Tevhit ve Gerçek Malikiyet

Kur’an’ın Huzurunda Birkaç Dakika (4)

Konu: Tevhit ve Gerçek Malikiyet

“Allah, kendisinden başka hiçbir ilâh olmayandır. Diridir, kayyumdur.  O’nu ne bir uyuklama tutabilir, ne de bir uyku. Göklerdeki her şey, yerdeki her şey O’nundur. İzni olmaksızın O’nun katında şefaatte bulunacak kimdir?  O, kulların önlerindekileri ve arkalarındakileri (yaptıklarını ve yapacaklarını) bilir. Onlar O’nun ilminden, kendisinin dilediği kadarından başka bir şey kavrayamazlar. O’nun kürsüsü, bütün gökleri ve yeri kaplayıp kuşatmıştır. (O, göklere, yere, bütün evrene hükmetmektedir.) Gökleri ve yeri koruyup gözetmek O’na güç gelmez. O, yücedir, büyüktür.”      Bakara:255

Kâinatta var olan her şeyin sahibi ve maliki Allah’tır. İnsanın sahipliği emanetten öteye geçmez. İnsanın sahipliği gerçek ve hakiki malik olan Allah tarafından kısıtlı ve geçici olarak verilmiştir. Buna göre Allah’ın dışında her şey onun mülkünün ve saltanatının bir parçasıdır. Öyleyse neden asıl saltanat sahibi bırakılıp insan kendi gibi veya ondan daha aşağı birine tapınsın?

Diğer varlıklar da bizim gibi yaratılış aleminde yaratanın rahmetiyle varlık alemine ayak basmış ve var olma şerefine nail olmuşlardı. Tabiatta var olan her şey onun belirlediği kanun ve kurallar çerçevesinde hareket eder. Keşke varlık gülü olan insan da Allah’ın gerçek mülkünü ve sahiplini kavrayıp yaratılış sisteminde mükemmel düzene kendini entegre edip ondan en iyi şekilde yararlanabilse.

İmam Musa Kazım (a.s) Buşr isminde bir adamın evinin önünden geçiyordu. Evden çalan müzik, içki ve eğlence sesleri sokaktan bile duyuluyordu. İmam çöp atmak için dışarı çıkan evin hizmetçisine bu evin sahibi kimdir? Allah’ın kulu mudur? Diye sordu. Hizmetçi hayır efen kul değil, hür bir insandır diye cevap verdi. İmam Musa Kazım (a.s) şöyle buyurdu: “Evet hür olduğu belli Allah’In kulu olmuş olsaydı bunca günahı işlemeye cesaret edemezdi.”

Hizmetçi içeri girince İmam Musa Kazım’ın sözlerini ev sahibine anlatınca birden kendine geldi ve kul olmaya karar verip tövbe etti.

Eğer her şey ondansa, onunsa ve onun içinse bunca hırs neden? Tamah neden? Cimrilik neden? Daha fazlaya ulaşmak için başkalarının hakkına geçmek neden?

“Yeryüzünde hiçbir canlı yoktur ki, rızkı Allah’a ait olmasın.” Hud:6

“Kendilerine rızık olarak verdiğimizden de Allah yolunda harcarlar.” Bakara:3

Peygamber (s.a.a) “Yarının rızkı için tasalanma her gelen gün rızkını beraberinden getirir.”

İmam Cafer Sadık (a.s) Ünvani Basri’ye şöyle buyurdu: Ey Ebu Abdullah! İlim okumakla elde edilmez. İlim bir nurdur. Allah Tebarek ve Teâlâ kullarından hidayet etmek istediği kişinin kalbine yerleştirir.  Eğer ilim öğrenmek istiyorsa ilk önce nefsinde kulluğun hakikatini ara. İlmi ona amel etmek için öğren. Allah’tan öğrendiğini kavrama başarısı iste o sana kavratır.

Ben ey efendim, dedim. Evet, Ebu Abdullah dedi. Ben ey İmam Cafer Sadık (a.s) kulluğun hakikati nedir, diye sordum. Üç şeydir diye buyurdu.

  1. Kul kendisini Allah’ın verdiği şeylerin sahibi bilmemelidir. Çünkü kulun malı olmaz. Malı Allah’ın malı görür ve Allah Teâla’nın emrettiği yerde harcar.
  2. Kul kendisi için bir hesap yapmaz.
  3. Bütün meşguliyeti Allah Teâla’nın ona emrettiği ve yasakladığı şeyler üzerinedir.  Olması gereken

Kul Allah’ın bahşettiği, şeylerde kendisini sahip olarak görmezse. Allah’ın emrettiği yolda infak edip harcaması kolaylaşır.

Kul nefsinin işlerini idarecisine bıraktığı zaman dünya musibetlerine ona kolaylaşır.

Kulun bütün meşguliyeti Allah Teala’nın emrettiği ve yasakladığı şeyler doğrultusunda olursa, insanlarla boş şeyler hususunda tartışmaya ve övünmeye girmez.

Allah bir kula bu üç şeyi bahşettiğinde dünya, Şeytan ve insanlardan gelen ona kolaylaşır. Dünyayı çokluk elde etme, böbürlenme aracı olarak istemez. Aynı şekilde insanlardan izzet ve yücelik beklemez. Neticede zamanını boş şeylere harcamaz.

İşte bu takvalı muttaki kulların ilk dereceleridir ki Allah Teala onlar için şöyle buyurmuştur: “İşte ahiret yurdu; biz onu, yeryüzünde yücelik ve bozgunculuk dilemeyenlere veririz ve sonuç, çekinenlerindir.” Kasas:83

Çorum Ehlibeyt Vakfı Araştırma ve Toplumu Aydınlatma Çalışma Grubu

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*