8- Enfal Suresi

(Medine’de inmiştir; 75 ayettir. Fakat bazılarına göre 30. ayetinden başlayan yedi ayet Mekke’de inmiştir.)

(İmam Sadık (a.s)’dan şöyle dediği nakledilmiştir: “Kim Beraat (Tevbe) ve Enfâl surelerini her ay okursa, asla nifak onun kalbine girmez, Hz. Emirü’l-Müminin (a.s)’ın hakiki şiilerinden olur ve insanların hesabı sona erinceye kadar onun şiasıyla birlikte cennet rızıklarından yer.” (bk. Ayyaşî Tefsiri.) Bu sure, adını birinci ayetinde geçen “enfâl” kelimesinden almıştır.)

Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla

1. Enfal (düşmandan anlaşmayla alınan veya sahipsiz mallar) hakkında sana soruyorlar; de ki: “Enfal, Allah ve Resulü’ne aittir.” Öyleyse Allah’tan korkun ve aranızdaki ilişkileri düzeltin. Mümin iseniz, Allah’a ve Resulü’ne itaat edin.

2. Müminler ancak o kimselerdir ki, Allah anılınca kalpleri ürperir, O’nun ayetleri kendilerine okununca, bu onların imanlarını artırır ve ancak Rablerine tevekkül ederler.

3. Onlar, namazı hakkıyla kılarlar ve kendilerine verdiğimiz rızktan (Allah yolunda) harcarlar.

4. İşte gerçek müminler onlardır. Onlara Rableri katında yüksek mertebeler, bağışlanma ve güzel rızk vardır.

5. Nitekim Rabbin hak üzere seni evinden dışarı çıkarmıştı. Hâlbuki müminlerin bir kesimi bundan hoşlanmıyordu.

Ama sonuçta bu iş Müslümanların yararına oldu. Ganimetin taksimi konusundaki hoşnutsuzlukları da işte böyledir.

6. Apaçık ortaya çıkmasından sonra yine o hak konusunda seninle tartışırlar. Sanki gözleri baka baka ölüme sürükleniyorlardı.

7. Hani Allah iki topluluktan birini “o sizindir” diye size vadediyordu ve siz güçsüz olan topluluğun size ait olmasını diliyordunuz. Ama Allah, sözleri ile hakkı yerleştirmek ve kâfirlerin kökünü kazımak istiyordu.

İki gruptan biri, Kureyş’in ticaret kafilesi ve diğeri ise, savaş ordusu idi. Kureyş’in ticaret kafilesi 30 atlıdan ve ordusu ise 950 savaşçıdan oluşmaktaydı.

8. Bu, suçlular hoşlanmasa da hakkı yerleştirmek ve batılı yok etmek içindir.

9. Hani yalvararak Rabbinizden yardım istiyordunuz ve O, “Kuşkusuz, sırayla gelen bin melekle sizi destekleyeceğim.” diye duanızı kabul etti.

10. Allah bunu (size) ancak bir müjde kıldı ve kalplerinizin güvene erişmesi için (böyle) yaptı. Zafer, sadece Allah’ın katındandır. Kuşkusuz Allah üstündür ve hikmet sahibidir.

11. Hani (Allah) kendi tarafından bir güvence olarak sizi bir uyuklamaya daldırıyordu; sizi arındırmak, şeytanın vesvese ve pisliğini sizden gidermek, kalplerinizi pekiştirmek ve adımlarınızı sağlamlaştırmak için gökten size su indiriyordu.

12. Hani Rabbin meleklere, “Ben sizinleyim; iman edenlere sebat verin. Ben kâfirlerin kalplerine korku salacağım; artık boyunlarının yukarısını (başlarını) vurun ve parmaklarını doğrayın.” diye vahyetti.

13. Bu, onların Allah ve Resulü’ne kar­şı gelmelerindendir. Kim Allah ve Re­sulü’ne karşı gelirse, (bilsin ki) Allah’ın azabı çetindir.

14. İşte bunu tadın! Ve (bilin ki) kâfirlere cehennem azabı vardır.

15. Ey iman edenler! (Savaş meydanında) toplu hâlde size saldıran kâfirlerle karşılaştığınızda onlara sırt çevirmeyin (savaştan kaçmayın).

16. Tekrar savaşmak (saldırmak) için bir yana çekilmek veya başka bir topluluğa katılmak durumu dışında o gün onlara sırt çeviren, gerçekten Allah’ın gazabı ile geri dönmüştür (Allah’ın gazabına uğramıştır) ve barınağı cehennemdir. Ne kötü varılacak yerdir orası!

17. Siz onları öldürmediniz, gerçekte Allah onları öldürdü ve attığın zaman da (oku) sen atmadın, gerçekte Allah attı. Kendi tarafından müminleri güzel bir imtihan ile denemek için (bunu yaptı). Şüphesiz, Allah işitendir ve bilendir.

18. İşte böyle ve Allah kâfirlerin tuzağını zayıf düşürendir.

Müminlerle kâfirlerin yaptıklarının karşılığı işte böyledir.

19. (Ey müşrikler!) Eğer zafer istiyorsanız, işte zafer size geldi (Peygamber size galip oldu). Artık (düşmanlıktan) vazgeçseniz, bu sizin için daha iyi olur, ama geri dönerseniz, biz de geri döneriz. Çok bile olsa topluluğunuz size bir fayda vermez. Gerçekten Allah müminlerle beraberdir.

20. Ey iman edenler! Allah’a ve Resu­lü’ne itaat edin ve (çağrısını) duyduğunuz hâlde ondan yüz çevirmeyin.

21. (Hakkı) işitmedikleri hâlde işittik diyen kimseler gibi olmayın.

22. Gerçekten Allah katında canlıların en kötüsü, anlayıp düşünmeyen sağırlar ve dilsizlerdir.

23. Allah onlarda bir hayır olduğunu bilseydi, mutlaka onların işitmelerini sağlardı. Onların işitmelerini sağlasaydı bile, onlar yine de benimsemeyerek geri dönüp giderlerdi.

24. Ey iman edenler! Size hayat verecek olan şeye çağırdığında Allah’a ve Peygamber’e icabet edin ve Allah’ın kişi ile kalbi arasına girdiğini ve toplu hâlde ona doğru götürüleceğinizi bilin.

İmam Muhammed Bâkır (a.s)’dan şöyle dediği nakledilmiştir: “Allah, mümin kul ile günahının arasına girer, onu cehenneme götürülmesine engel olur ve kâfir ile itaati arasına girer ve onun cennete girmesine engel olur.” (bk. es-Safî Tefsiri.)

25. İçinizden yalnız zulmedenlere eriş­meyen fitneden sakının ve bilin ki Al­lah’ın azabı çetindir.

26. Yeryüzünde az olduğunuz ve zayıf sayıldığınız zamanı hatırlayın. İnsanların sizi kaçırmalarından korkuyordunuz. Ama O size barınak verdi, yardımıyla sizi destekledi ve temiz şeylerden size rızık verdi ki şükredesiniz.

27. Ey iman edenler! Allah’a ve Pey­gamber’e hıyanet etmeyin; yoksa bilerek kendi emanetlerinize hıyanet etmiş olursunuz.

28. Ve bilin ki, mallarınız ve çocuklarınız sizin için bir sınamadır ve büyük mükâfat Allah’ın katındadır.

29. Ey iman edenler! Eğer takvalı olursanız, (Allah) size hakkı batıldan ayırt etme gücü verir, kötülüklerinizi giderir ve sizi bağışlar. Allah, büyük lütuf sahibidir.

30. Hani bir zaman kâfirler seni hapsetmek veya öldürmek yahut (Mekke’den) çıkarmak için düzen tertipliyorlardı. Onlar düzen hazırlarken Allah da düzen hazırlıyordu. Allah, düzen hazırlayanların en iyisidir.

31. Onlara ayetlerimiz okununca, “Duy­duk; eğer isteseydik, biz de bunun benzerini söylerdik; bu, öncekilerin masallarından başka bir şey değildir.” dediler.

32. Hani onlar, “Ey Allah! Eğer bu, senin katından olan bir hak ise, bizim üzerimize gökten taş yağdır veya bize acı bir azap getir.” dediler.

33. Sen aralarında olduğun sürece Allah onlara azap edecek değildir. Onlar Allah’tan bağışlanma diledikleri sürece de Allah onlara azap edecek değildir.

İmam Ali (a.s)’dan şöyle dediği nakledilmiştir: “Yeryüzünde Allah’ın azabına karşı iki güven vesilesi vardı. Biri kaldırılmıştır, ikinciye bakın ve ona sarılın. Kaldırılan güven, Peygamber (s.a.a)’dir ve kalan güven, bağışlanma dilemektir.” Sonra yukarıdaki ayeti okudu. (bk. Nehcü’l-Belağa.)

34. Niçin Allah onlara azap etmesin ki?! Oysa onlar Mescidu’l-Haram’ın yolunu kesmektedirler. (İnsanların Kâbe’yi ziyaret etmelerine engel olmaktadırlar.) Oysa onlar oranın velileri (yönetici ve koruyucuları) değillerdir. Oranın velileri, sadece takvalılardır, fakat onların çoğu (bunu) bilmezler.

35. Onların Beyt’in yanında namazları, ıslık çalmak ve el çırpmaktan başka bir şey değildir. Öyleyse küfre saptığınızdan dolayı azabı tadın.

36. Küfre düşenler, mallarını Allah’ın yolunu kesmek için harcarlar. Onlar mallarını (bu yolda) harcayacaklar; sonra bu, kendileri için pişmanlık vesilesi olacak, sonra yenilecekler ve kâfir olanlar cehenneme doğru toplanacaklar.

37. Allah, pisi (kötü insanları) temizden (iyi insanlardan) ayıracaktır. Pisleri birbirinin üzerine atıp toplayacak ve hepsini yığarak cehenneme yerleştirecektir. İşte onlar, ziyan edenlerdir.

38. Kâfirlere de ki: “Eğer (küfürden) vazgeçerlerse, geçmiş olan (günahları) onlar için bağışlanır; yok, geri dönecek olurlarsa, şüphesiz öncekiler hakkındaki (ilahî) kanunlar gerçekleşmiş bulunmaktadır. (Aynı akıbet onları da beklemektedir.)

39. Artık fitne kalmayıncaya ve din yalnız Allah’a ait oluncaya kadar onlarla savaşın. Eğer onlar vazgeçerlerse, kuşkusuz Allah onların yaptıklarını görmektedir.

İmam Cafer Sadık (a.s)’dan şöyle buyurduğu nakledilmiştir: “Bu ayetin tevili (gerçek yorumu) gelmemiştir. Bizim Kaim (kıyam edecek olan İmam Mehdi) geldiğinde onu görecek olan kimseler bu ayetin gerçek yorumunu anlayacaklardır. O zaman Muhammed (s.a.a)’in dini gecenin kavuştuğu her yere ulaşacak ve artık yeryüzünde hiçbir müşrik kalmayacaktır. Nitekim Yüce Allah şöyle buyuruyor: ‘Artık bana ibadet eder ve hiçbir şeyi bana ortak kılmazlar.’ Onlar küfürden el çekince Allah onların yaptıklarından haberdardır ve onları küfürden uzaklaştıkları ve Müslüman oldukları için mükâfatlandıracaktır.” (bk. Ayyaşî Tefsiri.)

40. Eğer sırt çevirirlerse, bilin ki, Allah sizin mevlanızdır (koruyucu ve yöneticinizdir). O, ne güzel mevla ve ne güzel yardımcıdır!

41. Allah’a ve (hakkın batıldan) ayrılış günü olan iki topluluğun karşı karşıya

geldiği gün (Bedir Savaşı’nda) kulumuza indirdiğimize inanıyorsanız, şunu bilin ki, elde ettiğiniz her türlü ganimetin (maddi yararın) beşte biri Allah’a, Resulü’ne, Peygamber’in yakınlarına ve (onlardan olan) yetimlere, fakirlere ve yolda kalmışlara aittir. Allah’ın her şeye gücü yeter.

(bk. Açıklamalar Bölümü: 79)

42. Hani siz (vadinin Medine’ye) yakın yakasında idiniz, onlar da uzak yakasında idiler, kafile ise sizden aşağıda yer almıştı. Birbirinizle sözleşseydiniz, karşılaşma zamanı (ve yeri) konusunda ihtilaf ederdiniz. Fakat Allah, gerçekleşecek olan işi gerçekleştirsin, helak olan apaçık delil üzere helak olsun, yaşayacak olan da apaçık delil üzere yaşasın diye böyle yaptı. Gerçekten Allah işitendir, bilendir.

Ayette açıklanan durumu tasvir etmekten maksat, Bedir Savaşı’nda Müslümanların zayıf, kâfirlerin ise güçlü bir konumda olduklarını ve böyle bir durumda zaferin maddî güçle değil, ilahî yardımla gerçekleştiğini ve ilahî iradeye karşı gelmenin azgın kimselere ne kötü sonuç doğurduğunu bildirmektir. Çünkü müşriklerin ordusunun bulunduğu tarafta su bulunuyordu ve Müslümanların bulunduğu yakın yakada ise su bulunmuyordu. Üstelik yer kumsal olduğundan ayakları yere batıyordu. Kureyş’in ticaret kafilesi de Müslümanların araksında yer almıştı. (bk. Mecmau’l-Beyan ve Menhecu’s-Sadıkin Tefsirleri)

43. Hani Allah uykunda sana onları az gösteriyordu. Eğer sana onları çok gösterseydi, yılıp gevşerdiniz ve savaş hususunda anlaşmazlığa düşerdiniz. Fakat Allah (size) esenlik verdi. Şüphesiz O, gönüllerde olanı bilendir.

44. Hani Allah gerçekleşecek olan işi gerçekleştirsin diye birbirinizle karşılaştığınızda onları sizin gözünüzde az gösteriyor ve sizi de onların gözünde azaltıyordu. İşler, ancak Allah’a döndürülür.

45. Ey iman edenler! Herhangi bir toplulukla karşılaştığınızda direnin ve Allah’ı çok anın ki kurtuluşa erişesiniz.

46. Allah’a ve Peygamberi’ne itaat edin ve (birbirinizle) çekişmeyin; yoksa zayıf düşersiniz ve gücünüz kaybolup gider. Sabredin (direnin); kuşkusuz, Allah sabredenlerle beraberdir.

47. Yurtlarından (savaş gayesiyle) böbürlenerek, insanlara gösteriş için çıkan ve (insanları) Allah’ın yolundan alıkoyanlar gibi olmayın. Allah, onların yaptıklarını kuşatmıştır.

48. Hani Şeytan, onlara işlerini güzel gösterdi ve, “Bugün insanlardan size galip olacak kimse yoktur. Ben de sizin destekçinizim.” dedi. İki topluluk birbiriyle karşılaşınca geriye dönüp, “Ben sizden uzağım; sizin görmediğinizi ben görüyorum; ben Allah’tan korkuyorum; Allah’ın azabı çetindir.” dedi.

49. Hani münafıklar ve kalplerinde hastalık olanlar, “Dinleri bunları aldatmıştır.” dediler. Oysa kim Allah’a tevekkül ederse, (bilmelidir ki) kuşkusuz, Allah üstündür ve hikmet sahibidir.

50. Keşke meleklerin kâfirlerin yüzlerine ve arkalarına vurarak canlarını aldığını görseydin! (Onlara şöyle derler:) “Tadın yakıcı azabı!”

51. İşte bu, kendi elinizle yapıp gönderdiğiniz işler yüzündendir. Kuşkusuz, Allah kullara zulmeden değildir.

52. (Onların tutumu,) Firavun soyunun ve onlardan öncekilerin tutumu gibidir. Ayetlerimizi inkâr ettiler ve Allah da günahları yüzünden onları yakalayıverdi. Allah, güçlüdür ve azabı çetindir.

53. Bu böyledir; çünkü Allah bir topluluğa vermiş olduğu nimeti, onlar kendi durumlarını değiştirmedikçe asla değiştirmez. Allah, gerçekten işiten ve bilendir.

İmam Cafer Sadık (a.s)’ın şöyle dediği nakledilmiştir: “Babam şöyle diyordu: Allah kesin hüküm vermiştir: Kuluna verdiği bir nimeti, kul bir günah işleyerek cezalandırılmayı hak etmedikçe ondan almaz.” (bk. el-Kâfî ve Nuru’s-Sekaleyn Tefsiri.)

54. (Onların tutumu,) Firavun soyunun ve onlardan öncekilerin tutumu gibidir. Onlar Rablerinin ayetlerini yalanladılar, biz de onları günahları yüzünden yok ettik ve Firavun soyunu suda boğduk. Hepsi zalimlerden idiler.

55. Kuşkusuz, Allah katında canlı yaratıkların en kötüsü, küfre sapanlardır; artık onlar iman etmezler.

56. Onlar, kendileriyle antlaşma yaptığın kimselerdir. Sonra her defasında antlaşmalarını bozarlar ve (Allah’tan) korkmazlar.

57. Savaşta onları ele geçirecek olsan, onlar ile (onlara karşı kullanacağın şiddet ile) arkalarındaki destekçilerini dağıt. Belki öğüt alırlar.

58. Bir kavmin (antlaşmalarını bozarak) hıyanet etmesinden korksan, (sen de sözleşmenin iptal edildiğini belirtmek için ) misliyle mukabelede bulunmak üzere (sözleşmelerini) üzerlerine at. Kuşkusuz, Allah hıyanet edenleri sevmez.

59. Kâfir olanlar, (bu işlerle) öne geçtiklerini sanmasınlar. Kuşkusuz, onlar (bizi) aciz bırakamazlar.

60. Onlara karşı kudretiniz dâhilinde olan her türlü güç ve bağlanıp beslenen atlar hazırlayın. Bu yolla Allah’ın düşmanını, kendi düşmanlarınızı ve bunların dışında sizin bilmediğiniz, Allah’ın bildiği diğer kimseleri korkutursunuz. Allah yolunda harcadığınız her şey, tam olarak (bol ilahî mükâfatlar şeklinde) size ödenir ve asla zulme uğramazsınız.

61. Eğer barışa eğilimli olsalar, sen de ona eğilimli ol ve Allah’a tevekkül et. Gerçekten O, işitendir, bilendir.

62. Seni aldatmak isteseler, şüphesiz Allah sana yeter. O, yardımı ve müminler ile seni destekledi.

63. Ve (müminlerin) kalpleri arasında samimiyet oluşturdu. Yeryüzünde olan her şeyi harcasaydın, onların kalpleri arasında samimiyet oluşturamazdın. Ama Allah onların arasında samimiyet oluşturdu. Gerçekten O, üstündür ve hikmet sahibidir.

Bu ayet, Ensar hakkında nazil olmuştur. En­sar’dan olan Evs ve Hazrec kabileleri arasında cahiliye döneminde büyük bir ihtilaf ve anlaşmazlık vardı. Bu iki kabile İslam sayesinde birbirleriyle kaynaşmış ve eski sürtüşme ve ihtilaflarından kurtulmuşlardır.

64. Ey Peygamber! Allah ve sana uyan müminler sana yeter.

65. Ey Peygamber! Müminleri savaşa teşvik et. Sizden sabırlı (direnen) yirmi kişi olursa, iki yüz kişiyi yener ve sizden yüz kişi olursa, küfre sapanlardan bin kişiyi yener; çünkü onlar, anlamayan bir topluluktur.

66. Şimdi Allah sizin yükünüzü hafifletti ve sizde zaaf olduğunu bildi. Şu hâlde sizden sabreden (direnen) yüz kişi olursa, iki yüz kişiyi yener ve sizden bin kişi olursa, Allah’ın izni ile iki bin kişiyi yener. Allah, sabredenlerle beraberdir.

67. Hiçbir peygambere, yeryüzünde düşmanı ezmeden esir almak düşmez. Siz geçici dünya malını istiyorsunuz, oysa Allah, ahireti (ahiretteki nimetlere erişmenizi) istiyor. Allah üstündür ve hikmet sahibidir.

68. Allah tarafından önceden verilmiş bir yazı (hüküm) olmasaydı, aldığınız şeyler yüzünden size büyük bir azap erişirdi.

69. Artık ele geçirdiğiniz ganimetler­den helal ve temiz olarak yiyin ve Allah’tan korkun. Gerçekten Allah bağışlayandır ve merhamet edendir.

70. Ey Peygamber! Elinizde olan esirlere de ki: “Allah kalbinizde bir iyilik olduğunu bilse, sizden alınandan daha hayırlısını size verir ve sizi bağışlar. Allah bağışlayandır ve merhamet edendir.”

71. Sana hıyanet etmek isterlerse, şüphesiz onlar önceden de Allah’a hıyanet etmişlerdi. Ama (Allah) onlara karşı sana imkân verdi. Allah bilendir ve hikmet sahibidir.

72. Şüphesiz, iman edip hicret eden ve mallarıyla ve canlarıyla Allah yolunda cihad eden kimseler ile (hicret edenleri) barındıran ve (onlara) yardım eden kimseler, işte onlar, birbirlerinin velileridirler (dost ve koruyucularıdırlar). İman eden, ama hicret etmeyen kimselere gelince, hicret edene kadar sizin onlarla asla velilik (dostluk ve koruyuculuk) ilişkiniz yoktur. Fakat din konusunda sizden yardım isterlerse, aranızda antlaşma olan topluluğa karşı yardım dilemeleri dışında, (onlara) yardım etmek üzerinizde bir yükümlülüktür. Allah, yaptıklarınızı görür.

73. Kâfir olanlar da birbirlerinin velileridir (dost ve koruyucularıdır). Eğer bunu (bu emri) yerine getirmezseniz, yeryüzünde fitne ve büyük bozgun meydana gelir.

74. İman edip hicret eden ve Allah yolunda cihad edenler ile (onları) barındırıp yardım edenler, işte onlar, gerçek müminlerdir. Onlar için bağışlanma ve değerli rızık vardır.

75. Sonradan iman edip hicret eden ve sizinle birlikte cihad edenler, işte onlar da sizdendir. Allah’ın kitabında, akrabalar birbirlerine göre (miras konusunda) öncelik taşırlar. Şüphesiz, Allah her şeyi bilir.

Meal:Murtaza Turabi

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*