Hamdullah Çelebi Hakkında Uydurma Senaryo

Aleviyim diyenler üzerinde toplum mimarları çalışıyorlar. Amaçlarını biliyoruz; Alevilere yön vererek denetim altına almak ve devletleştirmek. Bunun içinde ellerinden gelen yalanı, çarpıtmayı ve istismarı yapıyorlar. Aslında bunların tek hedeflerinin On iki imamların gerçek yolunu önlemek, engellemek olduğunu biliyoruz. Zaten bu yüzden ‘biz Anadolu Alevisiyiz, onlar şii’ tekerlemesini icat ettiler.

Bu yüzden  günümüzde artık İslam dışına çıkmış kültürel sentez şeklini almış dediğimiz  Bektaşilik ilkelerini Alevilik adı altında sunuyorlar.

Bu yüzden temelde tipik  Sünni tasavvufi bir tarikat olan Bektaşiliği Alevilikle harmanlayıp sunmak istiyorlar. Bu yüzden bizi konuşturmuyorlar, yok saymaya çalışıyorlar, bize karşı açılım üstüne açılım üretiyorlar. Planlarını sürekli bozuyoruz ama vazgeçmiyorlar, arsız ve pişkinler bizlerde inatçı azimli ve sabırlıyız bunları yeneceğiz eminiz.

Alevilik tarihinin yazıldığı, biçimlendirildiği dönemeçteyiz, yol ayrımındayız, gelecek nesillerin kaderlerinin yazıldığı çağı yaşıyoruz. Biz her şeye rağmen, her türlü engellemeye, ihanete, saflığa ve cehalete rağmen ilerliyoruz. Yaptığımız radikal çıkışlardır biliyoruz ancak bunu devrimci tavır olarak belirledik, devrim yıkılan şeyin büyüklüğü oranında ses çıkarır ve o oranda da zordur. Yıkarak ve yaparak ilerliyoruz. Bir yandan Hakkı söylüyor aşikar kılmaya çalışıyoruz diğer yandan da batılı teşhir ediyoruz, neden batıl olduğunu göstermeye çalışıyoruz. Masum ve mazlum bırakılmış aleviyim diyen insanımıza bizlerde yol göstermeye yön vermeye  çalışıyoruz, halkımızı Kuran ve Ehli-Beyt yönüne sevk etmeye çalışıyoruz.

Sözün özü hak ve batıl çatışarak ilerliyor, ne kadar yol yöntem bulursa bulsun hak ortaya çıkınca batıl sönüyor kayboluyor ama başka bir kimlikle yeniden ortaya çıkıyor. Onlar uyduruyor, yalan söylüyor, çarpıtıyor, tahrif ediyor biz de hakkı aşikar kılıp oyunlarını bozuyoruz. Yine böyle bir zorunlulukla karşı karşıyayız. Geçenlerde öldüğünü duyduk, toplum mimarlarındandı, resmi mi gönüllü mü bilmiyoruz ama aleviyim diyenleri Oniki İmam yolundan uzak tutmak için elinden geleni yaptı şahidiz.

Son kitabının ismini ‘İdamla Yargılanan Bir Alevi Dedesinin Savunması’ koymuştu. Bu yazarın adı Cemal Şenerdi. Gün oldu Türk-İslam sentezini Alevilikle yoğurmaya kalktı, gün oldu resmi düzenin ilkelerini aleviler üzerine musallat etmeye kalktı, gün oldu Oniki İmamların önüne Hacı Bektaş’ı ve Atatürk’ü geçirmeye kalkıştı. Bu uğurda da her türlü tahrifatı yaptı.

Son kitabında da Sünni Bektaşi çelebisini “Alevi dedesi” olarak pazarlamaya çalıştığını gördük. Bektaşi dedesini “Yiğit bir inanç abidesi!” olarak sunmaya çalışıyordu.

Son kitabında da öncekilerde olduğu gibi akıllara ziyan diyaloglar yalanlar ve çarpıtmalar olduğunu gördük. Bilindiği gibi 1826 yılında bazı siyasi sebeplerden dolayı padişah 2. Mahmut ‘Vakayi Hayriyye’ adıyla bilinen olayla yeniçeriliği ortadan kaldırmış ve onlarla bağları sebebiyle Bektaşilere de bazı darbeler vurmuştu. O yıla kadar Osmanlının en önemli üç tarikatından olan Bektaşiler bu olaydan sonra Osmanlı denetiminden çıkmış yeni bir yön arayışına girmişti. Bu süreçte Bektaşi dergâh postnişini olan Hamdullah Çelebi Amasya’ya sürgüne gönderilmişti.

İşte bu olayı fırsat bilen yazar Hamdullah çelebinin yargılanıp idama! Mahkûm edildiğini  söyleyip  yargılama esnasında ki sözlerini kitabına aktarmış. Sünni bir tarikatın Sünni çelebisinin bu yargılama sırasında söyledikleri ise inanılmazdı. Bu çarpıtmalara dayanamazdık ve teşhir etmeye karar verdik.

Bakın neler yazıyor çelebiye neler söyletiyordu;

“Aleviliğin inanç tarihi açısından Hamdullah çelebinin savunması önemli bir tarihsel belgedir!” (Sh:10)

“Kadı Hamdullah çelebiye her soru sorduğunda O’na kanı helal şeyh diye başlar”(sh:12)

İlk cevabında;

‘Efendim kadı hazretleri senin ehli sünnet vel cemaat dediğin mezhep sapkın ve bidattır, can korkusu olmadan doğruyu söylediğim tutanaklara geçirilmesini istiyorum. Mahkemenizin ve şu andaki devletinizin İslam diniyle yakından uzaktan ilginiz alakanız yoktur’(Sh:13)

‘Kadı hazretleri sizler Sünni ve surette Müslümansınız…Bizden hiç kimse bunlara Müslüman diyemez Sünni diyebiliriz…Ehli sünnet dini diye bir din yoktur, Sünnilik asla ve asla din ve mezhep değildir.’(sh:17-20)

Sanki mahkeme tutanaklarını elde etmişte yayınlıyormuş gibi hava yaratmasına karşın kitabında mahkeme tutanakları yoktu,kaynak olarak ‘İsmail Özmen-Yunus Koçak isimli yazarların’ Hamdullah çelebinin savunması (Bir İnanç Abidesinin Çileli Yaşamı)’ isimli kitabı gösteriyordu.

Bu kitaba da baktık  tabi olmayan mahkemenin olmayan tutanakları bu kitapta da yoktu. Yargılama aşaması da baştan tuhaf başlıyordu sanki kadı bugün mahkemelerde uyguladığımız CMUK’u uyguluyor önce sanıkların künyelerini sırasıyla tespit ediyor sonra aynı sırayla ifadeleri almaya başlıyordu .Oysa bu usulü biz Cumhuriyet döneminde İtalyan ceza yargılamasından alarak uygulamaya koymuştuk,tuhaf bir durumdu, biraz araştırdığımızda Yazar İsmail Özmen’in ‘Emekli Hakim’ olduğu bilgisine ulaştık. Şimdi her şey yerine oturuyordu zira bu tür bir senaryoyu ancak bir hukukçu yazabilirdi. İşin tuhafı bu kitabı 2007 de Kültür bakanlığı yayınlıyordu. Yazar, konu ve  AKP idaresindeki  kültür bakanlığı arasındaki ilişkide incelemeye değecek gariplikteydi. Sünniliği açıkça İslam dışı sayan bir kitabı Ak pli kültür bakanlığı yayınlamakta sakınca görmemişti,demek ki ortak noktada anlaşılmıştı, On iki imam yolu yayılmasın diye böyle garip ilişkiler ağı örülüyordu.

Emekli hakimin olmayan tutanaklara dayanarak yazdığı yargılamada varlığını ve post-nişin olmasını Osmanlıya borçlu olan ve o güne kadar Osmanlıyla en ufak bir çatışması yada çelişkisi olmayan Bektaşi postnişini Hamdullah çelebi ile kadı arasındaki diyaloglar senaryo kitapta özetle şöyle gelişiyor;

(Şeyh):-Bizden hiç kimse bunlara Müslüman diyemez! Sünni diyebiliriz.(Sh:100)

(Kadı):-Anlat şeyh efendi idamın kokusunu alıyorsun değil mi? Benzinde çok bozuk. Şeriatın kestiği yer acımaz.Kah kah gülüşürler.(sh:100 uydurma  senaryoda gülme efekti de unutulmamış! Aslında gülmeli mi ağlamalı mı bilmiyorum)

(Şeyh):-Kadı efendi hazretleri sen Sünni güruhuna İslam dememizi mi istiyorsun?..asla Müslüman diyemem.(Sh:101)

(Kadı):-Vay dinsiz vay, sen buraya hesap sormaya gelmedin, idam olmaya geldin.(sh:101)

Hamdullah çelebi (Daha doğrusu senaryoyu yazan emekli hakim belli bölümlerde İslami bilgisini de ortaya döküyor)

(Şeyh):-Efendim müftü hazretleri namaz kişinin kendisine ait bir ibadettir.Topluluğu ilgilendirmez,kişi isterse evinde kılar…..isterse kılmaz(Sh:102)

(Şeyh):-Efendim müftü hazretleri,camide omuzların sıklıkla birbirine dayanması şeytanın ileriye geçmesin diye sizi kandırmalarına inanmayın…o uygulama ….muaviye yezit veya emevi hükümdarlarından birisi mihrabda iken  bir kişi ileriye geçerek suikast yaparak yaralamasın,öldürmesin diye uyduruk bir tedbirdir.(sh:103)

(Şeyh):-Türkçe dua ettiğimiz doğrudur,Bazı Kuran’da okuduğumuz vardır.Kuran’ın dua olan kısımlarını okuruz…..Allah’a Kuranda geçen olayları anlatmanın ibadet olamayacağına inanıyoruz.(sh:104)

(Şeyh):-Kadın boşayan erkeği düşkün sayarız….Kadın boşamayı günah saymışız,(Sh:111)

Hakim senarist bu tür diyaloglar sonunda İdam hükmü verildiğini yazar ve yazdıklarının yani kitabın kaynağını da şöyle açıklar:

 ‘Yukarıdaki metin mahkeme katibi Mevlana İsmail efendinin tuttuğu zabıtların yıllar sonra Kırşehir askerlik şubesinde imhası için yapılan işlem sırasında şube reisi miralay Ahmet edip halim efendinin bu zabıtları yok etmeyip alıp sakladığı ve mirasçılarına bıraktığı, mirasçılarından Emekli kıdemli Astsubay çavuş Hasan Özdemir’e kaldığı, onunda 1965 yılında sayın yunus Koçak’a kelime kelime yazdırıp aktardığı ve diğer kaynaklardan da yararlanılarak yukarda ki metnin ortaya çıktığı sabittir.’

 Biraz karışık değil mi? Bektaşi işi bu öyle olması gerekiyor, mahkeme var, zabıtları biri yazıyor, yakılacağı sırada biri bunları alıp saklıyor mirasçılarına bırakıyor, son mirasçı bunların aslını yada fotokopisini vermek yerine  1965’te  Yunus Koçak’a satır satır yazdırıyor! O da yıllarca bekliyor ta ki emekli hakim İsmail Özmenle tanışıncaya kadar ve bunca yıl herkes bu sırları saklıyor yayınlamıyor!

İnandınız mı? Böyle bir kaynak aktarımını ciddiye alır mısınız?

Küçük bir ayrıntı daha veriyor senarist emekli hakim yazarımız! idama! mahkum edilen Hamdullah çelebi cezasının sürgüne çevrildiğini öğrendiğinde:

-Hiç istifini bozmadan yani idamdan kurtulduğunun sevincini çocuklar gibi sevinir bir hafiflik hareketi göstermeden, hiçbir şey olmamış gibi vakur ve ağırbaşlı bir şekilde kadı efendi bendeniz Hacı Bektaş kasabasındaki dergahıma dönebilir miyim veya mahkemeye devam ettirecek misiniz der.(sh:132)

 Bu arada kitabın diğer yazarının katkısını da öğrenmiş oluyoruz,yalan ortaya çıktığında emekli hakim senarist ‘Ne yapayım yalansa Yunus Koçak’ın yalanı diyebileceği bir şahıs var. Nede olsa emekli hakim minareyi çalarken kılıfını da hazırlamış oluyor.

 İŞİN DOĞRUSU ŞU;

Biz Osmanlının Sünni sufist tarikatını ve ilkelerini Alevi toplumundan uzaklaştırmak istiyoruz.Bu nedenle Sünni Bektaşi tarikatının ve bunun Sünni önderi çelebilerin Alevi! Önderi diye tanıtılmasına Bektaşi tarikat ilkelerinin masum ve mazlum Alevilere musallat olmasına izin vermeyeceğiz.Bu teorik mücadeleyi önemli çelişkilerden biri olarak görüyoruz.

 1826 vakayi Hayriye olayı adıyla anılan olaylar zinciri Bektaşilik için önemli kırılma noktalarındandır, Bektaşilerin Osmanlı denetiminden kopma eğilimine girdiği, akabinde sebatayist etkiyle İslam dışına doğru yolculuğa başladığı, bu süreçte Alevilere musallat oldukları alevi-bektaşi kavramlarının ittihatçılarında desteği ve gayretiyle birleştirildiği ve kısaca ‘Bektaşiliğin beş yüzü ‘ makalemde açıklamaya çalıştığım dönemeçlerden kırılma noktalarından birisidir..

 Hamdullah çelebi(ö.1243) 1826 olaylarından sonra sarayda din adamlarından oluşturulan bir kurulun görüşleriyle hazırlanan fermanla  Amasya’ya sürgüne gönderilmiştir bu bilgi hem fermanlarla hem de yazılı tarihi kaynaklarla sabit olduğu gibi Amasya’daki yaşamı da bilinmektedir.

Yani Bektaşilerle ilgili kararı sadrazam ve şeyhülislamdan başka Kadiri, Halveti, Sa’di, Mevlevi, Nakşibendi gibi tarikat şeyhleri sarayda toplanarak birlikte vermişler padişah 2. Mahmut’ta bu kararları gerekçe göstererek ferman yayınlamıştır.Yine Kadı Muhammed  tahirde yeniçeri ve Bektaşi katliamlarına  yönelik fetva yayınlamıştır.Bir çok Bektaşi dergahının yıkıldığı ,bazılarının idam edildiği doğrudur hatta belki de İstanbul’da yapılan toplantıda Hamdullah çelebinin de idamı veya sürgüne gönderilmesi tartışılmış da olabilir ancak Hamdullah çelebinin Kırşehir’de bir mahkemede günlerce yargılandığına dair bir belge ortada yoktur,dahası yargılandığına ilişkin bilgide yoktur.

Tabi böyle olunca yargılamaya yönelik  mahkeme tutanakları da ortada yoktur.

Yine böyle bir yargılamanın olduğuna dair belge ve bilgi de bugüne! kadar  yani emekli senarist hakimimizle Yunus Koçak tanışıncaya kadar da ortaya çıkmış değildir.

Hamdullah çelebinin soyundan Cemalettin çelebi yazdığı “müdafa” isimli eserinde böyle bir yargılamadan hiç söz etmez.Yine aynı soydan A Celalettin Ulusoyda

Alevi Bektaşi yolu’ isimli eserinde böyle bir yargılamadan ! hiç bahsetmez tam tersi Hamdullah çelebinin bu tür olaylara karışmayacak bir huyda olduğunu belirtir.

A Celalettin Ulusoy kitabında Mehmet Hamdullah çelebinin  1826 olaylarıyla kesinlikle ilgisi olmadığını, yaşı ve yaratılışının bu olaylara karışmasına uygun değildi’ der.

(sh:92)

Yine Çelebi soyundan yıllarca  milletvekilliği yapmış olan nesillerde ,bugün yaşayan ve önder kabul edilen Veliyettin Ulusoy da hiçbir eser yada konuşmasında bu yargılamadan bahsetmez.Düşünün bilmiyorlar mı? Korkudan mı susuyorlar? yoksa böyle bir olay hiç olmadığı için mi bahsetmemişler. Cevap basit; bilmemeleri mümkün değil, Osmanlı döneminde  olmuş! bu olay için bunca yıl korkmaları içinde sebep yok.

Osmanlı padişahı 2.Mahmut ; ‘Hamdullah çelebinin fesadı beldeye bais olduğundan Amasya’ya sürgün edilmesini’ şeyhülislam Muhammed Tahirin fetvasına dayanarak emrediyor ve emri yerine getiriliyor.

Hacı Bektaş’ı pir Bektaşiliği bağlandıkları en önemli tarikat kabul eden Yeniçeriliğin 1826 yılına kadar  Osmanlının önemli bir gücü olduğunu başlarda evlenmeleri yasaklanmış olan Müslüman olmayan devşirmelerden oluşturulduğunu sonraları ise herkesin bu orduya alındığını önemli bir güç odağı olduğunu bazen padişahların, sadrazamların  seçimlerinde de etkili olduklarını  biliyoruz.yeniçeriler ve Bektaşiler 1826 ya kadar birlikte yaşıyorlar.Yavuz selimin padişah seçilmesinde yardımcı olan yeniçeriler her türlü alevi katliamında da rol alıyorlar.Sünni Osmanlıyı ayakta tutan Yeniçeri ordusunu ve Sünni Bektaşi tarikatını  Alevilik sanmak, zannetmek akıl körlüğü anlamına geliyor.

Osmanlı 1826 olaylarından sonra Bektaşilere yine dost elini uzatıyor.

Sürgün  fermanında Bektaşi dergahının Nakşi  usulde yönetmeyi kabul eden Hamdullah çelebinin  küçük kardeşi Veliyettin (1772-1828) çelebiyi görevlendiriyor.Bu şahıs bir yıl sonra ölür.Hamdullah çelebinin oğlu yoktur, Veliyettin çelebinin ise 20 yaşlarında ali Celalettin ve 18 yaşlarında Feyzullah adında iki oğlu vardır. Ali Celalettin çelebiye (1808-1871)  1846 yılında Osmanlı tarafından yöneticilik beratı verilir.(sh:97)

Bunun ölümünden sonrada diğer kardeş Feyzullah çelebiye(1811-1878) postnişin  görevi bizzat Osmanlı padişahı abdül aziz tarafından verilen fermanla sağlanır.

Feyzullah çelebi öldüğünde iki oğlu kalmıştır ve önce Ahmet Cemalettin çelebi (1862-1921) postnişin olur onun ölümünden sonrada kardeşi veliyettin (1867-1940) çelebi postnişindir.

Padişah Abdülaziz ilişkileri yeniden geliştirmek için çaba harcıyor,2.Abdülhamit  Nakşi şeyhlerinden  Yusuf Ziyaettin ve müderris Mehmet nurinin ölümü üzerine Feyzullah efendiyi meşihat ve tevliyet görevine atayan bir beraat yayınlıyor,ondan  sonra da  benzer beratı Ahmet Cemallettin çelebi için yayınlıyor.(A.Celalettin Ulusoy, Alevi Bektaşi yolu sh:39)

Barışmak isteyen Osmanlı,çelebilerden vergi almıyor hatta ittihatçılar döneminde Bektaşiler yönetimde de yükseliyorlar ancak  yıkılış süreci girip Cumhuriyet ilan edilince bu çabalar sonuçsuz kalır artık hiçbir şey eskisi gibi değildir.

Bektaşi çelebileri Osmanlının kendilerine yönelik fermanlarıyla hep övünmüşler ve bağlılıklarını  her fırsatta dile getirmişlerdir.

Emekli hakim senarist İsmail Özmen kendi içinden gelen kurguya göre Hamdullah çelebiyi sanık sıfatında yargılatmış ve konuşturarak Sünnilik aleyhine laflar söyletmiş oysa aynı soydan Cemalettin çelebi 1915 te yazdığı ‘Müdafa’ isimli eserinde (Hamdullah çelebide dahil) ‘geçmişte ve şu anda var olan ÇELEBİLER Sünni mezhebe ve topluluğa Hazreti pir efendimizin(Hacı Bektaş) gittiği doğru yola bağlanmış ve onu izlemişlerdir. demektedir.

Emekli hakim Senarist yazarın 2007 de kurguladığı akla ziyan uydurmalarına  Hamdullah çelebinin soyundan Cemalettin çelebi sanki gelecekteki uydurmaları görmüş gibi  ta 1915 yılından yalanlama göndermiştir.

Bütün Bektaşi çelebileri Osmanlı padişahlarını övmüştür,bu konuda Cemalettin çelebi ‘Padişahın ayak tozuna yüzümü sürmeye geldim’ diye kitap yazacak kadar zirvededir.

Cemalettin çelebinin ölümünden sonra yerine geçen kardeşi Veliyüttin çelebide 17.07.1921 yılında ‘İleri’ gazetesine verdiği mülakatta benzer şeyleri tekrarlayarak şöyle der:

Bizde Alevilik Şiilik sorunu yoktur,Dört halife hazretlerine karşı beslenen,Ehli beyte karşı gösterilen dostluk dolayısıyla alevi adı verilmiştir…Anadoluda üç özel vakıf vardır Bayramiye, Celaliye, Bektaşiyye’

Temeli Sünni tasavufi bir tarikat olan ve bugün  sebatayist çabalarla İslam dışına çıkmış kültürel senteze dönüşmüş bulunan Bektaşiliği allayıp pullayıp Alevilik diye  Alevilikle  aynı şeylermiş gibi sunmaya çalışıyorlar.

Bununla da yetinmeyip Bektaşi önderlerini Alevi önderiymiş gibi sunuyorlar,bu da yetmiyor bu kişileri dik duruşlu,onurlu,ilkelerinden taviz vermeyen insanlar gibi takdim ediyorlar.Her iki yazarda Hamdullah çelebiden bir destansı! kişilik yaratmaya çalışmışlar ,oysa bu çelebide diğerleri gibi Osmanlıya ve tarikat çizgisine bağlı bir isim.

Hakkında senaryo üretilip hayali mahkeme tutanakları sunulan idamı göze alacak kadar dik duruş! Sergilediği uydurulan Hamdullah çelebi  sürgündeyken yazdığı dilekçesinde Osmanlı içişlerine şöyle yazıyor:

Hacı Bektaş veli hazretlerinin hankahın da post nişin iken vakayi hayriyye esnasında şeyhlik vazifesinden azl edilerek Amasyaya sürülmüş bulunmaktayım.Sürgünlüğüm 13 yılı aşmış bulunmaktadır. İçinde bulunduğum perişan durum Halep valisi Esad paşa tarafından da padişaha bildirilmiştir.Vatanı asliyem tarafına dönmem için izin çıkarılması… İmza Mehmet Hamdullah’ (Yılmaz soyyer19. yüzyılda Bektaşilik, B.O.A, İrade, Dahiliye, nr.1518)

Görüyorsunuz ki yargılandığından, idama mahkum edildiğinden Hamdullah çelebi bile bahsetmiyor,onunda  haberi yok.Uydurulan mahkemede idamı  ve ölümü göze  alan! Bektaşi çelebisi hiçte uydurulan kişilikte biri değil,perişan olmuş dönmek istiyor.

Emekli hakim senarist yazarımız kitabının son bölümlerinde Hamdullah çelebinin bazı kerametleri başlıklı bir bölüm açmış bir tanesini aktarıyorum:

-Biz cennet şarabı içiyoruz demiş,görmüşler ki şişedeki şarap şişeden çıkınca süzülmüş safi temiz oğul balı olmuş.Herkes hayretler içinde kalarak parmaklayarak balı yemişler parmaklarını ısırmışlar.(Sh:153) ZATEN ŞEYHLER UÇMAZ,MÜRİTLER UÇURURMUŞ,

Bizi en çok alevi! aydınların! mürit olup bu işe gönüllü olmaları üzüyor.Ama biliyoruz ki devrimciliğin mayasında üzülmekte, üzmekte var.

Belki bu dahi ilahi sınavın en önemli parçalarından birisidir. Biliyoruz ki hakkın aşikar kılınması, gündemde tutulması İmamı zaman Hz.Mehdi’nin zuhurunu da çabuklaştıracaktır, bu niyetle yazıyor, yaşıyoruz, tüm hüzünlere, ihanetlere  bu niyetle katlanıyoruz, katlanacağız yine biliyoruz ki sabır acı meyvesi tatlıdır ve bu yolda hiçbir şıkta kayıp yoktur

Teoman Şahin

Admin Ehlibeyt

Admin Ehlibeyt

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir