DİN GÜZEL AHLAKTIR, YUMUŞAK HUYLULUKTUR,  İNSANLARI HAKKA ÇAĞIRACAĞIZ DİYE HAKTAN UZAKLAŞTIRMAMALIYIZ.

Yakup b. Dehhak, İmam Cafer Sadık’ın (a.s) hizmetçilerinden ve Ehlibeyt dostlarından olan Serrac’ın şöyle anlattığını bildirmiştir:

“İmam Cafer Sadık (a.s) Hiyre’de olduğu bir sırada beni dostlarından bazılarıyla birlikte bir işi için bir yere gönderdi. Gittik ve gece vakti geri döndük. Yatağım konakladığımız evin avlusundaydı. Yorgun argın geldim ve kendimi yatağa attım. Öylece uzanmışken birden İmam Sadık’ı (a.s) karşımda gördüm.

(Sen bize gelmedin) biz sana geldik diye buyurdu.

Doğrulup oturdum, o da yatağımın üzerine oturdu. Beni gönderdiği işi ne yaptığımı sordu. Ben de durumu anlattım. Bunun üzerine Allah’a hamdetti. Sonra gittiğim yerde bulunan bir topluluğun adı geçti. Dedim ki: Sana kurban olayım. Artık biz onlarla ilişkimizi keseceğiz. Çünkü bizim düşündüğümüz gibi düşünmüyorlar.

Buyurdu: Ama onlar bizi veli edindiler, sırf sizin gibi düşünmüyorlar diye onlarla ilişkinizi kesecek misiniz?

Ben: Evet dedim.

İmam Sadık (as.) buyurdu: Bizde de öyle şeyler var ki sizde yok. Şimdi biz sizinle ilişkimizi kesmeli miyiz?

Kurban olayım hayır dedim.

Devamında buyurdu: Allah’ta olan bilgide bizde yoktur. Şimdi Allah bizi kenara mı atmalı?

Dedim ki: Hayır vallahi sana kurban olayım. Öyleyse ne yapmalıyız?

Buyurdu ki; Onları dost edinin ve onlarla ilişkinizi kesmeyin. Çünkü Müslümanlardan öyle kimseler vardır ki, onlarda imandan bir pay vardır. Bazısında iki pay, bazısında üç pay, bazısında dört pay, bazısında beş pay, bazısında altı pay ve bazısında yedin pay vardır.

Bu yüzden bir paya sahip olan kimseye iki paya sahip olanın yükü, iki paya sahip olana üç paya sahip olanın yükü, üş paya sahip olana dört paya sahip olanın yükü, dört paya sahip olana beş paya sahip olanın yükü, beş paya sahip olana altı paya sahip olanın yükü ve altı paya sahip olana da yedi paya sahip olanın yükü yüklenmemelidir.

Şimdi sana bir örnek vereceğim: Müslüman bir adamın Hristiyan bir komşusu vardı. Adam Hristiyan komşusunu İslam’a davet etti. İslam’ı ona çekici gösterdi sevdirdi. Adamda davete uyup Müslüman oldu. Şafak sökünce adamın kapısına gelerek kapıyı çaldı.

-Yeni Müslüman olan adam kim o deyince,

-Ben falanca komşunum dedi.

– Ne istiyorsun dedi.

– Abdest al, elbiseni giy namaza camiye gidelim dedi.

Adam abdestini aldı, elbisesini giydi ve birlikte namaza gittiler. Epey bir namaz kıldılar. Ardından da sabah namazını kıldılar. Ardından güneş doğuncaya kadar camide beklediler. Hristiyanlıktan yeni dönmüş taze Müslüman evine gitmek için ayağa kalktı.

Arkadaşı nereye gidiyorsun, günler kısadır, şunun şurasında öğle namazına ne kaldı bekle öğle namazını da kılalım dedi. Yeni Müslüman olan adam tekrar oturdu. (Öğle vakti girince namazı kıldılar.)

Sonra Öğle namazı ile ilkindi arası daha da kısadır, dedi. Böylece ilkindi namazını kılıncaya kadar da camide tuttu. Sonra adam kalkıp evine gitmek istedi.

Dedi ki artık günün sonuna geldik sayılır, başlangıcından daha kısadır. Derken akşam namazı içinde bekletti. Sonra adam bir daha evine gitmek istedi.

Dedi ki geriye bir tek namaz kaldı onu da kılalım sonra gideriz. Böylece adam yatsı namazına kadar bekledi sonra ayrıldılar.

Ertesi gün tekrar şafak vakti olunca, adam bir kez daha gidip komşusunun kapsını çaldı.

Yeni Müslüman olan adam kim o dedi.

O da ben falanca komşunum dedi.

Ne istiyorsun diye sordu.

Abdest al, elbisenin giy birlikte namaza gidelim dedi.

Yeni Müslüman olan adam dedi ki sen şu dinin için benden başka işi gücü olmayan birini bul. Ben yoksul bir adamın. Bakmak zorunda olduğum çoluk çocuğum var.

İmam Cafer Sadık (a.s) bu olayı anlattıktan sonra şöyle buyurdu: GÖRDÜĞÜN GİBİ (MÜSLÜMANIN YANLIŞ TUTUMU) ADAMI DİNE SOKMAK İSTERKEN ONDAN DAHA DA uzaklaştırdı.”

Kaynak: Usuli Kafi c.2 s.43 (Türkçe tercümelerde s.99.100.)

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*