İslam’dan Önce Kadının Mazlumluğu

İslam öncesi tarihe baktığımız zaman kadının sürekli olarak mazlum bırakıldığını ve kendisine insan gözüyle bakılmadığını görmekteyiz.

İlk çağlarda kadın insan olarak görülmüyordu ve son derece vahşice davranışlara maruz bırakılıyordu. Bütün zor işler kadının boynundaydı ve erkek istediği zaman kadını satabiliyor yada kiralayabiliyordu.

Tevhidi dinlerin eğiti ve öğretileri sonucunda kadın bir insan olarak görülmeye başlandı insancıl yaşama ortak oldu. Ancak bu dönemde de kadının hiçbir hukuksal hakkı bulunmuyordu. Her yönüyle kocasına bağlıydı.[1]

Yunanlılarda kadın bir ticaret malzemesi olarak alınıp satılıyordu ve eşi öldükten sonra yaşama hakkı bulunmuyordu.

Roma İmparatorluğunda evin reisi olan babanın kızını satma yetkisi bulunduğu gibi gerekli gördüğü yerde hayatına son verebiliyordu. Babada bulunan bu hak evlendikten sonra kadının hukuki sahibi olan eşine geçiyordu.[2]

Avustralya’da kadına evcil hayvan gözüyle bakılıyordu ve kıtlık zamanında öldürülüp eti yeniyordu.

Babil’de her yıl bir kasabada bir Pazar kurularak evlilik çağına gelmiş bakire kızları çeşitli fiyatlarda satıyorlardı.

Hindistan’da kocası öldüğü zaman ruhunun yalnızlıktan kurtulması için eşini onunla birlikte diri diri yakıyorlardır.  Bu olayı da kadınına kocasına olan aşkının bir göstergesi ve fedakârlık olarak yorumluyorlardı.

Yahudiler arasında kadın babanın öldükten sonra geride bıraktığı miraslarından bir olarak görülüyordu.  Bir erkek çocuğun dünyaya gelişi mutluluk ve neşeyle karşılanırken bir kız çocuğunun doğumu hüzün ve gamı beraberinde getiriyordu.[3]

Hıristiyan dünyasında dünyadan el etek çekip uzlet ve kenarda yaşama döneminde en fazla ahlaksızlığın ortaya çıktığı dönem olarak göze çarpıyor. Öyle ki kilisenin gelirlerinin büyük bir bölümü ahlaksız işyerlerinin verdikleri vergilerden ve günah çıkarmalardan karşılanıyordu. İş o dereceye varmıştı ki Hıristiyan bir papaz olan Martin Luther bu duruma dayanamayarak Katolik kilisesine karşı çıkarak Protestan mezhebini kurdu.

Arabistan yarımadasında da durum hiç de iç açıcı değildi. Kız çocukları savaşamıyorlar ve savaşlarda esir düşerek düşmanlar için asker olacak erkek çocuklar doğuruyorlar bahanesiyle doğdukları anda diri diri gömülüyorlardır. Kuran’ın buyurduğu üzere birisine kız çocuğunun olduğunu söylediklerinde yüzünün rengi değişiyordu.[4] Bazıları da fakirlik korkusundan dolayı kız çocuklarını diri diri gömüyorlardı.[5]  Savaşa katılamadıklarından dolayı kadınlar miras alamıyorlardı ve hatta ölen kişinin mirası olarak paylaşılıyordu[6] ve gelir elde etmek amacıyla kadınlara fuhuş yaptırıyorlardı.

İslam Nurunun Arabistan topraklarına doğmasıyla birlikte Allah Teala bütün bu yanlış anlayış, gelenek ve ananelere son vererek dünya kadınlarının kurtuluşunu sağladı.[7]

Devam Edecek……


[1] – İslam ve Avrupa’da Kadın Hakları, s. 27.

[2] – Girard , Roman Law (Frenh edn) p. 180 ff and Glatz, The Solidarity of the family Gree (French adn) p.31 ff.

[3] – Tevrat, Yaratılış Kitabı 17/35.

[4] – Nahl: 58

[5] – Enam: 151; İsra: 31.

[6] – Nisa: 19.

[7] – Risalei Nevin, Mesaili Khanivade c. 3 s:  16-18.

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*