İmam Hasan Askeri’nin (a.s) Şehadeti

Abbasî halifeleri ve Abbasî iktidarının temsilcileri, Ehlibeyt İmamları’nın (a.s) on iki kişi olduğunu ve on ikincilerinin gaybetten sonra zuhur edip zalimlerin tezgâhlarını yıkıp, onların batıl hükümetlerine son vereceğini ve dünyayı adaletle dolduracağını duymuşlardı.

Bundan haberdar olmaları, özellikle son zamanlarda (İmam Hadi ve İmam Hasan Askerî zamanlarında) halifeleri endişelendirdi. Bu sebeple İmam Hasan Askerî’yi (a.s) sıkı bir gözetimde bulunduruyor ve onun evlâdının olmasını istemiyorlardı.

İmam’ın (a.s) bütün hareketlerini çeşitli yollarla gözaltına almışlardı. Hatta defalarca zindana attılar, sonunda gittikçe halkın İmam’a ilgisinin arttığını gördüler. Zindanın, baskı ve denetlemenin ters teptiğini gören Mu’temid daha fazla dayanamadı ve İmam’ı öldürmeye karar vererek gizlice zehirledi. İmam (a.s) hicrî 260 rebiyülevvelin sekizinde şahadet şerbetini içti. (Allah’ın salât ve selâmı ona ve tertemiz babalarına olsun!)

İmam’ın (a.s) toplum üzerindeki etkisi ve özellikle Şiîlerin ve Alevîlerin isyana kalkışma ihtimalinin getirdiği tasa ile Mu’temid, İmam’ın (a.s) zehirleniş haberinin açığa çıkmasından çok korkuyordu. Bu yüzden, mümkün olan her vesile ile cinayetini örtmeye çalışıyordu.

İbn Sabbağ el-Malikî, “el-Fusulu’l Muhimme” adlı eserinde Abbasî sarayından Abdullah b. Hakan adındaki birisinden naklen şöyle yazar: …İmam Ebu Muhammed Hasan b. Ali el-Askerî dünyadan göçtüğü zaman Abbasî halifesi Mu’temid, bizi hayrete düşüren bir hâle girdi. Böyle bir şeyi, iktidar koltuğuna oturmuş onca güç sahibi Halife’den ummuyorduk. Ebu Muhammed hastalandığı zaman, Halife’nin has adamlarından sayılan ve tamamı fakihlerden oluşan beş kişi, evde olup biten her şeyi kendisine rapor etmesi için Mu’temid’in emriyle İmam’ın (a.s) evine gönderildi. İmam’ın yanında kalmaları için birkaç hastabakıcı da gönderilmişti.

Ayrıca gece gündüz İmam’ın (a.s) yanına gidip, durumu gözaltında bulundurmaları için Halife, Gazi b. Bahtiyar’a güvenilir on kişiyi İmam’ın evine göndermesini emretti. İki veya üç gün sonra İmam’ın durumunun kötüleştiğini ve iyileşme imkânının çok az olduğunu Mu’temid’e bildirdiler. Mu’temid gece gündüz İmam’ın (a.s) evinde kalmalarını emretti. Bunun üzerine İmam (a.s) dünyadan göçünceye kadar İmam’ın (a.s) evinde kaldılar. İmam’ın ölüm haberi yayılınca Samarra şehri mateme büründü. Baştan ayağa feryat ve inilti ile doldu. Çarşı pazar tatil oldu. Dükkânlar kapandı. Daha sonra Haşimoğulları, divandakiler, ordu komutanları, şehir kadıları, şairler, şahitler ve diğerleri defin töreni için yola çıktılar. Samarra o gün kıyamet sahnesini andırıyordu.

Cenaze defne hazır olduğunda Halife, İmam’ın namazını kıldırması için kardeşi İsa b. Mütevekkil’i gönderdi. Cenazeyi namaz kılınması için yere bıraktıkları zaman İsa cenazeye yaklaştı ve İmam’ın yüzünü açarak Alevîlere, Abbasîlere, gazilere, kâtiplere ve şahitlere gösterdi ve dedi ki: “Bu tabiî ölüm ile dünyadan göçen Ebu Muhammed el- Askerî’nin cesedidir. Halife’nin hizmetçilerinden falanca ve falancı buna şahit idiler!!”

Ardından cenazenin yüzünü örttü ve cenaze namazı kıldı, daha sonra defnetmek için götürmelerini emretti. Ebu Muhammed Hasan b. Ali’nin (a.s) vefatı Samarra’da hicrî 260 yılının rebiyülevvel ayının sekizinde, Cuma günü vuku buldu ve evlerindeki babasının defnedildiği odaya defnedildi.


Bütün bunlardan, İmam’ın (a.s) toplumda nasıl bir konuma sahip olduğu ve hükümetin neden endişelendiği anlaşılmaktadır. Ayrıca Halife’nin, İmam’ın (a.s) zehirlendiğinin ve öldürüldüğünün açığa çıkmasından korkması ve önceden hazırladığı mizansenle İmam’ın (a.s) şahadetini tabiî bir ölüm gibi göstermeye çalışması da, buna dair göstergelerden biridir. Evet, zalimler, zalim saltanatlarını Masum İmamlar’ın varlığından ötürü tehlikede görüyorlardı. Bu yüzden nurlarını söndürmek için onları mümkün olduğu kadar toplumdan uzak tutmaya çalışıyorlardı. Sonunda onları öldürmeye teşebbüs ediyor ve öldürüyorlardı.


Abbasi halifesi Mu’temid, İmam Hasan Askerî’nin (a.s) şahadetinden sonra görünürde İmam’ın (a.s) mirasını annesi ve kardeşi Cafer arasında bölüştürerek Şiîleri sonraki İmam’ın (a.s) varlığından ümitsizliğe düşürmek için İmam Hasan Askerî’nin (a.s) hiç evladı olmadığı yolunda çaba harcadı. Öte yandan da gizlice görevlendirdiği adamlarına mümkün olan her yolla araştırma yapmaları ve İmam’dan (a.s) bir evlat ele geçirirlerse yakalayıp getirmeleri emrini verdi.

Halife’nin memurları İmam’ın (a.s) ailesine çok baskı yaptılar; ama İmam Mehdi’yi (a.f) ele geçiremediler. Allah Teala onu korudu ve zalimlerin tuzağından kurtardı. Her ne kadar İmam Hücceti’bni’l-Hasan el-Mehdi (a.s) zalimlerin kötülüklerinden korunmak için halkla açıkça görüşmemiş, umumdan gizlenmiş ve ilâhî emir ile gaybeti seçmişse de, küçük yaşında defalarca o İmam’ı (a.f) gören Şiîler ve İmam Hasan Askerî’nin (a.s) has dostları olmuş ve onun varlığından emin olmuşlardır. İmam Hasan Askerî’nin (a.s) vefatında da İmam Mehdi (a.f) babasının evinin bahçesinde belirmiş, İmam Hasan Askerî’nin (a.s) cenaze namazını kıldırmak isteyen amcası Cafer’i kenara itmiş ve kendisi cenaze namazını kıldırmıştır.

Küçük Gaybet boyunca da Şiîler, İmam’ın (a.s) naipleri vasıtasıyla onunla irtibat hâline idiler. İmam (a.s) da naipleri vasıtasıyla Şiîlerden gelen soruları cevaplıyordu. Naipler aracılığıyla görülen birçok keramet gitgide İmam’ı (a.s) sevenlerin itikat ve inançlarını kuvvetlendiriyordu.

Ehlader Araştırma

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*