Cennet

Allah-u Teâlâ ahirette iman ve takva ehli için bir yer yaratmıştır ki, orada her türlü nimetler, lezzetler, zevkler Allah’ın büyüklüğüne ve o âlemin genişliğine yakışır bir şekilde mevcuttur.

Oranın hakikatini ve ayrıntılarını bilmek bu âlemde yaşayanlar için imkânsızdır. Tıpkı ana rahminde olan bir çocuk için bu dünyada olanları kavramsının imkânsız olduğu gibi.

Kur’ân-ı Kerim’de, Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor:

Yaptıklarına karşılık onlar için saklanan göz aydınlığını (göz aydınlığına vesile olacak şeyleri) kimse bilmez.[1]

Ve cennet nimetleri hakkında genel bir beyanda şöyle buyuruyor:

Onlar için orada ne istiyorlarsa mevcuttur. Katımızda daha da fazlası vardır.[2]

Başka bir yerde de şöyle buyurmaktadır:

…Canlarının istediği şeyler içinde temelli kalırlar.[3]

Orası öyle bir yerdir ki, asla mutsuzluk, hastalık, rahatsızlık, üzüntü, zayıflık, yaşlılık ve bitkinliğe yer yoktur; mutlak bir selâmet hâkimdir. Dolayısıyla adı Dâ-rü’s-Selâm’dır (selâmet yurdu). Hakiki saltanat yani her istediğini yapabilme, her istediğine ulaşabilme imkânı, cennetlikler içindir. “Cennet ehli krallar gibidir.” Allah-u Teâlâ da şöyle buyuruyor:

Oranın neresine baksan, nimet ve büyük bir saltanat görürsün.[4]

Cennetin Yiyecek ve İçecekleri

İhtiyarlamayan gençler yanlarında, baş ağrısı ve baş dönmesi vermeyen bembeyaz bir kaynaktan doldurulmuş kaseler, ibrikler, kadehler; seçecekleri meyveler, arzulayacakları kuş etlerinden sunulur onlara.[5]

Bol meyveler arasındadırlar. Ne tükenir, ne yasaklanır.[6]

İkisinde de türlü türlü meyveler, hurmalıklar ve nar ağaçları vardır.[7]

Cennette pak sulardan ırmaklar vardır ki asla de-ğişmez. Tadı değişmeyen süt nehirleri vardır. İçenlere büyük bir lezzet ve ferahlık bahşeden halis şarap nehir-leri vardır ki (dünya şaraplarının aksine) güzel kokulu, lezzetli, zararsız, aklı güçlendiren ve temizleyici özelliğe sahiptir!

Yine, bütün atıklardan arınmış bal akan nehirler vardır.[8]

Cennette olan bir çok pınarın kendine has bir özelliği ve tadı vardır. Kâfûr, Zencebîl, Selsebîl, Tesnîm ve hepsinden önemlisi Kevser pınarı bunlardandır. Kevser pınarı Arş-ı İlâhî’nin altından akar. Sütten daha beyaz, baldan daha tatlıdır. Cennette nehir şeklinde ve mahşerde daha önce bahsettiğimiz büyük havuz olarak belirir.

Cennetin Giyecekleri

Kehf Suresi’nde şöyle buyurmaktadır:

Doğrusu inanıp, sâlih amel yapanlara altlarından ırmaklar akan Adn cennetleri vardır. Orada altın bilezikler takınırlar; ince ve kalın ipekten yeşil elbiseler giyerek tahtları üzerinde otururlar. Ne güzel bir mükâfat ve ne güzel dayanaktır.[9]

Başka bir yerde de şöyle buyuruyor:

…Onların oradaki elbiseleri ipektendir.[10]

Resulullah’tan (s.a.a) şöyle rivayet edilmiştir:

Mümin, cennetteki köşküne girdiğinde başına keramet tacı giydirirler. Çeşitli renklerde cennetin mücevherleriyle süslenmiş yetmiş kat elbise giyinir.

Yine şöyle buyurmuştur:

Eğer cennet elbiselerinden bir tanesi bu âleme getirilse, dünya ehlinin onu görmeye takatleri yetmez!’

İmam Cafer Sadık’tan (a.s) da şöyle nakledilmiştir:

Allah-u Teâlâ’nın, cennette her cuma günü müminlere bir lütfü olacaktır; şöyle ki bir meleği iki kat elbiseyle ona (mümine) gönderecektir. Mümin onlardan birisini beline bağlayacak, diğerini de omzuna atacaktır. Uğradığı her şey o elbiselerin nuruyla aydınlanacaktır!

Cennet Sarayları

Kur’ân-ı Kerim, Saff Suresi’nde şöyle buyurmaktadır:

Böyle yaparsanız Allah, günahlarınızı bağışlar, sizi altlarından ırmaklar akan cennetlere, Adn cennetlerinde hoş yerlere koyar. İşte büyük kurtuluş budur![11]

Benzer manaları ifade eden başka ayetler de vardır. Zümer Suresi’nde ise şöyle buyrulur:

Fakat Rab’lerinden sakınanlara üst üste bina edilmiş köşkler vardır. Altlarından ırmaklar akar. Bu Allah’ın verdiği sözdür ve Allah, sözünden caymaz.[12]

Resulullah’tan (s.a.a) şöyle rivayet edilmiştir:

O köşkler, inci, yakuttan ve zebercetten yapılmıştır. Çatısı ise altındandır. Her köşkün bin kapısı vardır ve her kapıda bir görevli vardır.

Ayette geçen “Tertemiz meskenler” cümlesinin tefsiri hakkında Resulullah’tan (s.a.a) yine şöyle nakledilmiştir:

O, cennette inciden bir köşktür. Onun içinde yetmiş tane kırmızı yakuttan ev vardır. Her evde yeşil zümrütten yetmiş tane oda vardır. Her odada yetmiş tane taht vardır. Her tahtın üstünde yetmiş tane her renkten halı vardır. Her halının üstünde bir huri vardır. Her oda da yetmiş yemek sofrası vardır ve her sofrada yetmiş çeşit yemek vardır. Yine her odada yetmiş tane hizmetçi hizmet etmektedir. Allah-u Teâlâ, mümine öyle bir kuvvet verecektir ki bunların hepsinden yararlanabilecektir.

Cennetin Tahtları Yatakları ve Kapları

…Tahtlarına yaslanırlar; ne güzel mükâfat ve ne güzel yaslanacak yer.[13]

Özenle işlenmiş mücevher tahtlar üstündedirler. Karşılıklı yaslanmışlardır.[14]

Orada, örtüleri parlak atlastan yataklara yaslanırlar…[15]

Vâkıa Suresi’nde, cennetin kaplarına ilişkin şöyle buyuruyor:

İhtiyarlamayan gençlerin, yanlarında, baş ağrısı ve dönmesi vermeyen bembeyaz bir kaynaktan doldurulmuş kaseler, ibrikler, ka-dehler, seçecekleri meyveler ve arzulayacakları kuş etlerinden sunulur onlara.[16]

Çevrelerinde gümüş kaseler ve billur kadehler dolaştırılır.[17]

Cennet Hurileri ve Kadınları

Cennetteki cismanî nimetlerin en üstününün huriler olmasından dolayı Kur’ân’da bu konudan çok bahsedilmiştir.

Bu adla anılmalarının sebebi şudur ki: ‘Hur’, beyaz vücutlu manasında, ‘iyn’ ise iri göz manasındadır. Yani bu her iki özellik onlarda toplanmıştır.

Diğer bir ihtimal de şudur ki: Gözler, onların güzelliğini görünce, duyduğu hayranlık ve şaşkınlıktan adeta ağarır!

Vâkıa Suresi’nde sedefteki inciler gibi hurilerden bahsedilir. Resulullah’tan (s.a.a) nakledilen bir hadiste şöyle geçmektedir:

Cennette bir nur belirir. Cennettekiler, “Bu neyin nurudur?” derler. “Bu nur, kocasına gülen bir hurinin dişinin parlaklığıdır!” diye cevap verilir.

Yine yüce Allah Kur’ân’da şöyle buyurmaktadır:

Biz hurileri yarattık ve onları bakire olarak eşlerine aşık ve onlarla yaşıt kıldık.[18]

Rahmân Suresi’nde ise onları şöyle tavsif etmektedir:

Oralarda bakışlarını yalnız erkeklerine çevirmiş, daha önce ne insan ve ne de cinlerin dokunmuş olduğu eşler vardır.[19]

Onlar, sanki yakut ve mercandırlar![20]

Bir hadiste şöyle geçer:

Hurilerin ayak bileklerinin iliği, giydikleri yetmiş kat elbisenin ardından da gözükecektir; yakut içinden geçen beyaz ipliğin gözüktüğü gibi!

Yine Bakara Suresi’nde şöyle buyuruyor:

…Onlar için orada tertemiz eşler vardır ve orada ebedi kalacaklardır.[21]

Cennet kadınları her yönden temizdirler; onlar hayız görmez, her türlü kirlilikten ve necasetten uzaktırlar; asla kibirlenmez ve birbirlerini kıskanmazlar.

Hadislerde hurilerin sağ pazılarına nurdan “elham-du lillahillezî sadeqanâ va’dehû” (verdiği vaadi doğrulayan/yerine getiren Allah’a hamdolsun); sol pazılarına da “elhemdu lillahillezî ezhebe enne’l-hezen” (Hüzün ve ke-deri bizden gideren Allah’a hamd olsun) yazıldığı nakledilmiştir.

Resulullah (s.a.a) geniş bir hadisinin bir bölümünde şöyle buyurmaktadır:

Allah-u Teâlâ, sağ yanağına “Muhammed Re-sulullah”, sol yanağına ise “Aliyyen Veliyyullah”, alnına “el-Hasan”, çenesine “el-Hüseyin” ve iki dudağına da “Bismillahirrahmanirrahim” yazan bir huri yaratmıştır.

İbn Me’sûd, “Bu keramet kimin içindir?” dediğinde, “(Hak Teâlâ’ya) saygı ve tazimle ‘Bismil-lahirrahmanirrahim’ diyen kimse içindir.” buyurdu.

Elbette şunu da bilmemiz gerekir ki, dünyadan gidip de cennetlik olan mümine kadınlar, cennet hurilerinden çok daha güzel olacaklardır.

Bu kadınlar, eğer kocaları da cennetlik ise kendi arzularıyla onunla evleneceklerdir. Eğer birkaç kere evlenmiş ise, en son evlendiği veya en güzel ahlâka ve en çok iyiliğe sahip olanla evlenecektir.

Eğer dünyada hiç evlenmemişse ya da kocaları cennetlik değilse, istedikleri cennetlik bir erkekle orada evlenebileceklerdir.

Cennet Çiçekleri ve Kokuları

Rahmân Suresi’nde şöyle buyuruluyor:

Rabbinin makamından korkan kimse için ise iki cennet vardır… İki cennet de çeşit çeşit inceliklere ve güzelliklere (veya her türden sık ağaçlara ) sahiptirler.[22]

Merhum Allâme Meclisî, Resul-i Ekrem’den (s.a.a) şöyle nakletmektedir:

Cennet kadınlarından birisi, bir gece vakti gökten yeryüzüne gelirse, onun güzel kokusu, bütün yeryüzünde yaşayanlar tarafından hissedilir.

Yine İmam Cafer Sadık’tan (a.s) şöyle nakledilmiştir:

Cennetin güzel kokusu, bin yıllık mesafeye u-laşır!

Rivayetlerden anlaşıldığına göre cennetin her yeri ve içinde olan her şey güzel kokuludur.

Cennetin Aydınlığı

İnsân Suresi’nde, “Orada ne çok sıcak görürler ne de dondurucu soğuk.”[23] buyurmaktadır. Hava orta derecelidir. Güneşe ve ışığa ihtiyaç yoktur. çünkü iman ve sâlih amel nuru müminler için yeterlidir.

Yine hadislerde, hurilerin nurunun güneşin nuruna galebe edecek derecede olduğu vurgulanmıştır. Hatta hadislerden anlaşıldığına göre cennette bulunan her şey ışık saçmaktadır.

Cennet Nağmeleri

Dünyadaki bütün nimetler ve zevkler, cennettekilerin ancak bir damlası ve küçük bir örneğidir ve zevklerin ve nimetlerin aslı oradadır. Dolayısıyla güzel sesin en kâmili ve hakikisi de cennettedir. Eğer cennet nağmelerinden birisi, dünya ehlinin kulağına gelirse, onu dinlemeğe takat getiremez ve helâk olurlar!

Hz. Davut’un (a.s) güzel sesine kimse dayanamazdı. Okuduğu zaman hayvanlar etrafına toplanır ve baygın düşerlerdi. İmam Ali (a.s) Nehcü’l-Belâğa’da hutbelerinden birinde peygamberlerden bahsederken şöyle buyuruyor:

…Ve Davut (a.s), mezâmîr (bir tür müzik aleti) çalar ve cennet ehlinin karîsidir.

Bu cümleden anlaşılıyor ki Hz. Davut (a.s), cennette müminler için nağmeler okuyacak ve cennet ehli de bunun güzelliğine dayanabilecek güce sahip olacaklardır.

Hz. İmam Cafer Sadık’tan (a.s) sordular:

“Acaba cennette müzik de var mıdır?” İmam (a.s) buyurdu:

“Cennette bir ağaç vardır ki Allah, cennet rüzgarlarının esmesini emreder. Böylece o ağaçtan hiç kimsenin işitmediği güzellikte nağmeler, güzel sesler çıkar. Bu, dünyada Allah korkusundan haram müzik dinlemeyi terk edenlerin mükâfatıdır.”

Ruhanî ve Manevî Nimetler ve Lezzetler

Cennetteki ruhanî ve manevî nimetler ve zevkler, çeşitli şekillerde mevcuttur ki onların idraki bizim akıllarımızı aşar.

Orada idrak gözünün önündeki perde kaldırılır. Yani dünyada bildiği şeylerin hakikatini orada görür. Ulaşmayı arzuladığı ilâhî hakikatlere ulaşır. Özellikle Hz. Muhammed (s.a.a) ve onun Ehlibeyt’ini tanıma ve onlarla buluşma nimetine nail olur!

Merhum Feyz-i Kâşânî, “(Cennettekiler) birbirleri-ne dönüp bir şeyler sorup dururlar.”[24] ayetinin tefsirinde şöyle nakletmektedir:

Onlar İlahî marifetler ve hakikatler ve Resu-lullah (s.a.a) ve Ehlibeyt’inin faziletlerinden birbirlerine bahsederler.

Ruhanî nimetlerden bir diğeri, Allah’ın onu büyük saymasıdır. Örneğin: Her cennetlik mümin anne-baba, eş ve çocuklarına- eğer salahiyetleri varsa- şefaat ederek kendi yanına götürür.

Bu, müminin Allah katındaki saygınlığının bir tezahürüdür. Allah-u Teâlâ, Kuran-ı Kerim’de şöyle buyurmaktadır:

… Girecekleri Adn cennetleri vardır. Babalarının, eşlerinin ve çocuklarının iyi olanları da oraya girerler.[25]

Manevî ve ruhanî lezzetlerin en üstünü, Allah’ın mümin kuluyla konuşmasıdır.

Bu konuda birçok hadis vardır. Lâkin biz Allah-u Teâlâ’nın Yâsîn suresinde buyurduğu ayeti aktarmakla yetiniyoruz:

Merhametli olan Rableri katından onlara selâm vardır.[26]

Bihâru’l-Envâr’ın ikinci cildinde ilâhî nurların cennet ehline nasıl tecelli ettiğine dair uzun hadisler vardır.

Rıdvan makamı bunlardandır ki Kuran-ı Kerim’de zikredilmiştir:

Rableri onları katından bir rahmet, hoşnutluk (rıdvan) ve içinde tükenmez nimetler bulunan cennetlerle müjdeler.[27]

Allah’tan olan rıdvan (O’nun rıza ve hoşnutluğu) daha büyüktür.[28]

Ruhanî ve manevî nimetlerden bir diğeri de Hz. Muhammed (s.a.a) ve Ehlibeyti ile (a.s) komşu olmaktır.

Resulullah (s.a.a) şöyle buyurmaktadır:

Ya Ali, senin taraftarların nurdan minberlerin üzerinde bembeyaz yüzlerle benim etrafımda olacaklar ve onlar cennette benim komşularımdır.

Cennette ebedi kalma da bu ruhanî mutluluklardandır. Bu büyük nimetin kendisinden asla alınmayacağı aklına geldiğinde müthiş bir zevk ve mutluluk duyar.

Ruhanî nimetlerden biri de peygamberler, sâlihler ve müminlerin birbirleriyle görüşmeleridir.

Hadislerde beyan edildiği üzere, cennette her gün ulu’l-azm peygamberlerden birinin ziyaretine giderler ve o gün onun misafiri olurlar. Perşembe günleri Hâ-temü’l-Enbiyâ Hz. Muhammed’in (s.a.a) misafiri olurlar. Ve cuma günleri Allah-u Teâlâ’nın (c.c) kurb (yakınlık) makamına çağırılırlar.

Bu zikrettiklerimiz, cennet nimetlerinin bir özetiydi. Şimdi kendiniz hakemlik yapıp karar verin!

Acaba akıllı bir insan kendini bu zevk, mutluluk ve lezzetlerden mahrum eder mi?

Dünya makamlarından birine ulaşmak için elde edeceğine emin olmadığı, elde etse bile ölümün kendisini ondan ayıracağına emin olduğu hâlde nice zahmetler, çileler çekmektedir insanoğlu; ama bahsettiğimiz makamlar, saadetler, ebedi mutluluklar için bir adım atmamaktadır.

Bu yolda çaba harcayan herkes kesinlikle amacına ulaşır.

Bu kadar ihmalkârlığın ve müsamahanın asıl sebebi, himmet ve gayretin azlığı ve binlerce çirkinlikle iç içe olan iki günlük dünyevî şehvet ve arzulara teslim olup kendini kaptırmaktır.

Nitekim Allah-u Teâlâ Kur’ân-ı Kerim’de şöyle buyuruyor:

İnsanoğlu, önünün günah için (sürekli) açık olmasını ister.[29]

İnsanın gideceği üçüncü bir yer yoktur; yolu ya cennete çıkacaktır yada cehenneme!

 Allah’a doğru gitmeyen insan bu nimetlere ulaşamamakla kalmaz; gideceği yer de cehennemdir. Burada cehennem azaplarından bazlarına değineceğiz.


[1]– Secde, 17

[2]– Kâf, 35

[3]– Enbiyâ, 102

[4]– İnsân, 20

[5]– Vâkıa, 17-21

[6]– Vâkıa, 32-33

[7]– Rahmân, 68

[8]– “Sakınanlara vaat olunan cennetin durumu şöyledir: Orada, bozulmayan sudan ırmaklar; tadı bozulmayan sütten nehirler, içenlere lezzet sunan bir şaraptan nehirler, süzme bir baldan oluşan nehirler var…” (Muhammed, 15)

[9]– Kehf, 31

[10]– Fâtır, 33

[11]– Saff, 12

[12]– Zümer, 20

[13]– Kehf, 31

[14]– Vâkıa, 15-16

[15]– Rahmân, 54

[16]– Vâkıa17-21

[17]– İnsân, 15

[18]– Vâkıa, 35-37

[19]– Rahmân, 56

[20]– Rahmân, 58

[21]– Bakara, 25

[22]– Rahmân, 46 ve 48

[23]– İnsân, 13

[24]– Sâffât, 50

[25]– Ra’d, 23

[26]– Yâsîn, 58

[27]– Tövbe, 21

[28]– Tövbe, 72

[29]– Kıyâmet, 5

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*