İnsanlığın Fatıma’sı Ve Fatıma’nın İnsanlığı

Rahman Ve Rahim Olan Allah’ın Adıyla

  İnsanlık, kadını hayatının hangi kısmına yerleştireceğini bilmeksizin hayran bir şekilde çırpınmaya devam ederken belki de Fatıma’ya (s.a) olan ihtiyacını en çok bu asırda haykırmaktadır. Kimisi erkeklerin, tartışmasız kadınlardan daha üstün olduğunu iddia ederken kimisi de kadın ve erkeğin eşitliğini savunmaktadır. Peki eşitlik nedir? Gerçekten toplumda kadın için bu iki ihtimalden başka bir ihtimal söz konu değil midir? Kadının ulaşabileceği en yüksek nokta erkekle eşitliği yakaladığı nokta mıdır? Eğer bu aleme bir Fatıma (s.a)  gelmeseydi insanlık bu soruların cevabını bulmada şüpheye düşmekte haklıydı. Ancak Fatıma’nın (s.a) mukaddes varlığı geleceğe kadar tüm insanlık için hücceti tamamladı. Fatıma şunu ıspatladı ki kadının olduğu kefe’nin karşısına alemleri dahi koysanız yine de kadının olduğu taraf ağır basacaktı.

 Şu bir gerçek ki sağlıklı ve bilinçli bir toplumun menşei kadındır. Çünkü o, toplumun bir alt birimi olan ve medeniyetlerin çekirdeğini oluşturan aile kurumunun başrolüdür. Eğer kadın hor görülürse sırasıyla ailenin, toplumun ve medeniyetlerin temeli sarsılacaktır, temeli çürük olan ve muhabbet kavramını ancak romanlarda ya da dizilerde arayan bir toplum ise dağılmaya ve sonuç olarak dağılan toplum bireysel ve toplumsal özgürlüklerini kaybederek başkalarının maddi ve manevi köleleri olmaya mahkumdur. Oysaki İslam, insanı maddi ve manevi açıdan özgürlüğe ulaştırmak için gelmiştir ve bu yüzden özgürlük silsilesinin temeli olan ailenin merkezine kadını yerleştirmiştir. Bununla da yetinmeyip insanlığa kamil bir insan modeli, kadın modeli, anne modeli olan Fatıma’yı sunmuştur. Bunun sonucu olarak tarih boyunca insanlığın kaderine etki eden kahramanlar Fatıma’nın (s.a)  ve Fatıma (s.a) gibi olmaya çalışan kadınların eteğinde yetişmiştir. Öyle ya, yeryüzünün en hayırlı varlığı olan Hz. Peygamber’e (s.a.a) annelik eden, onun gam ve keder yüklerini hafifleten Fatıma değil midir? “Lâ feta mülkü”nün şahı Ali’nin (a.s) huzur kaynağı, tekrar tekrar görmeye can attığı, Fatıma’nın nur cemali değil midir? Cennet gençlerinin efendisi Hasan’ın (a.s) uykuya daldığı yer Fatıma’nın dizleri değil midir? Aşkı alemleri mest eden Hüseyin’in (a.s) susuz kalan dudaklarını geceleri serin suyla ıslatan Fatıma (s.a) değil midir? Sabır ve cesaret timsali Zeynep’in (s.a)  bela ve musibetten beyazlamış saçlarını tarayan Fatıma’nın (s.a) elleri değil midir? Alemlerin, yüzlerinin suyu hürmetine yaratıldığı bu yüce şahıslar Fatıma’nın (s.a)  evinde yetişmemiş midir? Ancak baktığımızda özelde Fatıma’nın (s.a), genelde bir kadının başlattığı bu “Altın Silsile” ve tohumlarını ektiği “Şecery-i Tayyibe”* burayla kısıtlanmıyor. Tarihe damgalarını vurmuş, insanlığın kaderini değiştirmiş, dünyada ses getirmiş büyük şahsiyetlerin vasiyetlerinde, hatıralarında, günlüklerinde, hayatlarında, vücutlarında bu yüce insanların etkilerine ve varlıklarına rastlanılıyor. İşte o zaman insanlığın “insan” olmasında yani yaratılış hedefine ulaşmasında kadının inkar edilemez rolü bir kez daha gün yüzüne çıkıyor. Öyleyse refaha, huzura ve kemale ulaşmak isteyen bir toplumun, kadın nimetini kutsal saymaktan, her kadına bir Fatıma (s.a) adayı gözüyle bakmaktan başka çaresi yoktur. Bunun sonucunda toplum içerisindeki değerini ve önemini fark eden müslüman bir kadın ise bu büyük sorumluluğun üstesinden hakkıyla gelebilmek için kendisine Fatıma (s.a) aynasından bakmalıdır. Fatıma (s.a)  gibi olmanın gereklilikleri doğrultusunda vazifelerinin farkında olmalı ve onları en iyi şekilde yerine getirmek için çaba göstermelidir. Toplumun neresinde olursa olsun, ister evde eşinin ve ailesinin yanında, ister iş çevresi içerisinde, ister eğitim hayatında Fatıma ahlakıyla ahlaklanmalıdır. Kısacası Oturuşuyla, kalkışıyla, yürümesiyle, durmasıyla, konuşmasıyla, susmasıyla, giyimiyle, kuşamıyla ve hicabıyla Fatıma’yı (s.a), Fatıma (s.a) mektebini yaşatmalıdır.

  Kadının toplumdaki farklı rollerini tek tek incelyecek olursak, diğer tüm rollerin başında hiç şüphesiz onun en büyük vazifesi olan annelik rolü gelmektedir. Çünkü birey (çocuk), onun en çok annelik rolünden etkilenmektedir. Toplumdaki yüce şahsiyetler, onun annelik rolünün, muhabbetinin, sevgisinin, ilgisinin, ahlakının yansımaları ve meyvelerdirler. İşte bu yüzden bir toplumun, özellikle de İslam toplumunun düşmanları her şeyden önce o toplumun kalbi olan aileyi ve ailenin kalbi olan anneyi hedef almaktadır. Annelik kavramını sıradanlaştırmak, annenin kutsallığını yok etmek için nefes dahi almadan çalışmaktadır. Annenin, evden, aileden uzaklaşması için, aile bireyleriyle arasındaki en güçlü bağ olan muhabbet bağını zayıflatmak için çağdaşlık ve eşitlik adı altında kadına, kadının yaratılışına dahi uygun olmayan sorumluklar yüklemektedir. Erkeğin olduğu her yerde kadının da olması gerektiği vesvesiyle kadına asıl vazifesi olan anneliği unutturmakta, annelik dışında toplumda onun için yapay ve zehirli roller yaratarak bunları süsleyip ona üstünlük ve erdemmiş gibi sunmakta, bunun kaçınılmaz bir sonucu olarak da aile için gerekli olan sevgi, ilgi ve muhabbet bağlarına ölümcül bir neşter vurmaktadır. İşte bu yüzden cennet, her kadının değil, tüm bu fitne ve vesveseler karşısında asıl vazifesinin farkında olan kadının, yani “Anne”nin ayaklarının altındadır. Öyleyse İslam ideolojisinde bir kadının değeri öğretmenlikten önce, doktorluktan önce, hemşirelikten önce, mühendislikten önce kısaca her şeyden önce anneliği miktarıncadır ve ancak annelik vazifesini hakkıyla yerine getirebilen bir kadın başarılı bir öğretmen, başarılı bir doktor, başarılı bir mühendis sayılmaktadır. İşte kadın vazifelerini doğru bir şekilde teşhis edip onlara amel ederek yaratılışının kemâli olan bu noktaya ulaştığında, Allah’u Teala onu yüceltmek adına, en büyük meleği olan Cebrail’e, peygamberini ve imamını tanıtmak isterken, onların başına içlerindeki “Kadın”ı, “Anne”yi, Fatıma’yı (s.a) koyarak, onları onunla ilişkilendirerek tanıtmaktadır:

“…Onlar; Fatıma ve babası ve eşi ve çocuklarıdır…” (Kisa Hadisi)

   Allah’ın salat ve selamı, ilminin kapsadığı her şey miktarınca Onlar’ın üzerine olsun.

Muhammed Ali ARAPOĞLU

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*