9- Tövbe Suresi

(Medine’de inmiştir; 129 ayettir. Ancak bazılarına göre son iki ayeti Mekke’de inmiştir.)

(Bu sureye, birçok ayetinde tövbeden bahsedildiği için (118. ayetinde üç kişinin tövbesinin kabulü kıssası bunun bir örneğidir) “Tevbe Suresi” dendiği gibi, birinci ayetin ilk kelimesinden hareketle “Beraat Suresi” ve Müslümanların içinde bulunan fasıkların ve münafıkların ayıplarını ortaya koyduğu için “Faziha Suresi” de denmiştir.)

1. Bu, Allah ve Resulü’nden, kendileriyle antlaşma yaptığınız müşriklere yönelik ayrılık ve uzaklık ilanındır.

(bk. Açıklamalar Bölümü: 80)

2. Yeryüzünde dört ay (daha serbestçe) dolaşın. Bilin ki, asla Allah’ı âciz bırakamazsınız ve Allah kâfirleri zillete uğratacaktır.

3. Büyük hac günü, Allah ve Peygamberi tarafından insanlara bir ilandır: “Allah ve Peygamberi, müşriklerden uzaktır.” Eğer tövbe ederseniz, bu sizin için daha hayırlıdır; ama eğer yüz çevirirseniz, bilin ki siz Allah’ı âciz bırakamazsınız. Küfre sapanlara acı bir azabı müjdele.

(bk. Açıklamalar Bölümü: 81)

4. Ama kendileriyle antlaşma yapmış olduğunuz müşriklerden antlaşmalarından bir şey eksiltmeyen ve size karşı kimseyi desteklemeyenler bunun dışındadır. Onlarla yaptığınız antlaşmayı süresi doluncaya kadar gözetin. Kuşkusuz Allah takvalıları sever.

5. Haram aylar çıkınca müşrikleri nerede bulsanız öldürün, onları yakalayın, sınırlayın (tutuklayın) ve her gözetleme yerinde oturup onlara pusu kurun. Eğer tövbe eder, dosdoğru namaz kılar ve zekât verirlerse, yollarını serbest bırakın. Gerçekten Allah bağışlayan ve merhamet edendir.

6. Eğer müşriklerden biri senden güven isterse, Allah’ın kelamını dinlemesi için ona güven ver, sonra onu güven içinde olacağı yere ulaştır. Bu (hüküm), onların bilgisiz bir topluluk olmalarından dolayıdır.

7. Müşriklerin nasıl Allah katında ve Peygamberi yanında bir ahdi olabilir?! (Oysa onlar sürekli yaptıkları antlaşmaları çiğnemektedirler.) Sadece Mescidu’l-Haram’ın yanında antlaşma yaptıklarınız başka. Onlar sizinle yaptıkları anlaşmaya bağlı kalma hususunda sebat gösterdikleri sürece siz de onlarla yaptığınız anlaşmaya bağlı kalma hususunda sebat gösterin. Kuşkusuz Allah takvalıları sever.

8. Nasıl (müşriklerin bir ahdi olabilir)?! Oysa size üstün gelseler, sizin hakkınızda ne bir akrabalık ve ne de bir antlaşma gözetirler. Dilleriyle sizi razı ederler, ama kalpleri (hakkı) kabul etmez. Onların çoğu fasıktır.

9. Allah’ın ayetlerini az bir değer karşılığında sattılar ve (insanları) Allah’ın yolundan alıkoydular. Gerçekten onların yaptıkları işler ne kötü idi.

10. Hiçbir mümin hakkında ne akrabalık hakkı ve ne de antlaşma gözetirler. İşte onlar, haddi aşanlardır.

11. Eğer tövbe eder, hakkıyla namaz kılar ve zekât verirlerse, artık onlar din kardeşlerinizdir. Biz ayetlerimizi, bilgisi olan bir topluluğa genişçe açıklıyoruz.

12. Eğer antlaşmalarından sonra yeminlerini bozar ve dininize dil uzatırlarsa, küfrün önderleriyle savaşın. Çünkü onların yeminleri yoktur. Umulur ki vazgeçerler.

13. Yeminlerini bozan, Peygamber’i (yurdundan) çıkarmaya kalkışan ve size karşı (savaşı) ilk olarak kendileri başlatan kimselerle savaşmaz mısınız yoksa onlardan korkuyor musunuz?! Oysa Allah, imanınız varsa, kendisinden korkmanıza daha layıktır.

14. Onlarla savaşın ki, Allah sizin elinizle onları cezalandırsın, onları alçaltsın, sizi onlara galip kılsın ve mümin topluluğun gönlünü ferahlatsın.

15. Onların (müminlerin) yüreklerindeki öfkeyi gidersin. Allah dilediğinin tövbesini kabul eder. Allah bilendir, hikmet sahibidir.

16. Yoksa Allah, sizden cihad eden, Allah, Peygamber ve müminlerden başka kendisine bir sırdaş edinmeyen kimseleri belirlemeden kendi hâlinize bırakılacağınızı mı sandınız?! Allah, yaptıklarınızdan hakkıyla haberdardır.

17. Müşriklere -kâfir olduklarına bizzat kendileri şahitlik ettikleri hâlde- Allah’ın mescitlerini imar etmek düşmez. Onların yaptıkları boşa gitmiştir ve onlar ateşte ebedî kalıcıdırlar.

18. Allah’ın mescitlerini, sadece Al­lah’a ve ahiret gününe iman eden, namazı hakkıyla kılan, zekât veren ve Allah’tan başka kimseden korkmayan kimseler imar eder. İşte bunların hidayete erenlerden olmaları umulur.

19. Hacılara su vermeyi ve Mescidu’l-Haram’ı onarmayı, Allah’a ve ahiret gününe iman edip Allah yolunda cihad eden kimse(nin işi) gibi mi tuttunuz?! Bunlar, Allah katında eşit olmazlar. Allah, zalimler topluluğunu hidayete erdirmez.

İmam Muhammed Bâkır veya İmam Cafer Sadık (a.s)’dan şöyle nakledilmiştir: “Bu ayet Hamza, Ali ve Cafer ile Abbas ve Şeybe hakkında nazil olmuştur. Abbas ile Şeybe hacılara su vermek ve Kâbe’nin perdesini taşımak görevlerini taşıdıkları için övündüler. Bunun üzerine Allah yukarıdaki ayeti indirdi. Bu ayette Allah’a ve ahiret gününe iman edip Allah yolunda cihat eden kimselerden maksat Hamza, Ali ve Cafer’dir.” (bk. el-Kâfî)

20. İman edip hicret eden ve malla-rıyla ve canlarıyla Allah yolunda cihad edenlerin Allah yanında makamları daha büyüktür. İşte bunlardır başarılı olanlar.

21. Rableri onlara, kendi katından bir rahmet, hoşnutluk ve içinde kendileri için kalıcı nimetler bulunan cennetler müjdeler.

22. Orada ebedi kalırlar. Kuşkusuz, Allah katında büyük bir mükâfat vardır.

23. Ey iman edenler! Babalarınızı ve kardeşlerinizi, küfrü imana tercih ederlerse, kendinize veli (dost ve koruyucu) edinmeyin. İçinizden kim onları veli edinirse, işte onlardır zalimler.

24. De ki: Eğer babalarınız, oğullarınız, kardeşleriniz, eşleriniz, kabileniz, biriktirdiğiniz mallar, durgunluğa uğramasından korktuğunuz ticaret ve beğendiğiniz evler, size Allah’tan, Peygamberi’nden ve O’nun yolunda cihad etmekten daha sevimli ise, artık Allah’ın emrini (azabını) getirmesini bekleyin. Allah, fasık topluluğu hidayete erdirmez.

Bir hadiste şöyle nakledilmiştir: “Sizden biriniz Allah için sevip Allah için buğzetmedikçe imanın tadını anlamaz.” (bk. es-Safî Tefsiri)

25. Allah birçok yerde ve Huneyn günü size yardım etmiştir. Hani çokluğunuz sizi gururlandırmış, ancak bu size hiçbir yarar sağlamamıştı ve tüm genişliğine rağmen yeryüzü size dar gelmişti. Sonra geriye dönüp kaçmıştınız.

İmam Hadi (a.s)’dan şöyle nakledilmiştir: “Ayette geçen “birçok yerde” tabirinden maksat seksen yerdir.” (bk. es-Safî)

26. Sonra Allah, huzur ve güvenini Peygamber’e ve müminlere indirdi, bir de sizin görmediğiniz ordular indirdi ve küfre sapanlara azap etti. İşte bu, kâfirlerin cezasıdır.

27. Sonra bunun ardından Allah dilediğinin tövbesini kabul eder. Allah bağışlayandır ve sürekli merhamet edendir.

28. Ey iman edenler! Müşrikler kuşkusuz pistirler (necistirler). Artık bu yıllarından sonra Mescidu’l-Haram’a yaklaşmasınlar. Eğer (bu yüzden) fakirlikten korkarsanız, (bilin ki) Allah dilerse yakında sizi kendi lütfuyla zengin kılar. Kuşkusuz, Allah bilendir ve hikmet sahibidir.

29. Kendilerine kitap verilenlerden Al­lah’a ve ahiret gününe iman etmeyen, Allah ve Peygamberi’nin haram kıldığı şeyi haram saymayan ve hak dini din edinmeyen kimselerle, zillet içinde kendi elleriyle cizye verinceye kadar savaşın.

30. Yahudiler, “Uzeyr Allah’ın oğludur.” dediler Hıristiyanlar da, “Mesih Allah’ın oğludur.” dediler. Bu, onların ağızlarıyla söylediği (gerçek dışı) bir sözdür. Onlar, (sözlerini) önceden kâfir olan kimselerin sözlerine benzetiyorlar. Allah onları yok etsin! Nasıl (haktan) geri döndürülüyorlar?!

31. Onlar, Allah’ı bırakıp bilginlerini, rahiplerini ve Meryem oğlu Mesih’i rabler edindiler. Oysa sadece kendisinden başka ilah olmayan bir tek ilaha ibadet etmekle emrolunmuşlardı. O, onların şirk koştukları şeylerden münezzehtir.

İmam Cafer Sadık (a.s)’dan şöyle dediği nakledilmiştir: “Onlar (Yahudi bilginleri ve rahipler) halkı kendilerine tapınmaya çağırmadılar; çünkü bunu yapacak olsalardı, halk onlara olumlu karşılık vermezlerdi. Ancak onlar birtakım haramları onlara helal ve birtakım helalleri de onlara haram ettiler. (Halk da bunlara uymakla onlara tapmış (gibi) oldular.” (bk. el-Kâfî ve Ayyaşî Tefsiri)

32. Allah’ın nurunu ağızlarıyla söndürmek isterler. Oysa kâfirler hoşlanmasa da Allah nurunu tamamlamaktan vazgeçmez.

33. Müşrikler hoşlanmasa da Peygam­beri’ni hidayet ve hak din ile tüm dinlere galip gelsin diye gönderen O’dur.

34. Ey iman edenler! Kuşkusuz, Yahudi bilginlerden ve rahiplerden birçoğu, insanların malını batıl yolla yerler ve (insanları) Allah’ın yolundan alıkoyarlar. Altın ve gümüşü biriktirip Allah yolunda harcamayanlar var ya, onları acı bir azapla müjdele.

35. O gün ki [o mallar] cehennem ateşinde kızdırılır da alınları, böğürleri ve sırtları onlarla dağlanır. Ve (onlara), “İşte kendiniz için biriktirdiğiniz bunlardır. Haydi, tadın biriktirdiğiniz şeyleri.” [denir.]

36. Kuşkusuz Allah’ın kitabında gökleri ve yeri yarattığı günden beri ayların sayısı, Allah katında on ikidir. Bunlardan dördü, haram aylardır. İşte budur sağlam din. Öyleyse bu aylarda kendinize zulmetmeyin. Müşrikler topyekûn sizinle savaştıkları gibi, siz de onlarla topyekûn savaşın. Bilin ki Allah, takvalı olanlarla beraberdir.

37. Şüphesiz haram ayları ertelemek (nesî), inkârcılıkta ileriye gitmektir ki, kâfirler bununla saptırılır. Allah’ın haram ettiği ayların sayısına uydurmak ve sonuçta Allah’ın haram kıldığını helal kılmak için onu bir yıl helal ve bir yıl da haram kılarlar. Kötü işleri kendilerine süslü ve güzel göründü. Allah, kâfirler topluluğunu hidayete erdirmez.

“Nesî”; haram ayların sayılarını koruyup kendilerini korumamaya denir. Böylece haram aylar geciktirilerek başka aylara erteleniyordu. Yani haram aylarla ilgili hükümler başka aylarda yürürlüğe konuyordu. (bk. el-Mizan.)

38. Ey iman edenler! Size ne oldu ki, “Allah yolunda (savaş için) hareket edin.” denildiği zaman ağırlaşarak yere çakılıp kaldınız?! Yoksa ahiret hayatını bırakıp dünya hayatını mı beğendiniz?! Oysa ahirete göre dünya hayatının mal ve imkânları pek azdır.

(bk. Açıklamalar Bölümü: 82)

39. Eğer (cihad için) hareket etmezseniz, O, sizi acı bir azapla cezalandırır ve başka bir kavmi yerinize getirir. Siz ise O’na hiçbir zarar veremezsiniz. Allah’ın her şeye gücü yeter.

40. Eğer ona (peygambere) yardım etmezseniz, (şunu bilin ki) kâfirler onu iki kişiden biri olarak çıkardığı zaman Allah ona yardım etmiştir. Hani onlar mağaradaydılar; hani o arkadaşına, “Üzülme; şüphesiz, Allah bizimledir.” diyordu. Allah, güven ve huzurunu ona (peygambere) indirdi, görmediğiniz ordularla onu destekledi ve küfre sapanların sözünü aşağı kıldı. Allah’ın sözü ise en yücedir. Allah üstündür ve hikmet sahibidir.

Kur’an’a göre sırf birliktelik ve arkadaşlık bir fazilet ölçüsü sayılmaz. Nitekim çeşitli ayetlerde iman ve fazilette eşit olmayan kişilerden birbirlerinin musahibi ve arkadaşı olarak söz edilmiştir {Örneğin Kefh: 37} (bk. eş-Şübber Tefsiri.)

41. Hafif veya ağır (donanmış) olarak savaş için hareket edin ve Allah yolunda mallarınız ve canlarınız ile cihad edin. Bilseniz, bu sizin için daha iyidir.

42. (Onları çağırdığın şey) yakın bir kazanç ve kısa bir yolculuk olsaydı, mutlaka peşinden gelirlerdi. Fakat bu çetin yol kendilerine uzak geldi. Onlar: “Gücümüz olsaydı, sizinle birlikte (savaş için) çıkardık.” diye Allah’a yemin edeceklerdir. Onlar, (bu tutumlarıyla) kendilerini helak etmektedirler. Allah, onların yalancı olduklarını biliyor.

43. Allah seni affetsin, doğru söyleyenler sana belli olmadan ve yalancıları bilmeden niçin onlara izin verdin?!

44. Allah’a ve ahiret gününe iman edenler, mallarıyla ve canlarıyla cihad için senden izin istemezler. Allah, takvalıları (hakkıyla) bilir.

Yani müminler ihlaslarından dolayı izne gerek kalmadan cihada hazırlanırlar. Diğer bir ihtimale göre ayetin anlamı şöyledir: “…cihadı terk etmek için izin istemezler.”

45. Sadece Allah’a ve ahiret gününe iman etmeyen ve kalpleri şüpheye düşen kimseler, (cihadı terk etmek için) senden izin isterler. Onlar, şüpheleri içinde şaşkındırlar.

46. Eğer (savaş için) çıkmak isteselerdi, bunun için bir hazırlık yaparlardı. Ama Allah onların hareket etmesini istemedi de onları alıkoydu ve onlara, “Oturanlarla (âcizlerle) beraber siz de oturun.” denildi.

47. Sizinle birlikte çıksalardı, size bozgunculuktan başka bir katkıları olmazdı ve mutlaka aranıza dalıp fitne çıkarmaya çalışırlardı. Aranızda onlara casusluk yapanlar vardır. Allah, zalimleri bilir.

48. Gerçekte bundan önce de fitne çıkarmaya çalıştılar ve olayları sana ters gösterdiler. Sonunda hak geldi ve hoşlanmasalar bile Allah’ın emri ortaya çıktı.

49. Onlardan bazıları, “Bana izin ver ve beni fitneye düşürme.” der. Bilin ki, onlar fitneye düşmüş bulunuyorlar. Gerçekten cehennem kâfirleri kuşatmıştır.

50. Sana bir iyilik gelirse, [bu] onları rahatsız eder; ama başına bir musibet gelirse, “Biz önceden tedbirimizi almıştık.” derler ve sevinerek dönüp giderler.

51. De ki: “Allah’ın bize yazdığından baş­ka bir şey bize gelmez. O, bizim mevlamızdır. Öyleyse müminler, yalnız Al­lah’a güvensinler.”

52. De ki: “Bize iki güzellikten biri (zafer veya şehit olmak) dışında bir şeyin mi gelmesini bekliyorsunuz? Halbuki biz, Allah’ın kendi katından veya bizim ellerimizle size bir azap ulaştırmasını bekliyoruz. O hâlde bekleyin; biz de sizinle beklemekteyiz.”

53. De ki: “İster gönüllü, ister gönülsüz (malınızı hayır işlerde) harcayın, asla sizden kabul olmayacaktır. Çünkü siz, fasık (kötü işler yapan ve emre boyun eğmeyen) bir topluluktunuz.”

54. Harcamalarının kabul olmasına, sadece Allah’ı ve Peygamberi’ni inkâr etmeleri, namaza bezginlikle gelmeleri ve sadece istemeyerek harcama yapmaları engel olmuştur.

55. Onların malları ve çocukları seni hayrete düşürmesin. Allah, bunlarla ancak onlara dünya hayatında azap etmeyi ve canlarının kâfir olarak çıkmasını istiyor.

56. Kesinlikle sizden olduklarına dair Allah’a yemin ederler. Oysa onlar sizden değillerdir, fakat (sizden) korkan bir toplulukturlar.

57. Eğer bir sığınak veya mağaralar ya da bir oyuk bulsalardı, koşarak oraya doğru yönelirlerdi.

58. Onlardan bazısı da, sadakalar konusunda (zekât ve ganimetleri dağıtma konusunda) seni eleştirirler. Eğer sadakalardan onlara verilirse, hoşnut olurlar; verilmezse, hemen kızarlar.

(bk. Açıklamalar Bölümü: 83)

59. Eğer onlar, Allah ve Peygamberi’­nin kendilerine verdiğine razı olsalar ve, “Allah bize yeter. Kendi lütfuyla Allah ve Peygamberi (ileride yine) bize verecektir. Biz Allah’a yöneldik.” deselerdi (onlar için daha iyi olurdu).

60. Sadakalar, Allah tarafından belirlenen bir farz olarak, ancak fakirler, zavallılar, zekât toplayan görevliler, kalpleri (İslam’a) ısındırılmış olanlar, kölelerin özgürlüğe kavuşturulması, borçlular, Allah yolunda (olan işler) ve yolda kalmış yolcular içindir. Allah bilendir ve hikmet sahibidir.

Sadakalardan maksat, farz olan zekâttır. Buna göre ayette zekâtın bu sekiz grup için harcanması gerektiği açıklanmıştır. Bazıları, ayette yer alan bu tahsisten zekâtın bu grupların malı olduğunun bile anlaşıldığını ileri sürmüşlerdir. Buna göre, zekât verilmeden önce bile başkalarına ait bir maldır ve insanın onda tasarruf etmesi gasp hükmüne girer.

61. Onlardan Peygamber’i inciterek, “O, kulaktır (denilen her şeye inanır, safdildir).” diyen kimseler vardır. De ki: “O, sizin için hayır kulağıdır; Allah’a inanır, müminlere güvenir ve sizden iman eden kimseler için bir rahmettir.” Allah’ın Re­sulü’nü incitenlere acı bir azap vardır.

62. Sizi hoşnut etmek için huzurunuzda Allah’a yemin ederler. Oysa (gerçekten) mümin iseler, Allah ve Resulü’nü hoşnut etmeleri daha uygundu..

63. Allah ve Peygamberi’ne karşı koyan kimseye, içinde ebedi kalacağı cehennem ateşinin olduğunu bilmediler mi? İşte bu, büyük bir aşağılanmadır.

64. Münafıklar, kalplerinde olanı kendilerine haber veren bir surenin haklarında inmesinden çekinirler. De ki: “Alay edin! Allah, çekindiğiniz şeyi ortaya çıkaracaktır.”

Başka bir ihtimale göre: “Münafıklar, kalplerinde olanı müminlere haber veren bir surenin Peygamber’e inmesinden çekinirler.”

65. Onlara (niçin alay ettiklerini) sorsan, “Biz sadece eğlenip oynuyorduk.” derler. De ki: “Allah ile, O’nun ayetleri ile ve Peygamberi ile mi alay ediyordunuz?!”

66. (Artık) bir mazeret göstermeyin; iman ettikten sonra küfre saptınız. İçinizden bir grubu affetsek de, suçlu olmaları sebebiyle bir gruba da azap edeceğiz.

67. Münafık (ikiyüzlü) erkekler ve mü­nafık kadınlar birbirlerindendirler. Kötü işleri emreder, iyi işleri yasaklarlar ve ellerini sıkı tutarlar. Allah’ı unuttular, Allah da onları unuttu. Kuşkusuz, münafıklar fasıktırlar.

Fasık yani kötü iş yapan ve emirden çıkan kimse.

68. Allah, münafık erkeklere, münafık kadınlara ve kâfirlere, ebedi kalacakları cehennem ateşini vadetmiştir. O, onlara yeter. Allah onları lanetlemiştir. Kalıcı azap da onlar içindir.

69. (Ey münafıklar! Siz de) tıpkı sizden öncekiler gibi(siniz). Onlar sizden daha güçlü idiler; mal ve çocukları (da) daha fazla idi. Onlar, kendi paylarından yararlandılar (zevk aldılar). Siz de, öncekiler paylarından yararlandıkları gibi, kendi payınızdan yararlandınız (zevk aldınız). Onlar (zevke) daldığı gibi, siz de daldınız. İşte onların amelleri dünyada ve ahirette boşa gitmiştir. Ve İşte onlar, gerçek zarar edenlerdir.

70. Onlara kendilerinden öncekilerin, Nuh, Ad ve Semud kavminin, İbrahim kavminin, Medyen ve alt üst olan şehirlerin halkının haberi gelmedi mi? Peygamberleri açık delillerle onlara geldiler. Demek ki, Allah onlara zulmedecek değildi; fakat onlar kendilerine zulmediyorlardı.

Medyen Hz. Şuayb’in ve alt üst olan şehirler de Hz. Lut’un kavimlerinin bulunduğu yerlerdir.

71. Mümin erkekler ve mümin kadınlar, birbirlerinin velileridirler (dost ve koruyucularıdırlar); iyiliğe emreder ve kötülükten sakındırırlar; namazı dosdoğru kılarlar; zekâtı verirler; Allah’a ve Resulü’ne de itaat ederler. İşte bunlara Allah merhamet edecektir. Allah üstündür ve hikmet sahibidir.

72. Allah, mümin erkeklere ve mümin kadınlara (ağaçlarının) altından ırmaklar akan cennetler ve Adn cennetlerinde olan tertemiz meskenler vadetmiştir. Allah’ın hoşnutluğu ise, (bundan) daha büyüktür. İşte bu, büyük başarıdır.

73. Ey Peygamber! Kâfirlere ve münafıklara karşı cihad et ve onlara karşı sert davran. Onların barınağı cehennemdir. Orası ne kötü bir dönüş yeridir!

74. (O sözü) demediklerine dair Allah’a yemin ederler. Hâlbuki onlar, o küfür sözünü söylediler ve Müslüman olduktan sonra tekrar küfre saptılar ve başaramadıkları işe (Peygamber’i öldürmeye) yeltendiler. Kin beslemeleri, sırf Allah ve Resulü’nün kendi lütfu ile onları zengin kıldığı içindir. Eğer tövbe ederlerse, onlar için daha iyi olur. Ama yüz çevirirlerse, Allah onlara dünya ve ahirette acı bir azapla azap eder ve yeryüzünde onlara bir veli (dost ve koruyucu) ve bir yardımcı bulunmaz.

75. Onlardan, “Eğer Allah bize kendi lütfü ile bağışta bulunursa, mutlaka sadaka verir ve salihlerden oluruz.” diye Allah’a söz verenler vardır.

76. Fakat Allah onlara kendi lütfu ile bağışta bulununca, cimrilik yaptılar ve (sadaka vermekten) yüz çevirerek döndüler.

(bk. Açıklamalar Bölümü: 84)

77. Bu (cimrilikleri), Allah’ın huzuruna çıkacakları güne kadar kalplerinde bir nifakın yerleşmesine sebep oldu. Bu, Allah’a verdikleri sözü tutmadıkları ve yalan söyledikleri içindir.

78. Bilmediler mi ki Allah, şüphesiz onların sırlarını da, gizli konuşmalarını da bilir ve şüphesiz, Allah gaipleri bilendir.

79. Gönüllü olarak sadaka veren (bağışta bulunan) müminlere ve güçlerinin yettiğinden (imkânlarından) başka bir şey bulamayan kimselere dil uzatıp alay edenler var ya, Allah onlarla alay etmiştir ve onlara acı bir azap vardır.

80. Onlar için (Allah’tan) ister af dile, ister dileme (fark etmez); onlar için yetmiş defa af dilesen de, Allah onları asla affetmez. Bu, onların Allah ve Resulü’nü inkâr etmeleri sebebiyledir. Allah, fasık topluluğu hidayete erdirmez.

81. Geride kalanlar (savaşa katılmayanlar), Peygamber’den sonra (evlerinde) oturmalarına sevindiler; mallarıyla ve canlarıyla Allah yolunda cihad etmekten hoşlanmadılar ve, “Sıcakta (savaş için) hareket etmeyin.” dediler. De ki: “Anlasalar, cehennem ateşi (bundan) daha sıcaktır.”

82. Artık yaptıkları işlere karşılık az gülsünler, çok ağlasınlar!

83. Eğer Allah seni onlardan bir topluluğa geri döndürür de onlar da (başka bir savaşa) çıkmak için senden izin isterlerse, de ki: “Benimle beraber asla (savaşa) çıkmayacaksınız. Asla benimle beraber bir düşmanla savaşmayacaksınız. Siz ilk defa oturmaya razı oldunuz, şimdi de geride kalanlarla oturun.”

84. Onlardan ölen birine asla namaz kılma ve (dua için) kabrinin kenarında durma. Şüphesiz, onlar Allah’ı ve Resulü’nü inkâr ettiler ve fasık olarak öldüler.

85. Onların malları ve çocukları seni hayrete düşürmesin. Allah, bunlarla ancak kendilerine dünyada azap etmeyi ve canlarının kâfir olarak çıkmasını istemiştir.

86. “Allah’a iman edin ve Peygamberi ile birlikte cihad edin” diye bir sure indirildiğinde, onlardan servet sahibi olanlar, senden (savaşa katılmamak için) izin istediler; “Bırak, biz de geride kalanlarla birlikte kalalım.” dediler.

87. Geride kalanlarla birlikte kalmaya razı oldular. Kalpleri mühürlenmiştir, artık (bir şeyi) anlayamazlar.

88. Fakat Peygamber ve onunla beraber iman edenler, mallarıyla ve canlarıyla cihad ettiler. İşte tüm iyilikler, onlar içindir. Kurtuluşa erenler de onlardır.

89. Allah, onlara (ağaçlarının) altından ırmaklar akan, içinde ebedi kalacakları cennetler hazırlamıştır. İşte bu, büyük bir başarıdır.

90. Bedevilerden mazeret ileri sürenler, kendilerine izin verilsin diye sana geldiler. Allah’a ve Peygamberi’ne yalan söyleyenler de evlerinde oturdular (savaşa katılmadılar). Bunlardan kâfir olanlara yakında acı bir azap gelecektir.

91. Allah ve Peygamberi hakkında iyi niyet taşıdıkları takdirde, güçsüzlere, hastalara ve (seferde) harcamak için bir şey bulamayanlara bir günah yoktur. İyileri kınamaya bir yol yoktur. Allah çok bağışlayan ve sürekli merhamet edendir.

92. Yine, kendilerine binek bulman (ve cepheye göndermen) için sana geldiklerinde, “Sizi bindirmek için bir şey (binek) bulamıyorum.” dediğin ve harcamaya bir şey bulamadıkları için de üzüntüden gözleri yaş dökerek geri dönen kimselere de (bir günah yoktur).

93. Sadece, zengin oldukları hâlde senden (savaşa katılmamak için) izin isteyenler için sorumluluk vardır. Onlar, geride kalanlarla birlikte olmaya razı oldular. Allah kalplerini mühürledi; artık onlar (hakkı) bilmezler.

94. Yanlarına döndüğünüzde size mazeret ileri sürerler. De ki: “(Boşuna) mazeret ileri sürmeyin. Asla size inanmayacağız. Allah sizin haberlerinizi bize bildirmiştir. Allah ve Peygamberi sizin yaptığınız işleri yakında görecekler. Sonra gaybı ve görüleni bilene (Allah’a) götürüleceksiniz; O da, yaptığınız işleri size bildirecektir.”

95. Yanlarına geri döndüğünüzde, ken­dilerinden (onları cezalandırmaktan) vazgeçesiniz diye (mazeretleri olduğuna dair) Allah’a yemin edecekler. Siz de onlardan vazgeçin; kuşkusuz onlar pistirler. Yaptıkları işlere karşılık olarak da yerleri cehennemdir.

96. Kendilerinden razı olasınız diye size yemin ederler. Siz onlardan razı olsanız da, Allah fasık topluluktan razı olmaz.

97. Bedeviler (göçebe Araplar), inkâr­cılık ve nifak yönünden daha ileri ve Allah’ın peygamberine indirdiği hükümlerin sınırlarını bilmemeye daha uygundurlar. Allah bilendir ve hikmet sahibidir.

98. Bedevilerden kimileri, (Allah yolunda) harcadıklarını bir zarar sayarlar ve belalarla karşılaşmanızı beklerler. Kötü belalar onlara olsun. Allah işitendir ve bilendir.

99. Bedevilerden öyleleri de var ki, Al­lah’a ve ahiret gününe iman ederler ve harcadıklarını Allah’a yakınlık ve Pey­gamber’in dualarını alma sebebi sayarlar. Bilin ki bu, onların (Allah’a) yakın olmalarına sebeptir. Allah, onları kendi rahmetine alacaktır. Allah çok bağışlayan ve sürekli merhamet edendir.

100. Muhacirler ve Ensar’dan (İslam’ı kabul etmede) ilk öncüler ve iyilikle onları takıp edenler var ya, Allah onlardan razı olmuştur, onlar da O’ndan razı olmuşlardır; (Allah) onlara (ağaçlarının) altından ırmaklar akan cennetler hazırlamıştır; orada ebedi kalacaklardır. İşte bu, büyük kazanç ve başarıdır.

101. Çevrenizdeki bedevilerden bir kısım münafıklar vardır ve Medine halkından de bazıları münafıklığa alışmışlardır; sen onları bilmezsin, biz biliriz onları. Onları iki defa azap edeceğiz ve sonra da büyük bir azaba götürüleceklerdir.

Bu ayet açıkça gösteriyor ki, ashap arasında hatta Peygamber (s.a.a)’in bile tanımadığı münafıklar vardı. Buna göre ashabın hepsinin adil olduğu iddiası tamamen yersiz ve Kur’an’la çelişen bir iddiadır.

102. Günahlarını itiraf eden, iyi amelle diğer kötü ameli birbirine karıştırmış başka bir topluluk da var. Allah’ın bunların tövbelerini kabul etmesi umulur. Kuşkusuz, Allah çok bağışlayan ve sürekli merhamet edendir.

103. Onların mallarından kendilerini temizleyeceğin ve arıtacağın bir sadaka (zekât) al ve onlara dua et. Kuşkusuz senin duan, onlara huzur kaynağıdır. Allah işitendir ve bilendir.

(bk. Açıklamalar Bölümü: 85)

104. Onlar, kullarının tövbesini kabul edenin ve sadakaları alanın (kabul buyuranın) Allah olduğunu ve Allah’ın tövbeyi kabul eden ve sürekli merhamet eden olduğunu bilmediler mi?

İmam Zeynelabidin (a.s)’dan şöyle dediği nakledilmiştir: “Ben Rabbime karşı kefilim ki, sadaka kulun eline ulaşmadan Rabbin eline ulaşır.” (bk. es-Safî Tefsiri)

105. De ki: “Amel edin (elinizden geldiğince çalışın); yakında Allah, Peygamberi ve müminler yaptıklarınızı görecekler ve yakında gaybı ve görüneni bilenin huzuruna döndürüleceksiniz. O da, yapmakta olduğunuz işleri size haber verecektir.

(bk. Açıklamalar Bölümü: 86)

106. Başka bir topluluk da var ki, (işleri) Allah’ın emrine bırakılmıştır; (Allah) ya onlara azap eder ya da tövbelerini kabul eder. Allah bilendir ve hikmet sahibidir.

107. (Bir de,) zarar vermek, küfre sapmak, müminler arasında ayrılık çıkarmak için ve önceden Allah ve Pey­gamberi’ne karşı savaşanlara üs olsun diye mescit yapan kimseler vardır. “İyilikten başka bir niyetimiz yok.” diye ağır yeminler ederler. Ama Allah, onların yalan söylediklerine şahitlik eder.

108. Asla orada namaz kılma! Şüphesiz, ilk günden takva üzere kurulan mescit, içinde namaz kılmana daha layıktır. Orada, arınmayı seven kişiler vardır. Allah arınanları sever.

109. (İşlerinin) binasını Allah’tan çekinmek ve O’nun hoşnutluğunu kazanmak üzere kuran mı daha iyidir, yoksa binasını çökmek üzere olan bir uçurumun kenarında kurup da o uçurumla cehennem ateşine yuvarlanan mı? Allah, zulmeden topluluğu hidayete erdirmez.

110. Kurmuş oldukları bina, kalpleri parçalanıncaya kadar içlerinde kuşku ve şaşkınlık (vesilesi) olmaya devam edecektir. Allah bilendir ve hikmet sahibidir.

111. Allah müminlerden, canlarını ve mallarını, cennetin kendilerine verilmesi karşılığında satın almıştır. Onlar Allah yolunda savaşırlar, öldürürler ve ölürler. Bu; Tevrat’ta, İncil’de ve Kur’an’da O’nun kendi üzerine aldığı hak bir vaattir. Ahdinde (verdiği söze) Allah’tan daha sadık kim var? O hâlde yaptığınız bu alış verişten dolayı sevinin. İşte bu, büyük bir başarıdır.

112. (O müminler;) tövbe edenler, ibadet edenler, (Allah’a) hamd edenler, (Allah yolunda) dolaşıp duranlar, rükû edenler, secde edenler, marufu emredenler, münkerden sakındıranlar ve Allah’ın koyduğu sınırları koruyanlardır. Müminleri müjdele!

(bk. Açıklamalar Bölümü: 87)

113. Cehennemlik oldukları açıkça belli olduktan sonra, kendi yakınları bile olsalar, müşrikler için (Allah’tan) af dilemeleri Peygamber’e ve iman edenlere yaraşmaz.

114. İbrahim’in, babası (veliliğini üstlenmiş olan amcası Azer) için (Allah’tan) af dilemesi, sadece ona verdiği bir sözden ötürü idi. Onun bir Allah düşmanı olduğu kendisine açıkça belli olunca, ondan uzak durdu. Kuşkusuz, İbrahim (Allah korkusundan) çok yalvarıp yakaran ve halim idi.

115. Allah, hidayete erdirdikten sonra, sakınacakları şeyleri kendilerine açıkça bildirmeden hiçbir topluluğu saptıracak değildir. Allah her şeyi bilir.

116. Kuşkusuz, göklerin ve yerin hükümranlığı Allah’ındır, diriltir ve öldürür. Allah’tan başka sizin için bir dost ve bir yardımcı yoktur.

117. Kuşkusuz Allah, Peygam-beri’ne ve zorluk anında ona uyan muhacirlere ve ensara, onlardan bir kesiminin kalbi eğrilmenin eşiğine geldikten sonra merhamet etti. Sonra (tekrar) rahmetiyle onlara yöneldi. Şüphesiz O, onlara karşı çok şefkatli ve sürekli merhamet edendir.

Bu ayet, Tebuk Savaşı hakkında nazil olmuştur. Bu savaşta İslam ordusu hem yiyecek ve içecek yönünden, hem de binek yönünden sıkıntı içindeydi ve hava da gayet sıcaktı. Sıkıntıları o dereceye varmıştı ki, bazen iki kişi bir gün boyunca yalnız bir hurma ile yetinirlerdi. On kişinin binek olarak yalnız bir devesi vardı. Bu yüzden bu orduya zorluk ordusu denmiştir. (bk. Menhecu’s-Sadıkin.)

118. (Savaşa katılmayıp) geride kalan o üç kişiye de (merhamet etti). (Müslümanlar onlarla ilişkilerini kesince) yeryüzü tüm genişliğine rağmen onlara dar gelmiş, gönülleri de sıkıldıkça sıkılmış ve Allah’tan kaçışta O’na yönelmekten başka bir sığınaklarının olmadığına inanmışlardı. Sonra tövbe etsinler diye onlara merhamet etti. Kuşkusuz, Allah tövbeyi kabul eden ve sürekli merhamet edendir.

Bunlar Kâb b. Malik, Meraret b. Rabi’ ve Hilal b. Ümeyye’dir. Müslümanlar, Tebuk Savaşı’na katılmayı geciktirdikleri için bunlarla ilişkilerini kesmiş ve bunlar Medine’nin kenarında bir dağa çekilerek ibadete koyulup tövbelerinin kabul olması için Allah’a yalvarmışlardır. Sonunda yukarıdaki ayetler inerek tövbelerinin kabul olduğunu bildirmiştir. Geniş bilgi için bk. es-Safî Tefsiri, Kummî Tefsiri’inden naklen.

119. Ey İman edenler! Allah’tan korkun ve doğrularla beraber olun.

(bk. Açıklamalar Bölümü: 88)

120. Medine halkı ve etraflarında bulunan bedevilere Allah’ın Peygam­beri’nden geri kalmaları ve kendi canlarını korumak için onun canından vazgeçmeleri yaraşmaz. Çünkü Allah yolunda uğradıkları her susuzluk, yorgunluk, açlık, kâfirleri öfkelendiren bir yere adım atmaları ve düşmana karşı elde ettikleri her başarı için Allah onlara bir iyi amel yazar. Kuşkusuz, Allah iyilerin mükâfatını zayi etmez.

121. Allah’ın onları yaptıklarının en güzeli ile mükâfatlandırması için (bu yolda) küçük büyük her harcamaları ve her vadiyi kat etmeleri onlar için (salih bir amel olarak) yazılır.

122. Müminler hep birlikte (cihad veya ilim için) hareket edecek değillerdir. Niçin dinde derin bilgi elde etmek ve geri dönünce kendi toplumlarını uyarmak için onların her kesiminden bir topluluk hareket etmiyor? Olur ki, (onların uyarmasıyla) sakınırlar.

123. Ey iman edenler! Yakınınızda olan kâfirlerle savaşın ve onlar sizde sertlik bulsunlar. Bilin ki, Allah takvalılarla beraberdir.

124. Bir sure inince içlerinden, “Bu, hanginizin imanını artırdı?” diyenler var. (Onlara de ki:) “İman edenlerin imanını artırmıştır ve onlar (bu yüzden) sevinirler.”

İmam Cafer Sadık (a.s), “Allah, imanı kulların azalarına farz kılmış ve azalarına bölmüştür; sonra bunu Peygamber (s.a.a) beyan buyurmuştur.” dedi. Bir adam, “İmanının azalmasını ve tamamlanmasını anladım, ama artmasının delili nedir?” diye sorunca İmam, “Allah Teala’nın şu sözü: ‘Bir sure inince içlerinden, ‘Bu hanginizin imanını artırdı?’ diyenler var…’ Ayrıca Allah Teala, ‘onların hidayetlerini artırdık’ diye buyurmuştur.” (bk. es-Safî Tefsiri, el-Kâfî ve Ayyaşî Tefsiri’nden naklen.)

125. “Kalplerinde hastalık olanların ise, kir ve pisliğine pislik katar. Onlar, kâ­fir olarak ölüp giderler.”

(İmam Muhammed Bâkır (a.s), “Yani, şek ve şüphelerine şüphe katar ve şekleri yerleşir, sonunda o şüphe içinde ölürler.” diye buyurmuştur.)

126. Görmüyorlar mı ki, yılda bir veya iki defa çetin imtihanla sınanırlar; sonra ne tövbe ederler, ne de öğüt alırlar.

127. (Nifaklarını açıklayan) bir sure indirildi mi, “Sizi bir kimse görüyor mu?” diye birbirlerine bakar, sonra ayrılıp giderler. Derin anlayış sahibi olmayan bir topluluk oldukları için Allah kalplerini (haktan) çevirmiştir.

128. Gerçekten kendinizden olan öyle bir peygamber size geldi ki, sıkın­tınız ona ağır gelir, size düşkündür ve müminlere karşı şefkatli ve merhametlidir.

129. Eğer yüz çevirirlerse, de ki: “Allah bana yeter; O’ndan başka hiçbir ilah yoktur; ben ancak O’na tevekkül ettim ve O, büyük arşın Rabbidir.”

İmam Sadık (a.s)’dan şöyle nakledilmiştir: “Yani, büyük hükümranlığın Rabbidir (sahibidir).” (bk. es-Safî, et-Tevhid’den naklen.)

Meal: Murtaza Turabi

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*