Çok geçmeden biri güzel yüzlü, diğeri çirkin iki kişi gelip baş ucumda, sağ ve solumda oturdular.
Tepeden tırnağa vücudumun bütün azalarını koklayıp ellerindeki tomara bir şeyler yazdılar.
İrili ufaklı birtakım kutular getirip içine bir şeyler koydu ve ağzını mühürlediler.
Kalp, hayal gücü, göz, dil ve kulak gibi azaları defalarca kokladılar.
Sonra yekdiğerine bir şeyler fısıldadı, ellerindeki tomara bir şeyler ekledi ve getirdikleri kutulara yine bir şeyler koydular.
Pür dikkat kesilmiş ve titiz bir şekilde ifayı vazife ediyorlardı.
Uyanık olduğumu hissettirmemek için en küçük bir hareket bile etmemeye çalışıyordum…
Vasfı mümkün olmayan bir korku içindeydim.
Edimlerim ve kazandıklarım üzerindeki teftiş ve tetkikin ciddiyetinden, iyi ve kötü amellerimi kaydettiklerini ve o güzel yüzlü zatın, benim hayrımı istediğini anladım.
Çünkü fısıldamalarında güzel yüzlü zatın; “Tövbe etmiştir, falan iyi amel o çirkinliği gidermiş, ya da bakırı altına dönüştüren iksir gibi o çirkini güzel kılmıştır.” türünden mazeretlerle bazı çirkin amellerimin yazılmasına engel olduğu anlaşılıyordu.
Bu nedenle ben onu seviyordum.