Kâinatın Efendisi Alemlere Rahmet Peygamberimiz Hz. Muhammed Mustafa (S.A.A) ve İmam Cafer Sadık’ın (A.S) Kutlu Doğum Gününde Enbiya ve İmamların Mirasçıları Olan Alimlere Düşen Görev ve Yükümlülükler

Kâinatın her bir zerresinin efendimizin adı ve yadıyla vecde geldiği şu kutlu doğum günlerinde o yüce şahsiyete layık olmak onun güzel, nurlu ve hak yolunu yaşamak ve yaşatmak için her bir varlığın içinde bulunduğu konumu ve durumu gözden geçirmesinin zorunluluğunu en derinden hissettiğimiz bu dönemde, dinin koruyucuları olan hakiki Rabbani alimlerin kendi durumlarını gözden geçirmelerinin zorunluluğu ve sorumluluk bilinci ve bilinci ne kadar yerine getirdiklerini gözlemlemeleri daha da elzemdir.

İslam dünyasının parlayan yıldızı, önderi iftiharı ve Muhammed’i ilmin hakiki mirasçısı olan İmam Cafer Sadık (a.s) alimlerin konumunu ve cihetini şu nurlu sözle belirliyor:

“Alimler Enbiyanın mirasçılarıdırlar. Enbiya dinar ve dirhemi miras bırakmazlar, onlar miras olarak hadis ve ilimlerini bırakırlar.” (el-Kâfi, c.1 s.32)

Şimdi sizlere mazlum ve ezilmiş halkların önderi,  günümüz Alevi Devletinin başı ve Alevi soydan gelenlerin iftihar kaynağı ve Enbiyanın mirasının hakiki taşıyıcısı olan Seyit Ali Hamanei’nin alimler ve sorumlulukları hakkındaki beyanatlarını sunuyoruz:

İslam Alimleri Müslümanların Kalelerinin Gözcüleridirler

Ben genellikle zihnimde canlandırırken din alimini ve İslam alimini kendi zihnimde bir kalenin gözcüsüne benzetiyorum, belli bir sayıda insanın yaşadığı bir kaleyi göz önünde bulundurun, düşmanlar bu kalenin etrafını çepeçevre kuşatmışlar, surları göğe çıkıyor, dış görünüşü mükemmel, kuleler çok yüksek, kulelerin üzerinde birçok gözcü var, ama Allah göstermesin kulelerin üzerindeki gözcüler yada en yüksek kuledeki gözcü uykuda kalırsa, uyuklarsa, sersemlerse, gözü zayıf ve uzağı göremezse, göz tembelliği olursa, korkak olursa, rahat düşkünü olursa, bakmazsa, sağı solu denetlemezse, saldırıya hazır düşmanları görmezse çok kolay bir şekilde düşman kendini kaleye ulaştırır, onu deler ve kalenin içine sızarak yağmalamaya ve talana başlar, ırza el uzatır, namusları götürür, paraları götürür ve o tepedeki gözcünün bundan haberi bile olmaz. Ben şöyle diyorum; İslam dünyası veya daha doğru bir tabirle İslam’ın hüküm ve yönetmelikleri o kaledir, bu kalenin etrafında kuleler var, bu kulelerin üzerinde de gözcüler bulunuyor, bu gözcüler İslam alimleridir. Bu gözcüler Kur’an’ın ellerinde ve dillerinde olduğu kişilerdir, asırlar boyunca bizler onları mezhebin yetkilisi ve temsilcileri olarak tanıdık, birçok hizmette de bulundular, büyük ve kayda değer birçok işte yaptılar. Biz kendi geçmişimize baktığımızda İslam’ın bu gözcülerini göz önünde bulundurduğumuzda, boynumuzu onların yaptığı hizmetlerin yükü karşısında eğik görüyoruz. İhtiyarımızda olan İslami maarifler, İslami hükümler, kuvvetli fıkıh ve İslam mirasından kalan bütün her şey onların sayesindedir. Ama günümüzde dünya başka bir dünyadır, günümüzde bu kulelerin her zamankinden daha bilinçli, daha zeki ve daha uyanık gözcülere ihtiyacı vardır, özellikle en tepedeki kuleye oturan kişinin, sorumluluğu daha büyük ve daha ağırdır.

İslam Toplumunun Uyanık Alimlere Olan İhtiyacı

Günümüzde İslam toplumunun bir an bile gaflete düşmeyecek olan alimlere ihtiyacı vardır, dünyayı iyi tanımalılar, İslam düşmanlarının planlarını iyi anlamalılar, düşmanın ne taraftan saldıracağını iyi bilmeliler. Eğer gözcü aynı bir kartal gibi kulenin üstünde durup etrafını kontrol etme yerine, nöbet yerine girip uyursa düşmanı göremeyecektir, eğer olduğu yerde gözünü kapatırsa düşmanı göremeyecektir, eğer bir an uyuklayıp kendinden geçerse düşmanı göremeyecektir, eğer düşmandan korkarsa onu görse bile onun karşısında direnç gösteremeyecektir, eğer düşmanla gizli ilişkiler kurarsa onu öldürmeyecektir, onu ve onun kötü kalbini parçalamayacaktır. Yukarıda duran kimse aynı hızla uçan bir kartal gibi, keskin ve uzak görüşlü gözlerle bütün İslam bölgesini görmelidir. Bilinçli olmalıdır, düşmanın hamle merkezini anlamalıdır, düşmana karşı koyma cesaretine sahip olmalıdır ve ta düşman uzaktan küçük bir harekette bulunsa onu kurşunlarının hedefine koymalıdır ve İslam kalesini savunmalıdır. Bu bilinçli bir alimin vazifesidir, bu, İslam toplumunun şiddetle ihtiyacı olduğu şeydir, bu, ölü bedene can ve ruh verecek olan şeydir. Eğer İslam ve Kur’an’ın böyle bir gözcüsü olursa düşmanın bir tane saldırısı bile başarılı olmayacaktır, düşman tarafından bir tane kurşun bile İslam kalesine ve İslam’ın gövdesine değmeyecektir. Alim budur, alimin vazifesi budur, alimin sorumluluğunda olan vazifesi budur. Ben ne zaman bir alimi gözümde canlandırsam bu gözcü aklıma geliyor. İhtiyarında olan istidlal, burhan, güçlü mantık ve ulvi düşünce kurşunlarıyla, yayı (silahı) elinde, gözleri sürekli etrafı kolaçan etmeli, her taraftan düşmanı gözetmeli, düşman İslam kalesine nereden saldırırsa onu yere sermeli ve ezmeli, saldırısını başarısız kılmalı, planlarını bozmalı. Emirü’l Müminin (a.s) alimlerin sorumluluklarını hatırlatıyor: “النَّاصِر وَ مَا أَخَذَ اللَّهُ عَلَى الْعُلَمَاءِ أَلَّا يُقَارُّوا عَلَى كِظَّةِ ظَالِمٍ وَ لَا سَغَبِ‏ مَظْلُومٍ” “Allah’ın alimlerden, zenginlerin tokluktan, fakirlerin ve mazlumların açlıktan yatamaz olmalarına göz yummamaları hususunda aldığı bir ahit var.”  (Alevi Devletinin Tüzüğü, s.77-79)

              Çeviri ve Derleme

              Özgür Arapoğlu

Çorum Ehlibeyt Vakfı Alevi Din Alimi

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*