İmam Hasan Askerî (a.s) Zamanında Abbasî Hükümeti

İmam Hasan Askerî’nin (a.s) altı yıllık kısa imameti, üç Abbasî halifesi Mu’tezz, Muhtedi ve Mu’temid’in iktidar dö-nemlerine rastlar.

• Mu’tezz, amcası oğlu Mustain’in yerine geçti ve İmam Hâdi (a.s) Mu’tezz iktidarı döneminde şahadete ulaştı. Bir grup Alevî de yine bu zalim halifenin hilafeti döneminde zehirletilerek şehit oldu. Mu’tezz bir defasında kardeşi Mu-eyyed’i zindana attırdı ve ona kırk sopa vurdurdu. O da kendisini veliahtlıktan azledip kurtuldu. İkinci kez yine onu zindana attığında Türklerden bir gurubun onu kurtarmak istediğini öğrenince, öldürmelerini emretti. Muayyed’i zehirli bir yorgana sararak iki tarafını bağladılar ve ölünceye kadar öyle kaldı. Sonra cesette işkence eseri olmadığını, ken-di eceliyle öldüğünü göstermek için, sarayın fakih ve kadılarını, cesedi görmeye davet ettiler![1]

Mu’tezz’in hükümeti döneminde, Hicaz’da kıyam eden Alevîlerden Cafer-i Tayyar ve Akil b. Ebu Talip soyundan gelen yetmişi aşkın kişiyi esir alarak Samarra’ya getirdiler.[2]

İmam Hasan Askerî’nin (a.s) dostları bu halife zamanında baskı ve ıstırap içinde idiler. Bazıları İmam’a (a.s) mektup yazarak durumlarını şikâyet ettiler. İmam’da (a.s) cevap olarak: “Üç gün sonra kolaylık ve özgürlük gerçekleşecektir.”[3] buyurdu. İmam’ın (a.s) buyurduğu gibi de oldu. Şahsi çıkarlarını Mu’tezz’de bulamayan Abbasî sarayındaki Türk orduları başkaldırdılar ve kendisini halifelikten azletmeye mecbur ettiler. Daha sonra onu bir mahzene kapattılar ve öylece orada öldü.[4]

• Mu’tezz’den sonra Muhtedi hilafete geçti. Bu zalimin, münafıkça hareketleri vardı. Zahirde zahitlik gösterileri yapıyor ve ayyaşlıktan kaçınıyordu; şarkıcı ve dansöz kadınları kendisinden uzaklaştırmak, diğer kötü işleri yasaklamak ve mazlumların yardımına koşmak gibi göstermelik uygulamaları vardı. Ancak bir süre sonra İmam Hasan Askerî’yi (a.s) zindana attırdı ve hatta öldürtmeye karar verdi. Ama ecel ona bu fırsatı tanımadı ve Allah onu helâk etti. Muhtedi zamanında Alevîlerden bir grup kıyam etti; onlardan bazıları zindana düştü ve orada can verdi.

Ahmed b. Muhammed der ki:

Muhtedi, köle ve Arap olmayanları öldürmeğe başladığı zaman İmam Hasan Askerî’ye (a.s) şöyle yazdım: “Onu bizlerden uzaklaştıran Allah’a hamdolsun. Onun, sizi tehdit ettiğini ve ‘Vallahi, Âl-i Muhammed’i yeryüzünden yok edeceğim!’ dediğini duy-dum.” İmam mübarek el yazısıyla cevaben buyurdu ki: “Ne kadar kısadır onun ömrü! Beş gün sonra zillet ve hakirlikle öldürülecektir.”

Ve İmam’ın (a.s) buyurduğu gibi oldu.[5] Muhtedi de Türk ordularının isyanıyla öldürüldü ve onun yerine Mu’temid geçti.[6]

• Mu’temid’in de, diğer geçmişleri gibi zülüm ve ayyaşlıktan başka bir işi yoktu. Ayyaşlık ve eğlencede o kadar ileri gitmişti ki, yavaş yavaş saltanat işlerine kardeşi Muvaffak musallat oldu ve bütün işleri ele geçirdi. Öyle ki, Mu’temid pratikte tamamen pasifti ve yalnızca isim olarak halifeydi.

Muvaffak’ın ölümünden sonra oğlu Mu’tazad amcasının yetkilerini vekâleten devraldı. Sonunda hicrî 279’da Mu’-temid öldü ve Mu’tazad resmen onun yerine geçti.[7]

Mu’temid’in iktidarı döneminde, İmam Hasan Askerî (a.s) şehit edildi ve Alevîlerden bir grup da öldürüldü. Onlardan bazılarını çok feci bir şekilde öldürüyorlar, hatta öldürdükten sonra cesetlerine müsle[8] yapıyorlardı.[9] Tarihçiler, Mu’temid döneminde yarım milyon civarında insanın öldürdüğünden ve çok sayıdakinin de yaraladığından söz ederler.[10]

Velhasıl halkın Ehlibeyt İmamları’na ilgisi ve onların zalim halifelerle uyuşmazlıkları, halife sultanların, imametin nuranî silsilesine hep kin beslemelerine ve onlara kötü davranmalarına sebep oluyordu. İmam Hasan Askerî de (a.s) aziz masum babaları gibi hükümetin devamlı eziyet ve denetimi ile karşı karşıyaydı.

İmam (a.s), Muhtedi’nin hükümeti döneminde bir kere Salih b. Vasıf’ın zindanına götürüldü. Salih b. Vasıf, emri altındakilerin en kötülerinden iki kişiyi İmam’a (a.s) eziyet et-meleri ve İmam’ı sıkı denetlemeleri için görevlendirdi. Ama onlar İmam’ın (a.s) ibadetlerinin etkisi altında kaldılar.[11]

Bir keresinde de İmam’ı Nihrir’in zindanına götürdüler. O cellât huylu da İmam’a (a.s) eziyet ediyor ve azarlıyordu. Bir gün Nehrir’in karısı onu: “Allah’tan kork! Sen evinde ki-min olduğunu biliyor musun?” azarladı ve İmam’ın ibadet ve yüceliğini beyan ederek: “Ona yaptığın zulümlerden dolayı senin için korkuyorum.” dedi.

Nihrir: “Vallahi onu yırtıcı hayvanların önüne atacağım.” dedi ve üst makamlardan izin aldıktan sonra İmam’ı parçalayacaklarından şüphesi olmaksızın İmam’ı (a.s) yırtıcı hayvanların önüne attı. Bir müddet sonra İmam’ın durumunu görmeye geldiğinde, onun namaz kıldığını ve etrafının yırtıcı hayvanlarla sarılı olduğunu, ancak ona hiç dokunmadıklarını gördü. Bunun üzerine İmam’ı evine götürmelerini emretti.[12]

Mu’temid de hilafeti döneminde İmam Hasan Askerî’yi (a.s) ve kardeşi Cafer’i, Ali Cerin’in yanında hapsettirdi. Devamlı İmam’ın (a.s) durumunu haber alıyordu, ona İmam’ın gündüzleri oruç tutup geceleri ise namaz ve diğer ibadetlerle meşgul olduğunu rapor ediyorlardı.

• Yine bir gün Ali Cerin’den İmam’ın (a.s) durumunu sordu. Öncekine benzer bir rapor alınca: “Şimdi derhal onun yanına git ve selâmımı ona ulaştır ve seninle birlikte evine gitmesini söyle.” diye emretti. Ali Cerin der ki:

Zindana gittim… İmam (a.s) elbisesini giyinmiş ve hareket etmeye hazırlanmıştı. Beni görünce, gitmek için kalktı. Emîr’in mesajını ulaştırdım. İmam (a.s) bir bineğe bindi, ama hareket etmedi. Neden durduğunu sordum. Buyurdu ki: “Cafer’in gelmesini bekliyorum.” “Emîr sizin serbest bırakılmanızı emretti, Cafer hakkında bir şey söylemedi.” dedim. “Emîr’in yanına git ve ona, bizim bir evden (aileden) dışarı çıktığımızı, söyle. Eğer ben yalnız olarak gitsem ve Cafer yanımda olmazsa, Emîr’in kendisine gizli olmayan şeyler başına ge-lecektir!” buyurdu.

Ali Cerin, Halife’nin yanına gidip döndü ve dedi ki: “E-mîr diyor ki: Ben Cafer’i sizin hatırınız için serbest bırakıyorum. Ben onu size ve kendine ettiği hıyanetten dolayı zindana attırmıştım.”

Daha sonra Cafer’i serbest bıraktı ve o da İmam’la (a.s) birlikte evine geri döndü.[13]

*     *     *

Halifelerin hükümeti ve onların İmam’a (a.s) davranışları hakkında naklettiğimiz kısa ve öz bilgilerden, İmam Hasan Askerî’nin (a.s) çok zor ve müşkül bir dönemde yaşadığı, hükümetlerin İmam’ı (a.s) sıkı denetimde bulundurup defalarca zindana attırdıkları anlaşılmaktadır. Hatta zindan-da olmadığı vakitlerde dahi İmam’ın evine gidiş gelişlerin kontrol edilişine, Şiîlerin ve İmam’ı seven herkesin onunla rahatça irtibat kuramamasına ve bazı Şiîlerin Alevîlere yardım için İmam’ın (a.s) evine doğru yola koyulmalarına tarih şahittir. Keşfu’l-Gumme’de şöyle okumaktayız:

İmam Hasan Askerî (a.s) zamanında Alevîlerden birisi bir geçim yolu bulmak için Samarra’dan Cebel şehirlerine[14] doğru hareket ediyordu. Yolda Helevan (Pol-i Zehab) ahalisinden, İmam’ı (a.s) sevenlerden birisi ile karşılaştı. O kişi, Alevî şahsa şöyle sordu:

– Nereden geliyorsun?

– Samarra’dan.

– Acaba falan mahalle ve falan sokağı tanıyor musun?

– Evet.

– Hasan b. Ali’den haberin var mı?

– Hayır.

– Niçin Cebel’e geldin?

– Geçimimi sağlamak için.

– Benim elli dinarım var, onu al, benimle Samar-ra’ya gel ve beni Hasan b. Ali’nin (a.s) evine götür.

Alevî kabul etti ve onu İmam’ın (a.s) evine götürdü.[15]

Bu hadiseden, İmam’ın (a.s) hapis dışındaki durumunu, hükümet kontrolünün ne derece olduğunu ve çok sıkı bir denetim altında tutulduğunu anlamak mümkündür. Hatta halkın rahatlıkla İmam’la görüşemediği müşahede edilmektedir. Ancak çok ihtiyatlı ve tedbirli davranarak İmam’ın huzuruna çıkabiliyorlar ve görüşebiliyorlardı. Alevîlerin ve yakın akrabalarının durumu da bundan farksızdı; onlar dahi İmam’la (a.s) fazla temas kuramıyorlardı.


[1]– Tetimmetu’l-Munteha, s.252

[2]– Murucu’z-Zeheb c.4, s.91

[3]– Biharu’l-Envar, c.50 s.251

[4]– Murucu’z-Zeheb c.4, s.91–95; Tetimmetu’l-Muntaha s.254

[5]– el-İrşad, Şeyh Mufid, s.324

[6]– Tetimmetu’l-Muntaha, s.254–258

[7]– Tetimmetu’l-Muntaha, s.268; Murucu’z-Zeheb c.4 s.140–142

[8]– Müsle yapmak; ölünün el, ayak, kulak ve burun gibi azalarını kesmek.

[9]– Mekatilu’t-Talibiyyin, s.685–690

[10]– Murucu’z-Zeheb, c.2, s.120

[11]– el-İrşad, Şeyh Mufid, s.324; Mehcu’d-De’vat, Seyyid İbn Tavus, s.274; Biharu’l-Envar, c.50 s.330

[12]– el-İrşad, Şeyh Mufid, s.324–325

[13]– Mehcu’d-De’vat, Seyyid b. Tavus, s.275

[14]– İran’ın batısında Hemedan ve Kazvin’e kadar uzanan dağlık bölge.

[15]– Keşfu’l-Gumme, c.3, s.307

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*