Cehennem

Cehennem, sonu olmayan bir kuyu, Allah’ın azabından dolayı yakılmış bir ateş, içinde idrakimizin üstündeki çeşitli azap ve belaların bulunduğu ebedi bir zindandır. Cennette bir an dahi rahatsızlık ve mutsuzluğun olmadığı gibi cehennemde de bir an rahatlık ve mutluluk yoktur. Burada Kur’ân’da zikredilmiş olan belli başlı azaplara işaret edeceğiz:

Cehennemin Yiyecek ve İçecekleri

Sonra siz ey sapmışlar ve yalanlayanlar! Doğrusu, zakkum ağacından yiyecek ve karınlarınızı onunla dolduracaksınız. Onun ü-zerine kaynar su içeceksiniz.[1]

Hadiste ise şöyle geçiyor:

Cehennem ehlini, mecburen karınlarını zakkumla doldursunlar diye aç bırakacaklar. Sonra da onları öylesine susuz bırakacaklar ki, kaynar su kendilerine sunulduğunda bol bol ondan içe-cekler!

…Ve kaynar su onlara içirilir; bağırsaklarını parça parça eder.[2]

Hadiste de eğer bu sudan bir damla dünyanın dağlarına dökülürse, onların parçalanacağı bildirilmiştir. Vâkıa Suresi’nde, “Hem de susamış develerin suya saldırışı gibi içeceksiniz. İşte onlara ceza günü sunulacak budur.”[3] buyurulmaktadır.

Doğrusu günahkarların yiyeceği zakkum ağacıdır. Karınlarında sıcak suyun kaynaması gibi kaynar; erimiş maden gibidir.[4]

Başlarının üstünden kaynar su dökülür.[5]

Şüphesiz katımızda onlar için ağır boyun-duruklar, büyük ateş, boğazı tıkayan bir yiyecek ve can yakan bir azap vardır.[6]

İmam Muhammed Bâkır’dan (a.s) şöyle nakledilmiştir:

Zakkum ağacı, cehennemin dibinden çıkmaktadır. Meyvesi, yaprağı ve dikeni her şeyden daha acı, murdardan daha pis kokulu ve demirden daha serttir.

Cehennemin yiyeceklerinden birisi de kanlı irindir:

Günahkârlardan başkasının içmeyeceği, kanlı irinden başka bir içeceği yoktur.[7]

İrinli su, cehennem içeceklerinden bir başkasıdır.

Orada kendisine irinli sudan içirilecektir.[8]

Darî’ adındaki dikenden başka yiyecekleri yoktur.[9]

Bu dikenin Ebucehilkarpuzundan daha acı, leşten daha pis kokulu ve ateşten daha yakıcı olduğu rivayet edilmiştir.

Orada serinlik bulamayacaklar; işlediklerine uygun olan kaynar su ve irin dışında bir içecek tatmayacaklar.[10]

Cehennem Ehlinin Elbiseleri

Onlar için ateşten elbiseler biçilmiştir…[11]

Hadiste onlara kaynayan kurşundan elbise yapıldığı nakledilmiştir. İbrâhim Suresi’nde Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor:

Gömlekleri katrandan olacak; yüzlerini ateş bürüyecektir.[12]

Hadiste şöyle nakledilmiştir:

Eğer cehennemin elbiselerinden birini gök ile yer arasına atsalar, bütün yeryüzü ehli onun pis kokusundan ve sıcaklığından ölürler.

Simsiyah Yüz, Halkalar, Zincirler

Suçlular ve günahkarlar simalarından tanınırlar. Alın ve ayaklarından yakalanırlar.[13]

Günahkârlar simalarından tanınırlar; gözlerinin mor-luğu, yüzlerinin siyahlığı onların nişaneleridir. Onlar tanındıktan sonra, saçlarının ön taraflarından tutulurlar. Yani bazen saçlarından bazen de ayaklarından tutularak cehenneme çekilirler. Veya bir grup alınlarındaki saçlarından, başka bir grup da ayaklarından tutularak cehenneme doğru çekilirler.

Boyunlarında halkalar ve zincirler olarak kaynar suya doğru sürülür ve ateşte yakılırlar.[14]

Allah’a karşı yalan uyduranların, kıyamet günü yüzlerini simsiyah görürsün.[15]

Ateş yüzlerini yalar ve dişleri sırıtıp kalır.[16]

Cehennem Görevlileri

Ey inananlar, kendinizi ve ailenizi cehen-nem ateşinden koruyun. Onun yakıtı insanlar ve taşlardır. Görevlileri, Allah’ın kendilerine verdiği emirlere baş kaldırmayan, kendilerine buyurulanları yerine getiren pek haşin meleklerdir.[17]

Demir topuzlar da onlar içindir.[18]

Bu topuzların ağırlığı hakkında şöyle rivayet edilmiştir: Eğer insanlar ve cinlerin hepsi bile bir araya gelseler, onu kaldıramazlar. Yine rivayet edilmiştir ki cehennem görevlilerinin gözleri, çakan şimşek gibidir. Dilleri, yanardağların ağzı gibidir ve ağızlarından ateş çıkar. Tek elleriyle yetmiş kişiyi bir anda alıp cehenneme atabilecekler.

Cehennem Kapıları

Orasının yedi kapısı var, her kapıya da onlardan bir kısım ayrılmıştır.[19]

Hz. Ali’den (a.s) nakledilen bir hadise göre yedi cehennem tabakası şunlardır:

En aşağıda cehennem, onun üstünde Lezâ, onun üstünde Hutame, onun üstünde Sekar, o-nun üstünde Cehîm, onun üstünde Saîr ve onun üstünde Hâviye yer almaktadır. Her birinin azabı değişiktir.

Ayetlerin zahirinden anlaşıldığına göre cehennem ateşi, dünyadaki ateşin aksine idrak ve şuura sahiptir. Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor:

O gün cehenneme, “Doldun mu?” deriz. O, “Daha var mı?” der![20]

Ayrıca cehennem ateşi, azap görecekleri tanır ve onlara saldırır.

Bu (ateş), onları uzak bir yerden görünce sinirinden kaynamasını ve uğultusunu işitirler.[21]

Başka bir yerde şöyle buyuruyor:

Neredeyse cehennem öfkesinden parçala-nacak.[22]

Bir hadiste şöyle nakledilmiştir:

Mümin, Sırât köprüsünden geçince cehennem ateşinin sesi yükselir: “Ey mümin, benden uzaklaş ve çabuk ol ki nurun beni söndürecek!”

Çünkü mümin rahmetten, ateş ise gazaptandır ve hakkın rahmeti, gazabına galiptir. Kısacası cehennemin diğer uhrevî varlıklar gibi idrak ve şuur sahibi olduğu, Allah dostlarının dostu ve Allah düşmanlarının düşmanı olduğuna dair bir çok delil ve şahit mevcuttur.

Cehennemin özelliklerinden birisi de insanları ve cinleri içine alsa dahi, yine de boş yerinin olmasıyla birlikte cehennem ehli için dar ve sıkıcı olmasıdır.

Bununla ilgili olarak Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor:

Elleri boyunlarına bağlanarak dar bir yere atıldıkları zaman orada yok olup gitmeyi isterler.[23]

Cennettekiler ne kadar aydınlıkta iseler, cehennem-dekiler de aynı derecede karanlıktadırlar. Ebedi bir karanlık, ebedi bir korku ve ebedi bir dehşet içerisindedirler. Tıpkı Nûr Suresi’nde de geçtiği gibi, denizin dibinde karanlıklar içinde kalan bir şahısa veya engin bir denizin karanlıklarına benzer. Onu, üst üste dalgalar ve dal-gaların üstünde de bulutlar örter. Öyle karanlık hâkim ki, insan, elini uzattığı zaman neredeyse onu bile göre-mez.[24]

Ruhî ve Manevî Azaplar

Cehennem ehli için cismânî azaplara ilaveten ruhî ve manevî azaplar da vardır. Ebedi olarak cehennemde kalacaklarının ve asla kurtulmayacaklarının onlara hatırlatılması, kendileri için en büyük azaptır. Kendilerine hüccet tamamlanmış ve imansız olarak ölmüş kâfir ve münafıkların azaplarının ebedi olacağından hiç şüphe yoktur. Hak Teâlâ Beyyine Suresi’nde şöyle buyuruyor:

Kitap ehli ve müşriklerden olan kâfirler, cehennem ateşinde ebedi kalıcıdırlar…[25]

Başka bir yerde ise şöyle buyuruyor:

İşte böyle Allah’ın düşmanlarının yeri ateştir. Ayetlerimizi bilebile inkâr etmeleri karşılığı, orası onların temelli kalacakları yerdir.[26]

Şüphesiz ayetlerimizi yalan sayıp onlara karşı büyüklük taslayanlara göğün kapıları açılmaz. Deve, iğnenin deliğinden geçmedikçe cennete giremezler. Günahkarları ve suçluları böyle cezalandırırız.[27]

Yani devenin iğne deliğinden geçmesi, imkânsız olduğu gibi, kâfirlerin cennete girmesi de imkânsızdır. Bu konudaki hadisler çok fazladır. Kalbinde birazcık imanı olan bile cehennemde ebedi kalmayacaktır.

Ruhî ve manevî azaplardan bir diğeri, Allah’ın sonsuz rahmetinden ve lütfünden mahrum kaldığını, üstelik onun gazabına uğradığını görmektir.

Hayır, doğrusu onlar, o gün Rablerinden perdelenmiş olacaklardır.[28]

Yani, Rablerinin rahmet ve bağışlarından mahrum kalacaklardır. Başka bir ayette de şöyle buyuruluyor:

Allah’ın ahdini ve yeminlerini az bir değere değişenlerin, işte onların, ahirette bir payları yoktur. Allah, onlarla kıyamet günü konuşmayacak, onlara bakmayacak, onları temizlemeyecektir. Elem verici azap, onlar içindir.[29]

Ruhî ve manevî azaplardan bir başkası, elden kaçırdığı nimet ve saadetin doğurduğu korkunç üzüntü ve gamlardır ki eğer cehennemde her gün ölüm olsaydı, her gün üzüntüden ölürlerdi.

Allah-u Zülcelâl şöyle buyuruyor:

Böylece Allah onlara üzüntü ve eseflerine sebep olan amellerini gösterir. Onlar cehennemden çıkmayacaklardır.[30]

Başka bir ayette de şöyle buyurmaktadır Hak Teâlâ:

O gün zalim, ellerini ısırıp duracak ve diyecek “Ne olurdu diyecek, bende Peygamberle aynı yolu tutsaydım. Yazıklar olsun bana! Keşke filanı dost edinmeseydim![31]

İmam Cafer Sadık’tan (a.s) şöyle nakledilmiştir:

Cennetlikler cennete ve cehennemlikler ce-henneme yerleştikten sonra, cennetle cehennem arasında bazı yerler açılır ve bir münadi şöyle der: “Ey cennet ehli, cehennem ehlinin yerlerine bakın! Eğer Allah’a karşı gelmiş olsaydınız buralar sizin yeriniz olacaktı.” Sonra cehennem ehline dönerek der ki: “Ey cehennem ehli cennetteki mekanlara bakın! Eğer Allah’a itaat etmiş olsaydınız yeriniz burası olacaktı.” Bunun üzerine onları öylesine bir üzüntü ve hayıflanma sarar ki eğer ölüm kolay olsaydı ölürlerdi.

Ruhî azaplardan bir kısmı da kınanma ve alaydır. Bu alay, Allah, melekler, cennetlikler ve şeytanlar tarafından yapılır. Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor:

Ey cin ve insan topluluğu, içinizden, size ayetlerimi anlatan ve içinde bulunduğunuz şu günün bir zaman olup geleceğini haber vererek sizi uyaran peygamberler gelmedi mi? “Aleyhimize tanıklık ediyoruz.” derler.[32]

Orada, “Rabbimiz bizi çıkar; yaptığımızdan başka yararlı iş yapalım.” diye bağrışırlar. O zaman onlara şöyle deriz: “Öğüt alacak kişinin öğüt alabileceği kadar bir süre sizi yaşatmadık mı? Size uyarıcı da gelmişti. Artık tadın azabı! Zalimlerin yardımcısı olmaz.”[33]

Neredeyse öfkesinden parçalanacak! İçine her bir topluluğun atılmasında bekçileri onlara “Size bir uyarıcı gelmemiş miydi?” diye sorarlar. Onlar: “Evet, doğrusu bize bir uyarıcı geldi, fakat biz yalanladık ve ‘Allah hiç bir şeyi indirmemiştir, siz büyük bir sapıklık içerisindesiniz’ demiştik.” derler. (Yine) “Eğer, kulak vermiş veya akletmiş olsaydık, çılgın alevli cehennem içinde olmazdık.” derler.[34]

Şeytanlar da onları azarlar. Ayet-i kerime’de şöyle buyuruyor:

İş olup bitince şeytan, “Doğrusu Allah size gerçeği söz vermişti. Ben de söz verdim, ama sonra caydım. Esasen sizi zorlayacak bir etkim yoktu. Sadece çağırdım, siz de geldiniz. O hâlde beni değil kendinizi kınayın. Artık ben sizi kurtaramam, siz de beni kurtaramazsınız. Beni, Allah’a ortak koşmanızı daha önce kabul etmemiştim. Doğrusu zalimlere can yakan bir azap vardır.” der.[35]

Cennetliklerin, onları azarlaması hakkında da Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor:

Cennetlikler cehennemliklere, “Biz Rabbi-mizin bize vaat ettiğini gerçek bulduk. Rab-binizin size de vaat ettiğini gerçek buldunuz mu?” diye seslenirler. “Evet,” derler. Aralarından bir münadi, “Allah’ın lâneti, Allah yolundan alıkoyan ve ahireti inkâr eden zalimleredir.” diye seslenir.[36]

Bugün(de) müminler, kâfirlere gülerler.[37]

Onlarla alay ederler. Bu, kâfirlerin müminlere dünyada ettikleri alaylara karşılıktır.[38]

Ruhî ve manevî azaplardan bir diğeri de şeytan ve diğer cehennemliklerle beraber olmaktır.

Cennetliklerin birbirleri ile görüşmelerinden aldıkları zevk kadar cehennemlikler de birbirleriyle görüşmekten o kadar rahatsız olurlar; hatta birbirlerinden nefret ederler.

Bu konu Kur’ân’da şöyle belirtilmiştir:

Rahmân’ı anmayı görmezlikten gelene, ya-nından ayrılmayacak bir şeytan arkadaş veririz. Şüphesiz onlar bunları yoldan alı korlar; bunlar da doğru yola eriştiklerini sanırlar. Bize dönünce arkadaşına, “Keşke benimle senin aranda doğu ile batı arasındaki kadar uzaklık olsaydı; sen ne kötü arkadaşmışsın!” der.[39]

Hadise göre ikisini de zincire bağlayarak cehenneme atarlar.

Bakara Suresi’nde şöyle buyuruyor:

Nitekim kendilerine uyulanlar, azabı görünce uyanlardan uzaklaşacaklar ve aralarındaki bağ kopacaktır. Uyanlar, “Keşke bizim için dünyaya bir dönüş olsa da bizden u-zaklaştıkları gibi biz de onlardan uzaklaşsak!” derler. Böylece pişmanlıklarını Allah, onlara gösterir.[40]

Ankebût Suresi’nde ise şöyle buyurmaktadır:

İbrahim dedi ki: “Dünya hayatında Allah’ı bırakıp aranızda putları muhabbet vesilesi kıldınız. Sonra kıyamet günü birbirinize küf-reder ve lânet okursunuz. Varacağınız yer, ateştir. Ve yardımcılarınız da yoktur.”[41]

Zuhruf Suresi’nde de şöyle geçmektedir:

Muttakilerin dışında, (dünyada birbirlerine) dost olanlar, o gün birbirlerine düşman olurlar.[42]

Rivayet edilmiştir ki, dünyada Allah için olmayan her dostluk, ahirette düşmanlığa dönüşecektir. Sâd Su-resi’nde şöyle buyuruyor:

Ve azgınlara kötü bir gelecek (dönüş) var-dır. Cehenneme girerler; ne kötü bir konaktır (orası) işte bu kaynar su ve irindir, artık onu tatsınlar. Bunlara benzer başkaları da vardır. (inkârcıların ileri gelenlerine) “İşte bu topluluk sizinle beraber gerçeğe karşı di-renenlerdir.” (denir.) Toplulukta bulunanlar ise: “Hayır, asıl siz rahat yüzü görmeyin; bunu başımıza getiren sizsiniz. Ne kötü bir duraktır.” derler.[43]

Acaba Bu Zayıf Beden, Cehennem Ateşine Dayanabilir mi?

Birkaç şüphe akla gelebilir; kısaca onlara değinip cevaplarını vermeye çalışacağız. Bu şüphelerden birincisi şudur: İnsanın zayıf bedeninin cehennem azaplarının en azına dahi dayanacak gücü yoktur; öyleyse azabın cismânî olan bu bedenle bir ilişkisi yoktur.

Bu şüphenin cevabını şöyle verebiliriz: Evet, ahiret-te insanın bedeni dünyadaki cismânî bedenidir, fakat Allah’ın kudretiyle ahirette öyle bir şekil alır ve sağlamlaşır ki dünyadakiyle asla kıyaslanamaz. Hakikatte, ahi-retteki beden yumuşaklık ve sertlik konusunda ruha tâ-bidir. Müminin ruhu dünyada sonsuz bir yumuşaklıkta olduğu ve her hakkın karşısında etkilenip teslim olduğu gibi, ahirette de bedeni ruhu gibi sonsuz bir yumuşaklıkta olacaktır.

Aynı şekilde kâfir dünyada sertlik, katılık ve taş kalplilikte son hadde olaştığı ve hakkın karşısında teslim olmadığı gibi, ahirette de bedeni, çirkin ruhu gibi sertlik ve katılığın son haddine ulaşacaktır.

Ayrıca Kur’ân’ın bildirdiğine göre, onlar zakkumu yiyip, kaynar suyu içtikten sonra azaptan bedenleri yanıp paramparça olur; ama tekrar eski hâline geri döndürülür ve aynı işlem sürekli tekrarlanır.[44]

Acaba Şiddetli Azap Allah’ın

Adaletiyle Bağdaşır mı?

Başka bir şüphe de, bu azapların Allah’ın adaletiyle nasıl bağdaştığı noktasındadır. “Adil Allah’ın böyle şiddetli azapları yapması makul mu?” diye soruyorlar.

Bu şüphe ahiret azaplarını dünyadaki zalim hüküm-darların işkenceleriyle kıyaslamaktan kaynaklanmaktadır. Oysa Allah’ın azabı kesinlikle böyle değildir. Ahi-ret azapları sebep-sonuç ilişkisinin bir tezahürüdür.

Yani, imansızlığın sonucu, nursuzluk ve ebedi olarak karanlıkta kalmaktır. Allah’tan yüz çevirmenin sonucu ebedi bir sıkıntıdır. Hakkı görmezlikten gelmenin sonucu, ebedi bir körlük ve sağırlıktır.

Şeytanı ve sapmışları takip etmenin sonucu, onlarla ebedi bir beraberliktir. Yetim malı ve her haram malı yemenin sonucu insanın kendi eliyle ateş yemesi ve içinde kor yakmasıdır.

Öyleyse cehennem, şahsın kendisindendir. Hatta Kur’ân-ı Kerim’e göre cehennemin yakıtları insanların kendileridir:

…Yakıtı insanlarla taşlar olan ateşten sakının.[45]

Buna göre insana ulaşan her azabın sebebi kendisidir. Kendisi, kendisine zulmetmiştir. Allah, hiç kimseye zulmetmez:

Allah, insanlara hiç zulmetmez, fakat insanlar kendi kendilerine zulmederler.[46]

Selâmet yurdu olan cennete, kalbi hastalıklarla dolu olan bir şahsın girmesi imkânsızdır. Dolayısıyla kâfirin cehenneme atılması asla adaletle çelişmez. Aksine adaletin manası her şeyi kendine layık yere koymak demektir. Dolayısıyla kâfirin cennete girmesi imkânsızdır; çünkü hakiki adaletle zıttır. Bu, güzel bir gelini kör birisi için süslemeye veya güzel bir nağmeyi sağır bir insana okumak gibidir.

Rahman Nasıl Azap edebilir?

Allah’ın “Rahman” olması yönünden de şüphe oluşması mümkündür. Kullarına karşı merhametli olan Allah nasıl onlara azap edebilir?

Cevap: Allah-u Teâlâ cemal sıfatlarına sahip olduğu gibi, celal sıfatlarına da sahiptir. Erhamurrâhimîn (mer-hamet edenlerin en merhametlisi) olduğu gibi, cezalandırıcıların en şiddetlisidir de. Cennet, O’nun sonsuz rah-metinin, letafetinin; cehennem de kahr-u gazabının zuhur yeridir.

Evet, rahmeti gazabına galebe etmiştir ve kimsenin kâfir olup cehenneme gitmesine razı değildir; eğer insanlar kendi iradesiyle ateşe girmek isterlerse, onları engellemez. Zira bu, O’nun hikmetiyle bağdaşmaz. Allah-u Teâlâ mutlak gani, ihtiyaçsızdır. Kendisine iman edilmesine ihtiyacı yoktur. Aynı zamanda rahmeti ve raufluğu ile, tövbeyi bu azaplardan kurtulma vesilesi kılmış, ömrün son anına kadar bu kapıyı açık tutmuştur. Ama eğer insanlar bu rahmete sırt çevirirlerse, onları tövbeye mecbur etmez. Zorla ettirilen tövbe, tövbe sayılmaz. Evet, Allah Rahman ve Rahim’dir. Emrettiği bütün vacipler ve sünnetler O’nun rahmetinin birer cilvesidir. Cennete ve huzuruna girmemizi sağlayacak şeyleri bize göstermiştir.

Aynı zamanda bütün haram ve mekruhlardan, yani kendisinden uzaklaştıran şeytanlardan ve ateşe yaklaştıran şeylerden bizi sakındırmıştır. Gerçekte bütün ilâhî vecibeler O’nun geniş rahmetinden kaynaklanmaktadır. Çünkü, mümin dini vecibelerini yerine getirme noktasında çok hassas olmalı ve bilmelidir ki; eğer bir vecibeyi terk ederse aynı miktarda kendisini Rabbin rahmetinden mahrum bırakmıştır ve asla onu geri getiremez.

Ömür Kısa, Ama Azap Ebedi

Diğer bir şüphe de şudur ki, kâfirin ömrünün sınırlı olmasına ve dolayısıyla küfür ve günahının da sınırlı olmasına rağmen cehennemde ebedi olarak kalması İlahî adalete sığar mı?

Bu şüphenin cevabı da şöyledir: Bir ömür boyu küfür ile yaşayan kâfir, sabit ve değişmeyen bir şeyi, kendisi için iradesiyle seçmiştir. Bu kazancının gerekliliği ateşte ebedi kalmasıdır. Başka bir deyişle kendisine öyle bir karanlık hazırlamıştır ki asla aydınlanmaz.

Buna karşılık mümin, iman ve takvasıyla; yok olmayan, sabit ve sonsuz bir şeyi kendi iradesiyle kazanmış, asla karanlığa yüz tutmayan bir nur yapmıştır kendine.

Bihâru’l-Envâr’daki bir hadise göre İmam Cafer Sadık (a.s), cennet ve cehennemin ebedi oluşuna dair Ebû Hâşim’in sorduğu bir sorunun cevabında şöyle buyurmuştur:

Cehennemliklerin, cehennemde ebedi kalmalarının sebebi, onların dünyadaki niyetleridir; e-ğer onlar dünyada ebedi kalacak olsalardı, her zaman Allah’a karşı günah işleyeceklerdi. Cennetliklerin, cennette ebedi kalmalarının sebebi, onların dünyadaki niyetleridir; eğer onlar da dünyada ebedi olarak kalsalardı Allah’ın emrine karşı gelmeyeceklerdi

Buradan anlaşılıyor ki, cennetliklerin ve cehennemliklerin ebedi olarak cennette veya cehennemde kalmaları, niyetlerinden kaynaklanmaktadır.


[1]– Vâkıa, 51-54

[2]– Muhammed, 15

[3]– Vâkıa, 55

[4]– Duhân, 43-45

[5]– Hac, 19

[6]– Müzzemmil, 12-13

[7]– Hâkka, 36-37

[8]– İbrâhim, 16

[9]– Ğâşiye, 6

[10]– Nebe’, 24-26

[11]– Hac, 19

[12]– İbrâhîm, 50

[13]– Rahmân, 41

[14]– Mümin, 71-72

[15]– Zümer, 60

[16]– Müminûn, 104

[17]– Tahrîm, 6

[18]– Hac, 21

[19]– Hicr, 44

[20]– Kâf, 30

[21]– Furkân, 12

[22]– Mülk, 8

[23]– Furkân, 13

[24]– Nûr, 40. ayetin tam metni şöyledir: “Yahut engin bir denizdeki yoğun karanlıklar gibidir; (öyle bir deniz) ki, onu dalga üstüne dalga kaplıyor; üstünde de bulut… Birbiri üstüne karanlıklar… İnsan, elini çıkarıp uzatsa, neredeyse onu dahi göremez. Bir kimseye Allah nûr vermemişse, artık o kimsenin aydınlıktan nasibi yoktur.”

[25]– Beyyine, 6

[26]– Fussilet, 28

[27]– A’râf, 40

[28]– Mutaffifin, 15

[29]– Âl-i İmrân, 77

[30]– Bakara, 167

[31]– Furkân, 27-28

[32]– En’âm, 130

[33]– Fâtır, 37

[34]– Mülk, 8,10

[35]– İbrâhîm, 22

[36]– A’râf44,45

[37]– Mutaffifîn, 34

[38]– Mutaffifîn, 29

[39]– Zuhruf, 36-38

[40]– Bakara, 166-167

[41]– Ankebût, 25

[42]– Zuhruf, 67

[43]– Sâd, 55-60

[44]– Nisâ, 56

[45]– Bakara, 24

[46]– Yûnus, 44

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*