Kur’an-ı Kerim Nasıl Toplandı?

Soru: Kur’an-ı Kerim 23 yıllık bir sürede nazil olmuştur ve şimdiki hali ile değildi; çünkü ilk nazil olan ayet şudur: (Oku, Rabbin ismiyle ki, o yaratmıştır.) Kur’an-ı Kerim’in şimdiki hali ile toplanması kimin emri ile ne zaman ve nasıl gerçekleşmiştir?

    Cevap:     Kur’an-ı Kerim’in toplanma zamanı hakkında Kur’an âlimleri ve araştırmacıları arasında üç tane görüş vardır:

a) Peygamber (s.a.a)’in vefatından sonra

          Bu görüşe göre Kur’an-ı Kerim’in toplanması, Peygamber (s.a.a)’in vefatından sonraki asırda gerçekleşmiştir. Bu görüşü savunanların delilleri şunlardır:

-) Ayetler yavaş yavaş 23 yıla dağınık bir şekilde nazil olduğundan dolayı Kur’an-ı Kerim’in Peygamber (s.a.a) zamanında toplanması imkânı yoktu.

-) Bazı rivayetlerde bu görüş teyit edilmektedir: “Allah Resulü vefat ettiği sırada Kur’an-ı Kerim bir şeye toplu halde yazılmamıştı.”[1]

b) Peygamber (s.a.a)’in zamanında

          Bu görüşü savunanlar şöyle demektedirler: Kur’an-ı Kerim, Peygamber (s.a.a)’in zamanında bugünkü şekli ile (ayet ve surelerin düzeni) toplanmıştır. Bu görüş için getirilen deliller şunlardır:

-) Kur’an-ı Kerim’in tahriften korunması, onun Peygamber (s.a.a) zamanında bir araya getirilmemesi durumunda mümkün değildir; çünkü Peygamber (s.a.a)’den başka kimse Kur’an-ı Kerim’in ince ayrıntılarına ve özelliklerine kâmil bir şekilde bilgisi yoktur.

-) Kur’an-ı Kerim’in meydan okuması, ayetlerin ve surelerin Peygamber (s.a.a)’in görüşü doğrultusunda düzenlenerek özel bir durumda olmasını gerekli kılmaktadır.

-) Bazı rivayetler, bir grup Müslümanın Peygamber (s.a.a) zamanında bu işle uğraştıklarına delalet etmektedir. Şa’bi şöyle demektedir: Ensardan altı kişi, Kur’an-ı Kerim’i Peygamber (s.a.a) zamanında toplamışlardır: İbn-i Ebi Ka’b, Zeyd b. Sabit, Muaz b. Cebel, Ebu Derda, Said b. Ubeyd ve Ebu Zeyd.

c) Kur’an-ı Kerim’in üç aşamada toplanması

Birinci aşama: Ayetlerin bir birleri yanına konularak düzenlenmesi sonucunda surelerin oluşturulması. Bu iş, Peygamber (s.a.a)’in zamanında gerçekleşmiştir.

İkinci aşama: Dağınık halde bulunan ayetlerin yazılı olduğu mushafların bir yerde toplanarak ciltlenmeleri. Bu iş, Ebubekir’in zamanında yapılmıştır.

Üçüncü aşama: Parça halde yazılmış Kur’anların hepsinin, vahiy katipleri tarafından toplanarak bütünlük arz etmesi açısından tek bir kitap olarak birleştirilmesi. Bu iş, Osman’ın zamanında gerçekleşmiştir.

         Bundan yüzden İslam âlimlerinin çoğunluğu, Kur’an-ı Kerim’in Peygamber (s.a.a)’in zamanı dışında başka asırlarda toplandığını kabul etmemektedirler. Onların bir grubu, Kur’an-ı Kerim’in Peygamber (s.a.a)’in zamanında toplandığına inanmakta ve Kur’an-ı Kerim’in toplanmasının üç aşamada veya hepsinin halifeler zamanında toplandığını reddetmektedirler. Bu âlimlerden bazıları şunlardır: Ayetullah Hoi[2], Ayetullah Hasan Zade Amuli[3] ve Doktor Suphi Salih[4]

Ayetullah Hoi, kendi görüşünü şu şekilde beyan etmektedir:

-) Kur’an-ı Kerim’in Peygamber (s.a.a)’in zamanından başka zamanlarda tplandığına delalet eden rivayetler birbirleri ile çelişmektedir. Çünkü bazıları Ebubekir zamanında, bazıları Ömer zamanında ve bazıları da Osman zamanında toplandığına delalet etmektedir.

-) Bu rivayetler, Kur’an-ı Kerim’in Peygamber (s.a.a)’in zamanında toplandığına delalet eden rivayetlerle (tearuz etmektedir) çakışmaktadır.

-) Bu rivayetler, Peygamber (s.a.a)’in Kur’an-ı Kerim’in toplanmasına ve korunmasına önem vermesi gerektiğine delalet eden aklın hükmü ile zıttır.

-) Bu rivayetler, Kur’an-ı Kerim’in tevatür yolu ile kesin sabit olduğuna delalet eden Müslümanların icması ile zıttır.

-) Kur’an-ı Kerim’in sonradan toplanması, onun tahrif edilme şüphesini tam olarak ortadan kalkmamasına neden olmaktadır.

          Kur’an-ı Kerim’in toplanmasının, Peygamber (s.a.a)’in zamanında olmadığını iddia edenler, yukarıdaki eleştirilere şöyle cevap vermektedirler: Kur’an-ı Kerim’in toplanması, akli değil tarihi bir konudur; çünkü bu hususta tarihi kaynaklara müracaat etmemiz gerekmektedir.

        Bu grup, Kur’an-ı Kerim neden Peygamber (s.a.a) zamanında toplanmamıştır sorusuna şöyle cevap vermektedirler: Peygamber (s.a.a)’in önem vermesi, ayetlerin tertibi ve toplanmasına yöneliktir; ama surelerin bir araya getirilmesi ve tertibi Peygamber (s.a.a)’in vefatından sonra gerçekleşmiştir. Çünkü Peygamber (s.a.a)’in zamanında bir ayetin nazil olması ihtimali devam etmekteydi. Dolayısıyla vahyin kesilmemesi ile Kur’an-ı Kerim’in iki cilt arasında bir kitap olarak toplanması mümkün değildi. Bu yüzden Peygamber (s.a.a) ölümünün yaklaştığını ve vahyin kesildiğini görünce Hz. Ali (a.s)’ye, Kur’an-ı Kerim’i toplaması için vasiyette bulunmuştur.

         Bu görüşe göre, Peygamber (s.a.a)’in vefatından sonra sahabenin ileri gelenleri, bilgileri ve yeterlilikleri ölçüsünde ayetleri toplayarak sureleri düzenlemeye koyuldular ve onların her birisi, onları kendine has bir mushafta bir araya getirdi. Bu şekilde ve İslam devletinin genişliği ile mushafların sayısı arttı.

Bazı mushaflar, toplayıcısının konumu itibari ile İslam âleminde büyük bir değer kazanmıştır. Örnek olarak; Abdullah b. Mesut’un mushafı, Kufe ahalisinin milak ve ölçüsü olmuştur. Ebu Musa Eşe’ri’nin mushafı, Basra’da ve Miktad b. Esved’in mushafı da Dimeşk’te halk tarafından kabul görmüştü. Mushafları toplayanların sayısı çoktu ve birbirleri ile irtibatları yoktu; yeterlilik, kabiliyet ve yetenek açısından da bir değillerdi. Dolayısıyla her birisinin mushafı; yöntem, düzen ve kıraat açısından bir değildi.

Bu farklılıklar, halk arasında ihtilaf oluşturmaktaydı. Bu ihtilaflar öyle ilerlemişti ki hatta hilafetin merkezi olan Medine’de Kur’an öğretmenleri, kendi öğrencilerine değişik şekillerde ders vermekteydiler.

Mushafların toplanması

         Bu ihtilaflar, üçüncü halife Osman’ın, mushafları birleştirmesi için ortam oluşturmuştur. O, dört kişiden oluşan bir grubu (Zed b. Sabit, Said b. As, Abdullah b. Zübeyir ve Abdurrahman b. Haris b. Hişam) bu işle görevlendirmiştir. Onlar, diğer sekiz kişinin de işbirliği ile büyük ve geniş İslam topraklarında bulunan mushafları bir araya getirdiler ve onların içinden bu günkü Kur’an-ı Kerim’i bir araya getirdiler. Bundan sonra bütün o mushaflar, üçüncü halife Osman’ın emri ile yakıldı veya kaynar suya atıldı.

Bu mushaftan dört adet yazılarak her birisi âlim birisi ile herkesin ona göre Kur’an’ı çoğaltması ve öğrenmesi için önemli İslami merkezlere gönderildi.[5]

         Ehl-i Beyt İmamları (a.s), elimizde olan Kur’an-ı Kerim’i onaylayarak ona göre tilavet edilmesini tavsiye etmişlerdir.

Allame Tabatabai, bu hususta şöyle yazmaktadır: Hz. Ali (a.s), daha önceden kendisi Kur’an-ı Kerim’i nüzul sırasına göre bir araya getirerek halife de içinde olmak üzere bir gruba göstermişti. Ama kabul görmedi ve Hz. Ali (a.s), birinci ve ikinci toplantıların hiç birisine katılmasına izin verilmedi. Buna rağmen karşı çıkarak hiçbir tepki göstermemiş ve bir araya getirilen o mushafı kabul etmiştir. Hatta kendi halifeliği zamanında dahi muhalefet etmemiştir. Masum İmamlar (a.s) da hiçbir zaman hatta en yakın yaranlarına dahi bugünkü Kur’an-ı Kerim hakkında bir şey söylememişlerdir. Hatta sürekli bu Kur’an-ı Kerim’den deliller getirmişler ve kendi Şialarına, onu kıraat etmeleri doğrultusunda emir vermişlerdir.[6]


[1]Muhammed Bakır, Meclisi, Biharu’l Envar, c. 92, s. 97, (Tahran, Daru’l Kitabi’l İslamiye)  

[2] El- Beyan Tercümesi, c. 1, s. 346.

[3]  Faslu’l Hitap, s. 46.

[4]  Mebahisun Fi Ulumi’l Kur’an, s. 73.

[5]  Daha fazla bilgi edinmek için şu kaynaklara bakabilirsiniz:

a) Muhammed Hadi, Kur’an’ın Tarihi, s. 84-139.

b) Muhammed, Ramyar, Kur’an Tarihi, s. 407.  

[6] Daha fazla bilgi edinmek için şu kaynaklara bakabilirsiniz:

a) Muhammed Hadi, Ma’rifet, Ulum-i Kur’ani, s. 119.

b) Seyit Muhammed Bakır, Hücceti, Kur’an-ı Kerim’in Tarihinde Araştırma, s. 235.  

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*