Cebrail’in Peygambere, Peygamberinde İmam Ali’ye Öğrettiği Dua

Abdullah b. Abbas şöyle nakletmiştir:

“Bir gün Hz. Ali (a.s) Peygamberin (s.a.a) huzuruna gelerek ondan bir şey istedi. Peygamber (s.a.a) ona şöyle buyurdu; “Ey Ali! Beni hak elçi olarak gönderene andolsun ki yanımda dünyalık olarak ne az ne de çok bir şey bulunmamakta ancak ben sana can dostum Cebrail’in bana getirdiği bir şeyi öğreteceğim. Cebrail onu getirdiğinde şöyle dedi;

“Ey Muhammed! Bu sana Allah Azze ve Celle’den gelen bir hediyedir ki onunla sana özel ikramda bulundu ve senden önce hiçbir peygambere onu vermedi. O hediye on dokuz kelimeden (cümleden) oluşmaktadır. Hangi bağrı yanık hangi darda ve zorda kalan hangi gamlı ve kederli hangi yangın ve hırsızlık tehlikesinde olan ve zalim yöneticiden korkan hangi kul onları söylerse Allah onu içinde bulunduğu durumdan kurtarır.”

“Bunların dördü İsrafil’in alnında yazılıdır, dört tanesi Mikail’in alnında yazılıdır, dört tanesi Arşın etrafında yazılıdır, dört tanesi Cebrail’in alnında yazılıdır ve üç tanesi de Allah’ın dilediği yerde yazılıdır.”

Bunun üzerine Ali b. Ebu Talip şöyle arz etti: Ey Allah’ın elçisi (s.a.a)! Onları nasıl okumamız ve onlarla nasıl dua etmemiz gerekmektedir?

Peygamber (s.a.a) buyurdu: “Şöyle dua et;

يَا عِمَادَ مَنْ لَا عِمَادَ لَهُ وَ يَا ذُخْرَ مَنْ لَا ذُخْرَ لَهُ وَ يَا سَنَدَ مَنْ لَا سَنَدَ لَهُ وَ يَا حِرْزَ مَنْ لَا حِرْزَ لَهُ وَ يَا غِيَاثَ مَنْ لَا غِيَاثَ لَهُ وَ يَا كَرِيمَ الْعَفْوِ وَ يَا حَسَنَ الْبَلَاءِ وَ يَا عَظِيمَ الرَّجَاءِ وَ يَا عَوْنَ الضُّعَفَاءِ وَ يَا مُنْقِذَ الْغَرْقَى وَ يَا مُنْجِيَ الْهَلْكَى يَا مُحْسِنُ يَا مُجْمِلُ يَا مُنْعِمُ يَا مُفْضِلُ أَنْتَ الَّذِي سَجَدَ لَكَ سَوَادُ اللَّيْلِ وَ نُورُ النَّهَارِ وَ ضَوْءُ الْقَمَرِ وَ شُعَاعُ الشَّمْسِ وَ دَوِيُّ الْمَاءِ وَ حَفِيفُ الشَّجَرِ يَا اللَّهُ يَا اللَّهُ يَا اللَّهُ أَنْتَ وَحْدَكَ لَا شَرِيكَ لَكَ ثُمَّ تَقُولُ اللَّهُمَّ افْعَلْ بِي كَذَا وَكَذَا فَإِنَّكَ لَا تَقُومُ مِنْ مَجْلِسِكَ حَتَّى تُسْتَجَابَ لَكَ إِنْ شَاءَ اللَّهُ- قال أحمد بن عبد الله قال أبو صالح لا تعلموا السفهاء ذلك.

Ya İmade men la imade leh, ya zuhre men la zuhre leh, ya senede men la senede leh, ya hirze men la hırze leh, ya gıyase men la gıyase leh. Ya Kerime’l af, ya Hasene’l bela, ya Azime’r reca, ya Avne’z zuefa, ya mungize’l garga, ya Munciye’l helka. Ya Muhsinu ya Mucmilu ya Mun’imu ya Mufzil. Entellezi secede leke sevadu’l leyl ve nuru’n nehari ve zav’ul gameri ve şuau’ş şemsi ve deviyyu’l mai ve hafifu’ş şecer. Ya Allah’u Ya Allah’u Ya Allah! Ente vahdeke la şerike lek.”

Tercümesi: “Ey dayanağı olmayanın dayanağı, ey güvencesi olmayanın güvencesi, ay sığınağı olmayanın sığınağı, ey koruyucusu olmayanın korucusu, ey yardımcısı olmayanın yardımcısı.

Ey bağışı kerimane olan, ey belası kula fayda sağlayan, ey yüce ümit sahibi, ey zayıfların yardımcısı, ey boğulanların kurtarıcısı, ey helak olanların felahı.

Ey İyi, ey Güzel, ey Nimet veren, ey Fazilet bahşeden! Senin azametin karşısında gecenin karanlığı, gündüzün nuru, ayın ışığı, güneşin şuası, suyun canlıları ve ağaçların kuşattıkları secdeye kapandılar. Ya Allah Ya Allah Ya Allah! Sen birsin, eşin-benzerin ve ortağın yoktur.”

Bu cümleleri söyledikten sonra Allah’ım şu şu hacetlerimi gider diye istekte bulun. Daha yerinden kalkmadan duaların kabul olur inşallah.”

Kaynak: El-Hisal c.2 s.510

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*