ameller dünyada da, ahirette de boşa çıkmıştır ve onlar ateş ehlidirler, ebediyen cehennemde kalacaklardır.

İyi Amel-Kötü Amel İlişkisi

İyi amellerle kötü ameller arasındaki ilişki, imanla küfür arasındaki ilişkiye benzetilebilir. Ama bu genel ve her zaman için aynı değildir ve mesela bazı Mu’tezile kelamcılarının sandığı gibi, insanın amel defterine her zaman iyi bir ameli yazıldığında daha önceki kötü amelleri silinmemektedir veya bir başka grubun zannettiği gibi, her zaman kötü ve iyi amellerin nicelik ya da niteliklerine binaen aritmetik toplamları hesaplanıp sonucu yazılmamaktadır. Ameller konusunda daha izahlı bir durum söz konusudur. Yani, bazı iyi ameller gereğince ve makbul olacak bir şekilde yapıldığında geçmişte işlenen kötü amellerin etkilerini silebilmektedir. Mesela tövbe, gereğince yapılacak olursa kişinin bütün günahları affolunmaktadır.[3] Bu durum tıpkı belli bir karanlık noktaya ışık tutulması ve o noktayı aydınlatması gibidir. Ama yapılan her nevi iyi amel, her nevi günahın etkisini silmemektedir, bu nedenle de mümin insan bir süre günahlarının azabını çekip yaptıklarının bedelini ödedikten sonra, ebedîyen cennete girmeye hak kazanabilir. İnsan ruhu adeta türlü boyutlara sahip bir varlıktır ve insanın işlediği her iyi veya kötü amel, ruhunun boyutlarının belli bir kısmını etkilemektedir. Mesela, “a” boyutuyla ilgili bir iyi amel, “b” boyutunu ilgilendiren bir günahın etkilerini silememektedir. Ancak, ruhun diğer boyut ve yönlerini de aydınlatabilecek kadar güçlü nura sahip olan iyi ameller bunu becerebilecek niteliğe sahiptir; aynı şekilde, çok kötü ve çok kirli günahların da ruhun diğer boyut ve bölümlerini de kirletebilmesi mümkündür. Mesela rivayetlerde, makbul namazın günahları yıkayıp temizlediği ve bağışlanmalarına yol açtığı geçer. Kur’ân-ı Kerim’de de şöyle buyrulur:

Gündüzün iki tarafında ve gecenin belli saatlerinde namaz kıl; şüphesiz, iyilikler kötülükleri giderir…[4]

Anne-babanın ahını almak ve onların, haklarını helal etmemesine neden olmak (akk-ı valideyn) ve şarap içmek gibi davranışlar, yapılan ibadetlerin belli bir süreye kadar kabulünü engellemekte veya birine yardım ettikten sonra onu minnette bırakmak, yapılan işin sevabını yok etmektedir. Kur’ân-ı Kerim şöyle buyuruyor:

…Ey iman edenler, Allah’a ve ahiret gününe inanmayıp insanlara karşı gösteriş olsun diye malını infak eden gibi, minnet ve eziyet ederek sadakalarınızı geçersiz kılmayın…[5]

Ancak, iyi ve kötü amellerin yekdiğeri üzerinde bıraktığı etkinin türü ve miktarını öğrenebilmek için vahye ve masumların buyruklarına bakmak gerekir, bunların hepsini kapsayabilecek genel bir kural tayin edilemez.

Dersimizi bitirirken bir noktanın daha altını çizmemiz gerekiyor: İyi veya kötü ameller, bazen insanın bu dünyadaki mutluluk veya mutsuzluğu üzerinde de etkili olabilmekte ve başka işlerde başarılı veya başarısız olmasına yol açabilmektedir. Mesela başkalarına ihsanda bulunmak, bilhassa anne-babayla akrabalara ihsan etmek ömrün uzamasını, bazı bela ve felaketlerin atlatılmasını sağlamaktadır veya mesela büyüklere, özellikle öğretmenlerle üstatlara saygısızlık göstermek insanın başarısızlığına yol açmaktadır. Ama bu etkilerin vuku bulup kendisine gösterilmesi, ödül veya cezanın tam anlamıyla alınmış olduğu manasına gelmez, ödül ve cezaların tam anlamıyla verileceği yer ebediyet âlemidir.


[1]– “Habt” ve “tekfir”, Kur’ân’da geçen terimlerdendir; birincisi “iyi amellerin etkisiz hâle gelmesi” ikincisi de “günahların telafi edilmesi” anlamına gelmektedir. [Bunun, “düşüş” anlamına gelen ve Arapçanın 8. harfi olan büyük “ha” ile değil, küçük “he” ile yazılan “hubut”tan farklı bir terim olduğu hatırlanmalıdır.]

[2]– bk. 49. ders.

[3]– Nisâ, 110; Âl-i İmrân, 135; En’âm, 54; Şûrâ 25; Zümer, 53.

[4]– Hud, 114.

[5]– Bakara, 264.

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*